Selâmün_aleyküm
  33 Mersin ve Mut Tanitim
 
MERSİN İLİ TANITIM
 
 

 
MERSİN İLİ TANITIM
GENEL BİLGİLER
Genel Bilgiler Yüzölçümü: 15.853 km² Nüfus: 1.667.939 (2011 Yılı Kaynak:Türkiye İstatistik Kurumu) İl Trafik No: 33 
 Türkiye’nin 81 ilinden 33 kod numarasıyla anılan, yüzölçümü yaklaşık 16.000 km2. ve 2011 yılı nüfus sayımına göre toplam 1.667.939 kişilik nüfusa sahip olan ve eski adı İÇEL olan MERSİN ili doğusunda Adana, batısında Antalya, kuzeyinde Niğde, Konya ve Karaman illeri, güneyinde ise Akdeniz ile çevrili olup, Taşlık Kilikya’nın tümünü ve Ovalık Kilikya’nın Berdan Çayı havzasını kaplar. Kuzeyden Toros dağlarının en yüksek tepelerine kadar uzanan yaylaları içine alıp, doğu Akdeniz boyunca güney batıya doğru uzanır. 
Dağlık alanlar kratase, eosen, miosen ve pliosen tortularından ibaret kireç taşı tabakalarından, ovalar ise IV.zamanda başlamış olan alüvyon birikmesiyle oluşmuştur. İldeki Toros Dağları genç dağlardır. Toroslar'ın Mersin bölümünde kalan kısmı Bolkar Dağları adını alır. Bolkarların en yüksek yeri 3524 metre ile Medetsiz Tepesi’dir. Orta Toroslar'ın geçit verebilen yeri Gülek Boğazıdır(1050 m.). İkinci önemli geçit ise Mut ilçesi yakınlarındaki Sertavul Geçidi’dir. İl’de birkaç set gölünden başka göl yoktur. Silifke’deki Akgöl, Keklik Gölü ve Paradeniz gölleri deniz bağlantılı olduklarından suları tuzlu olup, bol balık yaşamaktadır. 
 Bitki örtüsü genellikle Akdeniz iklimine uyum sağlayan maki’dir. Defne, Yabani Zeytin, Keçi Boynuzu, Mersin, Zakkum, Böğürtlen ve Kuşburnu’dur. 100-1000 m. arasında Meşe, 100-1200 m. arasında Kızılçam, 1500 m. Karaçam ve 2000 m. yüksekliklerde Sedir ve Ardıç Ağaçları yer alır. Turistik bir il olan MERSİN’E bağlı ilçeler şunlardır: Akdeniz, Anamur, Aydıncık, Bozyazı, Çamlıyayla, Gülnar, Erdemli, Mezitli, Mut, Silifke, Tarsus , Toroslar ve Yenişehir'dir. İlçeler 
.. Mersin’in akarsuları Deliçay, Efrenk Deresi (Müftü), Tece Deresi ile batıda Lamas çayı ile Mezitli çayından ibarettir. Anamur’da Dragon Çayı, Tarsus’ta Berdan Çayı, ve tarihe tanıklık etmiş olan Silifke’de Göksu Nehri ilin önemli akarsularındandır. İl, deniz-kum-güneş üçlemesinin dışına çıkarak, alternatif turizm çeşitlerini sunmaktadır. İnanç , Yayla, Trekking, Rafting, Yamaç paraşütü, Su sporları, Kayak, Dağcılık gibi. 
Dağlara çıkıldıkça farklı iklimler yaşanmakla beraber, kıyı şeridinde tipik Akdeniz iklimi hüküm sürer; yani yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlı geçer. İlin yaklaşık 108 km. uzunluğunda kumsal plajları vardır. Adana’dan 69 km.,Antalya’dan 487 km. ve Konya’dan 348 km. uzaklıkta olan 
Mersin merkezi yeni ve modern bir liman şehridir.Büyük kentlerle demiryolu ve karayollarıyla ulaşım yapılırken, yabancı limanlarla da gemi seferleriyle bağlantılıdır. Yıl boyunca Mersin ile Gazimagosa arasında düzenli feribot seferleri vardır. Mersin’in modern bir kent olması nedeniyle, turistler burada kalmakta ve Mersin’i Kapadokya, Güney doğu Anadolu Batı Akdeniz ve Kıbrısa, geçiş merkezi olarak seçmektedirler. Mersin, ticaret ve ekonomi alanlarında olduğu kadar turizmde de son yıllarda olumlu atılımlar yapmıştır. Nitekim “Kardeş Kent” sayısının artması Dünya Uluslarının Mersin’e olan yakın ilgilerini göstermektedir.
 Mersin Belediyesinin bağlı olduğu Dünya Kardeş Kentleri şunlardır: 1-ABD/Californiya-Santa Fee Springs (l965) 2-İTALYA/Rimini (1980) 3-Japonya/Kushimoto (1997) Mersin kentinin merkez sınırlarını, doğuda Tırmıl Tepe, Batıda Yumuktepe Höyükleri oluşturmaktadır. Bu Höyükler , Mersin kurulmadan çok önceleri Neolitik ve Kalkolitik dönemlerde, bu alanda yerleşimlerinin olduğunu kanıtlamaktadır. J.Garstang tarafından Yumuktepe’de yapılan kazılar sonucunda en yoğun yerleşimin Neolitik ve Kalkolitik dönemlerde olduğu ortaya çıksa da 
1993 yılında yeniden başlayan kazı çalışmaları , bu yerleşik düzenin Arap istilaları ve Bizans döneminde de devam ettiğini göstermiştir. Antik dönemde ise Mersin’in deniz kıyısında bir yerleşim yeri olduğunu gösteren veriler vardır. C. Texier Mersin’in antik Zephyrium Kenti olduğunu yazmaktadır. Halkevi civarındaki temel kazılarında ve Çavuşlu Mahallesinde ele geçen rastlantısal buluntular kentin tarihini Antik döneme kadar götürmektedir. Antik kente ait harabeler XIX.
nusretullh
 Yüzyılda Mersin’e gelen seyyahlar tarafından da gözlenmiştir. Ortaçağda Mersin hakkında pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Bu dönemde özellikle Tarsus’un önemli bir merkez olduğu bilinmektedir. Hıristiyanlığın hac kentlerinden biri olan bu kent, Müslüman Araplar ile Bizanslar arasında sık sık el değiştirmiştir. Anadolu Selçuklu Döneminde de varlığını sürdüren kentin yakınında “ Mersin “ isminde bir yerleşimden XIX. yüzyıl seyyahlarına gelene kadar bahsedilmemektedir. Mersin Yumuktepe ve Zephyrium yerleşmelerine rağmen, ancak 19. Yüzyıl ortalarında gelişme sürecine girmiş ve İçel İli’nin merkezi olmuştur. Kaynaklarda, Mersin adının Mersin oğulları aşiretinden veya yörede bol miktarda yetişen Mersin ağacından geldiği yazılmaktadır. 
 150 yıllık geçmişinde buralarda , farklı dinlere , kültürlere ve etnik topluluklara mensup insanların yaşaması, toplumsal kaynaşmanın gerçekleştiğini ve bunun devam ettiğini göstermektedir. 1886’ da Amerika, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya gibi bir çok ülkenin konsolosluklarının bulunduğu önemli bir liman kenti olmuştur.
 
 I. Dünya savaşından sonra Mersin’in sosyo-ekonomik yapısında önemli değişiklikler olmuş ve ekonomik dinamizmini kaybetmiştir. Mersin şimdi ikinci hızlı kentleşmesini yaşamaktadır. Modern limanı, Serbest bölgesi, Büyük Sanayi ve Ticari Kuruluşları ile hızla gelişmekte olan bir İl’dir. Çok sayıda Antik örenyerleri, denizi , Narenciye bahçeleri ile çevrili yeşil doğası ve kültürel etkinlikleri ile büyük bir kültür ve turizm potansiyeline sahiptir

. MERSİN'İN KRONOLOJİSİ
MERSİN İLİ HARİTA
 M.Ö. 8000-5500 Neolitik Dönem M.Ö. 5500-3000 Kalkolitik Dönem M.Ö. 3000-2000 İlk Tunç Çağı M.Ö. 2000-1700 Orta Tunç Çağı M.Ö. 1700-1200 Kizuvatna Krallığı M.Ö. 1200-612 Kue Krallığı M.Ö. 546-333 Pers Krallığı M.Ö. 301-101 Selevkoslar Dönemi M.Ö. 101- M.S.-395 Roma Dönemi M.S. 395-661 Bizans Dönemi M.S. 661 Muaviyenin Mersin'in bazı yörelerini ele geçirmesi. M.S. 685-960 Yörenin Bizans ve Araplar tarafından sık sık el değiştirmesi. M.S. 960 Bizanslıların yöreye egemen olması. 1082 Süleyman Şah'ın yöreye egemen olması. 1124 Ermenilerin Tarsus'u ele geçirmesi. 1224 Anadolu Selçukluları Dönemi. 1254 Karamanoğulları Dönemi. 1357 Silifkenin Karamanoğulları Beyliğinin eline geçmesi. 
1473 Gedik Ahmet Paşa'nın Silifke'yi Osmanlı topraklarına katması. 1516 Mersin ve Tarsus Yöresinin Osmanlı yönetimine katılması. 1852 Mısırlı İbrahim Paşa'nın Mersin yöresini ele geçirmesi 1859 Mersin yöresinin Osmanlı topraklarına katılması 17 Aralık 1918 Mersin'in, İngilizlerce işgali. 19 Aralık 1918 Tarsus'un, Fransızlarca işgali. 02 Ocak 1919 Mersin'in, Fransızlarca işgali 20 Temmuz 1920 Fransızlarla yapılan Bağlar Savaşı. 05 Ağustos 1920 Pozantı Kongresi. 20 Aralık 1921 Ankara Antlaşması (Çukurova'nın işgalciler tarafından boşaltılması.) 27 Aralık 1921 Tarsus'un düşman işgalinden kurtuluşu. 03 Ocak 1922 Mersin'in düşman işgalinden kurtuluşu. 17 Mart 1923 Atatürk'ün Mersin'i ziyareti 1924 Mersin'in Vilayet oluşu. 1933 Mersin' in ,İçel'in Vilayet Merkezi olan Silifke ile birleştirilmesi ve İl oluşu. 2002 İçel adının Mersin olarak değiştirilmesi. 2008 06.03.2008 tarihli 5747 sayılı kanunla Akdenzi, Mezitli, Toroslar ve Yenişehir ilçeleri kurulmuştur.
 MERSİN İLİ COĞRAFYA
 Mersin ili 36-37° kuzey enlemleri ve 33-35° doğu boylamları arasında bulunmaktadır. İlin kara sınırı 608 km, deniz sınırı 321 km olup, yüzölçümü 15.953 km2’dir. Mersin ilinin büyük bir kısmını oldukça yüksek, engebeli ve kayalık Batı ve Orta Toros Dağları oluşturmaktadır. Ovalık ve hafif eğimli alanlar ise bu dağların denize doğru uzandığı il merkezi, Tarsus, Silifke gibi alanlarda gelişmiştir. Bunun dışında kalan düzlük veya hafif eğimli alanlar, kuzeyde dağların arasında veya yüksek kesimlerinde görülmektedir. 
 Dağlar: Orta Toros dağları Mersin ilini İç Anadolu Bölgesinden ayırmaktadır. Mersin il sınırları içinde kalan en yüksek kesim Bolkar Dağları’ndaki Medetsiz Tepesi’dir (3585 m.). Kuzeydoğudan, kuzeybatıya ve güneye doğru yükseklikler azalmaktadır. Bolkar Dağları’ndan batıya doğru, Kümpet Dağı (2473 m.), Elmadağı (2160 m.), Alamusa Dağı (2013 m.), Büyük Eğri Dağı (2025 m.), Kızıldağ (2260 m.), Naldöken Dağı (1754 m.), Kabaklı Dağı (l675 m.) önemli yükseltilerdir. Ayrıca Karaziyaret Dağı, Tol Dağı, Sunturas Dağı, Balkalesi, Ayvagediği, Makam Tepesi ve Kaşkaya Tepesi güneye doğru uzanan diğer önemli yükseklikleridir. 
Mersin’i kuzeydoğudan Gülek Boğazı (1050 m) ile ve kuzeybatıdan Sertavul Geçidi (1610 m) İç Anadolu'ya bağlamaktadır. Yaylalar: Toros Dağları’nın üst kısımlarında akarsuların, derelerin, atmosferik koşulların ve bölgede bulunan fayların etkisiyle çeşitli düzlükler oluşmuştur. Bu düzlüklerin yüksekliği 700-1500 m. arasında değişmektedir. Belli başlı yaylalık alanlar; Mersin: Aslanköy, Gözne, Fındıkpınarı, Soğucak, Bekiralanı, Mihrican, Ayvagediği ve Güzelyayla Tarsus: Namrun (Çamlıyayla), Gülek ve Sebil; Erdemli: Sorgun, Küçük Sorgun, Toros, Küçükfındıklı ve Güzeloluk; Silifke: Balandız, Uzuncaburç, Gökbelen ve Kırobası; Anamur: Abanoz, Kaş ve Beşoluk; Bozyazı: Elmagözü ve Kozağaç; 
Gülnar: Bardat, Tersakan ve Bolyaran; Mut: Kozlar, Çivi, Dağpazarı, Söğütözü ve Sertavul Yaylası’dır. Ovalar: Mersin ve çevresinde yer alan ovaların büyük bir kısmı Toros Dağları’nın güney eteklerinde akarsular tarafından ve yamaç eğimine bağlı olarak taşınan tortularca oluşturulmuştur. Tarıma oldukça elverişli olan bu alanlar, Mersin-Adana sınırından başlayıp Silifke’ye kadar, dağlara paralel, şerit şeklinde uzanmaktadır. Bunlar yerleşim alanlarına bağlı olarak; Yenice, Tarsus Mersin, Erdemli ve Silifke Ovaları olarak adlandırılmaktadır.
 Ülkemizin en mümbit ovalarından olan Çukurova’nın batı uzantısı İlimizdedir. Bunların dışında yine dağların eteklerinde Aydıncık, Anamur ve Bozyazı ovaları gibi birbirinden ayrı küçük düzlüklerde gelişmiştir. Dağların arasında Mut ilçesi çevresinde yer alan düzlük alanlar Göksu Irmağı’nın etkisiyle gelişmiştir. Akarsular: Mersin ilinin en büyük iki akarsuyu Göksu Irmağı ve Tarsus (Berdan) Çayı’dır. Bunun dışında Akdeniz’e dökülen çok sayıda irili ufaklı çay ve dere yer almaktadır. Bunlardan bazıları; Mersin’de: Mezitli Deresi, Tece Deresi, Müftü (Efrenk) Deresi, Deliçay Deresi; Anamur’da: Anamur Çayı, Sultan Çayı, Melleç Deresi; Aydıncık’da: Menekşe, Gözsüzce Deresi; Bozyazı’da: Siniçay Deresi, 
Aksaz Deresi; Erdemli’de: Alata Çayı, Lamas Çayı’dır. Göller: Mersin ilinde yer alan doğal göller; Silifke’de: Akgöl, Keklik Gölü, Paradeniz Gölü; Gülnar’da: Aygır Göl, Kamışlı Göl, Uzun Göldür. Bunlara ek olarak, yörede Gezende ve Berdan Baraj gölleri ve çok sayıda sulama amaçlı yapılmış göletler bulunmaktadır. Kıyılar: Mersin ilinde yerleşim genelde Mersin körfezi çevresinde gelişmiştir. Burası doğuda Karataş burnundan başlayarak batıda İncekum burnuna kadar uzanır . Arada kalan kısımlarda, kayaç türlerine ve akarsulara bağlı olarak çok sayıda irili ufaklı koy gelişmiştir. 
 YER ALTI KAYNAKLARI
 Mersin ili ve çevresinde yüzeylenen önemli maden cevheri oluşum alanları ve yüzeylendikleri alanlar şöyledir: Mersin: Kromit (Musalı), kireçtaşı, çimento hammaddesi Arslanköy: kireçtaşı, dolomit Tarsus: Linyit, demir, manyezit Erdemli: Krom Silifke: Barit, demir, dolomit, linyit, kireçtaşı Mut: Linyit, kireçtaşı Gülnar: Demir, dolomit; Aydıncık: Dolomit, kuvarsit Anamur: Barit, bakır-kurşun-çinko, demir-fosfat Kireçtaşı ve marn çimento sanayinde, dolomit ve kuvarsit cam sanayinde hammadde olarak, kireçtaşları yol yapımında agrega malzemesi olarak, kıyı yapılarının inşaatında dolgu malzemesi olarak, istinat duvarları ve çeşitli sanat yapılarında yapı taşı olarak kullanılmaktadır. MERSİN İLİ İKLİM İKLİM
 Mersin ili ve çevresinde yaygın olarak tipik Akdeniz ikliminin etkisi görülür. Yazları kurak ve sıcak, kışlar ise ılık ve yağışlıdır. Ortalama yağış miktarı 1930-2001 yılları arası dönemde 603 mm olarak hesaplanmıştır. Son 30 yıllık döneme bakıldığında yıllık ortalama yağış 450-736 mm arasında değişmektedir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün yağış gözlem istasyonu verileri, dağlık kesimlerde yağışların daha yüksek olduğunu göstermektedir. Yıllık ortalama sıcaklık 18,7 C°’dir. Yıl içinde sıcaklığın en düşük olduğu aylar Ocak ve Şubat; en yüksek olduğu aylar ise Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Kıyı bölgelerinde hakim rüzgar yönü güneybatı-batıdır. Kent içinde yıllık ortalama rüzgar hızı 2,1 m/s olarak ölçülmüştür. Nispi nem oranı son 30 yıllık dönemde ortalama % 64,1 olup, yıl içinde birbirlerine yakın değerler sunmakta, % 60,0 - % 66,6 arasında değişmektedir. Yıllık ortalama kapalı günlerin sayısı 40,7 gün olarak gerçekleşen bölgede, deniz suyunun ortalama sıcaklığı 20,8° olarak ölçülmüştür. 
MERSİN İLİ GEZİLECEK YERLERİ MERSİN 
 Mustafa Erim Mersin Kent Tarihi Müzesi Taçucu Arslan Eyce Amphora Müzesi Nusrat Mayın Gemisi Müzeler ve Örenyerleri Camiler, Kiliseler Mağaralar Yat Limanları Yaylalar Kuş Gözlem Alanı Sportif Etkinlikler Anıtlar, Meydanlar Bedestenler Çeşmeler Kaleler ve Hisarlar Anıt Ağaçlar Orman Kampları Plajlar Sanat, Kültür ve Eğlence

İÇEL
MERSİN İLİ MUT İLÇESİ
MUT İLÇE TANITIM

 
MUT İLÇE TARİH
 Yukarıda da belirttiğimiz gibi Mut M.Ö. 2000 yıllarında ilk yerleşimlerin başladığı tahmin edilen bir ilçedir. Dağlık ve ovalık Kilikya olarak iki bölüme ayrılan Kilikya'nın Dağlık bölümünde, tarihte çok önemli olaylara sahne olmuş Sertavul geçidinin hemen güney ağzında kurulmuştur.
Bir süre Venedikli ve Kilikyalı korsanlar tarafından elden ele geçtiği, sonrasında Roma hükümetince burada uzun süreli bir hakimiyet sağlandığı söylenir. Mut ve çevresindeki Toros Dağlarının M.S. 700-800 yıllarından itibaren Orta Asyadan kopup gelen Yörük boylarına da ev sahipliği yaptığı bildirilir. Ancak bu yıllardan sonra bölgede kurulan ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki çoğu ili de kapsayacak şekilde hakimiyetini sürdüren
Kilikya Ermeni Prensliğinin de 1375 yılına kadar varlığını devam ettirdiği bilinmektedir. Hâtta Toros Dağlarının adının bu prensliğin başında bulunan Thoros isimli prenslerden geldiği de ileri sürülür. Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat zamanında Karamanoğulları beyliğinin kurucusu olan Nur-e Sofi hazretleri, bölgeden Ermenileri 1228 yılında kovarak Ermenek, Mut, Gülnar ve daha sonra da Silifkeyi hakimiyeti altına almıştır.
 Bölgenin Karamanoğlu beyliğinin eline geçmesinden sonra, Karamanoğulları Mut ve çevresini mamur etmişlerdir. Karamanoğlu Mesut bey zamanında Mut, 5 sene Beyliğe başkentlik yapmıştır. La'al Paşa Camii, Kızılminare ve bazı başka yapıların Karamanoğulları zamanında yapıldığı bilinmektedir. 1483 yılı yazında Kasım Bey yanında üç oğlu, otuz yiğit beyi ile Kestel (Dağpazarı) yaylasına gelir. Koyunlar kesilir, kavurmalar, pilavlar,
helvalar pişirilir, şerbetler ezilir. Bu ziyafet sırasında Hocantı oğlu zehiri gizlice şerbete katar. Şerbeti içenler Kasım Bey' le beraber otuz dört kişi birden ölürler. (1483) Kasım Bey'den sonra Karamanlılar' ın bazı çırpınışları oldu ise de devlet olabilme özelliği taşımıyor. 1502 Yılından sonra Karamanlılar' ın topluca doğuya (İran'a) göçmeleriyle Karaman toprakları da tamamen Osmanlılar eline geçer.
 MUT İLÇE COĞRAFYA
 İlçe doğu'dan Silifke, batı’dan Ermenek, güney’den Gülnar ve kuzey’den Karaman İli ile çevrilidir. Mut, ilin kuzey batısında Mersin’e 165 km. uzaklıkta Iç Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan Mersin-Konya karayolu üzerinde kurulmuştur. Mut'un yüzölçümü 2554 kilometrekaredir. Denizden yüksekliği 300 m.dir. Denizden yüksekliği 200-2000 m. arasında değişen ilçe arazisinin batı kesimi Göksu ırmağının kolları olan akarsu ve dereler tarafından parçalanmıştır. Bu engebelerden başka ilçenin kuzeyinde Karaman sınırını meydana getiren orta Toroslar yükselir. Burada İç Anadolu’ya geçit veren ve denizden yüksekliği 1610 m. olan Sartavul (Sertavul) geçidi vardır. İlçenin kuzeyindeki orta Toroslar'a bağlı dağlar engebelidir. Bu dağlık alan Hadim Göksuyu ve Ermenek Göksuyu ile yer yer derin vadiler şeklinde parçalanmıştır.
Bu iki çay Mut yakınlarında Suçatı köyümüzde birleşerek Göksu nehrini oluştururlar Şehir güneye doğru 700-800 m. kuzey ve batıya doğru 1500-2000 m. yükselen dağlar arasında bir çanak ortasına benzer. Başlıca yükseklikleri : Yerlikaya, Mahvaç (1390), Yaylacık, Kızıldağ (2260), Akoluk, Avlağıdağı (1889), Karga ve Adras, (1421) Kestel (1813 ), bunun güneyinde haritalarda Sivri dağ adıyla gösterilen daha çetin, engebeli Meleştiren dağı (1665), bunun doğusunda kuzeyi Karıcıklar beli ciheti geniş çam, katran ve köknar ormanlarıyla kaplı, güneyi daha ziyade ardıçlık olanı, üzerinde iyi ot yetişen, yaylaları bulunan, eteğinde Mut şehrinin yaylası kurulmuş bulunan Kozlar (1450), bazı yerleri sert şekilli Büyük Eğre dağı (2025), bunun doğusunda Gez Beli'nden ötede aynı durumda Küçük Eğre dağı (1926) bulunur. Toroslar’dan Göksu'ya doğru uzanan bu geniş kabarıklar arasında uzanan vadiler ve buna yakın etekler tarım bakımından, yerleşme. bakımından enteresandır.
Burada nüfus gruplaşmasını sağlamış olan iki vadi görülür. Pirinç suyunun yukarısında Dağpazarı köyü vardır. Henüz çetin engebeli olmayan, tabanları bazen düz, birçok suları bir toplanma (kollektör) durumunda olan burada pek sarp Kestel kapızına girmeden önce birleşirler. Bunlardan her birisi içinde bulunan bir köyün adını almıştır: Kavaközü, Navdalıözü, İmrenözü, Çiviözü bunlardan başlıcalarıdır. Buraları yüksektir 1250 ile 1500 metre civarındadır. Grubun diğeri de Mut’un doğusunda Kurt Suyu’nun baş taraflarını bir nevi toplanma havzasını oluşturur. Buralara da Sarıkavak köyü veya sadece Dere köyleri denir. Bu taraf Dağpazarı köylerine göre daha engebeli ve daha az yüksektir (1000-1250) . Bu engebeli kısımlar yer yer ormanlıktır. 
MUT İLÇE NÜFUS
 İlçenin nüfusu, 2000 genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam 74.373'dür. Bu nüfusun 36.482'si ilçe merkezinde, 37.891'i köylerde yaşamaktadır.
 MUT İLÇE ULAŞIM
 İLÇEMİZ MERSİN İLİNE 160 KM UZAKLIKTA OLUP, SİLİFKE İLÇESİNE VE KARAMAN İLİNE 75 KM UZAKLIKTADIR.
KARACAOĞLAN İLE KARACAKIZ
 1606' doğduğu, 1679'da ya da 1689'da öldüğü sanılmaktadır. Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur. Bugüne değin yapılan inceleme ve araştırmalara göre 17.yy'da yaşamıştır. Nereli olduğu üstüne değişik görüşler öne sürülmüştür. Bazıları Kozan Dağı yakınındaki Bahçe ilçesinin Varsak (Farsak) köyünde doğduğunu söylerler. Gaziantep'in Barak Türkmenleri de, Kilis'in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenleri de onu kendi aşiretlerinden sayarlar. Bir başka söylentiye göre Kozan'a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyündendir. Batı Anadolu'da yaşayan Karakeçili aşireti onu kendinden sayar. Mersin'in Silifke, Mut, Gülnar ilçelerinin köylerinde, o yöreden olduğu ileri sürülür. Bir menkıbeye göre de Belgradlı olduğu söylenir. Bu kaynaklardan ve şiirlerinden edinilen bilgilerden çıkarılan, onun Çukurova'da doğup, yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşadığıdır. Adı bazı kaynaklarda Simayil, kendi şiirlerinden bazısında ise Halil ve Hasan olarak geçer.
 Akşehirli Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Karacaoğlan yetim büyüdü. Çirkin bir kızla evlendirilmek, babası gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda Çukurova'da derebeyi olan Kazanoğulları ile arasının açılması sonucu genç yaşta gurbete çıktı. İki kız kardeşini de yanında götürdüğünü, Bursa'ya, hatta İstanbul'a gittiğini belirten şiirleri vardır. Yine bu şiirlerinden anlaşıldığına göre, Bursa'da ev bark sahibi oldu, evlat acısı gördü. Anadolu'nun çeşitli illerini gezdiği, Rumeli'ye geçtiği, Mısır ve Trablus'a gittiği de sanılıyor. Yaşamının büyük bir bölümünü Çukurova, Maraş, Gaziantep yörelerinde geçirdi. Doğum yeri gibi, ölüm yeri de kesin olarak bilinmemektedir. Şiirlerinden, çok uzun yaşadığı anlaşılmaktadır. Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Maraş'taki Cezel Yaylası'nda doksan altı yaşında ölmüştür. En son bulgulara göre ise mezarının Mut ilçesinin Karacaoğlan (Çukur) köyündeki Karacaoğlan Tepesinde yeralmaktadır. Karacaoğlan Osmanlı Devleti'nin iktisadi bunalımlar ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir çağda yaşamıştır. Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı, yurt edindiği doğa oluşturur. 
Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavurdağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri, onun kişiliği ile birleşerek âşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş getirir. Anadolu halkının 17.yy'da çektiği acılar, göçebe yaşantısının yoklukları, çileleri, çaresizlikleri, şiirinde yer almaz. Şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi, ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır. Duygulanışlarını gerçekçi biçimde dile getirir. Düşündüklerini açık, anlaşılır bir dille ortaya koyar. Acı, ayrılık, ölüm temalarını işlediği şiirlerinde de bu özelliği göze çarpar. Düşten çok gerçeğe yaslanır. Çıkış noktası yaşanmışlıktır. Ona göre, kişi yaşadığı sürece yaşamdan alabileceklerini almalı, gönlünü dilediğince eğlendirmelidir. Yaşama sevincinin kaynağı güzele, sevgiliye ve doğaya olan tutkunluğudur. Güzelleri, yiğitleri över, dert ortağı bildiği dağlara seslenir.
 Lirik söyleyişinin özünde, halkının duyuş ve düşünüş özellikleri görülür. Göçebe yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan doğa, onun şirinin başlıca temalarından biridir. Yaşadığı, gezip gördüğü yörelerin doğasını görkemli bir biçimde dile getirir. Dost, kardeş bildiği, sevgilisiyle eş gördüğü, iç içe yaşadığı bu doğa, onun için sadece bir mekan olmaktan ötedir. Şiirinin başka önemli bir teması olan aşkın varoluşu, doğadaki benzetmelerle güzelleşir. Onunla yaşanan sevinç, onun getirdiği acı doğa ile paylaşılır. Sevgili, şiirinde doğanın ayrılmaz bir parçasıdır. Şiirlerinde yer yer sıla özlemi ve ölüm temasına da rastlanır. Sevdiğinden, ilinden, obasından ayrı düşüşü özlemle dile getirir, yakınır. Ölüm de, ayrılık ve yoksullukla eş tuttuğu bir derttir. Doğa temasının yanı sıra şirinin asıl odak noktasını oluşturan aşk/sevgili kavramını, âşık şiirinin geleneksel kalıpları dışında bir söyleyişle ele alır. Onun için sevgili, düşlenen, bin bir hayal ile var edilen, ulaşılmazlığın umutsuzluğuyla adına türküler yakılan bir varlık değildir; doğa ve insan ilişkileri içindedir. Onu, yaşamdan ve bu ilişkilerden soyutlamadan verir. İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Anşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice...Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında su doldururken, kimine helkeleri omuzunda suya giderken, kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur. Gönlü bir güzel ile eylenmez, bir kişiye bağlanmaz. Uçarılık, onun duygu dünyasının şiirsel söyleyişine yansıyan en belirgin yanıdır. Erotizm, şiirine sevmek ve sevişmek olgusuyla yansır. Kanlı-canlı sevgili, cinsellik motifleriyle daha da belirginleşir, şiirinde etkileyici bir biçimde yer eder.
 Onun sevgiye ve kadına bakış açısı, âşık şiirine yenilik getirir ve bu gelenek içinde etkileyici bir özellik taşır. Tanrı kavramı ve din teması şiirinde önemlice bir yer tutmasa bile, bu konudaki yaklaşımıyla da kendi şiir geleneğine yine değişik bir bakış açısı getirmiş ve sonraki kuşaklar üzerinde etkileyici yönlendirici olmuştur. Karacaoğlan yaşadığı çağda yetişmiş başka saz şairlerinin tersine, dil ve ölçü bakımından Divan Edebiyatı'nın etkisinden uzak kalmıştır. Güneydoğu Anadolu insanının o çağdaki günlük konuşma diliyle yazmıştır. Kullandığı Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı azdır. Yöresel sözcükleri ise yoğun bir biçimde kullanır. Deyimler ve benzetmelerle halk şiirinde kendine özgü bir şiir evreni kurmuştur. Bu da onun şiirine ayrı bir renk katar. Bu sözcüklerin bir çoğunu halk dilinde yaşayan biçimiyle, söylenişlerini bozarak ya da anlamlarını değiştirerek kullanır. Karacaoğlan, halk şiirinin geleneksel yarım uyak düzenini ve yer yer de redifi kullanmıştır. Hece ölçüsünün 11'li (6+5) ve 8'li (4+4) kalıplarıyla yazmıştır. Bazı şiirlerinde ölçü uygunluğunu sağlamak için hece düşmelerine başvurduğu da görülür. Mecaz ve mazmûnlara çokca başvurması, söyleyişini etkili kılan önemli öğelerdir. Şiirsel söyleyişinin önemli bir özelliği de, halk şiiri türü olan mani söylemeye yakın oluşudur. Koşmalar, semailer, varsağılar ve türküler şiirleri arasında önemlice yer tutar. Bunların her birinde açık, anlaşılır bir biçimde, içli ve özlü bir söyleyiş birliği kurmuştur. Pir Sultan Abdal, Âşık Garip, Köroğlu, Öksüz Dede, Kul Mehmet'ten etkilenmiş, şiirleriyle Âşık Ömer, Âşık Hasan, Âşık İsmail, Katibî, Kuloğlu, Gevheri gibi çağdaşı şairleri olduğu kadar 18.yy ve şairlerinden Dadaloğlu, Gündeşlioğlu, Beyoğlu, Deliboran'ı, 19.yy şairlerinden de Bayburtlu Zihni, Dertli, Seyranî, Zileli Talibî, Ruhsatî, Şem'î ve Yeşilabdal'ı etkilemiştir. Daha sonra da gerek Meşrutiyet, gerek Cumhuriyet dönemlerinde, halk edebiyatı geleneğinden yararlanan şairlerden R.T. Bölükbaşı, F.N. Çamlıbel, K.B. Çağlar, A.K. Tecer ve C. Külebi, Karacaoğlan'dan esinlenmişlerdir. Şiirleri 1920'den beri araştırılan, derlenip yayımlanan Karacaoğlan'ın bugüne değin, yazılı kaynaklara beş yüzün üzerinde şiiri geçmiştir. Karacaoğlan ile Karacakız Efsanesi Mut’a bağlı Karacaoğlan (Çukur) köyü ile Dere köyü arasında Karacaoğlan ile Karacakız tepesi diye bilinen iki tepe vardır. Yörede tepelerin bu adı almasıyla ilgili aşağıdaki efsane anlatılmaktadır: Gezgin bir yaşam sürdürmüş olan Karacaoğlan, birgün Mut’un Karacaoğlan (Çukur) köyüne gelir. Burada sazı ve sözüyle herkesin sevgi ve saygısını kazanır, daha sonra bu köyden ayrılıp Elif adlı güzel bir kızın obasına geçer. Yörede Karacakız adıyla tanınan Elif, oba beyinin kızıdır. Karacaoğlan, Karacakız’ı ilk gördüğünde ona aşık olur ve bir türlü obadan ayrılamaz, Karacakız da Karacaoğlan’a tutulmuştur. Oba beyi, Karacaoğlan’ın yanık söyleyişinden, kederli görünüşünden onda bir değişikliğin olduğunu anlar ve bunun sebebini öğrenmek ister. Karacaoğlan, derdini anlatmak istemez, ancak bey ısrar edince Elifle evlenmek istediğini söyler. Bey, bu duruma çok sinirlenir ve kendisine verecek kızının olmadığını sert bir şekilde ifade eder. Karacaoğlan bu cevaba çok içerler ve Elif’le kavuşmalarının mümkün olmadığını anlayarak obadan ayrılmak zorunda kalır. Aradan yıllar geçer, Karacaoğlan’ın saçı sakalı ağarır, ancak bir türlü Karacakız’ı unutamaz. Son kez onu görebilmek düşüncesiyle Çukur köyüne gelir. Çevresinde toplananlara Karacakız’ı, obasının bulunduğu yeri sorar, fakat herkes üzgün üzgün başını önüne eğer. Yaşlı bir köylü, Karacakız’ın çok uzun bir süre karşı tepede kendisini beklediğini, sonunda ümidini kaybederek hayattan elini eteğini çektiğini ve yine bu tepede öldüğünü, mezarının da buraya yapıldığını söyler. Karacaoğlan, bu duruma çok üzülür, tepeye çıkıp mezar başında dua eder, daha sonra Karacakız’ın mezarını rahatça görebileceği karşı tepeye gidip buraya oturur, Karacakız için saz çalıp yanık şiirler söyler, günlerce yerinden kalkmaz, sonunda bu tepede can verir. Köylüler, Karacaoğlan’ı bu tepeye defneder. Olayın ardından Karacakız’ın öldüğü tepeye Karacakız Tepesi; Karacaoğlan’ın öldüğü tepeye ise Karacaoğlan Tepesi adı verilir. Yörede her yıl yaz gelince bu tepelerden birinden mavi diğerinden yeşil bir ışığın yükselerek bunların gökyüzünde birleştikleri anlatılır ve bu ışıkların hayattayken kavuşamayan bu aşiklara ait olduğuna, bunları ancak yürekten sevenlerin görebileceğine inanılır.
MERSİN İLİ YEMEKLERİ
 
 
 
Mersin Akdeniz’in verdiği balık ve diğer deniz ürünleri ile ovadan dağlara doğru değişken bir iklimin çeşitlenen tarım ürünlerine sahip. Bu zengin fauna ve flora ortaya büyük bir mutfak çıkarıyor. Akdeniz’in bütün kıyıları gibi tarih boyunca insanların sürekli hareket ettiği, deniz ticareti yolu ile farklı bölgelere gidip gelen gemilerin insanların taşıdıkları kültürel çeşitlilik de bu özelliğe eklendiğinde zengin bir mutfak ortaya çıkıyor. Bu mutfak deniz sahilinden Toroslar’ın yükseklerine doğru yayılan yerleşimlerde de farklılıklar gösteriyor. Mersin ve çevre turizm merkezlerinin tümünde yerel mutfağın ürünleri bulunabiliyor. Kebap çeşitleri mutfağın esasını oluşturuyor. Kebap çeşitlerinden bazıları sabah kahvaltısı ya da ara zamanlarda "atıştırmalık" olarak da yeniyor. En yaygın olanı, kebapçıların yanında neredeyse her sokak başında bulunanı
 Tantuni. 
Küçük parçalara ayrılmış biftekten yapılıyor. Kebabın çeşidini ise saymak mümkün değil, onlarca çeşidi var. Ama Çukurova ve Güneydoğu’da ortak özellikler gösteren mutfağın Mersin’e özel yanları da var. Fırında veya kızartılarak yapılan içli köfte Mersin’de haşlanarak yapılıyor ve daha hafif oluyor. Deniz ürünlerine gelince 
"Jumbo" denilen iri karidesler, doğu Akdeniz’in en beğenilen balığı lagos, çipura, kalamar, akya, eşkina, ahtapot, kalamar, subye diye sıralanıyor. Başka yerlerde pek bulunamayacak bir özel yiyecek
 "zahter" leblebi tozu, dövülmüş karpuz çekirdeği, susam ve yiyeceğe adını veren baharat zahterden (zahter kekik’in yakın akrabasıdır) oluşan karışımla hazırlanıyor. Ekmeğin içi açılıp önce saf zeytinyağına banılıyor, sonra da bu karışım serpilip kapatılıyor. Değişik lezzetleri denemeyi sevenlere önerilir. Yöre halkı kahvaltıda yiyor.
 İçeceklerin popüler olanları şalgam suyu, yazın meyan şerbeti ve yemeklerden sonra Mersin usulü Tarsusî kahve. Tarsusî aslında bildiğimiz Türk kahvesi ama küçük fincanda değil de çay bardağında geliyor. 
 Tatlı çeşidi de zengin; en özgün tatlı havuçtan yapılan cezerye. Her yerde bulunuyor, Kadayıfın salamura yapılmamış taze peynirli olanı diye tarif edebileceğimiz künefe de çok ünlü. Bir başka tatlı ise Kerebiç, Ramazan'da çokca tüketilen bir tatlıdır. Beyaz bir köpüğün içinde yatan, içi Antepfıstığı ya da cevizle dolu olan, irmikten yapılmış, içli köfteye benzeyen bir tatlıdır. Yapımında kullanılan beyaz köpüğü oluşturan Çöven kökü nedeniyle kerebiç, alışılmışın dışında bir lezzete sahiptir.
 Son zamanlarda yeni icat bir tatlı daha çıktı. Özellikle rakı sofralarının sonunda sunulan bu tatlı Mersin tarımının yeni ürünü avokado, tahin, dövülmüş ceviz ve balla yapılıyor. Mersinlilerin yeni gözdesi olmaya aday. Yöre mutfağının lezzetli yemekleri acılı ve bolca baharatlıdır. Gerçi turizm geliştikçe servis anlayışı da değişiyor, garsonlar önceden uyarıyorlar ama gene de dikkatinizi çekmekte yarar gördük.
BATIRIK
 2 adet kuru soğan 4 çay bardağı ince kısırlık bulgur 4-5 adet rendelenmiş domates Toz halinde domates kurusu 1 yemek kaşığı domates salçası 1 tatlı kaşığı biber salçası Tuz, kuru nane, maydanoz 250 gram tuzsuz yer fıstığı 1 çorba kasesi çekilmiş ve kavrulmuş susam 2 adet orta boy salatalık 2 adet limonun suyu İsteğe göre fıstık ve kavrulmuş tahin Batırık Mersin yöresine ait, özellikle yaz aylarında sık sık tüketilen hafif bir yemektir. Ben daha çok kısırın sulu hali olarak görsem de malzemelerinde biraz farklılıklar mevcuttur. Hiç yapmadıysanız bu sıcak günlerde en azından bir kere denemenizi tavsiye ediyorum. Gelelim batırık nasıl yapılır sorusunun cevabına. Batırık Tarifi Batırığı yapacağımız kaba bulguru koyun ve üzerine rendelediğiniz domatesi ekleyip karıştırın. Bulgur iyice yumuşayana kadar karıştırmaya devam edin. Bulgur yumuşadığında daha önceden kavurduğunuz fıstık ve küncüyü karışıma ekleyin. Tahin de eklemek istiyorsanız yine bu aşamada kavrulmuş tahini eklemelisiniz. 1 çay bardağı tahin yeterli olacaktır. Hem tahin hem de küncü kullanmak tadını bozabileceğinden dolayı ikisinden yalnız birini tercih etmelisiniz. batırık fotoğrafı İnce ince doğradığınız kuru soğanları da ekleyerek yoğurmaya devam edin. Biraz yoğurduktan sonra içerisine salçaları, tuzu, domates kurusunu ve kuru naneyi de ekleyerek karıştırmaya devam edin. İyice karıştırdıktan sonra ince kıyılmış maydanozları da ekleyerek karıştırmaya devam edin. Bu aşamada karışımdan parçalar alıp köfte şeklinde sıkarak marul arasında servis yapabilirsiniz. Batırığı yaz mevsimine uygun sulandırılmış olarak yapmak için hazırladığınız karışıma soğuk su ekleyerek karıştırmaya devam edin. Çok da cıvık olmayacak şekilde suyu ekleyin ya da suyu biraz az koyarak üzerine buz da atabilirsiniz. İçine ayrıca domates, salatalık ya da haşlanmış lahana doğrayarak servis yapabilirsiniz. Karışıma isteğe göre limon suyu (nar ekşisi varsa daha iyi olur), pul biber ekleyip damak zevkinize göre tatlandırabilirsiniz. Afiyet olsun.
 YÜZÜK ÇORBASI
 Hamur için; Yarım kilogram un 1 tatlı kaşığı tuz 1 adet yumurta 1 tatlı kaşığı şeker Alabildiği kadar su İç malzemeler; 250 gram orta yağlı kıyma 1 tatlı kaşığı pul biber 1 çay kaşığı karabiber 1 adet orta boy soğan Yarım çay kaşığı tuz Çorba suyu için; 1 yemek kaşığı sumak 1 su bardağı haşlanmış nohut 1 çay bardağı sıvı yağ 1 adet orta boy soğan 150 gram haşlanmış parça et 1 yemek kaşığı domates salçası 1 yemek kaşığı biber salçası Gurme Yemek Tarifleri olarak size Akdeniz yöresinden nefis bir tarifi sunmak istiyoruz. Bu tarifimizi hazırlarken sizler için detaylı olarak fotoğrafladık. Eğer mantı yapmak isterseniz yüzük çorbası tarifinin bir kısmını kullanabilirsiniz. Mantıları hazırlayana kadar aynı işlemi uygulayıp ardından çorba suyu yerine, sarımsaklı yoğurt ve yağda pul biber-nane karışımı ile soslayarak aynı tarifi mantı tarifi olarak da kullanabilirsiniz. Yumurta hariç diğer hamur malzemelerini derince bir kaba koyun. Ortasını açıp yumurtayı içine kırın. Yavaş yavaş su ekleyerek hamurunuzu yoğurun. Hamurun kulak memesi kıvamından biraz daha sert olması gerekmektedir. Toplamda yaklaşık olarak 1 su bardağı civarı su yeterli olacaktır. Bu miktara göre yavaş yavaş ekleyerek hamurunuzu yoğurmaya dikkat edin. Hazır olan hamurumuzu kabında beklemeye alın. Kıymayı ayrı bir kaba alıp içerisine pul biberi, karabiberi, çok ince doğranmış ya da rendelenmiş soğanı ve tuzu ekleyip, karıştırın. yüzük çorbası hazırlanışı 1 Hamuru bezeler halinde ayırın. Yaklaşık olarak 6 beze çıkacaktır. Mutfak tezgahınıza un serperek bezelerden birini alıp açın. Fotoğraftaki şekilde katlayın. Ardından bıçak yardımıyla yine fotoğraftaki gibi kesin. yüzük çorbası hazırlanışı 2 Kestiğimiz parçaları elimizle açıp parçaları üst üste ekleyip tekrardan bıçak yardımıyla kesin. Sonunda elimizde kare kare parçalar kalacaktır. Yukarıdaki işlemi diğer bezeler için de uygulayın. yüzük çorbası hazırlanışı 3 Hazırladığımız kare parçaları masanın üzerine dizerek içerisine küçük parçalar halinde kıymadan ekleyelim. Ardından dört ucunu da birleştirerek şekil verelim. Bu aşamada da fotoğraflardan yararlanabilirsiniz. yüzük çorbası hazırlanışı 4 Genişçe bir tencereye sıvı yağı ekleyip, ince ince doğradığınız soğanı pembeleşene kadar kavurun. Domates ve biber salçasını üzerine ekleyip 1-2 kez karıştırın. Ardından haşlanmış eti ve nohutu da ekleyin, tekrar karıştırın. Ardından üzerine 1 litre kaynamış suyu ekleyin. Üzerine sumağınızı ekleyin. Sumak olmayanlar isteğe göre nar ekşisi ya da limon suyu ekleyebilirler. Ekşiyi damak zevkinize göre ayarlayabilirsiniz. Yaklaşık yarım saat boyunca orta ateşte iyice kaynatın. yüzük çorbası tarifi Ardından hazırladığımız mantıları içerine atıp 10 dakika boyunca mantılarla birlikte kaynatın. Bu süreçte mantılar suyun yüzüne çıkacaktır. Bu aşamada ocağınızın altını kapatın. Yemeğimizi servis yaparken isteğe göre üzerine kuru nane atabilirsiniz. Afiyet olsun.
SIKMA
 malzemeler: 500 gram un Bir miktar sıvıyağ Bir miktar bayat ekmek (hamurun yumuşak olması için yine de tercihe bağlı) 250 gram çökelek, peynir, ya da yarım kilo patates (sıkmanın neyli olduğunu istemenize; yani damak tadınıza bağlı) Yarım paket maya Maydanoz Soğan Tuz İsteğe göre baharat Bir miktar tereyağ Mersin yemek tarifleri arasında yer alan sıkma için gerekli malzemeleri bu şekilde verdikten sonra, sıkma nasıl yapılır diyelim; ve sıkma tarifini sizlerle paylaşmaya başlayalım: Sıkma nasıl yapılır? Sıkma tarifi: Öncelikli olarak, sıvıyağ, un, ekmek, tuz, biraz su ile birlikte yoğurularak, bir hamur elde edilir. Elde edilen hamurdan küçük parçalar kopartılarak yuvarlanır. Bunun sonrasında ise, dürüm ekmeği gibi, fakat, dürüm ekmeğinden daha ince olacak şekilde, yuvarlak bir şekle gelmesi için açılır. Daha sonra ise, elde edilen ekmeklerin, saç, ya da teflon tavada, her iki tarafının da pişirilmesi gerekmektedir. Bundan sonra sıra, Mersin yemekleri arasında yer alan sıkma için hazırlanacak içe gelir… Eğer patatesli sıkma istiyorsanız, öncelikle patateslerinizi haşlamalı, sonrasında küçük küçük doğramalısınız. Bir tencereye sıvıyağı koyup, soğanları pembeleştirmeli, içerisine patatesleri, kırmızı biber, ve tuzu ekleyerek biraz pişirmelisiniz. Sıkmayı, peynirli sıkma; ya da çökelekli sıkma olarak hazırlamak istiyorsanız, peynir ya da çökeleğin içerisine maydanoz, ve biraz da tuz ekleyerek karıştırmanız gerekecek. Sıkma tarifinde sıra, hazırlamış olduğunuz sıkma içlerini değerlendirmeye geldi… Sıcak olan sıkma ekmeğine, biraz tereyağı sürün, daha sonra ise, hazırlamış olduğunuz sıkma içini sıkma ekmeğinin kenar kısmına koyarak, dürüm şeklinde; ama çok sıkı olarak sarmanız gerekmektedir. Mersin yemek tarifleri arasında yer alan sıkma, sadece kışın soğuk günlerde sıcak çay ile değil, yazın sıcak günlerinde soğuk ayran ile de iyi gider. Afiyet olsun…
 CEZERYE
 Cezerye nasıl yapılır? Cezerye Malzemeler: 400 gram havuç 200 gram şeker 100 gram kırılmış ceviz içi bir miktar hindistan cevizi gerekli olduğunda kullanabilmek için su Yapılışı: Öncelikle havuçları yıkadıktan sonra soyun. Sonrasında ise rendeleyin. Rendelenmiş havucun üzerine şekeri ekleyin. Şekerin erimesini sağlayacak kadar da su ilave edin. Kısık ateşte pişirmeye başlayın. Havucun suyunu çekmesi düşüncesi ile, pişirme kabına gereğinden fazla su eklemeyin. Eğer gerek görürseniz, sonraki zamanlarda sıcak suyu az az ilave edebilirsiniz. Havuçların piştiğini anlamak için koyu bir macun kıvamına gelmesi gerektiğini bilmelisiniz. Bu aşamaya gelinceye kadar havuçları tencerenin içerisinde tahta bir kaşıkla karıştırın. Cezerye nasıl yapılır tarifinde sizlere anlatılan macun kıvamını anlayabilmeniz için, size küçük bir ipucu vereceğiz: tencerede tahta kaşık ile karıştırdığınız cezeryeyi kaşık ile bir miktar alarak elinize alıp, iki parmağınızın arasında hafifçe yuvarlayın. Daha sonra ise iki parmağınızı açıp yuvarladığınız parçanın düşmesini bekleyin. Eğer bu parça parmaklarınıza yapışıyorsa, o halde kıvamınız tutmuş demektir. Tencereyi bu durumda iken ocaktan alın, ve ceviz içlerini bu karışıma ekleyip karıştırın. Sonrasında ise, hafifçe ıslatılmış bir tepsiye dökün. Tepsiyi çok hafif nemlendirmeniz yeterli olacaktır. Sonrasında ise, kavuçların üzerine bol miktarda hindistan cevizi ekleyin. Dilimlere keserken, bıçağınızı hafif su ile nemlendirmenizde fayda görülmektedir. Cezerye tarifini sizlere verdik. Ağzınız, cezerye nasıl yapılır’dan sonra, daha tatlı olur umarız. Afiyet olsun





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 167 ziyaretçi (317 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=