Selâmün_aleyküm
  Asker Mektuplari
 

Şehidin Mektubu 1

Oğlun Şehit... çatma kaşını Anne,
Metin olda dik tut başını Anne,
Gel; öp... kokla... mezar taşımı Anne,
Akıtma gözünden yaşını Anne!

Olsada bu dünyada gönlün ezik,
Eğilme kimseye tut başını dik!
Bu duygular bize tanıdık bildik,
Akıtma gözünden yaşını Anne!

Ölüm vaktin gelsin kavuşacağız,
Albayrak altında buluşacağız...
Mahşerde birleşip sarılacağız,
Akıtma gözünden yaşını Anne!

Bitmedi soysuzlar ona yanarım,
Dökülen bunca masum kana, yanarım.
Öldüğüme değil sana yanarım,
Akıtma gözünden yaşını Anne!

Bizler bedeni olmayan diriyiz!
Şanlı Peygamberin Askerleriyiz,
Kanımızla vatanın vergileriyiz,
Akıtma gözünden yaşını Anne!

Ya devlet başa ya kuzgun leşe!
Vermeyiz kimseye vatanı beleşe...
Hele hele üç beş soysuz gebeşe,
Akıtma gözünden yaşını Anne!

Siyasiler çıkar adlı oyunda,
Oyunlar oynandı hep bizim kanda!
Babam, gardaşlarım, yarim bir yanda,
Akıtma gözünden yaşını Anne!

Oyunlar oynanıyor kanımızda,
Feryatlar kopar yürek kapımızda,
Cenazede olurlar yanımızda,
Akıtma gözünden yaşını Anne!

Sen Şehit Anasısın gurur duy Anne,
Bugün bizim için hem şölen hem toy Anne,
Türk: tarihe yön veren o asil soy Anne,
Akıtma gözünden yaşını Anne

O Şimdi Şehit

Yekpare Bekleyişin Getirdiği Bir Akşam
Kulakları Tırmalayan Sağır Sessizlik
Ümüğü Sıkılmış Musallat Yaşam...
Cudi Dağı Eteklerinde Kokmuş ağız nefesleri
Pusu, Kurşun, Kan
Hain Ayak Sesleri...
Tutuşur Gözbebeklerimde Alaşafak
Savuşur Yüreğimde Ürkek Ceylan Hisleri,
Aldatılmışlığın Sırrını Çözmeye Çalışan Ustalık
Kör Kalem Uçlarında, Derin Uçurum İzleri...
Fizik, Anatomi, Olasılık
Kauçuk Suratlarda Asıklık,
Karar: Bin Bilinmeyenli Denklem,
Kararlı Adımlardaki Tutarlılık...

Ve Ben Şairim,
Sevdası Kürelenmiş Dağların Kır Nergizi Gözleri,
Göbeği Çatlamış Dudakların Sabır Ezgisi Sözleri,
Yarınları Yağmalanmış Varoşların
Kahır Çizgisi Yüzleriyim Anlayacağın...

Ağlamak Elbette Kolaydır,
Elbette Kolaydır Kendini Paralamak
Papyon Yakalara Siyah Kordele Bağlamak
Resmi Tangolarla Yürekleri Palazlamak Kolaydır...
Ajanslarda Münferit Olayları Kınamak,
Kongre Salonlarında
Miting Meydanlarında
Barışçıl Sistemler Sağlamak Kolaydır.
Uydurmak da Kolaydır, Uygulamak da...
Çünkü Kader Yazgısı Silahlar Susmuştur,
Derin Mevzilere Çekilmiş Birlikler
Geçici Sukunet Kurulmuştur.
Çünkü Firavun İştahıyla Çekilmiş Tetikler
Kan Kusmuş, Kansız Senaristlerin Namlusu
Figuran Hedefler Vurulmuştur...

Yani, Yetsin Diyorum,
Durulsun Kör Bulanık Akan Sular
Bu Acılar Bitsin Diyorum.
Yani, Ağlayan Çağaları Saran Korkular,
Olur Olmaz Kabuslarla Bölünen Uykular
Unutulsun, Kuşku Dolu Masum Dudaklarda
Düş Olsun, Gitsin Diyorum.
Sözüm Ona; Dili Kol, Eli Bol Soylular
Tutulsun Mazlumların Ahına
Allah Kahretsin Diyorum...

Ne Çıkar, Davalarımız Devrin Divanlarında Görülse,
Kalemler Kırılsa Sevdalarımıza
Yumak Yumak Mahpuslar Örülse,
Ne Çıkar, Dağbaşlarını Mesken Tutmuş
Türkülerimiz Sürülse...
Zalimi Dize Getiren Ağıtlar Bizim Değilmi Sanki...
Omuzlarda Yanyana Taşınan Tabutlar,
Kan Pıhtısı Bulutlar,
Yok Olan Umutlar,
Bizim Değil mi Kurşun Köreltmiş Ocaklar,
Postallı Ayaklar,
Şalvarlı Çocuklar,
Tarh-Açık Kapılar Bizim Değil mi?
Öyleyse Davranın Diyorum,
Sarılın Kutalmış Ufuklar Şurasında
Titreyin Canlanın
Dün Yurdumun Dağlarında Çarpışan Yiğit
Bugün Bayraklar Arasında,
O Şimdi Şehit...
                        Ali YAŞAR

Çanakkale Şehidinin Mektubu

Valideciğim,
Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!
Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.
Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim cığıl cığıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu... Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasile beni teşhir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.
İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri:
-Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.
-Pekala, dedim. Aldım baktım, sütlü çay...
-Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.
-Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
-Evet, dedim. Evet ne kadar güzel.
-İşte onun çobanından 10 paraya aldım.
Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim.
Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor?
Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi."
Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür.
Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin sayende görecektir.
O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.
Ey Allah'ım, bu ovada onun sesi be kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu.
Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.
Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum.
Ellerimi kaldırdım, gözlerimi yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim :
-Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halıkı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur.
"Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle, ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!"
Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.
Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı?
Kadir'e mektup yazdım.
Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat'iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin.
Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim., bu dünya böyledir.
Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister.
Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun.
Oğlun
Hasan Etem
4 Nisan 1331
(17 Nisan 1915)

Kahreden Mektup

Siirt'in Eruh İlçesi'nde vatani görevini yaparken teröristlerin hain saldırısı sonucu şehit olan İzmirli Er Kamil Alkan'ın şehit olduğu gün çektirdiği ve ailesine gönderdiği fotoğrafları tabutundan sonra geldi. Acılı baba Mehmet Alkan, fotoğrafların bulunduğu zarfı açamadı.

7 asker ve 1 korucunun şehit olduğu saldırıdan sonra İzmir'in Ödemiş İlçesi'ne bağlı Konaklı Beldesi'nde toprağa verilen şehit Kamil Alkan'ın ailesi bir kez daha yıkıldı. 16 Temmuz 2006 günü operasyona çıkmadan önce arkadaşlarıyla hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra babasını arayan Kamil Alkan'ın, fotoğraflarını gönderdiğini ve operasyona çıktığını söylediği belirtildi. Kamil Alkan'ın bu telefon görüşmesinden saatler sonra şehit olduğu haberini alan ailesi büyük bir acı yaşadı.

Oğullarının bayrağa sarılı tabutunu önceki gün Konaklı Beldesi'nde toprağa veren acılı aile, bugün oğullarının şehit olmadan saatler önce arkadaşlarıyla çektirdiği fotoğrafları aldı. Posta dağıtıcısı zarfı baba Mehmet Alkan'a teslim etti. İmza karşılığında zarfı alan baba, oğlunun şehit olmadan önce çektirerek gönderdiği fotoğrafların bulunduğu zarfı açamadı. Yüreğinin dayanamayacağını söyleyen Mehmet Alkan, gözyaşlarına boğuldu. Posta dağıtıcısı, mektubun yanı sıra Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın taziye telgraflarını da teslim etti. 20 yıllık posta dağıtıcısı, mesleğinin en zor görevini yaptığını, acıya yürek dayanmayacağını söyledi.

Bu arada, şehit Kamil Alkan'ın adını 1974 yılında şehit olan amcasından aldığı öğrenildi. Mehmet Alkan'ın ağabeyi Kamil Alkan'ın 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatı'nda şehit olduğu ve 1986 yılında dünyaya gelen ilk oğluna şehit olan ağabeyinin adını koyduğu öğrenildi

Canım Oğluma Mektup

Canım yavrum, sen bizim ilk göz ağrımızdın.. Dört gözle beklemiştik babanla doğumunu… Dokuz ay sonra hastanede seni kucağıma bıraktıkları ilk gün vuruldum sana… Ne güzel gözlerin vardı, ışıl ışıl… Öyle güzel kokuyordun ki… Evimize neşe getirdin. Bir de hep uslu çocuktun, hiç üzmedin beni… Ne sık sık ağladığını bilirim, ne de yok yere huysuzlanmanı… Uyurken bile gülümserdin, meleklerle oynadığını düşünürdüm. Hastalanırsan başından ayrılmazdık, babanla nöbet tutardık sabaha kadar… İlk adımını unutamam, sonra ilk ‘anne’ deyişini… Hep üstüne titredik.

Sonra büyüdün… Zaman su gibi geçiyor. Her dışarı çıkışında, her seyahatinde sana belli etmedim ama yüreğimden neler koptu.

Bir tek seni askere uğurlarken rahattım. Komutanlarının sana gözü gibi bakacağından emindim. Bir süre sonra Güneydoğu’ya gideceğini haber ettin. O kadar heyecanlıydın ki, öyle emin konuşuyordun ki… “Göreceksin anne, bu devlet düşmanlarına gereken cezayı vereceğim. Vatanımın dağlarını bu eşkıyalardan temizleyeceğim” diyordun. Hep komutanlarının iyiliğinden, arkadaşlarından bahsettin. Rahatlığın, güvenin bizleri de rahatlattı. Sana sadece “Kendine dikkat et evladım” diyebildim. Ne de olsa seni bugünler için yetiştirmiştik. “Merak etme” diyordun, “Merak etme annem. Kalbini rahat tut!” Bir gün merakta bırakmadın bizi, fırsatın oldukça sık sık aradın, ayda bir mektubunu aldık. Mektubunu dakikalarca kokladığımı bilirim. Gönderdiğin fotoğrafları baş ucumuza koyduk.

Son mektubunda “Ben şehit olursam, ağlamayın sakın! Düşmanları sevindirmeyin.” diyordun. Telefonda “O nasıl söz oğlum” dedim. Sustun, sanki içine doğmuştu. “Hakkını helal et, güzel annem” dedin. Nereden bilirdim bu konuşmanın seninle son konuşmamız olduğunu… Baban duymuş önce, haberlerde söylemişler. Söylemediler önce bana… Kardeşin de sakladı. Ana yüreği bu, hissettim ben… Sonra öğrendim ki, pusuya düşürmüşler, çıkan çatışmada vurmuşlar seni… Elleri kırılsın o zalimlerin… Sanki canımı aldılar, sanki dünyayı başıma yıktılar. Bir ateş ki yüreğimin tam ortasına oturdu. Komutanlarınla görüştük, seni çok övdüler. “Kahramanca çarpıştı. Kanı yerde kalmayacak. Bizi de evladınız sayın artık.” dediler. “Vatan sağolsun” dedim. Oğlum seninle hep gurur duydum, sağlığında bir gün olsun boynumuzu eğik gezdirmedin … Cenaze töreninde de başımız dik, gururluyduk. Sana sözümüzü tuttuk, bir damla gözyaşı göstermedik, namertler sevinmesin diye… Hep içimize akıttık gözyaşımızı… Bayrağa sarılı tabutunu öptüm. Ben senden bir saat, bir dakika ayrı kalamazdım, şimdi seni nasıl toprağa koyacaktım a canım oğlum!

Aradan onca zaman geçti. Acın, hasretin içimizde yavrum… Bir kerecik bile olsa kokunu alabilsem, saçlarını okşayabilsem, öpsem gamzenden… Sevindirici bir haberim var sana… Komutanların sözünü tuttu yavrucuğum, kanın yerde kalmadı, sana kıyanları tez zamanda buldular, cezalarını verdiler. Cenazene gelmeyenler, cenazene gelmeye utananlar, “senin gibi ana kuzularını vuranları affettiler yavrum… Acımıza, acı eklediler.” Onları affetmeyeceğim. Canım oğlum, fırsat buldukça yanına geliyorum, dertleşiyorum seninle… Sağolsunlar, komutanların her fırsatta gelip misafirimiz oluyor. Yokluğunu aratmıyorlar. Yakında kardeşin de askere gidiyor. Bu vatana bir arslan verdim, gerekirse ikincisini veririm. “Vatan Sağolsun”

Pkk'nın Mağarasında Yazan Yazı

EGER BİR ASKER SİZİ ĞÖRDÜĞÜNDE ATEŞ EDİYORSA
BİLİNKİ
O ACEMİ BİR ASKERDİR KURŞUNUN BİTMESİNİ BEKLEYİN BİTTİGİ ZAMAN GİDİN KAFASINA SIKIN.
EĞER SADECE SİZİ GÖRDÜĞÜ ZAMAN ATEŞ EDİYOR SAKLADIĞINIZ ZAMAN DURUYORSA O BİR KOMONDODUR
.kacın canınız kurtarın.
EĞER SİZi GÖRDÜĞÜ ZAMAN ORTADAN KAYBOLMUŞSA VE ETRAF SESSİZ SE BİLİNKİ O BİR BORDO BERELİDİR MERAK ETMEYİN O SİZİ MUTLAKA BULUR !! canınızı alır

Güzeldere Şehitlerine

NOT: Bu şiirin tamamı gercektir ve bu olayın yaşandığı gün kahraman askerlerimizin hastaneye gittiği sırada hastanede yazılmıştır... Şair jan. uz. cvş. Fevzi AYDIN sitemiz izinli olarak almıştır ve kullanım hakkı sitemize aittir..
Yıl 1995 aylardan Kasım,
Saatlerden 02.00 çalıyordu telefon acı acı
Alo buyurun, ben Fevzi,
Komutanım; vatana göz dikenler iş başında dedi.
Tamam, evladım derhal iş başına diye cevap verdim.
Başladık hazırlıklara arkadaşlarla,
Toplandık derhal geldik kıtaya bindik arabaya,
Sordum komutanlara rota nereye,
Komutanım dedi güzel dereye,
Soğuk rüzgârlar esiyordu güzel dere sırtlarında,
Hainler sinsice tırmanışta idi.
Yürüyorduk gözümüz hainlerde yüreğimiz sevdiklerimizde,
Ölmekte var, dönmekte vardı bu yolda,
Ölüm neydi ki bu vatana, sadece hediye,
Kimimiz evli, kimimiz bekâr yürüyorduk hep beraber bu yolda,
Eşimiz, çoluk çocuk hepsi vatandı o an bizim için,
Ortalığı sardı sis ile duman,
Ya Allah dedi silkindi yerinden yiğit Ramazan,
Bu sis, duman hayra alamet değil, sanki tufan,
Patladı silahlar koptu kıyamet,
Başladık muharebe etmeye koşuyorduk ölürcesine,
Anam diye bir ses duydum derinden,
Fırlayıp çıkacaktı sanki kalbim yerinden,
Ne oldu, anlamaya kalmadı şakladı silah sesi üzerimden,
Duydum, komutanımdan şahadet haberini,
Kim diye sordum; Hüseyin SARI dedi.
Eyvah, Gitti bir yiğit daha vatanı uğruna,
Sabırlar versin geride kalanlarına,
Neydi yarab bu şiddet bu tufan,
Anlamak çok zordu her yer sis duman,
Yandım anam dedi içten sesle Ramazan,
Ne olmuştu gardaşıma şakamı bu haykırış Ramazan,
Vuruldum dedi.
Allah diye bir haykırdım fırladım yerimden koşuyordum ölümüne,
Dur gardaş, gitme senide vururlarsa, kim alacak intikamımı dedi,
Yaklaştım yavaş yavaş, kanlar içinde yatıyordu Ramazan,
Almaya çalıştım düşman vermedi aman,
Yiğidim dedi, beni siper et kendine, bende bu kadar,
İçim cız dedi, vücudum titredi ta derinden,
Almalıydım intikamını yiğidimin,
Allah Allah deyip sarıldım silahıma, bir iki derken,
Sıyrıldık sık ve koyu meşelikten,
Sırtladık yiğidi kurtaralım diye hep birden,
Bir ses fısıldadı, hakkınızı helal edin…
Yüce makama ermişti Ramazan çoktan,
Çözüldü diz bağlarım, koptu sanki yerinden,
Kurtaramadık yiğidimizi elveda dedi bize güzel dereden,
Eyyy vatanıma göz diken sana derim sana,
Aklını başına topla, vaz geç bu sevdanda
Düne kadar, hep beraber savunmadık mı? Bu vatanı,
Sende bu milletin evladısın, tanı dostunu düşmanını,
Kimselere, ama hiç kimselere vermeyiz bu vatanı.

Şehidin Vasiyeti

Gene hangi dua’yı okudun anne,
Vurulduğum yerde güneş açtı
Yine mi ağlıyorsun anne,
Cennetime yağmur yağdı

Üzülme anne ağlama, sırtımdan yedim kurşunu kalbimden değil.
Öylece duruyor hayallerim, vatanım şerefsizlere yar değil.

İzin günümde be anam.
Yârime mektup yazdım o gün.
Kınalı ellerinin kokusunu özledim demiş,
Bir kalp çizip içine de şafağımı yazmıştım.

Birliğe döndüğümde erkenden yatmış,
Gece beni bir üç nöbetine uyandırmaya gelen çavuşla
Rüyamda seni gördüğüm ve beni uyandırdığı için tartışmıştım.

Sıkı giyin oğlum, hasta olma sakın ve paran varmı diye soruyordun
Bende her zamanki gibi var anne diyordum, var.
Hiç olmadı be anam, hiç olmadı
Nasıl isterdim, ardımda bir yar birde ana bırakmıştım.

Sağ olsun tertibim cemil memleketinden tütün getirmiş, sigarasız kalmıyorduk.

O gece birlikte gittik nöbete.
Yolda bana "Sanki bu gece bir şeyler olacak" der gibi bakıyordu
Ama yiğitti söylemiyordu.
Nöbeti devraldığımızda garip bir sızı çöktü benimde içime.
Sanki terli terli su içiyor, seni üzüyordum be anam, öyle bir şeydi işte.

Nasıl oldu anlamadım!
Cemil " yere yat " dediğinde çoktan yerde bulmuştum kendimi.
Anlamadım vurulduğumu, sıcacık bir şey hissettim sırtımda
Terliyordum, sanki yaz gelmiş öğlen sıcağı çökmüştü tepeme.

Dudaklarım kurudu birden
Cemil " dayan " diyordu, ama ağlıyordu
Gözyaşları yüzüme damladığında verdim son nefesimi.

İşte o an sana ilk ihanetimi ettim anne.
Önce atalarım, sonra yârim canlandı birden gözümde.
Hoş gör be anam, kızma. Bende baba olacaktım
Daha adını bile koymamıştık oğlumuzun, iki ay vardı doğmasına.

Bilmiyorum duyuyor musunuz sesimizi
Korkmayın, ağlamayın, gurur duyun.
Vasiyetimizdir.
Öyle evlatlar yetiştirin ki, adları Mehmet, soyadları Şehit olsun

* Bu şiir, Hakkari - Çukurca - Üzümlü Jandarma Sınır Karakolu'nda görevliyken 12 Aralık 1993 günü saat 21.00 sıralarında bölücü eşkiya ile yapılan silahlı çatışmada kahramanca çarpışarak şehit düşen Mustafa oğlu, Sakarya 1972 doğumlu Jandarma Komando Onbaşı Zekeriya Gülyaman'ın (1972/4) şahsi eşyaları içerisinden çıkmıştır.

KOMANDO OLMAK ONURUMDUR

Olur ya, bir çatışmada ölürsem,
Arkamdan yas tutmayın.
Bırakın toprağımda rahat içinde yatayım.
Bedenimden komandomu çıkarmayın,
Onlar benim onurumdur,
Ölünce kefenim olacak...
Başımdan mavi beremi çıkarmayın,
O benim şanım,şerefim olacak...
Ayağımdan botlarımı çıkarmayın,
Onlar nice yollar aşacak,
Şehit olursam Sırat köprüsünden geçecek...
Elimden tüfeğimi almayın,
O benim mezarıma sembol olacak...
Yaramın kanını silmeyin,
Ahirette hesabı sorulacak...
Göğsümden kör kurşunu çıkarmayın,
O benim madalyam olacak...

Adı Soyadı : Rahmi DANA
Doğum Yeri : Simav / Kütahya
Doğum Tarihi : 12.03.1972
Şehit Olduğu Yer : İdil - Şırnak
Şahadet Tarihi : 24.06.1994


AĞLAMA ANAM

Bayram sabahı şafak atıyor
Sokaktaki yetim bizi bekliyor
Yollardaki yolcular bizi bekliyor
Mektubumu okuyup ta ağlama anam

Anam rüyamda gördüm seni
Uyanıp ta baktım ki gurbet ocağı
Felek kalbime vurmuş bıçağı
Resmime bakıp ta ağlama anam

Yapraksız dalda bülbül öter mi
Sizlerden ayrılmayı gönül ister mi
On iki ay saymakla biter mi
Arkadaşlarımı görüp te ağlama anam

Hasret ateşi düşmüş göğsüme
Saçlarımı bir bir yolsam biter mi
Ağlasam ağlamasan gider gelir mi
Ağlayıp da gurbette üzme anam

Adı Soyadı : Bedir Karabıyık
Doğum Yeri : Doğubeyazıt   20.03.1953

Medeni Hali : Evli / 2 Çocuk Babası
Şehit Olduğu Yer : Sarıkamış - Kızılçubuk Köyü - 04.04.1994
Defin Yeri : Balıkesir - Bandırma


VASİYETİMDİR

Canım Anneciğim,

Herşeyimi ama herşeyimi sana borçluyum, hep sana hizmet etmeyi, yanımda kalmanı, sana hürmet etmeyi, güzel kokunu koklamayı arzuladım. Çok az kısmet oldu. Bu dünyada sana doyamadım. Anneciğim dünyayı sevemedim, tad da alamadım. Allah'ın emir ve rızasına aykırı herşey beni rahatsız etti. El hasıl dünya bana küstü bende ona.

Bilmiyorum ama zannediyorum senin dualarının bereketiyle ömrüm uzun olur. Eğer sen veya ben önce gidersek önce giden kucağını açıp beklesin. Elbette kavuşacağız. Saçından bende bir tutam var, onu yanımda taşıyorum. Ölürsem Allah'ın izniyle bu kahramanca olacaktır. Saçının telleri yanımda kalsın, sakın ağlama. Bilki göğsümde kur'an var.

Dudaklarım da, son olarak Allah'ı zikretdi. Gönlün müsterih olsun. İbadetlerimi zikirlerimi hep bağışladım, elimde birşey kalmadı Rabbimin huzuruna bomboş gidiyo- rum. Onun gufranının kuşatacağını umuyorum.

Sana başka ne yazayım evvel gidene selam olsun.
Oğlun Bedir

Veda Hüzmesi (Şafak:55 Baba)

Davulcular tutuldu, zurnacılar çaldırıldı. Eş dost herkes çağırılmıştı bu güzel güne. Görkemli bir konvoyla şehir turu yapıldı, ardından Yusuf erkekliğe ilk adımını attı. Sünnet olmuştu. Hakan Kaptan' ın yaşamındaki en nadide günüydü. Oğlu büyüyordu, Yusuf' u bir gonca gibi gün ve gün açıyordu..

" Baba çok sevdim " diyerek başladı söze Yusuf. Hakan Kaptan anlamıştı durumu. Gözünden sakındığı oğlu büyümüşte bir de kıza sevdalanmıştı. " Senin canın sağolsun yiğidim " dedi. Akşama en güzel giysilerini giydiler, Yusuf' a kız istediler.. Sözlendiği gece çıktı şahin tepesine, Yusuf. Haykırdı sevdasını, dağlara taşlara ve herşey sevdanın şahidi yıldızlara..

- Babam hakkını helal et..
Yüreği dağlandı Hakan Kaptan' ın. Kalbide hafiften sekletedi. Bu kadar zor muydu yiğidinden ayrılmak. Yusuf' una sımsıkı sarıldı. Ne kadar mücadele ettiysede dayanamadı, iki damla yaş damladı gözlerinden. " En büyük asker bizim asker " nidaları arasında bindirdiler Yusuf' u otobüse. Bir garip mekana yolcu ettiler biriciklerini..

Evde tam bir şenlik havası hakimdi. Yusuf' tan mektup gelmişti. Mektup, Yusuf' un askerde edindiği arkadaşlarından, ot yolmaktan ellerinin nasırlaştığından, babasının şefkat dolu kollarını çok özlediğinden ve paraya ihtiyacından bahsediyordu. Son satırlarda da usta birliğini Silopi' de yapacağını yazmıştı oğulları. Gözleri dolu dolu defalarca okudular, defalarca kokladılar. Kıyamadıklarının kokusu vardı bu hiç birşeye değişilmez kağıt parçasında. Arada bir gidip gelen kalbini doktor Kazım' a göstermek yerine, son parasını oğluna yolladı Hakan Kaptan. O mutlu olmazsa ne önemi vardı zaten yaşamasının..

Hasretin duvarlara yazıldığı günlerden biriydi. Üzerinde Yusuf' un kamuflajıyla çekindiği resim duran televizyon verdi, verilmemesi gereken haberi. " Yusuf Şimşek Terör Örgütü ile girilen çatışmada, canını vatana bağışlamış, şehitlik mertebesine ulaşmıştı " Saatler durdu. Hakan Kaptan oturduğu koltuktan kalkamamıştı. Tarifi hiç bir kitapta bulunmayan bir hançer saplandı yüreğine. 22 senedir üzerine titrediği yiğidi nasıl artık yok olabilirdi ? Yusuf' unun son telefon görüşmesinde titreyerek "Şafak 55 baba" demesi artık hiç birşey ifade etmiyor muydu ? Koltuktan kendini yere bıraktı. " Allah' ım neden, neden.. " diye bağırarak haykırırken durdu rüzgarlar. Artık sonbahar bile bir başka hüzünlüydü..

Yağmurların topraklara nefes verdiği hafta geldi Yusuf' un cenazesi. Yüzünde sadece şehitlere ait gülümsemesiyle yatırdılar teneşire. Kanlarını sildiler, dört kahpe kurşunu çıkardılar göğsünden. Öyle sıcak, öyle canlıydı ki, sanki ayağa kalkıp sizleri çok özledim diye sarılacak gibi yatıyordu, dönmeyecek yolcuların misafirhanesinde.. Bembeyaz kefene koydular, ay yıldızlı bir bayrağa sarılı tabuta yerleştirip mezarlığın yolunu tuttular. Dualar okundu, gözyaşları sel oldu. Yiğit Yusuf' u, Şehit Yusuf' u, Hakan Kaptan' ın taze mezarının yanı başına gömdüler.. Yusuf kahrolası bir teröre, Hakan Kaptan kalbine yenik düşmüş, vatan uğruna Şimşek ailesinden iki can gitmişti. Her ikisinin mezarındada en güzel çiçekler açtı, hasretle yanan iki yürek, baba ve oğul çoktan şehitler köprüsünde buluşmuşlardı...

Devletin Şehit Ailesine Ayıbı

BİRAZDAN AŞAĞIDA BELİRTECEĞİM OLAY TAMAMEN GERÇEKTİR VE LAKİN OLAYDA ALAKALI OLAN SAHISLARI KİMLERİNİ YAZAMAYACĞIM AFINIZA SIGINIYORUM USTU KAPALI BİR OLAYDIR

19 ocak 2004 saat 14:22 T.C karadeniz bölgesinde bir şirin ilçemiz o tarihte ben resmi olarak o şirin ilçede resmi görevli olarak bulunuyordum benim oraya gidiş nedenim doğal afet ve durumlar hakkında bilgi aktarmak ve inceleme ekibine öncülük etmek
öğle saatleri araştırammızı yapmış ve yorgun bir biçimde hayetle birlikte bulusma noktamıza harek ederken başka bir şirin ilçe içerisinden geçmek zorunda kaldık kalablaık bir ekip oldugumuz için direkt fark ediliyor ve halkın ilgisine maruz kalıyorduk ilk once ben ve ekipdeki diğer arkadaşlar duruma alışmaya çalıştık lakin anlayamadıgımız bir durum vardı neden halk cadde boyunca toplanmıştı bizim için olmadıgı kesin buna emindim ben durumu anlamya devam ederken o şirin ilçede özel kalem müdürlüğğü yapan o şirin insan karşımıza çıkt ve hoj geldiniz msj iletti hemen ekipde yar alan ben ve diğer görevli arkadaşlar sahsın karsıısan geçtik ve hoj bulduk dedik tercumanlarda yanımızda cevirilerini yapıyor ekipdeki diğer ülkeden gelen şahıslara konuşmaları ceviriyor neyse tanısma felan nerden gelir nereye gideriz ne amaçla geldik felan derken ayak üstü 30-40 dk muhabbet ettik tam o sırada caade uzerın sokağın köşesinden bir araç yaklaşmaya başladı ama araç öle böle bir araç değil bildiğimiz zırhlı araç sonrada arkasında ambulans arkadsın askerler ve en sonunda benim tüm kanımın dodugu an o askerlerin elinde bayraga sarılı o nacizane insan görünce ben hemen olaya mutabuk kaldım ve 2-3 sn dondum kaldım ağlamalar ağıt sesleri bağrmalar sesler yükselmeye başladıgı anda kendime geldim tercumanlar yanımda duruyor ve hemen bunlarara ekipde bulunana yabancıları cadde üzerinden sokaka rasına götürme talimatını verdim diğer ekip görevlileri ile birlikte soldan 2 sokağa doğru yönelmeye başladılar bunları izler ken şehit naaşı yanım akadar yaklaşmış tüylerim diken diken oldugu an derler ya işte o anı yaşıyordum kendimde bu duru bildiğim için yani o acıyı yaşadıgım için kimin ne durumda oldugu benden başka orda kimse anlayamazdı ardından ekipboy'una talimat verdi bizim şef muhtarı bul diye
muhtarı ekip boyu buldu ve geldi muhtardan bir yer talep ettik ekipdeki diğer insanları götürmek için muhtarda gayri ihtiyadi şu cevabı verdi efendi nedemek buyur izim eve gidelim kalak misafir hanemiz yok öğretmen evimiz var oda kapalı dedi ben hemen ofis boyla onları muhtarın evine gönderdim
ben ekip şefi ve diğer görevli 6 memeur arkadaş kaldı
ekinin diğerleri ayrıldı sonra bizde naaşın arkadsından devam ettik şehit cenazee namazına saf tuttuk namaz bitmiştiki selamı verdik arkadadan nidalar yükselmeye başladı ses iyi arttı sonra sinirler gerilmeye başladı bir arar gözüm genç başı kapalı kısa boylu hanım hanımcık bir bacıma takıldı gözüm dövünüyordu gözeri şişmiş bir halde 2 bayanın omuzları arasında sadece dövünüyordu ardından naaş ilce mezarlıgına doğru hareket etmeye başladı naaş ilce caddesi üzerinden geçerken sağda bulunana hükümet konağı binası ve binumun devlet kurumlarının öznunden geçmek zorunda kaldı bizim o ilçenin kaymakamı sıfatındaki zaat ilce binası önunde balkondan seyretmekle mesguldki arka tararndan bir ses ama nasıl bir ses o ses normal ses tellerindne cıkan bir ses değildi o ses o insanın taaaaaaaaaaaaaaa ciğerin arkadasından yürteğinin içinden gelen bir sesti YÜKSES SESLE ( KAYMAKAMMM VATAN BÖLÜNMEZ ŞEHİTLER ÖLMEZZZZ '' arka tarafa gayri ihtiyadi döndüğümde 55-68 yaş arasında bir bey amcadan cıkmıstı o ses iri yarı ama kısa boylu bir amacadan sonra öğrendim şehidimizin babasıymıs derken mezarlıga yaklasılmıs askeri yetkililler rütbeliler ve isimin acıklamk istemdiğim bir millet vekilimizde o onda ordaydı naaş topraga verildi dualar okundu bayrak çekilde ve yine o bey baba bayrak direğine elini yasladı ve orda şehidin mezarına kapanıp hüngüüürrr hüngürrr ağlamaya başadı tabi diğer aile fertleride anlatalımaacak bir olay ama ben burda anlata bildiğim kadar anlatmaya çalıştım lakin olaylar bundan sonra başlıyor bey abba ağlarken ağzının içinde anlaşılması güç bir kaç sey fısıldıyor derken sesini yükseltmeye başlıyor ne dediği gayet ahiyane bir şekilde belli oluyordu
- allahım sen oğlumu evimin tek direğini aldın boyle bir şerefeee naiz gördün
- allahım sen bana dirlik kuvvet dinçlik verki su ufak torunumuda bu bayrak bu ulke için vermeye kadar gücüm yetsin...
ve bir anda hiddetlnir ve ayağa kalkar herhalde şoktadır bağrırcasına hatta bugazındaki dmarlar gözükürçesine askeri görevli oalrka gelmiş kişilere ellerini uzatarak daha ne duruyorsunuz daha ne bekliyorsun daha kaç ocak sonecek dha akaç yavru abbasız kalacak daha kaç genç
son cümle
-askerrrrrrrr artık görevini başına gel ülke elden gidiyor ülkem elden gidiyorrr
derve arak kısımda bulunana şehidin arkadaşları oldugunu tahmin ettiğim gençler bunu tekrarlamaya başlar ses yavas yavas yukselmeye başlar
işt o anda suna anlam verebildim kendi kendime
işte atatürkün anlatmak istediği olay budur dedim
devlet laik eşit halkına bağlı olarak kalmadığı sürece halkla devlet arasından ucurmlar olusur tarih bunmu bize bir çok muasemede göstermiştir devlet temelini halktan alır ve halkın güvenliği korumusaını ese bilmelidir
( ...... dergisi '' ATATÜRK'ün ABD genel sekreteri ile yaptıgı konusmadan notlar 1973'' yayını )
neyse gençlerin sesi artık hat safhadırı ve mezarlıktan taşmış hatta ilçe içerisine kadar duyulmaması mümkün değildir işt o zaman ben hemen kendime kızdım heyette olan yabancıların bu durumu görmesini öyle isterdimki öyle isterdimki ama güvenlik işte güvenlikyavaş yavş halk sloganlar eşliğinde aileyi naaşın yanında brakarak dağılmaya başlar dağılırken gençler gruplarına yaşlılarıda katmış ilçe içine doğru yavaş adımlarla ürümektedirler bu gençlere yaşlılar katılır kadınlar katılır ve dev bir gönülden ses yumağı gelir slogan aynıdır değişmemeiştir
-askerrrrrrrr artık görevini başına gel ülke elden gidiyor ülkem elden gidiyorrr
diğer ekibi ve tercumanları aldık ordan ayrıldık ve yol boyunca hiç kimse bu olayı ve olaylarla ilgili bir konusma yapmadı heyetteki yabancılarınm sorularına bile cevap verecek durumda değildik tercumanlarda anlamıstı durumu zaten duygu yogunlugu tercume bile yapmak istemiyorlardı bululşam noktasına geldikl ve diğer 3-4 ekiple toplandık 1 ekişpde gecikmeli olarak geldi biz 2. ekiptik diğer ekip elelamları durumu anlamış olacakki bize ilgilenmeye başladılar neyse bende olanlaı onlara aktardım ve akşam oldu sabah tekrar diğer 18-19-20 bölgeleri bitimek içinm merkezden ayrıldık ama hala ogun yaşamış oldugum olayların etkisinden kurtulamamıştım.. o günde işmiiz bitirdik ve tekrar toplandık o akşam ekipde bulunana kişiler yanlarında getirdikleri salep hazırlamışlar ve ikram ettiler lakin salep ekipde yer alan diğer yabacnı zaatlara yetmeyince hemen bizim ararç sorumlusuna talimat verildi salep alması için akşam saat 7 bende durumdan sitifade bende gelecem deyip atladım arac söfer ilce içersinde bir yerde duracaktı ki ben sür dedim o gun o ilcede olan oalyları merak ediyordum içim içimi yiyordu o ilçeye geldik ve bir ufak bir bakkala sorudk salep varmı sonra 2 bakkala 3 bakkala 5 bakkalda bulduk ve bakala muhabbete başladım hemen şehit ile ilgili soruları sormaya başladım daha 1 yıllık evliymiş askerliğinin bitmesini inanamyacaksınız 11 gün varmış sadece 11 gün yaaa bir baskında omzundan belinden topugundan vurulmuş doğuda askerlik yapıyormuş
ve o bakkalın bana solediği son cumle tum kanımı tum sinilerimin hızlanmmasını hatta gerilmesini elimdeki sigarmın bile sıkmaktabn kırıldıgını fark etmemeyişime neden oldu şu cumleyi kullandı
o şehin babasını polisler tutukladı dedi
5-6 dk sonra kendime geldim ve sordum neden diye
valla dedi adam caaz acılı ne dediğini bilmiyodu askere bişeyler solemişti orda daha ne duruyonuz fealn diye ordada bir millet vekili vardı godo....nın teki oda hemen ankaraya bildirmiş bunu ankarada polise solemiş admaı tutukladılar dedi karakola aldılar felan dediler...
işte işte budur yapılan en büyük terbiyesizlil yapılan en büyük şerefsizlik ama elimden gelen bişey yoktu ne yapa bilridim düşündüm bi kaç arkadaşıma msj çektim bi kaç kişiye durumu anlattım en azından gitmeden ailesinden bi kaç yakınına bilgi verebilirim diye
ordan ayrıldık ve ben bu durumu bizim arkadaşlara anlattım ekiplerle onlarda hemen tabi boş durmadılar onlarda bi care aradılar ama yok yok yok cıkıyordu
taki 2 ay sonra mahkemenin vermiş oldugu kararı öğrenene kadar içim içimi yedi
beraat
bunu öğrenmiştim ya artık huzur kaplamıştı beni işte dedim yine vatanını seven siyasete bulaşmamaış dürüst bir hakim daha dedim bu ilkede hala iyiler yaşıyormuş dedim kendi kendi
ama bu oaly ne bir basında duyuldu nede başka bi yerde adı bile geçmedi
işte bizim basınımıız hülyaların sedaların kıclarındaki donlarla meşgül kimle kim nerede yatıp kaltıgı daha onemli basınımız için
sağlıackala kalın

Uyan Çavuş Tez Uyan

Birinci Cihan Harbinde Jandarma çavuşluğu yapmış Mürteza Baba İstanbul'un işgal hangâmesinde sallandığı yıllarda Rumlar Batı Anadolu köylerinde muzırlık yapmaya başlayınca, oralara sevk edilen kuvvetlerin içinde Mürtaza Çavuş'da vamış.
Rumarı geri püskürte püskürte Daya Kadın diye bir yere varmışlar. Hem epey yoruldukları için, hem de gece bastırdığı için, orada, Balkan Harbinden kalma tabyalarda geceleme durumu hasıl olmuş. Bir nöbetçi dikmişler, diğerleri yatmış.
Mürtaza Çavuş da yatmış tabii, derken, bir müddet sonra nöbetçi de uyuklayınca Mürtaza Çavuş'a görünmeyen biri:
Uyan Çavuş tiz uyan!
Atik ol kurnaz davran!
Hemen kaldır eratı,
Aha geliyor düşman!
der gibi tekmelemeye başlıyor! Hemen uyanı­yr' tabii, asker tetikte uyur. Sonra dikkatlice etraflarına şöyle bir bakıyor ki, Rumlar sürüne sürüne kendilerine doğru gelyor! Ayın ondördüymüş o gün, ay ışığında görüyor bunu. Ondan sonra, askerleri uyandırarak bir cayırtı koparıyorlar! RumIarın bir kısmı ölü, bir kıs­ mı yaralı def olup gidiyorlar ..
Sabah olunca, gece kendisine görünmeyen bir kimse tarafından tekme atılan yeri kazdırınca bir Türk şehidi çıkıyor. Evet! O şehid uyandırmış Mürtaza Çavuşu!
Sübhanallah, Sübhanallah

TEĞMENİM

Akşam Olunca
Senin Gözlerinde Hayaller Uçuşurdu Teğmenim
Sigarandan Ak Özlemler Çekerdin İçine
Dalardın Bir Zaman
Senin Gözlerin Konuşurdu Teğmenim.

Çok Uzaklardan Bir Yel Eserdi Gönlünce
Bir Şarkı Mırıldanırdın Kadere İnat
Sonra Yorgun Mısralar Dökülürdü Dudaklarından
Buram Buram Hasret Kokan, Gül Kokan
Sen Sırtındaki Giysilere Tutsaktın Teğmenim
Sen Göklerin Özgürlüğüne
Sen Maviye Tapardın, Tanrı'dan Sonra
Senin Düşmanın Karanlıklardı Teğmenim..
Dışarıda Yağmur Yağıyor Ağır Ağır
Hoşuna Giderdi Değil Mi Teğmenim
Efkarlanıp Efkarlanıp Da Bir Zamanlar
Çıkar Dolaşırdın Islak Sokaklarda Yapayalnız
Üzerine Düşen Her Yağmur Damlasında
Anardın En Mutlu Günlerini Birer Birer....

O Günlerde Sevdiğin Vardı Yanında
Şimdi Özlemini Çektiğin
Çok Mu Uzak O Günler Teğmenim
Yoksa Geri Gelmeyecek Diye Mi Korkuyorsun
Hani Sen Korku Bilmezdin
Hani Geçecektin Tüm Engelleri Göklerde
Söz Vermiştin Beyaz Gelinlik Giydirecektin
Mavi Gökler Kadeh Olacaktı
Dans Edecektin Sevgilinle Sonsuz Bulutlarda......

Yine Hüzün Çöktü Kartal Gözlerine
İyice Islandın, Bırak Artık Yağmura Meydan Okumayı
Zaten Sırılsıklamsın Aşkınla Sen.
Öyle Bir Aşk Ki Bu Olanaksız
Bir Yanda Gökyüzü, Bir Yanda Sevgilin
Ayırt Edemezdin Sen İkisini Birbirinden
Bir Yanda Mavi Gözler, Öte Yanda Sonsuz Bir Tutku
Bir Tutku Ki Nelere Mal Oldu Teğmenim..

Sen Böyle İstemiştin
Hep Son Nefesime Dek Serçe Kadar Hür
Kartal Kadar Yırtıcı Olacağım Demiştin
Oldun Teğmenim Oldun İşte
Bu Muydu İstediğin, Özlediğin Sonbahar
Hani Okulda Hep Beklediğin Eylül Özlemi
Esen Tatlı Rüzgar, Doğa Ve Sevgili
Birlikte Olabilmek Tutkusu
Yıllarca Sevdiğini Söylemeye Susadığın
Elini Tutmaya Kıyamadığın Sevgiline
Bu Muydu Bıraktığın
Yanık Uçağında Bir Avuç Kül...
Evet Seni Böyle Bulmuştuk Teğmenim
Bir Avuç Kül.....
Yemyeşil Bir Vadi Açmıştı Kucağını Sana
Sevgilin Mi Sandın Ne? Atıldın Kollarına....

O Sabah Gözlerin Pırıl Pırıldı
Bilemezdin Teğmenim Bilemezdin
Nasıl Bilebilirdin Böyle Olacağını
Arkada Gözü Yaşlı, Sevgili Bırakacağını..
Lanet Olası Toprak Senide Basmıştı Bağrına
Hiç Mi Doymaz Bu Kahpe Felek
Yoksa Ezelden Mi Küsmüş Bizlere
Fakat Sen İstemiştin Teğmenim
Ölmedin Sen Ölemezsin
Buna Hakkın Yok Teğmenim
Unuttun Mu Ettiğin Yemini, Arzularını
Bırakıp Gidebilir Misin, Terkedebilir Misin Söyle
Neden Susuyorsun, Göremiyoruz Da Seni
Gülen Yüzünü, Kartal Gözlerini.....

O Gözler Neler Söylerdi Sevgiline
Şimdi Onun Yaşlı Gözlerinde Sen Varsın
Geride Kalan Tek Eserinde Kırık Bir Kalp
Bak Oda Konuşmuyor Artık
Ağlamıyor..
Bir Hıçkırık Düğümlenmiş Boğazına
Gülümsüyor Ağlanacak Kaderine
Hem Çırpınmıyorda Artık
Bitti Tükendi Zavallıcık......

Tanrım Bu Nasıl Bir Son
Yine Yağmur Yağmaya Başladı
Geride Kalan Bir Avuç Külüde Çok Gördü Bize
Bir İz Kalmadı Harabeden, Sanki Hiçbir Şey Olmamışcasına
Bak 60 Milyon Yürek Nasıl Haykırıyor Ardından
'Vatan Sağolsun'
Şimdi Bizler Geliyoruz
Sen Rahat Uyu Teğmenim

İlker ÜNLÜ
Hv.Plt.Tğm
22 Şubat 2005

Yarım Kalan Şehit Mektubu

Yiğit henüz 20 yaşındaydı.
Yiğit Şırnak’ın Uludere ilçesi Ortabağ köyünde şehit edildi.Künyesi alındı kimlik tespiti yapıldı.Bu sırada cebine sakladığı mektubu gördüler ve okudular :
Anam,babam burası çok soğuk üşüyorum,bir tek ben kaldım Yusuf öldü, İsmail öldü,Hakkı öldü…Hikmet komutanım öldü.Bir tek ben kaldım anne.Ölümü bekliyorum iki taşın arasında.Elimden bir şey gelmiyor mermim yok yiyeceğim yok anne.Eğer ölürsem sakın ağlama anam, de ki aslanlar gibi şehit oldu.Düşmana mermi sıktı de.Ben bu vatan……………………..

Gözlerim Göreceğini Gördü

O gün Boğaz tabyaları arasında en çok iş gören ve en çok hasara uğrayan Rumeli Mecidiyesi Bataryası oldu. Sabahtan beri muharebenin en şiddetli anlarında dahi iki sahil arasında gidip gelmekten çekinmemiş olan Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa, tabyanın feci durumunu haber aldığı zaman yine motora atlayıp Çimenlik İskelesi’nden karşı sahile hareket etti. Cephaneliği berhava olan tabyanın durumu hazindi. İstihkam yıkıntıları arasında dolaşmakta olduğu sırada bir ağacın altına uzanmış olan bir askerin hali dikkatini çekti ve yanına gidip
* “ Ne var evlat ?” diye sordu.
Nefer hemen yerinden fırlayıp esas duruş vaziyeti aldı. Çünkü sesi tanımıştı. Ama gözleri başka tarafa bakıyordu.
* “ Gözlerine bir şey mi oldu oğlum?”
O zaman nefer tok sesiyle “ Üzülmeyin efendim” diye cevap verdi. “ benim gözlerim göreceğini gördü” ( Evet düşman gemilerine tam isabet kaydedilmiş ve “Ocean” destroyeri hareket edemez hale getirilmişti.)
Cevat Paşa sessiz sessiz ağlıyordu.

Şehidim

Albayrağa sarılı tabutun önünde
Durmuştu bir imam kıblemizin yönünde
Saf saf oldu insanlar hocanın arkasında
Şehidin resmi vardı herkesin yakasında

Büyük bir boy resimle kortejin önlerinde
Özenle taşınıyor asker ellerinde
Gençliğin baharında henüz yirmi yaşında
Mavi bir bere vardı o tertemiz başında

Tüm cemaat ağlıyordu yaşları sel gibiydi
Esen meltem rüzgarı kara bir yel gibiydi
Seni uğurlarken içimiz yasla doldu
Tüm analar babalar ak saçlarını yoldu

Omuzlarda yükseldin göklere erdi başın
Olmasa da dünyada bir tek taşın
Öteki yaşamında makamın cennet oldu
Sen gidince yurdumun tüm çiçekleri soldu

Benim şehit askerim sen ölmedin asla
Vatanın dağlarına ismin yazıldı kanla
Sana silah çeken el kırılacaktır bir gün
Bu dünyadan edilecektir sürgün

Bunu asla unutma ey kahraman şehit
Her şeyi bilen Tanrı bize olsun ki şahit
Seni toprağa değil yüreğimize gömdük
Yanıyor çiğerimiz sanki ateşe döndük

Celaleddin Alıcı
Emekli Kıdemli Albay
30.04.2006

Sakın Ağlama Annem

Bayraklar altında gelirsem eğer
Üstüme yığılıp ağlama annem

Çiçeği burnunda yirmi yaşında
Oturmuş beklerim silah başında
İsmimi okursan mezar taşında
Üstüme kapanıp ağlama annem

Gurbette ağladım döktüm gözyaşı
Son durağım olursa mezar taşı
Sizlere söyleyince sağ olsun başın
Boynunu büküpte ağlama annem

Murat İLERİGELEN
Uzm. J. Çvş.

Şehit Olacağımı Hissetmiştim Anne

Ana bu sabah yine erken uyandık
Botları boyadık,düzeni yaptık
Sabah sabah iştimada dimdik ayaktaydık
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Bir emir geldi babacan komutandan
Araçlara bindik tam teşhizat hep bir andan
Karamanlı başladı dua okumaya ağzından
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Mataramda ki su sanki zem zemdi
Tetiğim gül oya,süngüm bir çiçekti
Yüreğimde ki sevda daha bir depreşti
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Sen geldin aklıma giderken göreve
Sivaslının gözündeki yaşa takıldı aklım
Sordum kendi kendime acep niye
Biliyordu o da kavuşmayacaktı nişanlısı Emine'ye
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Bir ses duyuldu önce kulaklarım oldu sağır
Az sonra geldim kendime koştum cenke
Arkadaşlar dökülüyordu tek tek yere bağır ALLAH diye bağır
Gözümde ki yaş düşmüştü gönlüme orda oldu kahır
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Vatan içindi dökülen kanlar yere
Çakallar karşı cephede mehmetçikler yerlerde
Tokatlı,Yozgatlı düşmüş kalmışlar üst üste
Allahım sen onlarında gazasını mübarek eyle
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
Doğduğum anı bilmem ama anam
Ölürken son sözüm oldu VATAN
Helaldir ona bu uğurda verilen her can
Ana ağlamaysın oğlun oldu şehit OSMAN
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
VATAN SAĞOLSUN

''Şehit Olacağım Mezarımı Kazın Baba''

Evet arkadaşlar Ankara Haymana doğumlu Mükremin Başaran izine geldiğinde mezarlığa giderek benim mezarımı baba buraya kazın dedi.....
 Ve gereki kalan vatani yapmak için Şırnak Gabara geri birliğine gitti ve izinden 3 ay sonra Şehit olmuştur..  Ne acıdır ama Şehidimiz Mükremin Başaran'ın içine Şehit olacağı doğmuştur ve şehit düşmüştür.... Ne mutludur ki onlara öleceklerini bile bile vatanından bir taş bile vermemek için göğsünü gere gere korumaya gitmiştir...   Ailesine sabır dileriz.. Kabrin Nur'la dolsun..  Mekanın Cennet olsun yiğidim...
HER ŞEY VATAN İÇİN...
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!...
EY BÜYÜK ALLAHIM BİZLERE ŞEHİT OLMAYI GÖSTER...

Şehidim Var Yastayım

Şehit kardesim mükremin başaran
Şırnakta etrafını kalleşce saran
Sürünsün seni kalleşce vuran
Şehidim var benim yastayım yasta

Sanmayınkı onun kanı yerde kalacak
Binlerce mükremin her gün doğacak
Elbette şanlı ordum sizi boğacak
Şehidim var benim yastayım yasta

Iki ogul bir canım var feda vatana
ALLAH sabır versin anana babana
Lanetler yağsın sana kurşun atana
Şehidim var benim yastayım yasta

Şehit olacağını önceden sezdin
Izine gelip elinle mezarın kazdın
Haymana ağladı bizi çok üzdün
Şehidimiz var bizim yastayız yasta

Baban diyorki vatan vatan sağolsun
Lanet olsun teröre hepsi kahrolsun
Şehitler ölmezmis ruhun şaad olsun
Şehidim var benim yastayım yasta

Yaşarî yim uzağım gönlüm sizlerle
Aglıyorum yürekten yaşlı gözlerle
Generaller söz verdi gercek sözlerle
Kanın yerde kalmayacak yastayım yasta 

Türk Şehitleriyiz Biz...

Güçlüydük biz çanakkalede
Olmasa bile topumuz tankımız
Pençeliyor göğüslerini zifiri karanlıkta
Kan ediyor,revan ediyorduk
Toprak anaya sığmaz olmuştuk her düşüşümüzde
Can verip,candan ediyorduk.
Yaşlı-genç, baba-oğul şahadete ulaşıp
Toy kuruyor bayram ediyorduk,
Öylesine imanla dolmuştu ki göğsümüz
Duyduğumuz her sesi ezan ediyorduk.
Yattık bir dönem Anzak’larla koyun koyuna,
Hiç uyumadık biz;
Cudi’de Gabar’da Tendürek’te,hain namluların her kurşununda
Feveran ediyor, isyan ediyorduk….
Beşparmak dağlarında da vardık biz
Ne zamanki vatanımıza istiklalimize göz dikilir
Geriye döner topraktan kalkarız hepimiz
Settül Bahir’den, karaoğlanoğlundan birleniriz
Rakamlara sığmıyor,sayanları hesaptan ediyorduk
Çünkü Türk şehitleriyiz biz…

Biz 251 Bin Şehittik

Çanakkale'de şehit düşen 251 bin fidanın hatırasına

Bindokuzyüz onbeşin, ilkbahar aylarında,
Düşman zırhlılarıydı,boğazın sularında,
İstanbul'du hedefi,engelsiz yollarında,
Bu hedefi durdurduk,bizler Çanakkale'de,
Bir milleti güldürdük,bizler Çanakkale'de

Nasıl bir savaştı bu..! kopuyordu velvele,
'Çanakkale Geçilmez' dedik yedi düvele,
Yedi düvele karşı,sadece süngülerle,
Bir milleti güldürdük,bizler Çnakkale'de.

'Türk'mü..'! , Bir elimizi arkamıza bağlarız,
Öteki elimizle galibiyet sağlarız'..
Diyen küstah Çörçil'in ellerini kırarız
İngilizi yıldırdık bizler Çanakkale'de,
Bir milleti güldürdük bizler Çanakkale'de

Ölümler sağnak,sağnak,inerdi üstümüze,
Düşmanı bırakmadık müstahkem mevzilere,
Şarapnel,gülle,mermi,yağdıda tepemize,
İmansıza saldırdık bizler Çanakkale'de,
Bir milleti güldürdük bizler Çanakale'de

O dehşetli anlarda, ölüm kusarken gökler,
Şehadete ererken birer birer neferler,
Sarsılmaz bir imanla vuruyordu yiğitler,
Yiğitleri soldurduk bizler Çanakkale'de
Bir milleti güldürdük bizler Çanakkale'de

Gök simsiyah olmuştu,deniz duman,yer duman,
Ölüm kustu,kan kustu,küffar vermedi aman,
Kırkbine karşı durdu,beşbin asil kahraman,
Şehadetler kaldırdık bizler Çanakkale'de
Bir milleti güldürdük bizler Çanakkale'de

Küfrün çelik bendini, bedenlerde erittik,
Yağan gülleyi topu,sinemizde yar ettik,
Kanlı küfrün üstüne,'YA ALLAH' deyip gittik,
Kefereyi öldürdük bizler Çanakkale'de
Bir milleti güldürdük bizler Çanakkale'de

İkiyüzellibirbin şehit gömdüm kefensiz,
Saldırdıkça tüm beşer, hem dinsiz,hem imansız,
Allah'a sığınıpta yürüyordum amansız,
Çeyrek ton top kaldırdık bizler Çanakkale'de,
Bir milleti güldürdük bizler Çanakkale'de.

TARKAN KÖKSOY..MART-2005 

Canlı Şehitleriz

Eninde sonunda öleceğiz bilmem ne şekilde!
Belki Azrail canımızı sökecek kör bir kerpeten ile!
Hiç olmazsa Allah uğrunda ölmeliyizki!
Dünyadan göçelim rahat bir son nefes ile!

Niyet ettik Rabbim, senin uğrunda ölmeye!
Razı olduk, tatlı canımızı yollarına sermeye!
Şimdi daha bir, cesaret geldi yüreklerimize!
Al kanlı, beyaz güvercinler gibi ötelere süzülmeye!

Yeryüzünde canlı şehitleriz hepimiz!
Al kanlı, göğsümüzdeki mahsun yüreklerimiz!
Ya Rab! Tekrar tekrar yolunda ölmeliyiz!
Böyledir, göklere yükselen arzu ve dileklerimiz!

Ahmet Namaz

BİZLER VATANIMIZ İÇİN BİR DEFA BİŞN DEFA CANIMIZI FENA EDERİZ BİZ İBRAHİMİN DEİLERİ BIRAKIN KARTAL MİSALİ PARÇALAYALIM OKK NIN OLDUĞU İNLERİ DAĞLARI... 

İsmin Yok-ŞEHİTSİN Sen

Nerden başlasam anlatmaya bilmem ki
Uzun zaman oldu sen gideli...
kapadığında gözlerini sene bindokuzyüz kaç bilmem
İsmin yok, bildiğim tek şey şehitsin sen...
Kahpece, onursuzca deldi bağrını kurşun,
Patlayan bombalarda dağıldı bedenin
boncuk boncuk kırmızıydı gözeneklerinde terin.
kaç mayında can verdin, yüreğinde sevdiklerin.
Anan,bacın,evladın ve yüzünü belki de hiç görmemiş kundakta bebeğin...
kavuşmak ümidiyle tutuştuğun kadının, sevgilin...
Dağlandı yüreklerimiz, dağlandık hepimiz parçalandıkça bedenin...

Daha ne sevdalar yaşayacaktı gencecik kanı deli yüreğin,
Ne günlerini görecekti daha gözü yaşlı anacığın,kadının,sevgilin...
Vatan sağ olsun derken bilir misin kaç kere öldü sevenlerin...
Kaç ana resminle uyudu kimbilir gecelerce
Ve kaç baba içine akıttı yaşını öyle derin öyle sessizce
Kaç küçük çocuk sen gideli baba kokusuna hasret
Ve
Yüzünde yokluğunun verdiği mahsunluk içinde büyütüyor savaşa kahpeliğe nefreti gözlerinde...
Kaç yüreğe yuva gibi sıcak geliyor özlem kokan mezarın ve toprağında yeşerttiğin fidanın
Kaç ana sana dokunur gibi okşuyor başını, senden geriye kalan o küçük yadigarın...
Sen cennetin bir yerinde yarım kalan sevdaların, kavuşamadığın aşkların gölgesinde
Bekleşir sevdiklerin kavuşacak elbet ellerin hepimiz geleceğiz günün birinde...
Şimdi ferah tut yüreğini kapa o güzel gözlerini....
Gözün ardında kalmış gibi olmasın
Elbet alınır bir gün kahpece kurşun sıkan ellerden intikamın...

Gül Yazganarıkan

Şehitlerden Utan

Sormaz mı sandın kanı dökülen canlar
Ey gönlüm seni anlmaz soysuz olan vicdanlar
Şehit kanını meze yapan kahpe vicdanlar
Siz Türk değilsiniz Türkoğlu Türk beni anlar

Dökülen şehit kanını su mu sandın
Sen Anadolu'yu atıp Avrupa'ya kandın
Zamanında Avrupa'yı titreten candın
Aslını bilmediğin için hep böyle yandın

Boşa mı gitti lan 'O' canlar
Bu Toprak için uzaklarda yatanlar
Beni anlamaz vefasız vicdanlar
Beni 'TÜRKOĞLU TÜRK ANLAR'

Hüsnü Şahin

Şehitlerden Özür Dileriz

Duymuyor beni şehit dedem.
Balkan harbinde ölmüş.
Hani top mermisi düşmüşya,
Tepesine...

Duymuyor beni memleketlim.
Hani kurtuluş savaşı vermişya.
Düşmanlara karşı..
İşte onun çocukları.
Sattık...
Kurtardığınız toprakları.
Sattık..!
Bağımsızlığı...

Dün dedeme seslendim
Bana yanlız kızdı..,
Yazıklar olsun,
Yazıklar olsun dedi.?
IMF,AET,AT,AB..vs
Derken unuttuk
Kanla aldığımız yerleri
Dolarlarla geri verdik...

Şehit dedem varya
Rahmetli şehit dedem
Hani top düşmüşya kafasına
'Hakkını helal et diyorum'
Etmiyor bana.......!

(28.06.2001 uşak)
Ömer Topdemir

Şehitmi Olmuşum Anne

Şehitmi Olmuşum Anne
Babam vardı bir ağlamayan
Yakışmaz bana yakışmaz diyordu
Annem bir köşede yüregine indiriyordu göz yaşlarını
Bir şey olmuşu ama kimse bana birşey demiyordu

Dahası beni kimse sanki görmüyordu
Yusuf saç baş dagınık sessizdi.
Onunda akıyordu göz pınarları
hanımda ordaydı diğer kardeşlerimde

Oğlum geldi aklıma
Bir an durakladım yoksa dedim
Dikkatlice bakınca gördüm amcasının yanındaydı
Boş gözlerle bakıyordu kalabalığa

Neyse rahatladım
Az ilerde kalabalık hareketlendi birden
Bir taput evet taputtu omuzlara alınan
Bir anda şimşekler çaktı beynimde

Ben cephedeyim suriyede
Ne işim vardı bizim köyde
Az daha ilerleyince gördüm
Seneler önceki resmimi oğlumun kucagında

Herşeyi daha iyi hatırlamaya başladım
En son yaralanmıştım.
Yüzbaşım Süleyman vardı baş ucumda
Dayan evladım diyordu helikoptere bindirirken dayan

Bu arada camiye gelmiştik
İmam helallik istiyordu cematten
Son bir kez görmek için açtılar taputun kapagını,
Kanlı bedenimi gördüm. upuzun yatıyordu.

Buruk bir sevinç kapladı içimi
Şehit olmuştum ama ya geride bıraktıklarım
Ne güzeldi peygamberimize komşu olacaktım
Olsun dedim nasıl olsa onlarda gelmeyeceklermi?

Mustafa Alparslan 

Şehitten Hiç Hesap Sorulur Mu?

Şehitten Hesap Sorulur mu
Dağların sisine, gem vurulur mu
Türk askeri önünde durulur mu
Vatansız bu dünyada durulur mu
Şehitlerden hiç hesap sorulur mu

Bulanık akan sel suyu durulur mu
Türk Askeri, arkadan vurulur mu
Güzelleri sevenler, hiç yorulur mu
Şehitlerden hiç hesap sorulur mu

Göklerde uçan turnalar vurulur mu
Türk Milletinin önünde durulur mu
Şu vefasız Alemde, hiç durulur mu
Şehitlerden, hiç hesap sorulur mu

Şahlanan ata dizgin vurulur mu
Coşan asker önünde durulur mu
Vatansız bu dünyada durulur mu
Şehitlerden hiç hesap sorulur mu

Hiç çiğ yumurta soyulur mu
Güzel Leylalara doyulur mu
Pişmiş aşa hiç soğuk su konur mu
Şehitlerden hiç hesap sorulur mu

Vatan sevgisine hiç doyulur mu
Millet sevgisine hiç doyulur mu
Türk Ulusunun önünde durulur mu
Şehitlerden, hiç hesap sorulur mu

Türkiye'nin güzelliği doyulur mu
Türk milleti önünde durulur mu
Türk askeri arkadan vurulur mu
Şehitlerden hiç hesap sorulur mu

Türkiye'nin güzelliğine doyulmaz
Türk milletinin önünde durulmaz
Türk askeri hiçbir zaman yorulmaz
Şehitlerden hiç bir hesap sorulmaz
B TUNCA/21.03.2000

Bayram Tunca
--------------------------------------------------------------------------------
TÜRK ASKERİNİN KARŞISINDA HİÇ DURULUR MU? ANCA ARKASINA GEÇİP SIRTINDAN KALLEŞCE ŞEHİT ADİLİRLER GENE ÖLDÜREMEZLER ANCA ŞEHİT ADİLİRLER...
 

Şehitlik Böyle Olur

Şehitlik Böyle Olur...Şehitlik zaten kahpece, kahpece olur,
Benim Mehmedim, hep alnından vurulur,
Bulanık sular, bir gün olur durulur durulur,
Şehitlik zaten kahpece, kahpece olur.

Mehmedim mektup yazar anasına,
Kalbindedir diyemez utanır sevdasına,
O maşuktur kâlbiyle Allah'ın nidasına,
Şehitlik zaten kahpece, kahpece olur.

Ne var, bende sınırda nöbet tutsam,
Vatanıma kasteden caniyi kovalasam,
Canınız tamuya askere kurşun sıkan,
Şehitlik zaten kahpece, kahpece olur....

Yusuf Önder Bahçeci

Şehitler Özgürlüğe Yürüdü

Şehitler Özgürlüğe Yürüdüler
Şehitler yürüdü kızıl ufuklara
Bakır tenlerinin savrulduğu topraklardan
Gül kokulu bahçelerin koynuna...
Yol üstünde kara zebaniler
Avını bekleyen baykuşlar gibi
Kan kırmızı hudutlara sürüldü
Anadolu; altın sarısı başakları bekler
Umudun yeşerdiği sarı saçlarda
Çelik yürekli adamın bakışlarında
Dağılır kara bulutlar
İhanetin arka sokaklarında.
Yeniden yeşermek için yeşilin
Her tonunda,
Dağlar yükselir omuzlarda.
Anadolum; yakılan bir meşaledir
Umutların karardığı ihanetlerde,
Yıldızlar ağlaşır her karanlıkta
Kıvılcım kıvılcım yanan kalplerde
Şehitlerin mahzun bakışlarında
Özgürlük zincirlere tutsak
Kölelerin yüreklerinde...
Özgürlük çiğnenerek tükenir
Onursuzluğun ayak altlarında.
Hainlerin kuşattığı dört yanımızdan
Kara ihanetler saldırır
Kanla yıkanan toprağa.
'Dahili ve harici bedhahlar'
El ele tutuşmuş
Yumruklar savurur ulusal kimliğimize,
Ve şehitler dirilir Anadolu'dan
Ay yıldızlı bayrağın gölgesinde
Ölmeyen ruhlarıyla,
Çelik yürekli adamın izinden
Özgürlük güneşinin doğduğu ufuklara...

Ahmet TIĞLI 10.10.2006 (Sevgi Merdivenleri)

Şehitler Ve Bayrağımız

Şehitler Ve Bayrağımız
Toprağın için, toprağa düştün.
Yılmadan savaştın engelleri aştın.
Kahramanca coştun,taştın.
Yiğidim,askerim,Mehmet'im.
Senin gibi asker görmedim.

Toprak bağrına aldı seni,
Bir ana gibi sarıldı sana.
Bıraktın en derin acıları,
Seni seven canlara...

Sessiz şehir oldu senin vatanın.
İncitmedin,hiç bir an atanın
Yüreğini...
Bükemediklerinde o güzel
Bileği...
Arkadan kahpece vurdular!
Çoluk,çocuk yaşlı, genç,
Demeden hep kırdılar.
Birer birer...
Zalimce,haince
Emellerini gerçekleştirmek için
Sinsice,
Saldırdılar.

Düşman sardı her yanı,
Kıpkırmızı Türk kanı,
Bir ay, bir yıldız ile buluştu.
Bayrağım,canım bayrağım oluştu,
Tanrıdan bir sunuştu bu,

Yiğidim,askerim,Mehmet'im.
Senin gibi, bir kahraman görmedim.
Tanımadım,bilmedim.

Daha nice kahramanlık,
Yazacaksın tarihe,
Düşmanların bunu hep böyle bile,

Hangi millet,bayrağını kandan almış?
Hangi millet,bu kadar çok ağlamış?
Hangi millet tarihe,Türk kadar ün salmış?

Tekrar yazacağız tarihe Türk'ün adını,
Göstereceğiz Türk'ün şanını.

Hüseyin Sönmez

Ahmet Tığlı 

Asteğmenin Son Mektubu

Adı Soyadı : Ömer Zeki Varan
Doğum Yeri : 1966 - Artvin
Baba Adı: Mehmet Nuri
Ana Adı: Güli
Medeni Hali: Bekar
Sınıfı - Rütbesi : Piyade Asteğmen
Sicili - Tertibi: 221-505558 1.Komando Tugayı Bolu
Şehit Olduğu Yer : Şırnak - Görmeç Köyü

27 Ocak 1992 GÖRMEÇ
Sevgili Anneciğim,
Buraya geldikten ancak kırk gün sonra size bir iki satır şey yazabilmek için fırsatı askerliğini bitiren erlerin gidişinden yararlanarak yakaladım. Şu mektubu yazmak için kağıdı bile askerlerin koğuşundan aratarak zorla buldum. Burada yaşamak zor anne. İsterseniz birazcık size buralardan bahsedeyim.
Burası Şırnak'tan 20-25 km. uzaklıkta doğusunda Cudi dağı, batısında Gabardağı, güney de ise Giraf diye dağların bulunduğu 60-70 hanelik bir köy. Köyün hemen girişinde bulunan bölüğümüzde betondan sadece bizim kaldığımız iki gözlü bir ev yanında bulunan bir haber merkezi var. Bölükte askerlerin kaldığı yer tam bir ahır görüntüsünde. Şu anda ikmallerimize araçların gelebildiği yere kadar gidip, tahminen 10 km kadar yokuş bir yolla sırtımızda taşıyarak yapıyoruz. Burda herşeyimizi kendimiz yapmak zorundayız. Aksi halde aç veya odunsuz kalıp soğuktan donabiliriz. Bir aydır kesik olan elektriğimiz iki gün evvel geldi. Bir şeyin yokluğu olmayınca varlığından bir şey anlamıyormuşuz. O altmış hanelik köyün görüntüsü elektrik gelince bize kocaman bir kent gibi gelmişti. Kısacası burada herşeyin yokluğunu çekiyoruz ama en çok sizlerin ve sevdiklerimizin. Bu yıl kar burada çok fazla yağdı. Köylüler 30 yıldır böyle kar görmediklerini söylüyorlar. Bir hafta devamlı yağan kardan sonra birde terörist peşinde dolaşmak bize hem doğayla hemde teröristle uğraşmak zorunda bırakıyor. Bir görev en az beş gün sürüyor, dağlarda, karla soğukla, teröristlerle ve korkuyla mücadele etmek zor gerçekten çok zor. Fakat her şeye rağmen yaşamak için bunları yapmak zorundayım. Burda benimle birlikte 20 tane askerin sorumlusuyum. Onların hem komutanı hem annesi, babası hemde arkadaşı olmak zorundayım. Bazen üç gün uyumadığım zamanlar oluyor. Burda uyumakla ölmek arasında pek fazla fark yok. Daima uyanık olup hem etrafı hem nöbetteki askerleri kontrol etmek zorundayım. Bir anlık gaflet hepimizin sonu olabilir.
Köylülerin çoğu terörist fakat onlarda hem bizlere hem teröristlere yardım etmek zorunda kalıyorlar. Köylüler iki mt karda bir yere gidemedikleri için önce bizim gidip gelip yolları açmamızı bekliyorlar. Ne sağlık ocağı, ne okul nede köylülerle uğraşacak bizden başka bir kurum var. İster istemez bizimle iyi geçiniyorlar. Geçen gün yine bir köye gitmiştik. İki gün sonra köyün muhtarı yanımıza gelerek bir kadının çok kötü doğum sancıları çektiğini ilk doğumu olduğunu, bir türlü doğum yapamadığını söyledi. O anda bir insan hayatının benim ellerimde olduğunu düşündüm. Köyün yolu kardan kapalı ve kadının yetiştirilmesine imkan yoktu. Zaten kadın geceden beri sancı çekiyormuş. Köylü gece çıkamadığı için gelememiş, gece gördüğümüz herkese terörist muamelesi yapıyoruz. Yapabileceğin tek şey tabur komutanını arayarak helikopter istemekti. Fakat helikopter bizim için bile gelmiyordu nerde kalmış bir köylü için. ama yine de tüm içtenliğimle ve ısrarla helikopter istedim. Köylüyü toplayıp köyün ortasında helikopterin inmesi için iki mt kalındığındaki karı açtırdım. Bütün köylü ve ben büyük gayret gösterdik. Artık her şey helikopterin gelmesine kalmıştı. Sıkıntılı bekleyişler ve birçok ricadan sonra nihayet helikopter geldi. Kadını gönderdik. Artık benim yapabileceğim hiçbir şey kalmamıştı. O kadına dua etmekten başka bir şey yapamazdım.
Köylünün benim elimi sıkıştan ve bana ettikleri dualar belkide sizin yaptığınız dualar kadar vardır. İşte günler burada her şeyi yaşayarak geçiyor. Gündüz elini sıkan köylü akşamları dağa çıkıp üzerime ateş yağdırabilirler. Akşam olunca her şey bitiyor burda. Sadece bekleme başlıyor ta ki bir kaleşnikof un bu sessizliği bozmasına kadar. İşte o zaman insanın aklına hiçbir şey gelmiyor, karşındakileri caydırıp seni yok etmesine izin vermeden bildiğim tüm askerlik kavramlarını uyguluyorum. Yaşamakta ölmekte tuhaf buralarda. Buralara nasıl düştüm? Suçum neydi? Bilmiyorum ama her şeye rağmen başa gelen çekilir diyorum. Her gün ağarmasında acaba batan günü görebilecekmiyim? diyorum. Ne yaşayacağım ne de öleceğim belli herşey olabilir ama buradan sağ salim dönmek ve sizlerle tekrar kavuşmanın özlemiyle yaşamaya daha kuvvetli sarılıyorum.
Sizleri çok seven oğlunuz
Komando Astğm.
Ömer Zeki Varan

Astsubayın Son Mektubu

Adı Soyadı : Ahmet Çalışkan
Doğum Yeri : Amasya
Baba Adı: Hüseyin
Ana Adı: Fatma
Medeni Hali: Evli
Sınıfı, Rütbesi: Jandarma Üstçavuş
Sicili - Tertibi : 1986 - 628 İl K.lığı - Siirt
Şehit Olduğu Yer : Siirt - Kurtalan Tulumtaş 5.12.1994

Merhaba Hayatım
Öncelikle senden özür dilemek istiyorum. İçtenlikle özür dilerim canım. Şu günler benim için çok zor. Bana hak vereceğin kanısındayım. Seninle sözlülük süremiz hemen hemen yılını bulacak. Ama ben seni göremiyorum. Seninle olamıyor, el ele gezip, gülüp eğlenemiyorum. İşin en kötü yanı da senden uzakta olmam ve elimden herhangi bir şeyin gelmeyişi. Telefonda konuşmak veya böyle mektup yazmak seni bilemiyorum ama beni tatmin etmiyor. Yetmiyor Zümriye bana yetmiyor. Son özellikle 2-3 aydır karşılıklı oturup, dertleşecek konuşacak, birşeyleri paylaşacak birisine ne kadar çok ihtiyaç duyduğumu anlatamam. Diyeceksin ki bana yaz veya telefonda söyle. Haklısın ama olmuyor. İşte gülüm olmuyor. Senden herhangi bir şeyi sakladığım gibi bir düşünceye kapılmanı istemiyorum. Çünkü senden saklayabileceğim ne olabilir ki? Yokta.
İkinci sebebe gelince seninde bildiğin gibi bizim ufaklık İsmail dağıtım oldu. Şimdi bu Cumartesi Hakkari-Çukurca'ya gidecek. Ona baştan yardım etmek istemedim. Sebebi ise insan kayırmanın, torpilin hep karşısındayımdır. Haksızlığa tahammül edemem. Ama şimdi düşündüğümde ise Allah göstermesin herhangi bir şey olması durumunda vicdan azabı çekeceğim. Belki bir telefon etmiş olsaydım acemi birliğinde (Hatay'da) bırakabilecektim.
Evet sevgilim. Bir erkeğin yapması ve de bir bayanın yapması gereken işler vardır. Şu an evi de düşünmeden yapamıyorum. Biliyorum Hüseyin onlar için elinden geleni yapıyor ama görmeyince içim rahat olmuyor. Seninde başını ağrıtıp, zamanını boş yere harcamayayım. Ama hayatım lütfen beni yanlış anlayıp, yanlış tanıma. Önümüzde uzun bir ömür var. Bana şu günlerde destek olmanı bekliyorum. Benim için öyle zannediyorum ki düğüne kadar geçecek zaman yaşadığım en zor ve geçmek bilmeyen günler olacak.
Mutlu günler ve sevgiler
Seni seviyorum.
Ahmet Çalışkan
Not: Zümriye senin mektup ile fotoğrafını hala alamadım

Şehidimin Son Mektubu

Adı Soyadı : Erol Ercan
Medeni Hali: Bekar
Memleketi:Bartın
Olay Tarihi: 5.11.1994
Şehit Olduğu Yer : Mardin - Savur Karayolu
Defin Yeri : Bartın - Döngeller Köyü

Saygıdeğer babacığım ve anneciğim.
Benim için üzülmeyin olur mu. Ben çok iyiyim. Buradaki rahatım da iyi. 2000 (İkibin) kişilik bir köydeyim. İlçeye çok yakın. Keçi deresinden Kumluca gibi. Köy gayet sakin, köyün ortasından bir çay akıyor. Çayın iki tarafında kavak tarlaları ve bahçeler var. Köy Arap köyüymüş. 4 tane şıh denilen bir adamlar var onlar sayesinde köyde pek olaylar olmuyormuş. Okulda 15 öğretmen varız. Bana birinci sınıfları verdiler. Çocukların bazıları Türkçe biliyor, bazıları hiç bilmiyor, sadece Arapça biliyor.
Okulun lojmanı yokmuş. Köyün içersinden bir ev tuttum. Bu mektubu da anca yazabildim. Eve taşınmadan önce bir öğretmen arkadaşın evinde kalıyordum. Eve eşya olarak 1 tane çekyat, 1 tane masa, 4 tane sandalye, 1 kilim aldım. Birkaç tane eksikliklerim var, onları da ilerde yavaş yavaş tamamlarım.
Babacığım aylığımı aldım ama hemen para gönderemedim. 6 milyon lira gönderiyorum. 1 milyon lirasını harçlık yaparsın. Televizyonda haberlerde söylüyorlar, öğretmenleri de öldürüyorlar. Siz benim için dua edin ben de biraz dikkatli olurum Allahın izniyle hiçbir şey olmaz inşallah. Keçideresine telefon edin diye Ankara'ya telefon etmiştim. Belki haber almışsınızdır. Bundan sonra da fırsat buldukça ben haber yollamaya çalışırım. Benden haber alamazsanız merak etmeyin olur mu. Devamlı mektup yazamam okunur belki. Devamlı telefon da edemem. Nizamettine mektup yazamıyorum. Ona yazın kusura bakmasın. İki üç ay sonra parası bitmeye başlayınca ben size gönderirim sizde ona gönderirsiniz.
Selamlara gelince beni soran herkese selamı var. rahatı da iyiymiş, aylığını alınca bize para gönderdi deyiverin. Sizlerinde hepinize ayrı ayrı selam eder, ellerinizden öperim. Haber, mektup alamazsanız merak etmeyin.
Oğlunuz Erol Ercan
MEKANIN CENNET OLSUN SEHİDİM....

Şehit Asker

Adı Soyadı : Sadık Türkyılmaz
Doğum Yeri : Ankara - 1974
Baba Adı: İsmail
Ana Adı: Selma
Medeni Hali: Bekar
Sınıfı, Rütbesi: Jandarma Çavuş
Sicili - Tertibi: 1974-2 İl J.K.lığı - Hakkari
Şehit Olduğu Yer : Hakkari - Çukurca Gölgelibeş Mevkii 10.07.1995
Çukurca'nın dağlarından merhaba

Sevgili Anneciğim babacım nasılsınız iyimisiniz
iyi olmanızı yüce Allahtan dilerim. O pamuk ellerinizden öperim. Abimin ellerinden kardeşimin ve yeğenimin gözlerinden öperim.
Eğer beni soracak olursanız ben çok iyiyim. Az kalan günlerimizi saymakla uğraşıyorum ve ayakta kalmakla uğraşıyorum.
İki tane Terör Örgütü denilen piçlerle uğraşıyoruz biliyorsunuz ama sonunda acı günlerimiz bitecek yeniden değişik bir hayata kavuşacağım ve yerden Türkyılmaz ailesi toplanacak. Annem senin yüzün her zaman gülecek. Annem bizi bu yaşa kadar çok büyük destekle yetiştirdin. Allah'ın izniyle bundan sonra dertler bitecek tatlı ve mutlu günler gelecek.
Artık şu Zafer gilde, gelsede biz kurtarsalar ama şuan da nöbet harici hiçbir işimiz yok. Kalk nöbet tut yat bu mektubu yazdığımda da maaşımı alıyoruz ve para sıkıntısı yine kalktı anam yine burada patron Sadık. Aynur nasıl iyi mi iyi olmasını cenabı Allahtan dilerim. Baban nasıl dedemgil nasıl iyilerdir inşallah Allah onları başımızdan eksik etmesin.
Anne artık bana ailemize yakışır gelinini hazırlamaya başla kara kaşlı kara gözlü olsun. Neyse canım güzel olsun kızmadın değil mi. Annem şafak çok yakın sizleri yine çok özledim.
Sizi seven asker oğlunuz.
Eski günler burnunda tütüyor Sadık’ın (Türkyılmaz). Çukurca'dan yazmıştı mektubunu; "Teskereyi alınca, Türkyılmaz ailesi yeniden toplanacak. Annem, senin yüzün yeniden gülecek. Bizi büyütene kadar neler çektin. Ama bundan sonra mutlu günler gelecek."
Mutlu günler umuduyla Sadık. Bir de dileği vardı anasından:
"Anne artık ailemize yakışır gelini kızını hazırlamaya başla. Kara kaşlı, kara gözlü olsun. Şaka bir yana şafak çok yakın. Beni bekleyin."

Sadık Türkyılmaz

EY OĞUL

Bilir misin? Bu günlere nasıl geldi bu vatan.
Ölümsüz destanlarla ebedileşti oğuz atan.
Zulme kalkandı yürekleri,bükülmezdi bilekleri
Ant içtiler son vermek için çirkin zulümlere,
Gülümseyerek gittiler,vatan için ölümlere,
Bu kutsal sevdayla şahadet şerbetini içtiler,
Destanlaşıp hem yardam hem serden geçtiler.
Onlar ki,gönülden bağlıydılar yüce Allah’a
Malazgirt’te Alparslan’ın atı kalkınca şaha;
Anadolu’da ebediyen sustu artık çanlar…
Anadolu’dan arşa dek yükseldi ezanlar.
Söğütte kayı boyundan bir çınar kök saldı,
Mehter 29 mayıs’ta hücum marşını çaldı
Fatih sultan Mehmet o sabah İstanbul’u aldı,
Dört kıtada bayrağımız dalgalanırken şanla,
Zayıf düştük düşmana karşı,zamanla,
Ve küfre karşı yıllarca savaştık,bu imanla
Mehmet’im hiçbir zaman düşmana eğmedi baş,
18 martta zaferle sonuçlandı,o çetin savaş.
Gelibolu düşmana geçilmez bir duvardı,
Türkün gücü bir kez daha dünyayı sardı.
Geçilmezdi Çanakkale…Geçilmeyecekti!!!
Çünkü orda Mustafa Kemal vardı.
Ey oğul,
Ebediyen dalgalansın bayrağım göklerde,
Unutma sakın,istiklal ölümsüzdür Türklerde,
Ay yıldızlı bayrağım altında yaşamak;şereftir şandır;
TÜRKİYEM:İLELEBET TÜRK;İLELEBET VATANDIR!

ŞENOL ÇOŞKUN ŞEHİDİMİZİN KIZI ÇİĞDEM ÇOŞKUNA BİZİMLE PAYLAŞTIĞI İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ...

ŞEHİT KIZI

Güzel vatanım,
Al bayrağım uğruna,
Şehit oldu babam,
Bana yetim diyorlar,
Ben yetim değilim,
Bu vatanın evladıyım,
Sanma ki boynum büküldü
Başım şimdi daha dik.
Gururluyum ben.
Çünkü ben şehit kızıyım
Yüce atamın izinde,
Şehitlerimizin eseri bayrağımızla,
Bizler bu vatanın bekçisiyiz.
Benim vatanım,
Öyle güzel vatan ki,
Uğruna kaç kişi şehit oldu,
Göklerde
Nazlı nazlı dalgalanan
Al bayrağım
Nasıl yüce bir bayraksın ki
Kaç şehit kanını temsil ediyorsun
Şehit babamı temsil eden ben,
Öyle bir şehit evladıyım ki
Bu güzel vatanım,
Bu yüze bayrağım için
Gözümü bil kırpmadan
Canımı veririm...
BU GÜZEL ŞİİRİ ŞEHİT ŞENOL ÇOŞKUN'UN KIZI ÇİĞDEM ÇOŞKUN'UN BİZİMLE PAYLAŞLAŞTIĞI İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ...

Şehit

Al kanımla dalgalansın bayrağım
Bin can verem,vatan kalsın toprağım
Vatan sağ oldukça bil ki ben sağım
Ahmet şehit,Ali şehit,ben şehit.

Dağlar bile söylüyorken türkümüz
Kaçabile bu vatandan hangimiz
Nerde düşsek orda bizim gönlümüz
Yahya şehit,Seyyit şehit,ben şehit.

Dünya gelse,vatan için,din için
Gözüm kırpmam bir can için,baş için
Derim 'Allah! muzaffer et hak için'
Resul şehit,Nebi şehit,ben şehit

Vatan Sağolsun

Söküldü tırnağım yordu zindanlar
Kahpe çıktı yüzüme dostça bakanlar
Silin göz yaşını silin analar
Şehit oldu,şehit bizden kapanlar

Çilelidir ceddim çile yıldırmaz
Başı koltuğunda şehit aldırmaz
Mekanı bilinmez,mekan sorulmaz
Silin göz yaşını silin analar
Şehit oldu,şehit bizden kapanlar

Bu davada can buldu binlerce vücut
Yastamı gönüller,hayramı dildeki sükut
Ölmedi yaşıyor hala o bozkurt
Silin göz yaşını silin analar
Şehit oldu,şehit bizden kapanlar

Yinede yangında yürekler bir-bir
Üstünü örtüyor dillerde tekbir
Cennet bahçesini süsleyen kabir
Silin göz yaşını silin analar
Şehit oldu,şehit bizden kapan

Mehmedim Şehit Oluyor

Kahpeler kahpece vuruyor Mehmet şehit oluyor,
Mehmedim şehit oluyorda Hâkka doğru yürüyor,
Mehmedimi şehit edenler, Cehennemi boyluyor,
Kahpeler kahpece vuruyor Mehmet şehit oluyor.

Şehit Mehmedimin son sözü Allah Allah oluyor,
Elinde solmuş bir fotoğraf yüzü gül gibi soluyor,
Ey kahpeler, bu şeni dünya sizlere de kalmıyor,
Kahpeler kahpece vuruyor Mehmet şehit oluyor.

Mehmedim şehit oluyor, Cenneti görüp gülüyor,
Şehit olacağın önceden bilip, mektuplar yazıyor,
Bu analar Vatanı için, ne Mehmetler doğuruyor,
Kahpeler kahpece vuruyor Mehmet şehit oluyor

Ben Şehit Anasıyım

Feryadımı ahımı anlatmak mümkün değil
Yüreğimde ızdırap ben şehit anasıyım
Duymayan kulakları çınlatmak mümkün değil
Ey yüz sürülen mihrap ben şehit anasıyım

Sırdaşım,can yoldaşım, paşam diye severdim
Yirmi iki yaşında vatana kurban verdim
Düşlerimde her gece kıpkızıl güller derdim
Yeter çektiğim gazap ben şehit anasıyım

Şehitlik diploması en kutsal bir hediye
Kahpece kurşunlanmak çekilir mi sineye
Söz verdim şehidime artık ağlamam diye
Her günüm elem azap ben şehit anasıyım

Kısmet olmaz her ere şehitlik mertebesi
Gidip de dönmeyenler ağlatıyor herkesi
Soğumamış duruyor koynumdaki nefesi
Gecem gündüzüm harap ben şehit anasıyım

Yaşadıkça her zaman hep seni anacağım
Nerde bir asker görsem ölmedin sanacağım
İçimdeki ateşle bir ömür yanacağım
Sabır merhamet Yarap ben şehit anasıyım

Çanakkale'de Otuz Bin Şehit

Çanakkalede otuzbin şehit,
Hepsi bir birbirinden yiğit,
Bundan sonrasını tarihler yazar,
Çanakkale de analar ağlar.

Derdim derdim garip halim,
Kanı içmiş dağlar sanki düşmanım,
Ne analar ne bacılar,
Çanakkalede zaferler yatar.

Düşman pusu atmış çanakkale yollarına,
Yol vermiyor dağlar nice yiğit aslanlara,
Yol vermesen küserim yara,
Deli gönlüm gitmek ister şanıyla.

Mermiler yağıyordu yağmur gibi yiğitlerimizin üstüne,
Ay yıldızlı bir bayrak dalgalanıyordu gök yüzünde,
Mekanınız cennet olsun ebediyetde,
Çanakkalede şehitler yatar diz dize.

Ben Şehit Olacağımı Hissetmiştim Anne

Ana bu sabah yine erken uyandık
Botları boyadık,düzeni yaptık
Sabah sabah iştimada dimdik ayaktaydık
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Bir emir geldi babacan komutandan
Araçlara bindik tam teçhizat hep bir andan
Karamanlı başladı dua okumaya ağzından
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Mataramda ki su sanki zem zemdi
Tetiğim gül oya,süngüm bir çiçekti
Yüreğimde ki sevda daha bir depreşti
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Sen geldin aklıma giderken göreve
Sivaslının gözündeki yaşa takıldı aklım
Sordum kendi kendime acep niye
Biliyordu o da kavuşmayacaktı nişanlısı Emine'ye
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Bir ses duyuldu önce kulaklarım oldu sağır
Az sonra geldim kendime koştum cenke
Arkadaşlar dökülüyordu tek tek yere bağır ALLAH diye bağır
Gözümde ki yaş düşmüştü gönlüme orda oldu kahır
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Vatan içindi dökülen kanlar yere
Çakallar karşı cephede mehmetçikler yerlerde
Tokatlı,Yozgatlı düşmüş kalmışlar üst üste
Allahım sen onlarında gazasını mübarek eyle
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
Doğduğum anı bilmem ama anam
Ölürken son sözüm oldu VATAN
Helaldir ona bu uğurda verilen her can
Ana ağlamayasın oğlun oldu şehit OSMAN
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
VATAN SAĞOLSUN

Ağlama Dönerim Birgün

Rüyamda gördüm anne kucağı
Uyandım baktım asker ocağı
Felek vurdu kalbimde bıçağı
Ağlama anam dönerim bir gün

Ben asker oldum olalı 378 günüm doldu
Mısralarımı yazarken gözlerim doldu
Söyleyin anama ağlamasın
Yıkasın gömnleğimi dolabıma assın
Beni hatırladıkça resmime baksın
Ağlama anam dönerim birgün

Diyarbakır’ın içinde bir küçük çarşı
Hasretim artıyor anama karşı
Babama kardeşime sevgilime karşı
Ağlama anam dönerim birgün

Beni Bas Bağrına Ana

Asker oldum gidiyorum ana
Mektup yazmayı unutma
Şehit olursam ağlama
Kara taşı bas bağrına

Her şehidin arkasından
Bir türkü söylenirmiş anne
Sende benim ardımdan
Bir türkü söyle...

Sabret geliyorum yarına
Dimdik ayakta karşına
Kara taş basmayacaksın bağrına
İnşallah! Beni bas bağrına ana!

Şehit Anası

Dün gece yavrumu rüyamda gördüm
Yün çorap istedi o sabah ördüm
Zarfa Şırnak yazıp postaya verdim
Askerin anası erinmez imiş

Yanası yanası ciğer yanası
Yansa da ağlamaz şehit  anası
Ananın yaktığı asker kınası
Kıyamete kadar silinmez imiş

Zamanı tez geçti üç ay kalmıştı
Kurşunun yerini umut almıştı
Cansız hayalim diye resim salmıştı
Belki de gidipte gelinmez imiş

Soğukmuş oralar her taraf karmış
Dağlar amansızmış,yolları darmış
Bastığı yerde de bir mayın varmış
Toprağa basarken bilinmez imiş

Nöbete giderken gününü saymış
Az değil uz değil tam ondört aymış
O gece görmedik bir yıldız kaymış
Yıldız sahibine görünmez imiş

Al kanları beyaz kara dökülmüş
Kol kopmuş yavrumun topuk sökülmüş
Duydumki ciğerim ölürken gülmüş
Halbuki ölürken gülünmez imiş..

Anneme

Birgün taşınacağım erler kolunda
Görev anında gurbet yolunda
Kapanmış yatarken bayrak altında
Karşına çıkarken ağlama annem

Ansızın bakarsın gelir bir haber
Oğlun görevde şehit olmuş derler
Bayraklar altında gelirsem eğer
Üstime yığılıp ağlama annem

Çiçeği burnunda yirmi yaşında
Oturmuş beklerim silah başında
İsmimi okursan mezar taşında
Üstüme kapanıp ağlama annem

Gurbette ağladım döktüm gözyaşı
Son durağım olursa mezar taşı
Sizlere söyleyince sağ olsun başın
Boynunu büküpte ağlama annem

NOT:Sevgili ailem ilk önce hepinizi çok sevdiğimi söylemek istiyorum.Bu mektup ancak ben öldükten sonra sizin elinize geçecektir.Beni asla unutmayın,hep kalbinizin bi köşesinde saklayın...

MURAT İLERİGELEN
Uzm. J. Çvş.

İstiklal Ordusu Şehitlerine

Düne kadar en vakur ölümlere güldünüz,
Bugün bütün milletin gönlüne gömüldünüz,
Rahat rahat uyuyun son aşiyanınızda.

Artık ne gözünüzde köy dönmek emeli,
Ne yaranızı saran ince bir kadın eli,
Belki arkanızda yok bir ağlayanınız da.

Varsın dolu bulunsun bin elemle göğsünüz;
Siz, Tanrı’nı n övdüğü kullardan büyüksünüz;
Zemzem kutsiyeti var her damla kanınızda.

Fani akislerini kaybeden sesleriniz.
En mağrur alınlara diyebilirler: Eğil!
Edebiyyet en küçük payedir yanınızda.

Çünkü hürriyet için söndü nefesleriniz,
Yâdınıza yabancı badiyelerde değil,
Ana vatanınızda, ana vatanınızda...

Şehitler Ölmez Demiştik Ya

Şehitler ölmez demiştik ya...
Sen şimdi öldün Mehmet'im...
Sana dağda kurşun sıkanlar, yoluna mayın döşeyenler var ya...
Hani bela okuduğumuz...
Hani elleri kırılsın dediğimiz...
Hani senin gömleğini, ceketini koklarken lanet ettiğimiz...
Onlar şimdi Meclis'te Mehmet'im..
Onların adı şimdi Milletvekili...
Biliyorum, kaşların çatık şimdi...
Biliyorum ruhun huzursuz...
'Şehit oldum, niçin?' diye soruyorsun Mehmet'im...
Ben şimdi sana ne cevap vereyim?
Sana ne söyleyeyim?
Sana ne cevap vereyim?
Ben sana bir şey söyleyemem...
Ben sana bir cevap veremem.
Ne söylesem sana, ruhuna huzur veremem...
Ne söylesem seni ikna edemem...
Sana kurşun sıkanı, Meclis çatısı altına sokanı, PKK'ya yataklık yapanı koynuna alanı kınarım sadece Mehmet'im...
Dağlarda bayram var, sana kurşun sıkan eller şimdi kına yakıyor...
Dağlarda bayram var Mehmet'im, bölücü şimdi Ankara'nın göbeğinde yatıyor...
Sorma bana, 'Peki ben niye öldüm?' diye...
Sen ölmemiştin, sen şehitsin Mehmet'im...
Ama ben ne yapayım?
Bayrak düşmanları kalelere girmişse ben kime ne sorayım?
PKK yatakçıları, hapishaneden Meclis'e giriyorsa bunun hesabını kimden sorayım Mehmet'im...
Boşuna mı döküldü bu vatan evladının kanı diye kime sitem edeyim?...
Dokunamıyorduk zaten, şimdi hiç dokunamayacağız Mehmet'im...
Onlar, Meclis Kürsüsünden bağıracak: 'Apo'ya özgürlük' diye...
Onlar Meclis kürsüsünden bağıracak: 'Türkiye bölünsün'diye...
Sen Şehit oldun, Allah indinde yerin belli...
Bizler, bunları Meclisin içine sokanlar nereye kaçacağız Mehmet'im...
Affet bizi...
Yalvarıyorum sana affet...
Dökülen kanın yerde kaldı Mehmet'im...
Dağlarda ayak izin, gönlümüzde yaran var...
Sana borçluyuz, sana karşı boynumuz bükük..
Hiç olmadığı kadar hem de...
Biz, pazarlardan çöp topladık...
Biz, satılan topraklarımıza seyirci kaldık..
Biz, üç kuruş ekmek parası için yüzümüze kara çaldık...
Sen Şehit oldun, kurtuldun...
Allah huzurunda rahatsın...
Ama şimdi biz ne yapacağız Mehmet'im?...
Bir de senin kanın bizim elimizde...
Sen ölmemiştin Mehmet'im...
Kanın yerde kaldı...
Yüzümüz yerde...
Ne yazık ki....

Minik Bir Yürekten Babaya Mektup

Yine seni özledim.Yine aklım karıştı baba..Özlem aklı karıştırır mı? Bunu öğretmemiştin bana.
Bugün benim doğum günüm.Şimdi sekiz yaşımdayım.büyüdüm erkek oldum ama hala anlamıyorum sen neden yoksun baba.Önlük bana çok yakıştı. Senin hep görmek istediğin gibi pırıl pırıl bir öğrenci oldum ama sen göremedin üzgünüm çok üzgünüm baba...Karlı bir kış günüydü.seni bir tabutun içine koymuşlardı.Yine çok yakışıklıydın. Derin bir uykuya dalmıştın.Çağırdım defalarca seslendim sana,cevap vermedin küstüm sonra.Hani söz vermiştin. Kartopu oynayacaktık ilk kar yağdığında. Hava çok soğuktu ama babannem ağlarken ''oooyyy ciğerim yanıyor'' diyordu.
İnsanın ciğeri nasıl yanar baba?
Çok büyük bir kalabalık vardı.Herkes ama herkes ağlıyordu.Hep bir ağızdan ''ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ'' diyorlardı.Sen şehitsen ölmüş olamazsın.
Ölmediysen nerdesin baba?
Kocaman bir Türk bayrağına sarmışlardı tabutunu.Sen onu hep göklerde görmek isterdin.''Kutsal sevdam bayrağım'' derdin ya hani. Nedense biraz da kıskandım o zaman seni. Affet baba.Peki neden anlamıyorum hala.
Şimdi sen öldün mü? O zaman vatan bölündü mü?
Çok karıştı aklım baba.Vatanı kim bölmek ister ki.Bu büyük günah değil mi? Dedem anlatırdı ya hep ''benim dedem Çanakkale’de şehit oldu vatanı kurtarmak için'' derdi ya...O zaman büyük büyük dedem yok yere mi öldü? neden tekrar vatanı bölmek istiyorlar baba? Hani okula gidince her şeyi öğrenecektim.Bunları neden öğretmiyorlar baba? Bildiğim tek şey var.
O da sen yoksun yanımda.
Annem çok özlüyor seni biliyorum. Babanla gurur duyuyorum diyor. İnsan gurur duyunca ağlar mı? Özleme alışır mı baba?
Peki gurur senin yerine kardeşimi koklar mı? Beni maça götürür mü acaba?
Biliyor musun baba,benim ciğerim yanmıyor elledim sıcak değildi fazla. Hem duman da çıkmıyor. Ama içimde bir yer var. Seni her düşündüğümde orası çok acıyor,sızlıyor,sanki kopacakmış gibi oluyor.Sanki birileri devamlı kalbimi sıkıyor.Galiba sen yokken hep hasta oluyorum baba.
Bu acı nasıl diner? Ellerin ellerimi nerde bekler? Koşabilmek için seninle yollar bizi nasıl özler? Vatanı hangi canavar böler? Onlara senden başka kim dur der?
Gel de anlat bana.Anlat, öğret ki bende şehit olayım baba..

Şehit Kızından Mektup

Sevgili Babacığım,
Yıllar yıllar geçiyor, her şey değişiyor, her şeyden öncede ben değişiyorum. Değişmeyen tek şey değişimin kendisiymiş ya… Ama benim hayatımda hiç değişmeyen ve asla değişmeyecek olan tek ve en acı gerçek; SENİN KAYBIN.
Yoksun baba; yanımda, tenimde, saçımın telinde yoksun. Kalbimde, ruhumda, beynimde olsan da yaşamımın hiçbir anında, hiçbir üzüntümde, hiçbir mutluluğumda, hiçbir sevincimde, hiçbir hayal kırıklığımda sen yoksun. Varlığın, bedenin yok. Elbette ki her şey maddesel olarak var olmak değil, ama ben seni hiç tanımadım ki!
Gülüşünü, konuşmanı, sesinin tonunu, kahkahanı hiç görmedim, duymadım ki! Hep düşünüyorum yanımda olsaydın ağzından "yavrum, kızım" sözcükleri nasıl çıkardı? Bu duygu dolu sözler benim yüreğimi nasıl ısıtırdı? İnsanların nefret ettiği sözcükler olur mu? Benim var: BABA.
Çünkü ben bu sözcüğü "hiçbir zaman" doya doya, dolu dolu söyleyemedim. Bunu duyacak, gözlerinin içi gülecek ve beni çok büyük bir sevgiyle kucaklayacak bir babam olmadı hiç!
Evet tüm bunlar benim üzüntülerim, yokluklarım. Ama tüm bu büyük acının yanında bana en büyük onuru, şerefi yaşattın: BEN BİR ŞEHİT KIZIYIM.
Bugün ölümünün tam 10.yılı. Şu anda yanında, sevgi dolu kucağında olamasam da tam baş ucundayım . O soğuk mezar taşının tozunu ellerimden ateş çıkarcasına yıkıyorum babacığım. Gittin baba, gittin. Ben daha üç yaşındayken, seni sevmeye, tanımaya başlarken… Ben karısını, minicik bebeğini vatanı için bir yana bırakan, canını vatanına feda eden, cesur, yiğit, yüreği vatan sevgisiyle dopdolu gencecik bir üsteğmenin kızıyım. Ağlamamalıyım.
Senin ak saçlı bir dede olduğun günleri hiçbir zaman göremeyeceğim; ama sen benim anılarımda, hatıralarımda hep o yakışıklı, gururlu, cesur ve gepgenç üsteğmen olara kalacaksın. Bu, çok onur verici baba!
Bir tek kez seni görüp seninle tanışma ve konuşma şansına sahip olsaydım sana sadece teşekkür etmek isterdim. Annemi ve beni senden yoksun bıraktın; ama bana da, Çocuklarıma da, torunlarına da inanılmaz bir gurur yaşatan ve yaşatacak olan "ŞEHİTLİK" ünvanını kazandırdın. Teşekkür ederim babacığım, teşekkür ederim…
Begüm ÖZCAN
21 / 03 / 2008
 

Son Kez Öpeyim Seni Şehit Yavrum

Davul zurna ile yolcu etmiştik
Beraber oynayıp halay çekmiştik
Biz seni vatana asker etmiştik
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Vatan sana canım feda diyordun
Vatanı canından çok seviyordun
Dileğin kabul oldu Şehit oldun
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Ağlamam diye sana söz vermiştim
Şehit anası ağlamaz demiştim
Bir düşman kurşunuyla Şehit düştün
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Tabutunun üstünde bir al bayrak
Tabutuna sarıldım ağlayarak
Kaderimmiş şehit anası olmak
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Kurşun adres sormazmış ne yapayım
Sen yoksun bağrıma neyi basayım
Gururluyum ben Şehit anasıyım
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Ana yüreği dayanmıyor işte
Benim gözüm yok sarayda köşkte
Bir ana ne ister evladından başka
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Gözlerimden yaş değil kan akıyor
Evlat acısı bağrımı yakıyor
Yavrum tabutundan kanlar akıyor
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Kardeşlerin baş ucunda duruyor
Bacın,Eşin saçlarını yoluyor
Baban evlat acısıyla yanıyor
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Yavrum Şehit oldun gençlik çağında
Yetim yavrun Eşinin kucağında
Sanki bayram var ana ocağında
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Haberi duyanlar koşup geliyor
Herkes Allah rahmet eylesin diyor
Oğul senin acın bana yetiyor
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Cenaze namazını kılıyorlar
Sinemi bölük bölük bölüyorlar
Artık seni benden ayırıyorlar
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Bir yavruyu anasından ayırmak
Olur mu hiç bu acıya dayanmak
Tek tesellim Şehit anası olmak
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Oğul,oğul beni duyuyormusun
Tabutunda rahat uyuyormusun
Mekanın cennet,uğurlar olsun
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Bir Mehmet ölür bin Mehmet’cik doğar
Ey evladı Şehit düşen analar
Anlarsa beni bir tek onlar anlar
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Salim bey; Vatan sahipsiz değildir
Benim yavrum ölü değil ŞEHİTTİR
Şehitler ölmez Allahım ŞAHİTTİR
Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum

Vatana Sevdalı Gül Yüzlü Şehit

Ağla garip anam ne mutlu sana
Vatana sevdam var ALLAH ım şahit
Şehadet şerbetin içirsin bana
Rabbin selamını sezendir şehit

Giymiş suna boylum askeri urba
Gözü tok yiğidim yese de çorba
Duramaz yolunda kafirle zorba
Düşmanın başını ezendir şehit

Vatanın her karış toprağı vatan
Kansızdır yurdundan bir zerre satan
Al kana boyanmış mehmedim yatan
Rahmet deryasında yüzendir şehit

Yürür heybetinden yerle gök inler
Dağlarda çakallar korkuyla dinler
Biri şehit düşse gelir onbinler
Cephelerde esip tozandır şehit

Cennete gidiyor rütbeli eri
Gözünde muradı tütüyor seri
Mehmetcik deniyor türkün eseri
Kafiri hizaya dizendir şehit

Gül yüzüne sinmiş peygamber nuru
Acısı yürekte ateşten harı
Mevlaya yol almış hikmettir suru
Arşı ala larda gezendir şehit

Binbir zorluklarla yetişir asker
Vatana namusa kalkandır asker
Can versede vermez yurdunu asker
Türkün hududunu çizendir şehit

Bu yurdun toprağı azanlara dar
Canını kanını kurbanlar adar
Bitiyor sefanız işte bu kadar
Ahmak oyununu bozandır şehit

Yavuklusu ağlar aşkı söyler dil
Giderken koynunda oyalı mendil
Yanıyor yürekte aşkına kandil
Sevdasına mezar kazandır şehit

Davul zurna ile yola koyulur
Yüreğimiz titrer haber duyulur
Gözlere kan yürür bağrım oyulur
Bayrağa sarılıp üzendir şehit

Hatice Naime KARADAĞ

 

Oğlun Şehit Oldu

Alnımdan vuruldum kanım akıyor
Oğlun şehit oldu ağlama anam
Gözlerim bayrağa doğru bakıyor
Oğlun şehit oldu ağlama anam

Canım feda olsun, benden bu kadar
Yıldızlar doğarken güneşler batar
Her karış toprakta şüheda yatar
Oğlun şehit oldu ağlama anam

Teskerem yaklaştı gelecek idim
Gözünün yaşını silecek idim
Ne bileydim böyle ölecek idim
Oğlun şehit oldu ağlama anam

Kınalı kuzunu bekleme gelmez
Allah’a emanet, şehitler ölmez
Şehit olan bilir başkası bilmez
Oğlun şehit oldu ağlama anam

Babama söyleyin ağıt yakmasın
Yârim göz yaşını sakın dökmesin
Geleceğim diye yola bakmasın
Oğlun şehit oldu ağlama anam

Şehitlerden Utan

Sormaz mı sandın kanı dökülen canlar
Ey gönlüm seni anlmaz soysuz olan vicdanlar
Şehit kanını meze yapan kahpe vicdanlar
Siz Türk değilsiniz Türkoğlu Türk beni anlar

Dökülen şehit kanını su mu sandın
Sen Anadolu'yu atıp Avrupa'ya kandın
Zamanında Avrupa'yı titreten candın
Aslını bilmediğin için hep böyle yandın

Boşa mı gitti lan 'O' canlar
Bu Toprak için uzaklarda yatanlar
Beni anlamaz vefasız vicdanlar
Beni 'TÜRKOĞLU TÜRK ANLAR'

Selam Durdum Şehit Naşına

Bu, genç yaşta düştük yollara,
Silah, cattık sınırlara,
Selam durduk, şanlı bayrağa
Selam, olsun annen sana,

Pusu attık, ıssız dağlara
Şehit, düşdük vatan, uğruna
Uykusuz kaldık,sabahlara
Selam, olsun annem sana,

Sakat, kaldık kör bir kurşunla
Şehit,verdik hain pusuda
Selam,durdum şehit, naşına
Selam, olsun annem sana

Şehidim Anne

Davullarla, zurnalarla uğurladın beni Asker Ocağına,
Elimde bir valiz,
Bir de ceketim vardı.
Kalın kazaklarımı koymuştun;
“oğlum oralar soğuk olur, üşütme diye”
Ana kucağı derler Asker Ocağına
Gerçekten öyleymiş.
Üşümüyorum annem.
Demiştin ya
“kendine iyi bak oğlum diye”
Babama da söyle;
“İnsan tek kalınca üzülür,
İçlenirmiş
Biz burada binleriz,
On binleriz annem.
Hepimiz ana baba çocuğu,
Askeriz, MEHMETCİĞİZ annem…

Dağlarımızı saran çakallardan
Temizlemeğe çalışıyoruz annem,
Yıllarca Kardeş bildiklerimizden,
Belki aynı fırından ekmek yediğimizden,
Aynı vatanın havasını
Yıllar yılı soluduğumuzdan.
Şimdi nifak tohumları ekenlerin
Hizmetinde olanlardan,
Biz dimdik ayakta,
Çakı gibi askeriz, NEFERİZ ANNEM…

Az kaldı annem,
Otuz gün sonra hep birlikte olacağız.
Vatan borcumu bitirip sizlere kavuşacağım.
Annem, benim pamuk annem babama söyle kurbanımı,
Aslan oğlunun koçunu unutmasın…
Buralarda düşman uyumuyor annem.
Gecemiz gündüzümüz kalmadı,
Sakın, sakın şikayet ettim zannetme...
Biraz önce postallarımı boyadım,
Silahımı temizledim.
Vatan toprağında,
Şırnak’ ta Nöbetteyim,
Beklemedeyim, SINIRDAYIM ANNEM…

Birkaç gündür yoğunlaştı
İt sürülerinin saldırıları annem,
Ama sen üzülme,
Ağlama annem,
Beni bugünler için yetiştirmedin mi?
Hani çok sevdiğim siyah montum vardı ya;
“Sakın kimse giymesin diye tembihlediğim”
Kardeşim, Ahmetim çok severdi,
Bırak giyinsin…
Kader bu belki döner,
Belki hiç dönemem..
Yirmi kişiyle uğurladığın,
Hasretiyle yandığın,
ASKER oğlunu,
Belki binlerle KARŞILAYACAKSIN ANNEM…

Haziran 1995 gece yarısı,
Saldırıya uğradım,
Kurşun yedim,
Ölmedim annem.
Parola VATAN,
İşareti NAMUSTUR derdin.
Namusum uğruna can verdim annem.
Bana verdiğin tertemiz,
Helal sütüne layık olmaya çalıştım,
Düşmana, kalleşe yol vermedim!
Ben ölmedim annem!
Metinler, Mehmetler, Ahmetler,
Süleymanlar, Yunuslar, Yusuflar…
Kısaca MEHMETCİKLER ölmez.
Hakkını helal et benim canım ANNEM…

Annem;
YARİME söyle beni beklemesin,
Karalar bağlamasın beyaz duvak yerine,
Bana kısmet değilmiş onunla bir yuva kurup,
Aynı yastığa baş koymak,
Çocuklarımızı büyütmek…
Annem söyle ona;
Dünyada istediğim tek şey;
İşten geldiğim zaman evimin kapısını onun açmasıydı...
Söyle ki;
Ondan ve hayallerimden ayrılmama sebep olanlar,
Mardin’de, Şırnak’ta ve Ankara’dalar…
Benim milletimi temsil ediyorlar mecliste,
Çakallar düz ovaya indiler,
Siyaset yapıyorlar ANNEM…

Biz askerlikten kaçmadık,
Kantinde askerlik yapmadık,
Düzmece rapor alıp,
Askerlikten de muafta tutulmadık.
Biz, Biz hiçbir zaman YAN GELİP Yatmadık,
KELLE olmadık, ŞEHİT olduk annem! ! !
Al Bayraklara sarılı,
Küçük bedenlerimizle dev olduk,
Geçit vermedik.
Biz Vurulduk ama BİTMEDİK ANNEM…

Bayramlarda elini öpmeğe gelemiyorum,
Üzülme Annem,
Ama sen sakın beni ziyaretsiz bırakma,
Biliyorsun ŞEHİTLER; Şehit olunca değil, UNUTULUNCA ÖLÜRMÜŞ,
Sen sakın beni unutma! ! !
Başını dik tut, Onurlu, Gururlu ol,
Sen ŞEHİT annesisin…
Ağlayıp, kalleşleri sevindirme…
Üzülme, ben hep sizinleyim;
Otobüste, dolmuşta, evde ve dükkânda…
Kısaca Yüreğinizdeyim…
Bekleme beni güzel annem…
Sizlere hem çok yakın hem de çok uzaklardayım…
Dönemem, gelemem,
Sizleri bir daha göremem…
Sana sarılıp artık öpemem ANNEM...

Hakkını helal et annem.
Sen de; vatan toprağım,
Güzel insanlarım…
Dedim ya;
Ben ŞEHİDİM,
Bingöl Dağlarında,
Gabar’da,
Şırnak’ ta,
Nusaybin’de,
Van’da,
Vatanın her karışındayım.
Artık Tüm Türkiye’nin Şehidiyim…
Görevimi tamamladım ANNEM…

Evim, artık EDİRNEKAPI şehitliği…
Mermerden Mezar taşım.
Başucumda iki resim;
Biri Ay yıldızlı bayrağım,
Diğeri benim resmim.
Üstünde al al açan çiçeklerim.
Toprağa düştüm,
Çiçek oldum…
Çiçeklerimi soldurma ANNEM…

Şehitler Bizim

Gözünü kırpmadan toprağa düşen
Düştüğü yerleri ediyor gülşen
Bizden değil vallah vatan bölüşen
Şehiden toprağa düşenler bizim

Düşmanı ne kadar çok olsa bile
Düşünsede itler desise hile
Türkü kürtü olmaz millet el ele
Bayrağa sarılıp gidenler bizim

Gencecik yavrular vatan uğruna
Gark olup gidiyor hakkın nuruna
Birgün gelir düşman yolun sonuna
Vatan için şehit olanlar bizim

Elinde kınası düğün oluyor
Kınası solmadan şehit oluyor
Bu vatan şuheda ile doluyor
Bu uğurda şehit olanlar bizim

Bağrını düşmana siper ediyor
Bir değil ardından binler gidiyor
Göğsünde imanı hiçte sinmiyor
Hayatını hiçe sayanlar bizim

Vatan vatan oldu şuheda ile
Yoğruldu toprağı taşı kan ile
Taş verilmez dünya alınsa bile
Dünyasından geçip gidenler bizim

Şuheda kanıyla yoğruldu vatan
Canını kanını toprapağa katan
Bizden sayılırmı vatanı satan
Tarihi kanıyla yazanlar bizim

Bir Çiçek Soldu Baharda

Bir çiçek düştü dalında seyreden
Bir ateş düştü ocakları inleten
Yine 'Şehit Yakınlarina' diye başlayan
Tüm acımasızlığıyla yürekleri dağlayan
Barut kokulu haberlerde misin?

Elveda dalında açmış çiçeğim
Elveda renklerine, duruşuna doyamadığım
Gözlerinin son ışıklarında
Olmak isterdin ananın koynunda

Ah yiğidim, boyuna posuna kurban olduğum
Yavrum sıcak bedenin yerine
Tabutunu nasıl sarmalayayım

Hayatına bir hain kurşun mu son verecekti?
Umutlarımı o kalleş eller mi söndürecekti?
Geleceğin günü iple çekerken
Bayrağa sarılı bedenini mi sarmayalacaktım?
Ne uğruna, kimin uğruna?
Solmaya mahkum edilenler

Ah yiğidim, boyuna posuna kurban olduğum
Yavrum sıcak bedenin yerine
Tabutunu nasıl sarmalayayım

Aşkanlar Ve Al Kanlar

Sıcak bir Temmuz sabahı kara bir haber geldi
Alkan’ların büyük oğlu Kıbrıs’ta şehit oldu.
Oğluna adını koydu Kamil ağabeyinin
Yine bir temmuz sabahı bu genç Kamil de soldu!

Şehit oğul matemini yaşamıştı bu hane
Küllenmezken acıları tam otuz iki sene
Amcasının adı bari yaşasın demişlerdi
Acıların acısını yaşar şimdi bu hane!

Alkan’ların evi şimdi cehennemi andırır
Köz düşmüş yüreklerine, bu közü ne söndürür?
Al kanlar kaplamış acı dolu hanelerini
Böyle yürek yangınını söyleyin ne söndürür?

Kıbrıs’ta şehit düşmüştü amcası Kamil Alkan
Alkan’ların yarınıydı bu küçük Kamil Alkan
Küllenen ateşi deşti, yeni ateş ekledi
Al kanlar karıştı köze, Kamil’den akan al kan!

Türk-Kürt düşman olmaz asla al kanlarla aklanan
Gerçek düşman PeKaKa’nın arkasına saklanan
Tüm Türkiye bilsin ki Amerikan kurşunudur
Şehit düşen Mehmetçiğin bedenine saplanan!

Ankara’da oturanlar zalimleri dost bildi
Atatürk ilkelerini hiç çekinmeden sildi
Amerikanın o sinsi oyunları içinde
Nice vatan evlatları böyle kurban edildi.
17/07/2006
Not: Bu şiir 15/07/2006 günü Şırnak’ta ABD’nin işbirlikçisi PKK tarafından şehit edilen Onbaşı Kamil ALKAN için yazılmıştır. 

Şehit Mi Düştün?

Bir şeyler olacak değilim rahat
Kuşlar çoktan gitti sustu tabiat
Yalandır işallah olmaz hakikat
Memedim dağlarda şehit mi düştün

Derinden derine bir ağıt duydum
Bilinmez nasıl doğdun nasıl büyüdün
Daha genceciktin daha çok toydun
Memedim dağlarda şehit mi düştün

Öpüp kokladıkça mavi bereni
Biraz dindirir mi gönül yaramı
Dün gece görmüştüm oğul rüyanı
Memedim dağlarda şehit mi düştün

Dağlara yüreyen bir dağ gibiydin
Vatan sevgisini tenine giyidin
Sanki sen ölmedin sanki uydun
Memedim dağlarda şehitmi düştün

Mehmetcik

Her bir yanı sarmış düşman askeri,
Cepheden cepheye koşar Mehmetçik.
Unutulur mu hiç savaş günleri,
Bahsederken kendi coşar Mehmetçik.

Nerede koç yiğit şehit düşenler,
Analar,bacılar nerde gaziler,
Şehit düşen erler ölmez dediler,
Türk’üz kalbimizde yaşar Mehmetçik.

Her karış toprağım kanla sulanmış,
Bu toprak uğruna canlar adanmış,
Müslüman kardeşim Hakka yalvarmış,
Hak uğruna şehit düşer Mehmetçik.

Hak için dileğim Cihat edeyim,
İslam’ın uğruna canım vereyim,
Bak ki bu uğurda bende öleyim,
Durmaz hiç yerinde taşar Mehmetçik.

Türkün Özgürlük Meşalesi

Dağlarda, tepelerde yayıldı canlar
Her can düşmana siper
Aktı kanı, koptu kolu bacağı
Vermem dedi vatanımın bir karış toprağını
Kalpağı altında keskin bir bakış
Dayadı yüreğini milletine
Mavi gözleri çakmak çakmak
Yandı sinelerde özgürlük meşalesi
Tok sesi inletti yeri göğü
“Sizlere savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum! ”
Çanakkale zaferinde devleşmişti Türk neferi
Soruların cevabı tek bir cümle
Geldikleri gibi gidecekler”
Geldikleri gibi değil kaçarak gitti namertler
“Dünya tarihine bir kez daha yazıldı Türk gücü
Bir Türk canı bedeldir cihana
Selama durdu ay ile yıldız
Gölgesi düştü şehit kanına
Bayrağımın al rengi şehidimin kanı
Sinelerden semaya yükseldi Türk bayrağı
Verdi emri Sakarya’da Mustafa Kemal
“Hatt-ı müdafaa yoktur satt-ı müdafaa vardır! ”
Kuvay-ı Milliye’de kenetlendi canlar
Yaşlısı genci; kadını erkeği
Satıh oldu Misak-ı Milli'ye bedenler
Attı tokatını emperyalizme
Tarih 26 Ağustos; durdu zaman
1071 Malazgirt ruhu canlandı o an
Kacatepe’de ayak sesleri
Tek bir bakış, tek bir hedef
Pes etmez şehit çocukları
Afyon Ovası’na yayıldı nefesler
Ateşten gömlek giymişti Dumlupınar
Tarih 30 Ağustos; coştu zaman
Şehit kanıyla sulanan topraktan açtı zafer çiçekleri
Şükür zafere erdik dedi cengaver
Türk sancağı şehit kanı oldu, özgürlük bayrağı

Şehit Bebeği

Önde gidiyor şehit, hizaya geçmiş askerler.
Halen beynimin içindedir feryat figan sesler.
Sanmayın ki bu şehitler çürüyüp de giderler.
Cansız bedeninin düştüğü yer, bende cennettir.

Meydana gidince hemen duydum, uzman çavuşmuş.
Helikopter kazasıymış, ben sandım ki vurulmuş.
Kaderinde bu varmış, Hak rahmetine kavuşmuş.
Cansız bedeninin düştüğü yer, bende cennettir.

Karısının karnında, daha doğmamış bebeği.
Babasız mı kuracak koskoca bir geleceği?
Küçüğüm, sensin gönlümde açan umut çiçeği.
Cansız bedeninin düştüğü yer, bende cennettir.

Şehit Mehmedimin Mekani Cennet

Mehmedi ugurladik,geri gelmedi.
Kis atlatti ASKERIM, yazi görmedi.
VATAN dedi ömrünce, küfür bilmedi.
SEHIT MEHMEDIMIN MEKANI CENNET.

Mehmedi bekledik dönüs gününde.
Nisanlisi,gururu BAYRAK elinde.
Aglar simdi anasi yasi gözünde.
SEHIT MEHMEDIMIN MEKANI CENNET.

Mehmedin anasi benimde anam.
Kaniyor içimde dinmiyor yaram.
Tesellim, kazandigi o yüce makam.
SEHIT MEHMEDIMIN MEKANI CENNET.

Ayyildizimiz ugruna canini, gözünü kirpmadan veren tüm MEHMETÇIKLER,
MEKANINIZ CENNET OLSUN.

Şehit Anası

Bir feryat figan koptu gece yarısı
Körpe gelinim ağlıyor, asker karısı
Dedim kızım nedir derdini söyle
Kötü rüyamı gördün halin ne böyle

Dedi bir acı haber var asker erimden
Ana oğlunu vurmuşlar dokuz yerinden
Bu bir haber değil sanki yürek acısı
De hadi nasıl dayansın buna ana, bacısı

Komşular toplandı kapıya doldu
Jandarmadan bir müfreze geldi
Dediler şehit oğlın göğe yükseldi
Askerim Mehmedim bağrımı deldi

Kucağa almışlar asker bir yanda
Bayrağa sarmışlar al kızıl kanda
Oğlum şehit olmuş vatan yolunda
O ölmedi ölemez can'ı-cihanda

Yavrumu koydular çardak üstüne
Tez haberler salın eşe dostuna
Tüm erbaş yoldaşı geldi başına
Daha yeni değmiş idi yirmi yaşına

Şehit Annesi

Uyanma annem dertleselim seninle
uykunun arasinda
aglama artik ne olursun
gözyaslarin kurudu göz pinalarlarinda
bir sehit düsen ben degilim
bu vatan ugruna
nice gencler katti kanini topragina suyuna
makberimdeki gül düsmana silahim
mermim ise yapraklari
korkar anne düsman
gülümün rengi onlarin yüreginin kani
hic kimse vermez anne
canini versede bu vatani
aglama annem kurusun gözlerindeki pinar
yagmur olsa kuru topraklar kanar
birgün hesap verecek annem
bizi yakan kör kursunlar
inmeyecek bayragim gökyüzünden
dalgalanacak dalga dalga
oksayacak rüzgar ilik ilik bayragimi
annecigim senin oksadigin gibi
nasil oksardin saclarimi
agit yakma annem agit yakma pesimden
ruhum ter olur bosanir gökyüzünden
üzülme annem aglama
ben uykularinda gelecegim ziyarete sana
buse konduracagim o islak yanaklarina
sarilacagim boynuna
sen Türk milletinin basinin tacisin
övün sehit oglunla
en güzel varligini verdin
sen bu vatana
bayram geliyor anne
arife gecesi gelecegim
öpüp ellerini koyacagim anlima
hakkini helal et diyecegim annem
biliyorum helal kuzum diyeceksin ak sütüm sana
aglama annem aglama
rüyalarindada olsa gelecegim sana
ruhum dolasacak baba ocaginda
yavrunun teninin kokularini duyacaksin
uykularinin arasinda
uyaninca anlat oglunun geldigini
ak sacli babama
ahiretten selam söyledide
sehit oglun sana
birdaha aglama annem dayanamam
inci gibi akan gözyaslarina
mürvetimi görmek isterdin
dizlerinde dururdu basim
annem mürvetim SEHIT yazisiyla
yazilmis mezar tasim

Şehit Oğlun Geldi

Açın kollarınızı ben geldim,
Al Bayrağım,
Sana can feda derdim,
Vatan uğruna göğsümü siper ettim,
Analar,
Bacılar ben Vatan’a şehit gittim.
Hani marşlar söylenecekti teskere dönüşü,
Davul zurna halaylar çekilecekti meydanda,
Keşkekler tütecekti ocağım buram buram
ve ben Vatan Millet için 3 5 nöbetlerinde,
Ana, baba, bacı hasretiyle yanacaktım.
Olsundu,
Buda geçerdi,
Sayılı gündü,
Canım VATAN uğruna fedaydı,
Ölüm önümüzde siper,
Göğsümüzde şandı,
Olsundu,
VATAN için can kurban olsundu.
Bak matem marşlarıyla geldim kucağınıza,
Kucaklayın beni,
Anam nasıl yandıysa,
Tüm analar,
Tüm babalar
Tek siper,
Tek kurşundu,
VATAN sağ olsun
Açın kollarınızı,
Şehit oğlunuz geldi.

 www.byvatan.biz

NEDEN HEP YOKSULLAR ŞEHİT OLUYOR!

PKK’nın Çukurca saldırısı sonunda şehit olan askerlerimizle ilgili gazetelerdeki haberlere bakıyorum. Toprağa düşen vatan evlatları, gencecik delikanlılar…
Şehit askerlerin 4 ‘ü 20 yaşında
11 askerimiz 21 yaşında
3’ü 24, 1’i de 25 yaşında
25 yaşından büyük olanlar ise sadece 5 kişi!


 
Yaşları farklı da olsa, hepsi yoksul ve dar gelirli aile çocukları… Çiftçilik yapanlar, asgari ücretle çalışanlar, emeği gibi geçinenler…
Aslında bu, yabancısı olduğumuz bir tablo değil ki?
Yıllardır bu tür terör olaylarının sonrasında, şehitlerin fotoğrafları sayfa sayfa yayınlanır gazetelerde… Televizyonlar, Anadolu’da filanca eve ateş düştü diye verir acı haberi… Cenazelerde tabutun üzerine kapanmış feryat eden acılı analar, babalar, gözü yaşlı eşler, nişanlılar, çocuklar görürüz hep…
Bizim insanlarımızdır onlar… Bizim anamız, babamız gibi giyinirler, feryatları, ağıtları sanki bizim içimizden yükselenler gibidir. O cenaze törenlerinde Mercedesler yoktur! Ama o tabutların içinde bedelli askerlik yapacak kadar parayı hayatının hiçbir evresinde bir arada görmemiş olan gencecik delikanlılar yatar. Terhis olduktan sonra evlenip bir yuva kurmaktır çoğunun hayali… Çoğu yükseköğrenim görme imkânına sahip olamadığı için, askerlikten sonra ya işsizlik ya da sefalet ücretiyle bir çalışma beklemektedir onları…
Buna rağmen Doğu’nun o dondurucu soğuğunda, birkaç bin metre rakımlı tepelerdeki noktalarda gece nöbet tutarken o güzel günlerin hayali kurulur hep... Gelecek güzel günlerin umuduyla şafak sayılır!
Bu sabah gazetelerdeki şehit haberlerini okurken yıllardır sorduğum bir soru, yine geldi takıldı aklıma:
Bugün kadar Doğu’da PKK terörünün kurbanı olmuş, politikacı, milletvekili, bakan, devlet adamı, işadamı, yüksek rütbeli subay ve yüksek bürokrat çocuğu ya da yakını var mı?
Ya da soruyu tersten soralım:
Bugüne kadar, mesela son 30 yıl içinde askeri tatil kamplarında, orduevlerinde ve ana karargâhlarda askerlik hizmetini yapanlar arasında politikacı, milletvekili, bakan, devlet adamı, işadamı, yüksek rütbeli subay ve yüksek bürokrat çocuğu ya da yakını olanların sayısı kaçtır?
Neden hep halk çocukları ölüyor? Neden şehit cenazelerinde hep aynı manzarayı görüyoruz?
Bu soruyu, “zenginlerin çocukları da ölsün!” beklentisiyle sormuyorum kuşkusuz. Ama cebinde parası olanların, bedelli askerlik uygulaması çıkana kadar durumu idare edip sonra birkaç haftalık sözde bir “askerlik hizmeti” görmeleri, ama halk çocukları için fiilen böyle bir durumun geçerli olmaması bir adaletsizlik değil mi?
Ben bugüne kadar –Allah hepsine uzun ve mutlu bir ömür versin- Doğu’da askerlik yaparken şehit olan ya da yaralanan politikacı, milletvekili, bakan, devlet adamı, işadamı, yüksek rütbeli subay ve yüksek bürokrat çocuğu ya da yakını görmedim hiç!
Siz gördünüz mü?
Ama şehit cenazelerinde de gazete haberlerinde de televizyon yayınlarında da hep aynı toplumsal kesimden insanları görüyorum.
Denilebilir ki “sözkonusu olan vatansa, gerisi teferruattır”
İyi de bugüne kadar toprağa düşmüş binlerce vatan evladı teferruat mı?
Bu vatan hepimizin değil mi?
Eğer öyleyse, neden hep yoksullar şehit oluyor o zaman!

Şehitler ölür vatan bölünür

AKP’nin timsah gözyaşları

Geçen haftayı buruk bir bayram ve şehit haberlerinin acısı ile geçirdik. Şırnak’ta Mehmetçiğe sıkılan hain kurşunlar bizim de yüreğimizi delip geçti, onulmaz bir yara açtı. Ateş düştüğü yeri yakarmış, bu sefer ateş ülkemin bağrına düştü. Ciğerimiz yandı, yüreğimiz yandı. Ve, acı ama gerçek, bağrımız yanmaya devam edecek gibi görünüyor…

Şehit cenazeleri daha kalkmadan bu sefer ABD’den gelen bir başka haber, stratejik müttefikimizin (!) sözde Ermeni soykırım tasarısını Temsilciler Meclisi alt komisyonunda engelleyemediği şeklindeydi. Yani Bush ve ekibi bütün çabalarına rağmen (!) tasarının komisyondan geçmesini engelleyememiş! Çok üzüntülüymüşler, üzüntülerini bildirmek üzere Edelman’ı Türkiye’ye yollamışlar.

Bu iki haber tansiyonu son derece yükseltti. Malum zevat, her zamanki söylemlerine başladılar:

“Kanları yerde kalmayacak! Bunun hesabını soracağız! Sınırötesi operasyon için düğmeye bastık! Meclis sınırötesi operasyon için tezkereyi Pazartesi günü görüşecek.”

Bu millet bu sözleri çok duydu. Artık söz zamanı değil, millet iş bekliyor.

Terörün bu boyutlara uzanacağını TÜRKSOLU gazetesinde bütün yazar arkadaşlarla birlikte üç senedir yazıp duruyoruz. “Uyanın, yanlış yoldasınız! Bu aldığınız ve millete önlem olarak sunduğunuz her şey, terörün sadece dağda değil, büyük şehirlerimizde de canlanmasından başka bir işe yaramaz” diye defalarca yazdık. Ama muhteremler bildiklerini okudular. Bugün ortaya çıkıp da timsah gözyaşları dökmenin kime ne yararı oluyor? Bu timsah gözyaşları gidenleri geri mi getiriyor? Yoksa ateşin yakıp kavurduğu gönülleri mi rahatlatıyor? Neye yarıyor? Şimdi ABD’ye sözde efelenmenin, Meclis’e sınırötesi operasyon için tezkere göndermenin, milletin huzuruna çıkıp üzüntü bildirmenin, gönülleri yakan ateşin söndürülmesi için, milletin heyecanının dindirilmesi için yapılmış hareketler olmadığını kim söyleyebilir? Bizi bu konuda kim ikna edebilir?

Bu kadar yıl tek başına iktidar olan ve iktidara geldiği gün, bitmiş tükenmiş bir terör örgütünü yeniden canlandırmaktan başka bir iş yapmayanların, gelen cenazeler karşısında timsah gözyaşları dökmeleri, üzüntülerini bildirmeleri vicdanlarında oluşan rahatsızlıktan kaynaklanmış olabilir mi? Hiç zannetmiyorum! Çünkü vicdan taşıyanlar, işin bu boyutlara ulaşacağını görürler ve önlemlerini ona göre alırlardı.

Topluma Kazandırma Yasası diye halka yutturdukları “Eve Dönüş Yasası”nı, polisin, jandarmanın yetkilerini tırpanlayan yeni “Terör Yasası”’nı bunlar çıkarmadılar mı? Ceza Muhakemeleri Usul Yasası’nı, Türk Ceza Yasası’nı bunlar değiştirmediler mi? Kuzey Irak’taki kırmızı çizgileri bunlar silmediler mi? Habur Sınır Kapısı’ndan Kuzey Irak’ta PKK’ya destek veren kukla Kürt devletinin ticaret yapmasına bunlar izin vermediler mi? Yapılan ticaretin aslında PKK’ya silah ve para teminine yönelik olduğunu cümle alem bilirken, bunlar bilmiyorlar mıydı? Peki neden bunları yaptılar? AB masalı uğruna yaptılarsa gafiller, başka amaçlarla yaptılarsa adlarını siz koyun!

Bu yasaları çıkarırken neyi amaçladılar? Bu yasalarla kimlere kolaylık sağladılar? İçinizde muhakkak hukukçular vardır. Onlar bu konu hakkında neden yazmazlar, neden konuşmazlar? Onları da anlamamız mümkün değil! Herhalde “demokrasi düşmanı”, “hukuk düşmanı hukukçu” diye malum zevatın tempo tutmasından korkuyorlar. Ben hukukçu değilim, ama o yasaların namuslu vatandaşlara hiçbir hak getirmediğini, hırsız, katil, kapkaççı ve teröristlerin işini kolaylaştırdığını, polisin, jandarmanın elini kolunu bağladığını, artan suç oranlarından, artan terörden kolaylıkla anlayabiliyorum. Silahı kullanan elbette suçlu ve katildir. Ama ona bu imkânı sağlayanlar da en az onlar kadar suçlu ya da suç ortağıdırlar. Şimdi bunların konuşması, ağlaması, nutuklar atması ne anlama geliyor? Söyler misiniz Allah aşkına!

Millet göreve!

Ateş düştüğü yeri yakar demiş atalarımız. Yaktığı kadar yaktı artık. Bundan sonra yakmasın. Bunun için bir şeyler yapılması gerekir. Ama ben, başımızdakilerden böyle bir şeyler yapmalarını hiç beklemiyorum. Terör, sadece askeri birliklerin, polisin yapacağı işlerle önlenmez. El birliği yapmalıyız. Siyasi iktidarın, muhalefetin, sivil toplum kuruluşlarının, milletimizin üzerlerine düşen görevleri topyekün yerine getirmesi gerekir. Bugün onların şu ya da bu şekilde hareket etmeleri bizi etkilememelidir. Biz de üzerimize düşen görevi yerine getirmeliyiz.

Bunları daha önce yazmıştık. Herkes ne yapması gerektiğini aslında biliyor. “Şehitler ölmez, vatan bölünmez!” demekle, hiçbir şey yapmadığımızı bilmeliyiz. Bu kafa ile gidersek, “Şehitler ölür vatan bölünür!” Bunu unutmamalıyız. Teröre giden para musluklarını kısmak biraz da bizim elimizdedir. Kaçak sigara, kaçak elektronik, PKK’nın para musluklarından en önemlileridir. Kaçak hiçbir şeyi almamalıyız. Alanları uyarmalıyız. Bu basit gibi görünen uygulama ile, PKK’ya bağırıp çağırmaktan çok daha etkili bir darbe vurabiliriz. Bunun gibi, bildiğimiz, hakkında şüphe duyduğumuz hiçbir yerden alışveriş etmemeliyiz. Hiç olmazsa, vereceğimiz paranın bize mermi olarak dönmesini engelleyebiliriz.

Bitme noktasına gelen PKK, AKP döneminde güçlendi

Şimdi sağlıklı bir şekilde düşünelim; AKP iktidara geldiği zaman, bu ülke terör belasından tam anlamıyla kurtulmuştu. Lideri tutuklanan ve ömür boyu hapse tıkılan örgüt büyük bir çöküntü yaşıyordu. Neredeyse tükenmiş, bitmişti. Çok küçük bir darbe ile ebediyen yok edilebilecek haldeydi. Bu iktidar, hayal dünyasında gerçekleştirmeyi kurduğu yönetimi hayata geçirebilmek için, önceleri “Batı Kulübü- Şeytan’ın Ortaklığı” diye yerden yere vurduğu AB’nin kuyruğuna takıldı. Bu inanılmaz dönüş, bu dönüşü güçlendirme çabaları, Türk milletinin kaderinin kırılma noktası oldu. Bugün, sokaktaki vatandaş, “Neler oluyor? Nereye gidiyoruz? Ne olacağız?” gibi sorular soruyorsa, içinde yaşadığı durumu sorguluyorsa, şehit cenazesi kaldırmaktan yorgun düştüyse bu durumun tek sorumlusu, emperyalizmin gerçek yüzünü görmeden bir masalın arkasına takılıp gidenlerdir.

Tarih bir bilimdir. Tarih bilmeyenler, son yüz elli yılda, bugün AB’yi meydana getiren devletlerin emellerini bilemezler. Emperyalizmin gerçek yüzünü göremezler, ya da emperyalizmin uşağı olurlar. Yüz elli yıldır yıkmayı hayal ettikleri, hatta bir defasında uçurumun kenarına kadar getirdikleri Türk devletinin varlığı onları rahatsız etmektedir. Onlar için iki seçenek vardır: Ya bu devlet yıkılacak, Türkler geldikleri yere gideceklerdir, ya da egemenliğimiz altında bir köle olarak yaşayacaklardır. Şimdi biz, kendi ellerimizle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bu iki seçenekle karşı karşıya bırakmak için elimizden geleni yapıyoruz, ya da birileri yapıyor. Yok olan terör örgütünü yeniden canlandırmak bunun en çarpıcı örneğidir. Değiştirilmek istenilen Anayasa, çıkarılmak istenen “ Yerel Yönetimler Yasası” bu amaca hizmet eden yasalardır. Bunların özgürlüklerle, insan hakları ile bir ilgisi yoktur. Ve düşündüklerimizin en çarpıcı kısmı da, bütün bu düzenlemelerin, PKK’yı canlandırmak için alınan önlemlerin tümünün ya AB ya da ABD tarafından önerilmiş olmasıdır. Yani, şu anda ekonomimizden, sosyal ve siyasi yaşamımıza kadar her alan işgal altındadır. Her şey onların istek ve önerileri doğrultusunda yapılmakta ya da düzenlenmektedir.

Çıkarılan yasalara bir bakın; hiçbir tanesi milletin isteği ile çıkarılmış değildir. “Şeker Yasası, Tütün Yasası, İkiz Yasalar, AB Uyum Yasaları, Eve Dönüş Yasası, Terör Yasası, Ceza Muhakemeleri Yasası, Türk Ceza Yasası, Gümrük Yasası vs...” gibi yasaların hepsi AB ya da ABD’nin istekleri ve önerileri ile çıkarılmıştır. Bunların milletimize yarar sağlayacağını, bir şeyler getireceğini, yeni haklar kazandıracağını zannediyor musunuz? Şimdi oturun ve düşünün; beş yıl evvelki ülkeyi göz önüne getirin ve bugünkü ülke ile kıyaslayın… Bu yasalardan kimlerin yararlandığını ve hiç hak etmedikleri hakları nasıl ele geçirdiklerini ve niçin kullandıklarını bir düşünün!

Ermeni Patriği Mutafyan’ın, Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos’un, Süryani Patriği’nin, Talabani ve Barzani’nin, AB kurmaylarının, ABD yetkililerinin seçimler sırasındaki beyanatlarını herhalde unutmadınız. Neden bunlar bizi sevmiyorlar da bu iktidarı seviyorlar… Oturun ve düşünün, hem de kara kara düşünün! İçinde yaşadığımız günlerin sebeplerinin önemlileri bu düşüncelerin içindedir.

Kuzey Irak’a girmeyecekseniz tezkereyi niye çıkardınız?

TÜRKSOLU gazetesini devamlı okuyanlar, bugünlere geleceğimizi üç-dört yıl evvel yazdığımızı hatırlayacaklardır. Biz kahin falan değiliz. Yukarıda sıraladığım yasaların çıkarılması teröre davetiye çıkarmaktı. Sadece, bu yasalardan kimlerin ve nasıl yararlanacaklarını önceden biliyorduk. Hepsi bu! Yüz defa yazdık, yüz defa konuştuk. İmam bildiğini okudu ve şimdi timsah gözyaşları döküyor, milleti yeniden kandırmanın hesaplarını yapıyor. Sınırötesi harekat falan olmayacak, birileri gelip gidecek, “Yaparız, ederiz” denecek ve tezkere çıkarıldığı ile kalacak. Doğal olarak da şehit cenazeleri gelmeye devam edecek. Görünen tablo bu!

Başbakanın bir televizyon kanalında söylediği şu sözlere dikkat ediniz:

“Tezkerenin çıkarılması demek, Kuzey Irak’a girip sınırötesi harekat yapacağımız demek değildir. Soğukkanlı olacağız, oturup konuşacağız, düşüneceğiz, sonra kararı vereceğiz.”

Bugüne kadar ne yapmışlar, anlamak mümkün değil. Tezkere çıktıktan sonra, konuşacaklar, düşünecekler, sonra davullu zurnalı halaylarla Kuzey Irak’a girecekler. Böyle bir askeri strateji olup olmadığını da merak etmiyor değilim hani! Savaş mı yapacağız, yoksa düğün mü? Hiçbir şey bilmiyorlarsa, her şeyini örnek aldıkları İsrail’den bunu da örnek alsalardı bari. Kaçırılan iki askeri için İsrail’in neler yaptığını siz de biliyorsunuz. Tam otuz üç gün Lübnan ile savaştı ve Lübnan’da taş üstünde taş bırakmadı.

Şehit haberi geldiği anda devlet devletliğini yapmalıydı

On beş askerimizin şehit edildiği haberi geldiği anda, Apo İmralı’da asılmalı, DTP kapatılmalı ve Meclis içindeki PKK uzantıları tutuklanmalı, Kuzey Irak dağları, PKK kampları bütün bir gün bombalanmalıydı. Gerekirse Erbil, Süleymaniye, Zaho ve Dahok da ateş altına alınmalıydı. Kim ne yapabilecekse yapmalı, bu yara neşter vurularak temizlenmeliydi.

Yapılmadı… Çünkü, o ne der, bu ne der korkusu bünyeyi sarmış. Onlardan, bunlardan istek ve öneri almadıkça eve bile gidemeyenlerin, böyle büyük bir hareketi gerçekleştirmelerini beklemek, gökten altın yağmasını beklemekle eşdeğerdir. Emir verenlerin böyle bir emri de vermeyecekleri gün gibi aşikardır. Büyük bir fırsat kaçırıldı. Terör belasını başka türlü def etmek şu aşamada artık imkansız gibi bir şey… Üzerimize çevrilmiş silahları susturmadan, çevirenleri bertaraf etmeden, ne önlem alırsanız alınız, ne ödün verirseniz veriniz, terör amacına ulaşacaktır. Terörü ancak, onun uyguladığı yöntemlerle ortadan kaldırabilirsiniz. Bunun başka bir yolu ve yöntemi bugüne kadar görülmemiştir.

İspanya, terör ile baş edebilmek için BASK yanlısı siyasi partiyi kapatmadı mı? Mecliste bulunan yandaşlarının tümünü tutuklamadı mı? Yani terörün siyasi kanadını ortadan kaldırmadı mı? Bunu yaparken AB yasaları, AB kriterleri diye bir şey düşündü mü? Hayır! Çünkü söz konusu olan devletinin bütünlüğüydü. Onlar için devletinin geleceği önemli oluyor da bizim için neden önemli olmuyor? Biz neden bu kadar korkak ve pısırık hareket ediyoruz? Kimden ve neden korkuyoruz? Üstelik BASK teröristleri daha hiçbir İspanyol askerini öldürmedi. Bizim gibi bir günde on beş askeri öldürülseydi kim bilir İspanya neler yapardı?

Aslında yukarıdaki soruların cevaplarını hepimiz biliyoruz. Hatta muhatap olanlar da biliyorlar. Ama cevapları ne biz açık şekilde yüksek sesle dile getiriyoruz, ne de muhatapları bunları açık şekilde millete anlatıyorlar. Sonuç: Şehitler ölür, vatan bölünür!

Şehitler ölür vatan bölünür

Kusura bakmayın, başlığımı beğenmediğinizi görür gibiyim. Ben de böyle bir başlık kullandığım için üzülüyorum. Ama ne yapayım, gözümün önünde cereyan eden olayları gördükten sonra başka bir başlık kullanmayı içime sindiremedim. Şehitlerimiz ölüyor, vatanımız bölünüyor, etkili ve yetkili kimseden bir tık bile çıkmıyor. Alınacağını söyledikleri önlemlerin hiçbir işe yaramayacağını görüyorum. Bu gidişle şehitler gelmeye devam edecek, vatanım bölünecek, bari uyarayım diye düşündüm… Bizi böyle bağırtıp çağırtarak gazımızı alıyorlar, sonra da imam bildiğini okumaya devam ediyor. Şehitlerin öleceğini, vatanın bölüneceğini artık herkes idrak etmeli, herkes anlamalı ve hareket tarzını ona göre düzenlemeli…

Gökçe Fırat’ın yazdıklarına saldıranların, bilir bilmez ahkam kesenlerin, önlerinde duran şu tablodan sonra, ortaya çıkarak şehit ailelerine yardım kampanyaları başlatmaları ibret alınacak bir tablo değil mi? O zaman söylenenleri iyi anlasaydılar, şimdi şehit ailelerine yardım toplamak gibi bir maksatları olmayacaktı. Elbette güzel bir yardımlaşma ve dayanışma örneği, buna sözümüz yok. Sadece şunu vurgulamak istedim; o günlerde alınacak önlemleri doğru algılayabilselerdi, ne şehit olacaktı, ne de yardım toplanacaktı. Bu işi inşallah gönülden yapmışlardır. Ama inanın bunun altında başka şeyler de olabileceğini düşünüyorum. Çünkü bu işi başlatanların bazıları, milli davalarımızda hassasiyeti olmayanlardandır (Fatih Terim’i ve kampanyaya gönülden katılanları ayrı tutuyorum). Ama diğerleri hakkında şüphelerim olduğunu da açık olarak söylüyorum.

Ermeni tasarısı: Düşmana düşmanca davranalım

Bu arada az daha unutuyordum. Ermeni tasarısı ABD Temsilciler Meclisi komisyonundan geçti. Yarın Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’na da gelecek ve orada da kabul edilecek. Bunu, olay gerçekleşince şaşırmayasınız diye yazıyorum. ABD’nin ne yapmak istediğini bilenler için bunların doğal karşılanması gerekiyor. Bana göre, bu tür kabullerin, bizim açımızdan hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bugüne kadar yirmi beşe yakın ülke bunları kabul etti de ne oldu? Esas olan, bu kabullere karşı bizim ne yapacağımızdır. Biz sağlam durmasını becerebilirsek, bunlar devede kulak bile olmayan küçük ve her zaman bir ülkenin başına gelebilecek şeylerdir. Şu anda önümüzde apaçık bir gerçek duruyor; bütün iyi niyetimize karşılık (hava sahamızı kullanımlarına açtık) Ermenistan düşmanlık yapmaya devam etmektedir. Azerbaycan’ın işgal ettiği topraklarını boşaltmıyor, birbiri ardınca ülke parlamentolarına soykırım tasarıları sunuyor. Ama, utanmadan, sıkılmadan, kara sınırımızı açmamız için AB Parlamentosu’nun bize baskı yapmasını istiyor. Bu ne pişkinliktir, doğrusu anlamak mümkün değildir. Bu düşmanlık değilse nedir? Bu yapılanların başka bir adı olduğunu herhalde hiç kimse söyleyemez. Düşmana, düşman gibi davranılır. O ne yapıyorsa onunla karşılık verilir.

Bu durumda Türk hükümetine düşen görevler var. Düşmana düşmanca davranmak! Birincisi, açtığınız hava sahasının yeniden kapatılmasıdır. İkincisi, Ermenistan ile ticareti yasaklamaktır. Aynı ABD’nin İran’a yaptığını yapmaktır. Hiçbir Türk firmasına Ermenistan ile dolaylı da olsa ticaret yapmasına izin vermemektir. Bu yasağı delenlere büyük cezalar vermektir. Üçüncüsü, Azerbaycan ile birlikte, tüm dış Türk ve Azerbaycan derneklerinin birlikte çalışmasını sağlamaktır. Bilim adamlarının birlikte çalışmasını desteklemektir. Azerbaycan ile her konuda iş birliği yapmaktır. Savunmayı bırakmak, karşı saldırıya geçmek en akılcı yollardan biridir. Bunun için yeniden teşkilatlanmak, arşivleri yeniden araştırmak gerekecektir. Ama ne olursa olsun, hükümetin bu konuyu gündeme getirmesi gerekecektir. Yapılır mı? Hiç zannetmiyorum. İçimizdeki Ermeniler bunu engellemek için ellerinden geleni yaparlar. Hükümetimiz de onlara uyar. Bizler de oturup seyrederiz.

Vatan elden gidiyor! Safları belirleyin!

Derdimiz çok! Başımız oldukça karışık! Ne ile nasıl mücadele edeceğimiz hakkında bilgimiz yok! Kafa karışıklığından eğriyi-doğruyu, iyiyi-kötüyü birbirinden ayıramaz duruma gelmiş durumdayız. Bu da mücadele gücümüzü olumsuz etkiliyor. Öyle ise öncelik kafamızı berraklaştırmaktır. Vatanımız gidiyor, egemenliğimiz gidiyor, bu işin şakaya gelir tarafı kalmadı. Öncelikle, saflarımızı iyi belirlemeliyiz. Emperyalizmin oyununa bir daha gelmemeliyiz. Ayrıştırmayı kesin olarak yapmalıyız. Bizden olanlar ve olmayanlar! bunun demokrasi ile, özgürlükler ile yakından uzaktan bir ilgisi yoktur. Bu mücadele vatan mücadelesidir. Demokrasi, insan hakları, insan özgürlükleri diyerek bu mücadeleyi sulandırmanın hiçbir anlamı yoktur. Hiç kimse, kendisini bizden daha demokrat, daha özgürlükçü, daha insancıl sayamaz. Biz bu değerleri gerçekten insan hakkı olarak düşünüyor ve sonuna kadar savunuyoruz. Ama kendi vatanımızda ve kendi bağımsız devletimizin çatısı altında. Vatanımızı satarak demokrat olunacaksa biz böyle demokrat olmuyoruz! Bu böyle biline… İnsan hakkı diyerek Ruma, Ermeniye, Kürde tanınan hakların Türk’e de tanınmasını sonuna kadar savunacağız.

Tek devlet, tek millet, tek bayrak, diyenler bir tarafa, diğerleri diğer tarafa… Safları ayrıştırmazsak, neyin mücadelesini verdiğimizi belirlemezsek, başarma şansımız kalmayacaktır. Safları ayrıştırırsak, neyin mücadelesini verdiğimizi bilirsek zafer yakındır.

www.turksolu.org  alinmistir



























ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ
 
 








Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 100 ziyaretçi (174 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=