Selâmün_aleyküm
  Giresun
 
GİRESUN
 

 

 
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GİRESUN
 Giresun, Anadolu´nun kuzeydoğusunda, yeşille mavinin kucaklaştığı Karadenizin inci kentlerinden birisidir. Şehir, denize doğru uzanan yarımadanın
 üzerinde yer almaktadır. Yarımadanın karşısında Karadenizin tek adası olan Giresun Adası (Aretias), kentin bir kolyesi gibi durmaktadır. Şehrin nerede kurulduğu ve kimler tarafından iskan edildiği konusu tartışmalıdır.
 Bu tereddüt M.Ö. 350 yıllarına ait kaynaklarda da yer almaktadır. Coğrafyacı Strabon, Farnakia dediği şehrin; bugünkü Giresun kentinin olduğu yerde kurulduğu üzerinde durmuştur. Romalı idareci Arrien Farnakia´nın eski adının Kerasus olduğunu belirtmiş ve buranın Sinoplular tarafından kurulduğunu yazmıştır. Şehir hakkında Roma,
Bizans ve Rum Pontus İmparatorluğu dönemine ait tatminkar bilgiler yoktur. Eski Anadolu tarihi araştırmalarında, şehir ve kasaba tarihlerinde dil incelemeleri sonucunda, bu bölgede M.Ö. 2000´li yıllardan beri Türk varlığının mevcut olduğu anlaşılmıştır. M.Ö. 7.y.y.da İskitlerin Karadenize göç etmesi ile
Oğuz unsurları da bu bölgeye yerleşmişlerdir. Bu bölgede Oğuz boylarından Yazır, Döğer, Avşar, Karkın, Halaç´ların; Akhun, Kuşan, Peçenek, Hazar, Hun, Kıpçak Türklerinin yerleşimi mevcuttur. Karadeniz bölgesinde, ilk ve orta çağlarda, İskit, Kimmerler, Hun, Hazar, Bulgar, Uz, Peçenek göçlerinin sonucu Türk iskanının olduğu, Karadeniz ağızlarının fonetik ve morfolojik yapısıyla birlikte yer adlarından da anlaşılır.
Giresun´un batı yakasındaki Çıtlakkale mahallesinin adının Deliorman ve Selanik civarından gelerek buraya yerleşmiş olan Türk topluluğu Çıtaklardan geldiği, bölgede konuşulan lehçenin ve kültür unsurlarının Çıtak ve Gagavuz Türklerinin ki ile benzerlik gösterdiği görülür. Hitit İmparatorluk dönemi tabletlerine dayanan tarihi kaynaklarda,
 Giresun´un Azzi Bölgesi sınırları içinde kaldığı anlaşılmaktadır. Karadeniz bölgesinde 90´a yakın koloni şehri kuran Miletoslular, Giresun ve Tirebolu şehirlerinin de kurucularıdır. Amaçları bu bölgeyi kendilerine yurt edinmek olmayıp, buraların her türlü yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürmekti. Bu yüzden yerleşim birimlerinin
 korunabilecek kısımlarını alıp buralara yerleşmişlerdir. Çevresinde önemli gümüş ve demir üretim yerleri olan Giresun´a Romalılar tam bir hakimiyet kurmamışlardır. Onların döneminde bu bölgede para basıldığı rivayet edilmektedir. Roma idaresinin ilk dönemlerinde Romalı yazarlardan Ammianus Marcel´e göre Romalı komutan Lucullus buraya geldiğinde yabani kiraz ağaçlarını görmüş ve bu ağacın fidanlarını Roma´ya götürmüştür.
 Bu bilgi kirazın dünyaya Giresun´dan yayıldığı inancının kaynağı olmakla birlikte Roma´da daha önce de kirazın varolduğu belirtilmektedir. Giresun Romalıların ardından Bizanslıların denetimine geçmiştir. Bizans egemenliği döneminde Yunan medeniyetinin büyük bir hızla gelişip yayılmasına karşılık, Yunan soyu gittikçe zayıflamıştır.
Bu sebeple, Bizans İmparatorları, ülkelerinin içerisinde yaşayan ve başka soydan gelen insanları asimle etmeye çalışmışlar ve bu yolda en çok dil ve dinden yararlanmışlardır. Doğu Karadeniz´in ormanlık alanlardaki kabileleri itaat altına almak için ormanlar kesilerek yollar açılmış, yol boylarına muhafız kulübeleri yapılmış, hatta bir miktar Hıristiyan Bulgar Türk´ü de getirilip bölgeye yerleştirilmiştir. Bizanslılar bu yolda çaba harcarken
 705 yılında ilk kez Müslüman Arap orduları bölgeye gelip İslamlığı tanıtmaya başlamıştır. Anadolu Selçuklu Devletine vergi vermeyi kabul eden ve 1244´te Moğolların egemenliği altına giren Trabzon Türklerin bir eyaleti haline gelmiştir. Trabzon´a bağlı bulunan Giresun ve çevresi Moğol nüfuzu altına girmiştir. İşte bu sırada, Oğuzların
 Üçok koluna mensup boylardan biri olan Çepniler; Ordu, Giresun ve Trabzon illeri sınırlarına yerleşmeye başlamışlardır. Bayram Bey, Ordu ve çevresini kontrol altına alan Çepni Türkmenlerinin beyidir. Oğlu Hacı Emir Bey döneminde bu bölgeye "Bayramlu Beyliği" denilmeye başlanmıştır. O da aynı şekilde Trabzon Rum İmparatorluğunu sıkıştırmaya devam etmiş olup, Hacı Emir Beyin Oğlu Emir Süleyman Bey de,
1397´de Giresun´u fethetmiştir. Böylece onun zamanında Giresun ve çevresinin fethi ve Türkleşmesi tam manasıyla sağlanmıştır. Bu beylik iç ve dış çatışmalar sonucu zayıflayıp Sivas Hükümdarı Kadı Burhaneddin´in hakimiyetine girmiş ve dolayısıyla Giresun da bu devletin sınırları içinde kalmıştır. Bugüne kadar yanlış bir kanaat olarak Giresun´un Türkleşmesi Fatih Sultan Mehmet´in 1461´de Trabzonu fethiyle beraber gösterilmiştir.
 Giresun´un Osmanlı Devletine bu tarihte katıldığı doğrudur. Oysa Giresun´un Türkleşmesi 1397´de Bayramlu Çepni Türkmen Beyi Emir Süleyman Beyin Giresun´u fethetmesiyle gerçekleşmiştir. Bu yanlış kanaat yüzünden Giresun´da onun adını taşıyan hiçbir eser bulunmamaktadır.
Dolayısıyla Giresun´un ilk fatihi tanınmamaktadır. Yüzölçümü : 6.934 km² Nüfus : 417.505 Merkez Nüfusu : 113.936 İl Trafik No : 28 Coğrafi Konumu : Karadeniz Bölgesinin Doğu Karadeniz Bölümü’nde yer alan Giresun İli, 370 500 ve 390 120 doğu boylamları ile 400 070 ve 410 080 kuzey enlemleri arasında bulunmaktadır.
 İl, doğusunda Trabzon ve Gümüşhane, batısında Ordu, güneyinde Sivas ve Erzincan, güneybatısında yine Sivas illeriyle komşu olup, kuzeyi Karadeniz ile kuşatılmıştır. Giresun İli, 6.934 km2 lik alanı kaplamaktadır. Şehir, Aksu ve Batlama Vadileri arasında denize doğru uzanan bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Şehrin ilk kuruluş yeri Batlama deresi ağzındaki Çıtlakkaledir . Doğu ve batı sahilleri doğal plaj görünümündedir ve sahilin
 1 mil açığında Doğu Karadeniz ‘in tek adası olan Giresun Adası (Aretias) şehrin boynunda bir inci kolye gibi durmaktadır. Yeryüzü Şekilleri : Giresun yeryüzü şekilleri bakımından engebeli bir görünüşe sahiptir ve dağlar, vadiler ve dik kıyılar geniş yer kaplamaktadır. Karadeniz kıyısı boyunca uzanan oldukça dar ve alçak düzlüklerden oluşan bir kıyı şeridi ile güneyde Kelkit Çayı Vadisi arasını kaplayan Giresun Dağları şehrin yeryüzü şekillerinin çatısını meydana getirir.
Kıyıdan 50-60 km içeride, kıyıya paralel olarak yükselen bu dağların ortalama yüksekliği 2000 m. dir. Bazı yerlerde 3000m.’yi aşan Giresun Dağları’nın en önemli yükseltileri şunlardır: Abdal Musa Tepesi (3.331m.), Cankurtaran Tepesi (3.278 m.), Gâvur Dağı Tepesi (3.067 m.), Küçükkor Tepesi(3.044 m.),
 Karagöl Dağları üzerindeki Karataş Tepesi (3.107 m.) ve Kırkkızlar Tepesi (3.040 m.). Kıyıya paralel olarak yükselen bu dağlar üzerinde, kıyı ile iç kesimler arasındaki ulaşım, Şehitler (2.350 m.), Eğribel (2.200 m.) geçitlerinden, Kurtbeli Mevkii’(1760 m.)nden ve İlçelerimizin Yayla yollarından sağlanır. Şebinkarahisar, Alucra ve Güce ilçelerini içine alan ve daha az engebeli olan güney kesiminde ortalama yükseklik 1000-1500 m. civarında olup arazi Kelkit Vadisine doğru eğimlidir. Giresun’un güneyini kuşatan dağlar kuzeye ve güneye doğru alçalarak belirli yerlerde düzlükler oluşturur. 1750-2200 m. Yükseklikteki bu düzlüklerde pek çok yayla vardır. Giresun Dağları üzerindeki bu yaylaların başlıcaları Kümbet, Kulakkaya, Bektaş, Tamdere,
Karagöl, Eğribel, Kazıkbeli, Çakrak, Paşakonağı, Karaovacık ve Sisdağı yaylalarıdır. Akarsular ve Göller : Giresun İlinin Kuzey bölümünde, Giresun Dağları ile Kuzey Anadolu Dağları’nın bazı kesimlerinden doğan çok sayıda akarsu vardır ve bu nedenle kıyı şeridi sık vadiler ağıyla yarılmıştır. Yükseklerden doğarak Karadeniz’e ulaşan sular yaz kış debi farkı gösterirler.
Başlıcaları şunlardır: Aksu: Karagöl Bölgesinden doğup Merkez İlçenin Doğu sınırından Karadeniz’e dökülen ırmağın uzunluğu 60 km.dir. Harşıt Çayı: Kaynağını Gümüşhane Dağlarından alan Harşıt Çayı 160 km.dir ve üzerinde Doğankent Hidroelektrik Santralleri vardır. Tirebolu İlçesinin doğusunda denize dökülür. Gelevera Deresi: Espiye’nin doğusundan denize dökülen
Gelevera Deresinin uzunluğu 80 km.dir. Yağlı Dere : Erimez Dağlarından doğar ve Espiye’nin batısından denize dökülür. Uzunluğu 70 km.’dir. Pazarsuyu : Karagöl ve Yürücek Bölgelerinin sularının birleşmesiyle oluşur ve Bulancak’ın batısından denize dökülür. Uzunluğu 80 km.dir. Batlama Deresi: Çaldağ’ın batı yamacının güneyinde
Bektaş Yaylasından doğar ve Merkez İlçenin batısında denize dökülür. Uzunluğu 40 km.dir. Giresun’daki arazi yapısı göl oluşumuna uygun olmadığından büyük göllere rastlanmaz. Ancak dağların tepelerinde bazı buzul gölleri bulunmaktadır. Bunların en önemlisi Giresun, Ordu ve Sivas İllerinin birleşme noktasına yakın Karagöl Dağlarının doruğundaki Karagöl krater gölüdür. Yaklaşık 3000 rakımında bulunan
 Karagöl çevresinde yaz aylarında bile kar ve buz parçaları bulunur. Çevresinde geniş otlaklar bulunduğu için kuzu besiciliği yapılır. Giresun’da Karagöl’den başka bilinen Sağrak Gölü vardır ve daha ufak bir göldür. İklim : Giresun’un yer aldığı Doğu Karadeniz Bölgesi, Ülkemizin en çok yağış alan bölgesidir. Bölgenin orta kesiminde, Giresun Dağları’nın kuzey yamaçlarına yayılan ve bir bölümü ile de Kelkit Havzasına sarkan il alanında değişik iklim özellikleri görülmektedir.
 İlin büyük bölümünü kaplayan Karadeniz’e bakan kısmı ılık ve yağışlı iklim özellikleri gösterirken; Kelkit Havzasına giren bölümü kara iklimi özellikleri göstermektedir. Kuzey kısmında yazlar serin, kışlar ılık geçer, yağış dört mevsime dağılır. Yıllık yağış ortalaması 1300 mm’yi aşar. Yükseklere bol kar düşer. Giresun Dağları’nın güneyi ise Orta Anadolu iklim karakterini gösterir.
Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlıdır. Yağış ortalaması 500-700 mm. civarındadır. Giresun İl Merkezinde yıllık ortalama sıcaklık 14.2 C0 ‘dir. Bu zamana kadar kaydedilen en yüksek sıcaklık Ekim ayında 37.3 C0, en düşük sıcaklık ise Şubat ayında –9.8 C0 olmuştur. Gündüz-gece ve yaz-kış ısı farkı fazla değildir. Güney kesimde yıllık ortalama sıcaklık daha düşük gündüz –gece ve yaz-kış ısı farkı daha büyüktür. Ortalama deniz suyu sıcaklığı
16.9 c dir. En yüksek deniz suyu sıcaklığı 24-25 derece arasında değişir. Giresun merkezinde yıllık ortalama nisbi nem 176’dır. Nisbi nemin en yüksek olduğu ay %81 ile mayıs ayıdır. Şebinkarahisar ilçesinde yıllık ortalama nisbi nem %61 olup, nisbi nemin en yüksek olduğu ay %71 ile aralık ayıdır. Giresun il merkezinde yıllık ortalama yağış miktarı 1295 mm’dir. Kıyı kesiminde Tirebolu 1759..8 mm yıllık ortalama yağışla başta gelir. Şebinkarahisar ilçesinde ortalama yağış miktarı 56.313’tür.
Bu miktar Alucra’da 43.913 ve Çamoluk ‘ta 382.1’dir. Merkezde ortalama karla örtülü günler sayısı 10.8 ve en fazla kar kalınlığı ve karla örtülü günler sayısı en fazla ilçe Tirebolu’dur. Şebinkarahisar İlçesinde karla örtülü günler sayısı 77.9 ve kar kalınlığı 115 cm.dir. Bitki Örtüsü : Giresun iklimi bitkilerin yaşayıp gelişmesine çok elverişli olduğundan
il yüzölçümünün %35’ini kaplayan ormanlar deniz kıyısından başlayarak 2000 m. Kadar yükselir. Bölgenin karayele açık olması bitki örtüsünün gür olmasını sağlar. Bölgede kültür bitkileri olarak fındık, mısır, patates, fasülye, fiğ, çay, tütün ve turunçgillerle çeşitli sebzeler ve meyveler yetiştirilmektedir.
giresun il haritası
 Bol yağış alan kuzey kesimde bitki örtüsü zengindir. Bu kesimde 600 metre yüksekliğe kadar fındık ve diğer meyve ağaçları ile genellikle yapraklarını döken ağaçlar yer alır. Bu arada kızılağaç, akçaağaç, kayın, gürgen, meşe, ıhlamur, kestane gibi ağaçlar sayılabilir. 800-2000 m.yükseklik arasında sarıçam, ladin, dışbudak, köknar gürgen, meşe gibi ağaçlara rastlanır. 2000 metreden yukarıda genellikle alpin, nebatlar görülür. Boylu orman ağaçları altında genellikle ormangülü, çalıçileği, ılgın, karayemiş, defne ve şimşir gibi bodur ağaçlar bulunur. Toprak üstü florası ise sürünücü otsu ve soğanlı bitkiler ile mantarlardan teşekkül eder. Bunlardan başlıcaları böğürtlen,
şerbetçiotu, buğdaygil ve baklagillerden türlü çayır otları, eğreltiotu, çuha çiçeği, düğün çiçeği, yabani çilek, basurotu, hodan, ısırgan, at kuyruğu, kuzu kulağı, geven, kekik, nane, dikenler, çeşitli yosunlar, kardelen, zambak, sahlep, süsen, sıklamen ve zehirli zehirsiz birçok mantarlardır. Giresun’da bitki örtüsünün yaygınlığına ve tümüne bağlı olarak değişik kesimlerde çeşitli yaban hayvanları bulunmaktadır. Bunlardan bazıları kurt, çakal, yaban domuzu,
 bıldırcın, yabani ördek, yabani kaz, kuğu kuşu, kartal, atmaca akbaba, keklik, sülün, keçi, karaca ve birçok diğer av hayvanları yörede bulunur.

GİRESUN TARİHİ VE TARİHİ ESERLERİ
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GİRESUN
 


 
GİRESUN İLİ  TARİ
 
 GİRESUN İLİ TARİHİ
giresun tarihi eserleri
giresun tarihi mekanları
giresun tarihi yerleri
giresun camiları
giresun kiliseler
firesun köprüler
giresun mağaralar
giresun hamamlar
giresun kervansaraylar
giresun müzeler
giresun
Giresun, Anadolu´nun kuzeydoğusunda, yeşille mavinin kucaklaştığı Karadenizin inci kentlerinden birisidir. Şehir, denize doğru uzanan yarımadanın üzerinde yer almaktadır. Yarımadanın karşısında Karadenizin tek adası olan Giresun Adası (Aretias), kentin bir kolyesi gibi durmaktadır. Şehrin nerede kurulduğu ve kimler tarafından iskan edildiği konusu tartışmalıdır.
 Bu tereddüt M.Ö. 350 yıllarına ait kaynaklarda da yer almaktadır. Coğrafyacı Strabon, Farnakia dediği şehrin; bugünkü Giresun kentinin olduğu yerde kurulduğu üzerinde durmuştur. Romalı idareci Arrien Farnakia´nın eski adının Kerasus olduğunu belirtmiş ve buranın Sinoplular tarafından kurulduğunu yazmıştır. Şehir hakkında Roma, Bizans ve Rum Pontus İmparatorluğu dönemine ait tatminkar bilgiler yoktur. Eski Anadolu tarihi araştırmalarında, şehir ve kasaba tarihlerinde dil incelemeleri sonucunda, bu bölgede M.Ö. 2000´li yıllardan beri
Türk varlığının mevcut olduğu anlaşılmıştır. M.Ö. 7.y.y.da İskitlerin Karadenize göç etmesi ile Oğuz unsurları da bu bölgeye yerleşmişlerdir. Bu bölgede Oğuz boylarından Yazır, Döğer, Avşar, Karkın, Halaç´ların; Akhun, Kuşan, Peçenek, Hazar, Hun, Kıpçak Türklerinin yerleşimi mevcuttur. Karadeniz bölgesinde, ilk ve orta çağlarda, İskit, Kimmerler, Hun, Hazar, Bulgar, Uz, Peçenek göçlerinin sonucu Türk iskanının olduğu, Karadeniz ağızlarının fonetik ve morfolojik yapısıyla birlikte yer adlarından da anlaşılır.
Giresun´un batı yakasındaki Çıtlakkale mahallesinin adının Deliorman ve Selanik civarından gelerek buraya yerleşmiş olan Türk topluluğu Çıtaklardan geldiği, bölgede konuşulan lehçenin ve kültür unsurlarının Çıtak ve Gagavuz Türklerinin ki ile benzerlik gösterdiği görülür. Hitit İmparatorluk dönemi tabletlerine dayanan tarihi kaynaklarda, Giresun´un Azzi Bölgesi sınırları içinde kaldığı anlaşılmaktadır. Karadeniz bölgesinde 90´a yakın koloni şehri kuran Miletoslular, Giresun ve Tirebolu şehirlerinin de kurucularıdır. Amaçları bu bölgeyi kendilerine yurt edinmek olmayıp, buraların her türlü yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürmekti. Bu yüzden yerleşim birimlerinin korunabilecek kısımlarını alıp buralara yerleşmişlerdir. Çevresinde önemli gümüş
ve demir üretim yerleri olan Giresun´a Romalılar tam bir hakimiyet kurmamışlardır. Onların döneminde bu bölgede para basıldığı rivayet edilmektedir. Roma idaresinin ilk dönemlerinde Romalı yazarlardan Ammianus Marcel´e göre Romalı komutan Lucullus buraya geldiğinde yabani kiraz ağaçlarını görmüş ve bu ağacın fidanlarını Roma´ya götürmüştür. Bu bilgi kirazın dünyaya Giresun´dan yayıldığı inancının kaynağı olmakla birlikte Roma´da daha önce de kirazın varolduğu belirtilmektedir.
Giresun Romalıların ardından Bizanslıların denetimine geçmiştir. Bizans egemenliği döneminde Yunan medeniyetinin büyük bir hızla gelişip yayılmasına karşılık, Yunan soyu gittikçe zayıflamıştır. Bu sebeple, Bizans İmparatorları, ülkelerinin içerisinde yaşayan ve başka soydan gelen insanları asimle etmeye çalışmışlar ve bu yolda en çok dil ve dinden yararlanmışlardır. Doğu Karadeniz´in ormanlık alanlardaki kabileleri itaat altına almak için ormanlar kesilerek yollar açılmış, yol boylarına muhafız kulübeleri yapılmış, hatta bir miktar Hıristiyan Bulgar
Türk´ü de getirilip bölgeye yerleştirilmiştir. Bizanslılar bu yolda çaba harcarken 705 yılında ilk kez Müslüman Arap orduları bölgeye gelip İslamlığı tanıtmaya başlamıştır. Anadolu Selçuklu Devletine vergi vermeyi kabul eden ve 1244´te Moğolların egemenliği altına giren Trabzon Türklerin bir eyaleti haline gelmiştir. Trabzon´a bağlı bulunan Giresun ve çevresi Moğol nüfuzu altına girmiştir. İşte bu sırada, Oğuzların Üçok koluna mensup boylardan biri olan Çepniler; Ordu, Giresun ve
Trabzon illeri sınırlarına yerleşmeye başlamışlardır. Bayram Bey, Ordu ve çevresini kontrol altına alan Çepni Türkmenlerinin beyidir. Oğlu Hacı Emir Bey döneminde bu bölgeye "Bayramlu Beyliği" denilmeye başlanmıştır. O da aynı şekilde Trabzon Rum İmparatorluğunu sıkıştırmaya devam etmiş olup, Hacı Emir Beyin Oğlu Emir Süleyman Bey de, 1397´de Giresun´u fethetmiştir. Böylece onun zamanında Giresun ve çevresinin fethi ve Türkleşmesi tam manasıyla sağlanmıştır. Bu beylik iç ve dış çatışmalar sonucu zayıflayıp Sivas Hükümdarı Kadı Burhaneddin´in hakimiyetine girmiş ve dolayısıyla Giresun da bu devletin sınırları içinde kalmıştır.
 Bugüne kadar yanlış bir kanaat olarak Giresun´un Türkleşmesi Fatih Sultan Mehmet´in 1461´de Trabzonu fethiyle beraber gösterilmiştir. Giresun´un Osmanlı Devletine bu tarihte katıldığı doğrudur. Oysa Giresun´un Türkleşmesi 1397´de Bayramlu Çepni Türkmen Beyi Emir Süleyman Beyin Giresun´u fethetmesiyle gerçekleşmiştir. Bu yanlış kanaat yüzünden Giresun´da onun adını taşıyan hiçbir eser bulunmamaktadır. Dolayısıyla Giresun´un ilk fatihi tanınmamaktadır.
GİRESUN İLİ TARİHİ MEKANLAR 
GİRESUN İLİ TARİHİ ESERLER
 GİRESUN KALESİ
 Giresun kalesi kentin kuzeyindeki yarım adanın kente hakim tepesi üzerinde yer almaktadır. Kalenin günümüze kadar gelebilen kalıntıları merkez kule ve ona bağlı güneydeki sur duvarlarıdır. Sur duvarlarının tabanındaki dikdörtgen büyük blok taslardan yapılmış bölümü, surların ve kalenin Roma Dönemine kadar gittiği izlenimini vermektedir.
Tirebolu Kalesi 
 Tirebolu ilçe merkezinde, denize doğru uzanmış küçük bir yarımadanın üzerinde yer alır. Kalenin kesin yapım tarihi bilinmemekle beraber M.Ö. 15. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kalenin içerisinde bazı binalara ait temeller vardır. Bunların başında güney duvarı içerisine oyularak yapılmış bir mescit mihrabı ve bu mescide ait duvar temelleri bulunmaktadır. Kalenin batı tarafında ikinci bir kule gibi yükselen ayrı bir kısım daha vardır. Kale restore edilmiştir.
 Andoz Kalesi 
 Espiye İlçesi girişindeki Yağlıdere Deresi'nin kenarında, denize ve vadiye hakim doğal bir sivri tepe üzerinde yer almaktadır. M.Ö. 1300’lü yıllarda yapıldığı zannedilmektedir. Kaleye ulaşım kuzeyinde bulunan yol ile sağlanır. Etrafı surlarla çevrilidir. Duvarlar yer yer yıkılmıştır. Bazı kısımlarda kuleler mevcuttur. Andoz Kalesi oldukça küçük bir kaledir. Şebinkarahisar Kalesi Şebinkarahisar yerleşmesinin güneyinde bozalt bir tepe üzerinde kurulmuş olan kale, şehirden 160 metre daha yüksektedir. İlk görenler bu haliyle kaleyi denizde ada veya gemiye benzetirler. 
Planı bütünüyle bir yamuğu andırmaktadır. Kalenin kulelerle desteklenen surları sarp kayalara oturtulmuştur. Bu surları bazı kısımlarda daha önce ikinci bir sur kuşağı takviye eder. Surlarda değişik dönemlerin duvar yapım tekniklerini görebilmek mümkündür. Bazı kısımlarda kaya yontularak sur temeli yerleştirilmiştir. Bazı kısımlarda ise düz yonu, moloz taş, veya balık sırtı duvar örgüleri yapılmıştır. Kale, iç kale ve dış kale olarak iki bölümden müteşekkildir.
 İç Kale, aşağı kesimden yaklaşık 40 metre daha yüksektir. Şehirden dış kaleye ulaşan yol eski özelliğini halâ korur. Bu gün kullanılan sivri kemerli giriş kapısı iki kule arasına yerleştirilmiştir. Dış surların kapı bölümünde düzgün yontu taş kullanılmıştır. Bugünkü giriş kapısının 15 m. Kuzeyinde kapatılmış bir kapı daha bulunmaktadır. Bu kapının Bizans döneminde 10. Yüzyıl başlarında tamir edilmiş olduğu sanılmaktadır. Dış kalenin en önemli bölümü, güneybatı köşesindeki "Kızlar Kalesi"dir. Dış kalenin diğer kesimlerinde güney ve doğuda surlar oldukça harap durumdadır.
 Kale içerisinde eski yapı izleri ile, sarnıç kalıntılanna rastlanılmaktadır. Evliya Çelebi, kale içinde yetmiş kadar ev, sarnıç ve buğday ambarları ile Fatih Camiinden bahseder. Fakat bu caminin yerini belirlemek mümkün olmamaktadır. Aynca kalede var olduğu söylenen Kilise de belirlenememektedir. Kalede beş değişik su sarnıcı vardır. Bunlardan dördü kapalı, bir tanesi açıktır. Halkın 40 badal (basamak) dediği bu yer altı su tünellerinin örnekleri Hitit döneminde görülmektedir. 
Benzer bir tünel Çamoluk' un Kaledere köyü kalesinde bulunmaktadır. İç kale, dikdörtgen bir avlu ile kuzeybatı köşesindeki sekizgen plânlı ve dört katlı büyük kuleden oluşmaktadır. İç kale kapısı da kulelerle desteklenmiştir. Büyük kulenin iç çapı 12 m. yüksekliği 27 m. Duvar kalınlığı 1,5 m.dir. Kule köşeler, pencere ve kapı gibi açıklıklarının söge kısımları yonu, diğer kısımlar düzgün sıralar halinde moloz taşla örülmüştür. Duvarlarda alt sıradakiler mazgal, üsttekiler sivri kemerli büyük dikdörtgen açıklıklar halinde pencereler yer alır. 
Kulenin üçüncü katında kale yöneticisine ait bir mescit bulunduğu ve bunun Mengücükler zamanından kaldığı tespit edilmiştir. Kulenin Önünde beşik tonozla örtülmüş büyük bir sarnıç vardır. Kalenin sur duvarlarının çok az bir kısmında Bizans veya daha eski dönem yapı Özellikleri görülür. Kalenin bugünkü giriş kapısı ve çevresindeki surlar Selçuklu (Mengücekli), Osmanlı dönemlerine aittir. Kale kapısı üzerindeki kitabe ve Selçuklu çift başlı kartal kabartması da 1896 yılında Rumlar tarafından yerinden sökülüp yok edilmiştir. 
İç kale sur duvarları ve kule duvarlarının yapısı Osmanlı dönemi, 17-18. Yüzyıl özellikleri göstermektedir. Şebinkarahisar kalesinin tarihlendirilmesi için kazı ve ayrıntılı araştırmalar yapmak gerekmektedir. Tarih bölümünde açıklandığı gibi muhtemelen kale Roma döneminden daha eskiye gitmektedir. Burası M.Ö. 1. Yüzyılda Romalılar tarafından genişletilmiştir. Surlar, Mengüceklilerin 11. Yüzyılda şehri fethi sırasında harap olmuş ve geniş ölçüde yeniden inşa edilmiştir. Surlar daha sonra Osmanlı döneminde birkaç defa onarılmıştır. 
Kale 1915 yılındaki Ermeni ayaklanması sırasında bütünüyle tahrip olmuş bundan sonra da bir daha onarılmamıştır. Eynesil Kalesi Arkeolojik sit alanı ilan edilen ve altında mağaralar bulunan Eynesil Kalesinin restorasyon çalışmaları 2003 yılında yapılmış, Kale denize ve ilçeye hakim bir görüntü sergilemektedir. Tirebolu Bedrama Kalesi Tirebolu İlçesine 8 km uzaklıkta yüksek bir tepe üzerinde Harşit Vadisine hakim, çok dar bir yaya yoluyla güney istikametinden çıkılan kale, kayalar üzerine kurulmuş stratejik bir konuma sahiptir.
 GİRESUN İLİ CAMİLAR
 Hacı Hüseyin Camii
 Kent merkezinde bulunan cami, 1594 yılında Çobanoğlu Hacı Hüseyin tarafından yaptırılmıştır. Daha sonra yıkılan yapı, 1861 yılında Dizdarzade Murat Bey’in kızı, Ayşe Emetullah hayratı olarak yenilettirmiştir. 1901 tarihli kitabesinden mermer şadırvanının Hattatzade Hacı Ömer Ağa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
 Hacı Miktad Camii 
 1661 yılında Hacı Miktad Ağa tarafından yaptırılmış, daha sonra 1841 ve 1889 tarihlerinde yenilenmiştir. 1841 tarihli kitabesinden Hacı Çalık Kaptan'ın hayratı olduğu anlaşılmakta; ana kapı üzerindeki 1889 tarihli kitabeden de, camiyi Hacı İsmail Efendi'nin yeniden yaptırdığı öğrenilmektedir.
 Çekek Camii 
 Giriş kapısı üzerindeki 1884 (h.1301) tarihli kitabeden bu camiden önce aynı yerde bir mescidin bulunduğu, zamanla harap olduğundan Sarı Alemdar Zade tarafından bugünkü camii inşa ettirilerek imam ve müezzin için birer bahçe vakfedildiği anlaşılmaktadır.
 Fahrettin Behram Camii 
 Şebinkarahisar ilçe merkezinde bulunan bu küçük cami, Mengücek Hükümdarı Fahrettin Behramşah adına oğlu Muzeffirrüddin Mehmet tarafından 12. yüzyılda inşa ettirilmiş, 1978 yılında ise onarım görmüştür.
 Kale Camii 
 Kent merkezinde, Hükümet Konağı yakınında mimari değeri yüksek bir yapıdır. İki kitabesi vardır. Giriş kapısı üstündeki 1830 tarihli kitabesinde ilk camiyi Dizdarzade Emetullah Hanımın yaptırdığı bilinmektedir. 1911-1912 tarihli kitabesinde ise caminin Sarı Mahmutzade El-Hac Mustafa Efendi tarafından yeniden inşa ettirildiği bildirilmektedir.
 Kurşunlu Camii 
 Şebinkarahisar ilçe merkezinde, 1587 yılında inşa ettirilmiştir. 1968 yılında restore edilen cami, Osmanlı mimari özelliklerini taşıyan müstesna bir eser olma özelliği taşımaktadır. Üç kubbeli bir son cemaat yeri ile tek kubbeli bir ana mekandan oluşmaktadır
 Şeyh Keramettin Camii
 Aynı adla anılan mahallede bulunan kagir camii daha önce Şeyh Keramettin adlı zat tarafından yeri vakfedilerek inşa ettirilen ahşap caminin yerinde yaptırılmıştır fakat camii zamanla yıkıldığından 1900 (h.1318) yılında Sarı Alemdarzade İzzet Kaptan'ın varisleri tarafından hayrat olarak yeniden yaptırılmıştır. Taş Mescit Şebinkarahisar’da kalenin batı eteğindedir. Ertanoğulları zamanında 1352 yılında Melik Ahmet Bey tarafından yaptırılmıştır. 
 Soğuksu Camii
 Caminin giriş kapısı üzerindeki kitabeden, Müslim isminde bir zat tarafından yaptırıldığı; 1896 yılında da Giresun Kaymakamı Mahmut Rüştü Bey tarafından "ianeten" genişletilerek yenilendiği anlaşılmaktadır. Kapu Cami
i Kapu mahallesi, Fevzipaşa caddesinde bulunan bu zarif yapı 1461 yılına tarihlenmektedir.
 Sarı Halife Türbesi
 Yağlıdere ilçesi Tuğlacık köyünde Muharrem bin Abdullah tarafından 16. yüzyılda Yavuz Sultan Selim’in annesi Gülbahar Hatun adına yaptırılan Sarı Halife’nin türbesidir.
Giresun Müzes
i (Gogora Kilisesi) 
 18. yüzyıldan kalma bir yapıdır. 18. yüzyılın ortalarında, Ortodoks kilisesi olarak yapılmış olan bina, 1923 yılına kadar kilise olarak kullanılmıştır. 1923 yılından 1948 yılına kadar boş kalmış, 1948-1967 yılları arasında cezaevi olarak kullanılmış, 1967 yılından 1982 yılına kadar tekrar boş bırakılmıştır. 1982 yılında restore edilen bina 1988 yılında müze olarak açılmıştır. Müze içerisinde Eski Tunç Çağı, Hitit, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait antik eserler, taş kabartmalar, eski tarihlerde kullanılan silah, giysi ve para örnekleri sergilenmektedir. Yapı dıştan dikdörtgen, içten bazilika plan ile kubbeli haç planının birleştirildiği karma plan şeklindedir. Müze binası olarak kullanılan yapının hemen kuzeyinde bodrum üzerine üç katlı tarihi bir bina daha vardır ki burası da papaz evi olarak bilinmektedir. 1993 yılında burası da orijinaline uygun olarak yeniden yapılıp müzenin idari binası olarak hizmete açılmıştır. Kuvay-ı Milliye kahramanlarımızın ve şehitlerimizin anılarını yaşatmak amacıyla 1999 yılında müze içinde Fotoğraf, Sergi salonu, Kuvay-ı Milliye'de Osman Ağa ve Giresun Gönüllüleri Fotoğraf Müzesi izleyicilerin ilgisine sunulmuştur.
 Çocuk Kütüphanesi (Katolik Kilisesi) Giresun merkez Çınarlar Mahallesinde bulunan 19.yüzyılın başlarında yapıldığı tahmin edilen, 1967 yılında ise Çocuk Kütüphanesi olarak kullanılmaya başlanan Katolik Kilisesi dikdörtgen planlı, ana cephesi üçgen alınlı belirlenmiş olup, köşelerde taştan yivli köşe kolonları bulunmaktadır. Girişin üzeri dört köşeli sütunla taşınan yuvarlak kemerli kırma çatılı bir sündürme ile örtülüdür. İç ve dıştan çok güzel görünen bina Kültür Bakanlığınca 2001-2002 yılında bina ve çevre düzenlemesi tam olarak yapılmıştır. Giresun Adası Kıyıdan bir mil açıkta bulunan ada, Doğu Karadeniz’in yaşanabilir tek adasıdır. Ada, Aretias, Areos Nesos ve Arionesos adlarıyla da anılmaktadır. Adanın kapladığı alan yaklaşık olarak 40.000 m2’dir. Efsaneye göre Argonautların Altın Post seferine katılan Herkül, Giresun Adası’na da uğramış, burada insan yiyen kuşlarla savaşmıştır. Ayrıca, kadın savaşçılar olarak bilinen Amazonlar, 
Giresun Adası’nı üs olarak kullanmıştır. Kent ve yöre halkı tarafından kutsal sayılan adanın etrafı surlarla kaplı olup, saray ve manastır kalıntıları yer almaktadır. Adanın yazın hizmet veren bir çay bahçesi ile büfe, çadır sahaları, piknik alanı bulunmaktadır. Her yıl 20 Mayıs'ta yapılan Aksu Şenliğinde kayıklarla ada çevresinde dolaşılır. Şebinkarahisar Taşhanlar Şebinkarahisar İlçe merkezinde kalenin kuzey eteğinde yer alan tarihi bir yapıdır. Yerli kara taştan iki katlı, kemerli, tipik Osmanlı Taşhanları mimarisinde yapılmıştır. Şebinkarahisar Taşhanı'nın günümüze gelebilen en sağlam tarafı güney cephesidir. Girişin iki yanında, iki katlı kemerli mekanlara, tam ortada ise bir avluya yer verilmiştir. Kuzey cephesinde dışarıya dönük beş adet kemerli dükkan kısımları mevcuttur. Zeytinlik Mahallesi Kalenin güneydoğusunda yer alan Zeytinlik Mahallesi eski tarihi Giresun evlerinden oluşur. Kentsel sit alanı olarak koruma altındadır. Kentin geçmişteki dokusunu yansıtan gezilip görülecek müstesna bir mahallemizdir. Bazı evlerin restorasyonu yapılmış bazıları kamulaştırılma aşamasında olup, iyileştirme çalışmaları devam etmektedir Şebinkarahisar 
Atatürk Evi Müzesi Giresun İli, Şebinkarahisar İlçe merkezinde bulunan 12 Eylül 1924 tarihinde Atatürk'ün Şebinkarahisar'a gelişinde kaldığı ev olarak kullanılan Atatürk Evi Müzesi, İlçenin tam merkezinde ahşaptan yapılmış iki katlı sade bir binadır. Yapım tarihi kesin bilinmemekle beraber 19. yüzyılın sonunda veya 20. yüzyılın hemen başında yapıldığı tahmin edilmektedir. Binanın bulunduğu kısım ve bahçesi yoldan yüksekçe bir platform üzerinde yer almaktadır. Birinci kata giriş doğudan, zeminden genişçe bir ahşap kapıyla sağlanmıştır. Faal olarak kullanılmayan bu kattan ahşap dönerli bir merdivenle ikinci kata çıkılmaktadır. Ancak ikinci kata çıkış asıl anıtsal olarak kuzeyden ayrı bir girişle sağlanmıştır. Önü çıkmalı üçgen alınlıklı, ahşap sütunların taşıdığı, 10 adet taş basamaklı merdivenlerin bulunduğu ana giriş kısmı mevcuttur ki buradan da iki kanatlı ahşap bir kapıyla direk ikinci kata girilmektedir. Asıl müze olarak kullanılan kat burası ve hemen üzerinde yarım kat halindeki ön cepheden görünmeyen çatı katıdır. 
Bu çatı katına da ikinci kattan dönerli ahşap bir merdivenle çıkılmaktadır. Maliye ve Gümrük Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğünün 2 Mayıs 1986 gün ve 3121-749/16781 sayılı yazısıyla mülkiyeti Hazineye ait bu yapının Kültür ve Turizm Bakanlığına olan tahsisi kaldırılmış, Şebinkarahisar Belediyesi'ne tahsis edilmiştir. Halen Şebinkarahisar Belediyesi'ne ait olan Atatürk Evi Müzesinde, Atatürk'ün kaldığı esnada kullandığı bazı eşyalar ve yöresel etnoğrafik bazı eserler sergilenmektedir. Şebinkarahisar Licese Kilisesi Şebinkarahisar İlçesi, Asarcık mevkii, Licese Köyünde bulunan kilisenin 18. yüzyılın ortalarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Kesme taştan yapılmış, merkezi tek kubbeli, haç planlı, üç apsisli bir kulisedir. Ortodoks Kilisesi olarak kullanılmış olan binanın, başında anıtsal bir giriş kapısı mevcuttur. Ayrıca kuzey tarafında bir tali kapısı vardır. İçerde mekan dört adet yuvarlak taş sütün ve iki adet paye taşımaktadır. Ana kapıdan içeri girdikten sonra hemen sağdan ve soldan merdivenlerle ikinci kata çıkılmaktadır.
Binanın dışında kuzey batı köşesinde binaya bitişik küçük bir çan kulesine yer verilmiştir. Binanın üzeri orijinalde alaturka kiremitle kaplı iken sonradan çinko saçla kaplanmıştır. Binanın kuzey ve güney cephelerinde üçer adet dikdörtgen pencereye, girişin sağında ve solunda birer, apsislerde ise küçük birer dikdörtgen pencereye yer verilmiştir. Çatının tam ortasında bir kubbe diğer yerlerde ise kırma çatı kullanılmıştır. Şebinkarahisar Meryemana Manastırı Şebinkarahisar İlçesi, Kayadibi Köyünde bulunan manastır Bizans dönemine aittir. Sarp bir kayalığın tam ortasında büyükçe bir oyuk içersine yapılmasıyla Trabzon Sümela Manastırı anımsatan yapının buradan etkilenerek inşa edildiği tahmin edilmektedir. Bir çok yapı kompleksinin bir arada bulunduğu manastırda yer yer düzgün kesme taş kullanılsa da aslında yapı düzgün olmayan yerli moloz taşlardan inşa edilmiştir.
 Yatakhane, dersane, kilise, yemekhane, çeşme ve diğer yapı komplekslerinin birarada olduğu manastır, büyük ölçüde tahrip olmuş durumdadır. Manastır dibine kadar çıktığı belli olan yol, yer yer görülsede aşağı yukarı tamamı, kayan kum ve taşlar arasında kaybolmuş durumdadır. Manastıra bugün için çıkmak oldukça güçtür





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 89 ziyaretçi (231 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=