Selâmün_aleyküm
  Gulsehir Gulsehir
 

Tanitim

Gülşehir  

Hava Durumu

Ulke

Türkiye

Bolge

Orta Anadolu

Il

Nevşehir

Yonetim

 

   Kaymakam

Mesut Yakuta

   Belediye Baskani

Erol Ünlüsoy

Alan

 

   Ilce

956 km² (369.1 sq mi)

Denizden Yukseklik

885 m (2,904 ft)

Nufus (2000)

 

    Ilce

31,664

    Nufus Yogunlugu

33.12/km² (85.8/sq mi)

    Merkez Ilce

9,377

Saat

Avrupa/Istanbul; EET (UTC+2)

    Yaz Saati (DST)

EST (UTC+3)

Posta Kodu

50

Alan Kodu

0384

Plaka No.'su

50

Enlem/Boylam

38°  44′47 N  34°  37′14″E

Decimal koordinatlar

38.7464   34.6206

Web sayfasi:

www.gulsehir.gov.tr

Gulsehir 

Gundogumu/Batimi

Saatleri

Google Harita.

http://www.bighugelabs.com/flickr/sunset.php

Mahalleler:

Cumhuriyet  • Çalışanlar (Muhacir) •  Çayır  •  Fatih 

• Karavezir  • Oruç Reis  • 400 Evler

Beldeler:

Abuuşağı • Dadagi  •  Gümüşkent

 KaracaşarOvaören (Göstesin) • Tuzköy (Güdül)

Köyler:

AlhanCivelekFakuşağıŞahinler

Yeniyaylacık  (Deller Cedit) • Yeşilöz (Cemel) •  Yesilyurt (Sigirli)

______________________________

 Nevşehir (Muşkara) İlçeleri:

AcıgölAvanosDerinkuyu

Gülşehir (Arapsun) •  Hacıbektaş KozaklıÜrgüp

 

İlçenin genel nüfusu 31.664’dür. 5 Kasabanın nüfusu 10.998’dir İlçe Merkezinin nüfusu 9377’dir Köylerimizin toplam nüfusu da 11.289’dur.

Gülşehir Belediyesi Tanıtım Videosu
 
Gülsehir hakkinda Gülsehir Belediyesi web sayfasindan alinan tanitim videosu icin asagidaki linke tiklayin:
http://www.gulsehir.bel.tr/gul.wmv

Gulsehir

 
 
  

Gulsehir - Tanitim

Gulsehir - Video

 
 

Gulsehir - Video

Gülşehir'e Giris
 
 
Gülşehir'in de icinde bulundugu Kapadokya bölgesinin dünyada eşi benzeri olmayan kendine has bir dogasi ve cografi ozellikleri vardir.
 
Kapadokya günümüzde Nevşehir şehir merkezi, Acıgöl, Avanos, Derinkuyu, Gülşehir, Hacı Bektaş, Kozaklı and Ürgüp yörelerini kapsar.
 
Gülşehir'in sahip olduğu turistik ve kültürel değerlere haiz eserlerini islamiyetten öncesi ve sonrası dönemler olarak ikiye ayırabiliriz:
 
I- İslamiyetten önceki Eserler (M.Ö.2000-M.S.12.Yüzyıl)


     Açıksaray (M.S. 2.Yüzyıl) : En eski manastır ve kiliselerin bulunduğu yer.
     Karşı Kilise (St Jean) M.S.7.Yüzyıl bölgenin en güzel kaya resimlerine sahiptir.)
     Büyük kale ve Küçük kale (M.Ö.2000- M.S.7. Yüzyıl)
     Hozankaya ( M.Ö.1200 M.S.6. Yüzyıl)
     Ovaören Gökçe toprak Yer altı şehirleri ile yazılı kaya (M.Ö.2000- M.S.10.Yüzyıl):
     Zeus Tapınağı Hitit yazılı yazılı taşı ve bölgenin en geniş yer altı şehri.
     Gümüşkent Yer altı Şehri ( 7. Yüzyıl,11. Yüzyıl): Civelek Köyünde bulunan sarkıt,dikit mağarası. Bu mağaradaki bazı eserler burada 8.500 yıl öncesine dayanan medeniyetlerin varlığını ispatlamaktadır.

     

II- İslamiyetten Sonraki tarihi Eserler

Tarihi oldukça eski olan Gülşehir asıl önem ve kimliğini Karavezir ünüyle tanınan Gülşehir'li Karavezir Seyit Mehmet Paşa zamanında kazanmıştır.

     Kurşunlu Camii ( 1777)
     Medrese
     Hamam
     Çeşmeler
     Kaya camii ( 1730)
     Tuzköy Alaaddin Camii ( 14.Y.Y.)
     Ovaören Camii ( 14. Y.Y.)
     Kızılkaya Camii( 13.Y.Y.)
     Şehir Merkezindeki kilise
    

İlçenin M.Ö. lere kadar uzanan çok eski bir tarihi vardır.Kızılırmak nehri kenarında bulunması, arazinin sulak ve yerleşime uygun olması nedeniyle bir çok kavimlerin yerleşim merkezi olmuştur. Bunun ispatı da ilçe merkezi civarında bulunan kalıntılardır.


Gülşehir’de gorulmesi gereken 10 sey:
 
1. Karavezir Camii
 
2. Karavezir Kutuphanesi
 
3. Karavezir Hamami
 
4. Karsi Kilise (St. Jean Kilisesi
 
5. Aciksaray Oren Yeri ve Mantar Kaya
 
6. Arapli Mesire Yeri
 
7. Sadabat Parki
 
8. Gulsehir Baglari

9. Gülşehir Pazari (Persembe gunleri), Cumartesi Gunleri Nevsehir-Tansas arkasindaki Sosyete Pazari da fena degil)
 
10. Kepez'den manzara seyri
 
YERLEŞİM YERLERİNİN ESKİ İSİMLERİ

1-Avanos :Venassa -Nen assa (Asurlular dönemi )

Zum-Vinessa (Hititler dönemi )

Enes-Even,Uvenez ( Selçuklu ve Osmanlı dönemi)

2-Derinkuyu :Melengübü, Makaouba (Arapça)

3-Göreme : Matiene, Maçan (Helenler dönemi)

Avcılar (Selçuklu ve Osmanlı dönemi)

4-Kaymaklı :Enogobi (Bizans dönemi)

5-Kozaklı :Hamamorta (Osmanlı dönemi)

6-Gülşehir :Zarapasos (Bizans dönemi)

Arapsun (Selçuklu-Osmanlı dönemi)

7-Nevşehir :Nissa (Hititler dönemi)

Soandos (Bizans Dönemi)

Muşkara ( Osmanlı dönemi )

8- Ovaören :Göstesin (Osmanlı dönemi)

9-Özkonak :Genezin ( Selçuklu dönemi )

10-Ürgüp :Assiana-Osiana,Hagios prokopios (Helenler dönemi)

Başhisar (Selçuklular dönemi)

11-Kızılırmak :Haly (Antik dönem)

12-Avla Dağı : Tomisson (Antik dönem)

13-Mustafapaşa :Sinasos (Bizans ve Osmanlı dönemi)

14-Mazı Köyü : Mataza (Antik dönem )
 

Gülşehir Nüfus Dağilimi

 
 
      NÜFUS
İLÇE ADI BELDE ADI KÖY ADI HANE ADEDİ 1985 1997 2000
Gülşehir Merkez  
1980
5970
8570
10176
  Abuşağı  
480
2156
1672
2225
    Alemli
63
228
96
88
    Alkanlı
41
192
176
188
    Bölükören
47
301
264
321
    Civelek
77
482
385
366
    Dadağı
96
408
252
237
    Eğrikuyu
100
895
447
399
    Emmiler
101
629
448
454
    Eski Yaylacık
190
956
621
552
    Fakuşağı
189
971
711
655
    Gökçetoprak
79
586
557
545
    Gümüşyazı
63
496
294
241
    Hacıhalilli
119
597
367
376
    Hamzalı
54
284
174
190
  Karacaşar  
560
2654
2315
2669
    Kızılkaya
100
896
529
582
    Gülpınar
107
612
354
348
    Oğulkaya
63
431
312
344
  Ovaören  
460
1376
1174
1486
    Terlemez
199
962
975
1023
  Tuzköy  
652
2788
2212
3301
    Yakatarla
66
407
317
327
    Yalıntaş
102
548
428
441
    Yamalı
20
129
83
85
    Yeni Yaylacık
207
931
752
727
    Yeşilöz
167
794
580
673
  Gümüşkent  
400
1335
1307
2279
    Hacılar
107
538
297
275
    Karahöyük
27
131
91
72
    Yeşilyurt
107
539
344
316
    Şahinler
196
1040
711
722
    Yeşilli
78
392
311
318
    Yüksekli
170
635
472
410
Gülsehir ulaşım
 
Gülsehir il merkezi Nevşehir’e 18 km’dir. Komşu İlçe olan Avanos ‘a 24, Hacıbektaş’a ise 27 km. asfalt yolla bağlıdır. Ankara 270 Kayseri 120 km.dir. Her gün Ankaraya sabah ve öğleyin 2 seyahat firması tarafından otobüs seferleri düzenlenmekte olup, Nevşehir’e ise her saat başı ve yarım saatte bir olmak üzere oto büs ve dolmuş seferleri bulunmaktadır
v Otobüs ile; Kapadokya bölgesine seferleri olan firmalar Nevtur, Göreme Seyahat, Metro ve Kapadokya Seyahat.

Gülsehir'e giden otobus sirketleri (Bus Companies to Gulsehir)

Nevsehirliler Seyahat ve Kent Turizm otobus firmalari ile Ankara'dan Gulsehir'e aktarmasiz ulaşmak mümkündur.
 

Adnan Menderes Terminali, Nevşehir

Tel: 0 384 444 50 50 / 213 11 71 / 213 12 29
Fax: 0 384 213 18 78

Ankara(Etlik) - Gulsehir- Nevsehir 08:30 13:00

Gulsehir - Ankara(Etlik 13:30 18:00

Kent Turizm:

Ankara(ASTI) - Gulsehir 08:00 13:00 18:30

Gulsehir - Ankara 08:00 13:30 18:30   


jUcak ile:

Kapadokya Nevsehir Havaalani

Santral: 0-384/ 421 44 55 (15 HAT) Fax: 421 44 51

2007 yılı Mart ayında iç hat tarifeli uçuşlara açılan Kapadokya Havaalanı yoremize olan ulasimi kolaylastirmiztir.

Telefon Numaraları:

Nevşehir Otogar: +90 (0) 384 213 40 25

Aksaray Otogar: +90 (0) 382 213 86 46

Kayseri Otogar: +90 (0) 352 336 43 73

Niğde Otogar : +90 (0) 388 232 35 37

Türk Hava Yolları Rezervasyon: +90 (0) 212 444 0 849

Türk Hava Yolları Kayseri Bürosu: +90 (0) 352 222 38 58

Pegasus Hava Yolları Rezervasyon: +90 (0) 216 588 01 60 ve 61

Nevşehir-Kapadokya Tuzköy Havalimanı: +90 (0) 384 421 44 55 (15 hat)

Kayseri Havalimanı: +90 (0) 352 337 54 94

Yeri: İç Anadolu Bölgesinin orta kısmında yer alır. Nevşehir iline bağlı bir ilçe olup Nevşehir’i Hacıbektaş, Kırşehir ve Ankara’ya bağlayan yol üzerinde kurulmuştur. Arıca Avanos ilçesinin de Hacıbektaş ve Kırşehir irtibatı da ilçemizden geçen karayolu ile sağlanmaktadır.

Sınırları: Batda Aksaray ili Ortaköy ilçesi, güneydoğusunda Nevşehir İl merkezi, Doğusunda Avanos ilçesi, kuzeyinde de Mucur ve Hacıbektaş ilçeleri bulunmaktadır.

Rakim, Yuzolcum ve uzakliklar: Gülşehir ilçesinin denizden yüksekliği 885 metre olup, yüzölçmü 931 km2 dir. Nevşehir’e 19, Avanos’a 24, Derinkuyu’ya 50, Hacıbektaş’a 26, Kozaklı’ya 73, Ürgüp’e 35, Acıgöl’e 40 km Mesafede bulunmaktadır.
 

Gülşehir Tarihi

Gülşehir (Arapsun - Arabusun - Yarapusan - Zorapassos), Kapadokya'da , yani tarih oncesi çağlardan beri ceşitli medeniyetler tarafından yerleşim yeri olarak seçilmiştir.  Gülşehir yakınında bulunan Büyükkale, Açıksaray, Kızılkatma, Beyyurdu, Döllük, Ozankaya, Araplı höyüğü gibi yerlerde bulunan eserler ilçemizin M.O. 5000 yilindan beri önemli bir merkez olduğunu  göstermektedir. 
 
Gülşehirin de icinde bulundugu Kapadokya Bölgesi'ni üç ana dönemde incelemek mümkündür. Birinci dönem paleolitik, neolitik ve antik dönemlerdir. Ikinci dönem Roma ve Bizans dönemleri ve son dönem Türk dönemidir.

Kronoloji
 
M.Ö. Paleolitic Dönem
M.Ö. Neolitic Donem
M.Ö.  5000-3000 Tarih-oncesi Dönem
M.Ö. 3000-1750 Asur Ticaret Kolonileri ve Hititler Dönemi
M.Ö. 1750-1400 Hitit Krallik Dönemi
M.Ö. 1400-1200 Hitit Imparatorluk Dönemi
M.Ö. 1200-1100 Ege ve Kuzey Kavimlerinin Kapadokya'ya Gelisi
M.Ö. 1100-950 Frigyalilar
M.Ö. 800 Hitit Tabal Kralligi'nm Bölgede Tekrar Canlanisi
M.Ö. 950-585 Kimmer-Iskit Akinlari ve Lidyalilar'in Egemenligi
M.Ö. 585-334 Pers Egemenligi
M.Ö. 334-335 Makedonya Komutanligi (3 Ay)
334-M.S.17 Kapadokya Kralligi Dönemi
17-395 Roma Imparatorlugu Dönemi
395 Dogu Roma (Bizans) Devleti
1072 Türk Boylarinin Yerlesmeye Baslamasi
1086-1175 Danismendliler Dönemi
1175 Anadolu Selçuklulari Dönemi
1243 Mogol Hakimiyeti
1318 Anadolu Selçuklu Devleti'nin Son Bulmasi
1318 Ilhanli Valisi Timurtas'in ve Eratna Bey'in Yönetimi
1340 Bagimsiz Eratna Beyligi
1365 Karamanogullari Beyligi
1381 Kadi Burhanettin Yönetimi
1398 Karamanogullari'nin Bölgeyi Geri Almasi
1398-1402 Osmanli Egemenligi
1402 Timur'un Bölgeyi Karamanogullari'na Geri Vermesi
1436 Sultan II. Murat'in Nevsehir ve Kayseri'yi Karamanoglulan'ndan geri almasi
1466 Kapadokya'nin Kesin Olarak Osmanli Topraklarina Katilmasi
1867 Nevsehir Livasinin Kazaya Dönüstürülerek Nigde'ye Baglanmasi
1902 Nevsehir'in Ankara Sancagina Baglanmasi
1948 Gülşehir isminin resmiyet kazanması
1954 Nevsehir'in Il Olmasi
1954 Gülşehir'in ilçelik unvanını alması

Igneli Tepe, Gulsehir

Gulsehir ve Avanos yakinlarindaki kaya katmanlari
Folded sedimentary rocks near Avanos and Gulsehir, central Anatolia
 

Kapadokya'da Paleolitik, Neolitik ve Antik Dönemler

 
Peri bacaları nasıl oluştu

Bundan on milyon yil kadar once Kapadokya Bolgesinde bulunan uc yanardagdan (Erciyes, 3916m; Hasan Dagi, 3268m; ve Golludag) patlayan volkanlar bolgeye yayilmis ve tüf (tufa) denilen volkanik taslarin olusmasina neden olmustur. Vadi yamaçlarından inen sel sularının ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla "Peribacası" adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır. Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üsy kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır.
 
Kapadokya Bölgesi'nde erozyonun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır. Peribacaları en yoğun şekilde Avanos- Uçhisar-Ürgüp üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır.
 
Gulsehir'e ozgu peri bacalari mantar sekillidir.
 
 llcemizin simgesi: Mantar Kaya 
 
Daha çok Paşabağı civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak, peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır.
 
Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin, Güllüdere, Göreme, Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde gözlenir.
 
Tarih-Oncesi Antik Donem
 
Gülşehir merkezinin 5 km. doğusuna düşen Civelek köyü mağarasında bulunan  tek kulplu fincanlar, çeşitli boylarda çömlekler, taştan ve kemikten aletler ilçe tarihinin M.Ö.5000 yıllarına kadar uzandığını gösterir. Bu, küçümsenecek bir tarih değildir. Aşağı yukarı 7 000 yıllık bir geçmiş söz konusudur.
 
Kapadokya'da paleolitik döneme ilişin izlere pek az rastlanmakla birlikte, bugüne kadar elde edilen veriler bu izlerin erken paleolitik dönemden çok son paleolitik döneme ait olduğunu göstermektedir. Paleolitik dönemden sonra volkan patlamalarının uzun süre insan yerleşimine müsaade etmediği sanılmaktadır. Bu dönem Neolitik döneme kadar devam eder.

Bölgede yapılan arkeolojik çalışmalarda neolitik dönemden başlayan bir çok yerleşme tesbit edilmişti. Örneğin Ürgüp yakınlarında (Avla Tepesi) neolitik döneme ait taş aletler bulunmuştur. Acem höyük kazılarında İ.Ö. 6.-7. yüzyıla ait izlere, Hitit ve Bronz çağa ait eserlere rastlanmıştır.

Kapadokya'da ilk yerleşik izleri oldukça eski tarihlere uzanır. İnsanlığın avcılık ve toplayıcılıkla geçindiği döneme ait izlere rastlanmamasında volkanik patlamaların yanısıra, Kapadokya'nın yaşayan doğasının sonucu, mekanların bir sonra gelenler tarafından genişletilip tekrar yerleşime sahne olmasıyla izlerin silinmesinden kaynaklanmaktadır. Sulucakaracahöyük, Topaklı Höyük gibi alanlarda yapılan arkeolojik çalışmalar Hititler'den Bizans dönemine kadar geçen süre içinde bölgede çeşitli kültürlerin (Hitit, Frig, Roma, Geç Roma) yaşadığını göstermektedir. Bu döneme ait izler ancak topluluklar tarafından kulanılan eşyalarda görülebilir.

Neolitik şehri Çatalhöyük'te Kapadokya'nın tarihi başlar. İ.Ö. 5000-4000 arasında Kapadokya'da küçük krallıklar yaşamıştır. Kapadokya'nın bilinen ilk halkları, Luviler ve Hititler'dir.
 
On-Hitit Donemi ve Asur Ticaret Kolonileri Donemi ( M.O 3000 - 1750 )
 
İlçe çevresinde bulunan tarihi kalıntılara bakılarak yapılan incelemeler ve elde edilen tespitlere göre, Gülşehir'de ilk oturan kavim Hititlerdir. ilçe merkezine 37 km. uzaklıkta bulunan Gökçetoprak köyündeki  M.Ö.8. yüzyıla ait olan Yazılıkaya hala gezilebilir durumdadır.
 
M.Ö. 2500-1750 yılları arasında Kuzey Mezopotamya'da yaşayan Assurlu tacirler İ.Ö. 2500 sonlarında Anadolu'da ticari koloniler kurarak ilk ticaret örgütünü oluşturmuşlardır. Bu ticaretin merkezi Kayseri'deki Kültepe, Kaniş-Karum'dur (Karum: Ticaretin yapıldığı pazar yeri). Belgelerde adı geçen ve yeri saptanabilen karumlardan biri de Karum-Hattuşaş'tur (Boğazköy).

Gulsehir

Zengin altın, gümüş ve bakır kaynaklarına sahip olan Anadolu, tunç alaşımı için gerekli olan kalay bakımından fakirdi. Tacirlerin beraberinde getirdikleri kalay, çeşitli kumaşlar ve kokular bu ticaretin ana malzemeleriydi. Hiç bir zaman politik üstünlüğe sahip olmayan tacirler yerli beylerin himayesi altındaydılar.

Erken Bronz Çağı sonlarında (İ.Ö 3200-1650) bölgenin özellikle Avanos ve Kültepe'nin önemli bir ticaret merkezi olduğunu Asur'lu tüccarlardan kalan pişmiş topraktan yapılmış ticaret mektuplarından öğrenmekteyiz. Asur'lu tüccarların mektuplarında Kızılırmak yayı içinde kalan bu bölgeden Hitit ülkesi olarak söz edilmektedir. Asur Ticaret kolonilerinin dönemi, İ.Ö. 1850-1800 yılları arasında sona ermiştir

Assurlu tacirler sayesinde Anadolu'da ilk defa yazı görülür. Anadolu'nun geçek yazılı tarihini anlatan en eski belgeler Asur ticaret kolonilerinden kalmış olan Kapadokya tabletleridir.  Kapadokya Tabletleri olarak adlandırılan Eski Assurca yazılmış çivi yazılı metinlerden, tacirlerin geliş yolları üzerindeki beylere %10 yol verdikleri, borçlu olan halktan %30 oranında faiz aldıkları, Anadolu krallarına sattıkları mal üzerinden %5 vergi verdikleri anlaşılmaktadır. Yine bu tabletlerde Assurlu tacirlerin Anadolulu kadınlarla evlendikleri ve nikah sözleşmelerinde Anadolulu kadınların haklarını koruyacak maddeler bulunduğu görülmektedir.

Kapadokya'nın "Güzel At Yetiştirilen Ülke - Güzel Atlar Ülkesi" anlamına gelen adı da Asurların mirasıdır. Asurlar'ın Katpatuta adını verdiği bölge Persler döneminde Kapadokya adını almıştır. 

Assurlu tacirler yazıdan başka silindir mühürler, madencilik, tapınak ve tanrı fikirlerini de Anadolu'ya getirmişlerdir. Böylece Anadolu'nun yerli sanatı, Mezopotamya sanatının etkisi altında gelişerek kendine has yeni bir sanat anlayışını ortaya koymuştur. Bu sanat daha da gelişerek Hitit sanatının temelini oluşturmuştur.
Hititler Donemi (M.Ö. 1750-1200 )
 
M.Ö. 2000 başlarında Avrupa'dan Kafkaslar üzerinden gelerek Kapadokya Bölgesi'ne yerleşen Hititler, daha sonra yerli halkla kaynaşarak imparatorluk kurmuşlardır. Dilleri Hind-Avrupa dil grubundandır. Başkentleri Hattuşaş (Boğazköy) olan Hititlerin önemli şehirleri Alacahöyük ve Alişar'dır.
 
Kapadokya, Hitit İmparatorluğu'nin yükselme çağında (1750'lerde) Kral Şubbiluliyuma tarafından fethedilerek, Hititler'in "Aşağı Memleket" sınırlarına dahil olmuş, yaklaşık 500 yıl Hiitler'in elinde kalmıştır. Yerleşik hayata geçişle birlikte, yerleşim birimleri arasında temel ihtiyaçların karşılanması için ticaret ve benzeri ilişkiler doğmuş, temel ihtiyaç maddelerini üreten birimler önemli merkezler haline gelmişlerdir.
Hitit Gunesi
 
Kapadokya Bölgesi'nde bulunan bütün höyüklerde Hititlere ait kalıntılara rastlamak mümkündür. Bunun yanı sıra Hitit İmparatorluk Dönemi'nde özellikle Kapadokya Bölgesi'nde stratejik açıdan önemli geçitlere ve su kenarlarındaki yüksek kayalara rölyef olarak işlenmiş anıtlar bulunmaktadır. Bu kaya anıtları sayesinde Hitit krallarının güneydeki ülkelere ulaşmak için geçtiği yolları saptamak olasıdır.
 
Kayseri sınırları içindeki Erciyes Dağı'nın güneyinde yer alan Fraktin, Taşçı ve İmamkulu kaya anıtları tanrıların kutsanması, Büyük Kralın (Hattuşili III) ve Kraliçenin (Puduhepa) tanrılara minnettarlığını göstermesinin yanı sıra imparatorluğun gücünün sınırlarını gösteren birer propaganda anıtlarıdır.

Asurlular, Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Karum Adı verilen ticaret merkezlerini kurmuşlardır. Bunların en önemisi Kapadokya sınırlarında yer alan Kültepe Karumudur. Kültepe civarındaki Mazaka şehri (Kayseri) ticaret bakımından Kneş'in yerine geçmiştir. Mezopotamyalı Asurlarla Hititler arasında ticari ilişkiler gelişmiş olmakla birlikte, Asurlar'ın il üzerinde bir etkisi yoktur.Bu bize, Asurlularla Hititler'in birbirine karışmadığını gösterir.
 
Gülşehir’de Hitit uygarlığına ait cesitli eserler bulunmaktadır.  Eski adı Sivasa olan şimdiki Gökçetoprak köyündeki Hiyeroglif kaya yazıları ve eski ismi Göstesin olan şimdiki Ovaören Kasabası'ndaki yeraltı şehirleri, heykel, kaya yazıları bunları ispatlamaktadır. İlçenin halen mevcut Kepez tepesinde bulunan mağaralar Hititler tarafından oyulmuş ve yerleşim merkezi olarak kullanılmıştır.  
 
Sivasa, Gulsehir
 
Gec Hitit Kralligi (M.O. 1200-700)

Hititler'den sonra M.Ö. 900 - 800 yıllarında Frigyalılar Kapadokya'ya saldırarak bölgeyi egemenlikleri altına almışlardır. Gülşehir de bu saldırıdan etkilenmiştir. Friglerin Orta Anadolu'nun önemli kentlerinin hemen hepsini yıkarak Hitit İmparatorluğu'nu ortadan kaldırılmasından sonra Orta ve Güneydoğu Anadolu'da Geç Hitit Krallıkları ortaya çıkmıştır.
 
Kapadokya Bölgesi'ndeki Geç Hitit Krallığı ise Kayseri, Niğde ve Nevşehir'i içine alan Tabal Krallığı'dır.  M.Ö. 9. yüzyılın ortalarında kurulmuş olan Yabal Krallığı bu egemenliğe de son vererek, Gülşehir de dahil Kapadokya'yı hakimiyeti altına almıştır. Bu döneme ait Gülşehir - Sivasa (Gökçetoprak), Acıgöl -Topada, Hacıbektaş - Karaburna Köyü'nde Hitit Hiyeroglifi yazılmış kaya anıtları bulunmaktadır.
 
Frigyalılar M.Ö.900-800 yıllarında Kapadokya’ya saldırarak egemenlikleri altına almışlardır. İlçe bu saldırılardan etkilenmiştir.Frigyalılardan sonra  ilçeye Medler, Lidyalılar, Kimmerler, Helenler, Romalılar, Bizanslar, Araplar, İranlılar yüzyıllar boyu hüküm sürmüşlerdir.
 
M.Ö. 620 yılında Lidyalılar bölgede bulunan diğer devletlerin egemenliklerine son vermişlerdir.
 
 
Persler Donemi ve Kapadokya Kralligi (M.Ö. 585-332)
 
Kimmerler'in Frig egemenliğine son vermesi sonucu Anadolu'da Medler (M.Ö. 585), daha sonra da Persler (M.Ö.547) görülür. Persler bölgeyi 'Satrap' adını verdikleri valilerce yönettiler. Eski Pers dilinde "Katpatuka" olarak adlandırılan Kapadokya bölgesi, 'Cins Atlar Ülkesi' anlamına gelmekteydi. Persler, Zerdüşt dinine bağlı olduklarından ve ateşi kutsal saydıklarından bölgedeki volkanları, özellikle Erciyes ve Hasandağı'nı, kutsal saymışlardır.

Persler, Kapadokya'dan geçerek başkentlerini Ege'ye bağlayan 'Kral Yolu'nu geliştirmişlerdir. M.Ö. 360 yıllarında Makedonya Kralı Büyük İskender, Persler'in egemenliklerine son vererek Kapadokya'yı egemenliği altına almıştır. Makedonya Kralı İskender M.Ö. 334 ve 332 de Pers ordularını arka arkaya bozguna uğratarak bu büyük İmparatorluğu yıkmıştır.

Pers İmparatorluğu'nu yıkan İskender Kapadokya'da büyük bir dirençle karşılaştı. İskender, komutanlarından Sabiktas'ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirince, halk buna karşı çıktı ve eski Pers soylularından Ariarathes'i kral ilan etti. Çalışkan bir yönetici olan I. Ariarathes (M.Ö.332-322) Kapadokya Krallığı'nın sınırlarını genişletti.

İskender'in ölümüne kadar barış içinde yaşayan Kapadokya Krallığı, Roma'nın bir eyaleti olduğu M.S.17 yılına kadar varlığını korumak için Makedonyalılarla, Pontuslularla, Galatlarla, Romalılarla mücadele etmiştir.
 
Roma Donemi (M.S. 17- M.S. 395)
 
M.Ö. 225-118 yıllarında Roma İmparatorluğu Makedonya Krallığı'nı yenmiş, bütün Anadolu'ya hakim olmuştur Romalıların bölgede uygarlık yönünden pek faaliyetleri olmamıştır.
 
Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesiyle Kapadokya Doğu Roma İmparatorluğunun etkisi altında kaldı.  İmparatorluğun ikiye ayrılmasından sonra Gülşehir (Arabsun) ve Kapadokya Bizanslıların (Doğu Roma İmparatorluğu) egemenliği altına girmiştir. Bizanslıların Hristiyanlığı kabul ettikten sonra yaptıkları eserlere bakarak Gülşehir'in isminin o zamanlar Zoropassos olduğu tespit edilmiştir.
 
7.yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya'da Sasanilerle Bizanslılar arasında yoğun savaşlar oldu. Sasaniler bölgeyi 6 - 7 yıl kadar ellerinde tuttular. 651'de Halife Osman Sasanileri yıkınca bölge bu kez Arap-Emevi göçlerinin akınlarına uğradı.
 
M.S.17'de Tiberius Kapadokya'yı Roma'ya bağlayarak bölgedeki kargaşaya son verdi. Romalılar bölgeyi ele geçirdikten sonra batıya bir yol yaparak Ege'ye ulaşımı sağladılar. Bu yol hem askeri hem de ticari açıdan önemliydi.

M.S, I. ve 3. yüzyıllarda, Filistin'den kaçan ilk Hıristiyanlar, Bizanslılar'ın da hristiyan olmalarına dayanarak (Batı Roma İmparatorluğu'nun zulmünden saklanmak amacıyla) Kapadokya'ya gelmişlerdir. Filistinliler, yapısal olarak oymaya ve iskan edinilmeye uygun olan kayalara kiliseler, evler, manastırlar yapmışlardır. Örnek olarak Açıksaray, Büyükkale, Gümüşkent Yeraltı Şehri, Ozankaya, Kızılkatma gibi yerleri gösterebiliriz. Tüm bunlar yöremizdeki ilk Hıristiyan eserleridir.
 
Bu sırada Anadolu'da yayılmaya başlayan ilk Hıristiyanların bir kısmı büyük şehirlerden köylere göç etmeğe başladılar. Kayseri'nin önemli bir din merkezi haline geldiği 4. yüzyılda, kayalık Göreme ve çevresini keşfeden Hıristiyanlar, Kayseri Piskoposu da olan Aziz Basil'in dünya görüşünü benimseyerek kayalar içinde manastır hayatını başlattılar.
 
Roma egemenliği sırasında, yöreye gerek saldırı gerekse göç biçiminde doğudan gelenler oldu. Romalılar bu yeni gelenlere karşı 'Lejyon' adını verdikleri askeri birlikleriyle karşı koydu.

Uzun süredir devam eden mezhep çatışmaları III. Leon'un Müslümanlıktan etkilenerek ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu durum karşısında bazı Hıristiyan ikon yanlısı keşişler Kapadokya'ya sığınmaya başladılar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürdü (726-843). Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi ikonoklasm etkisinde kaldıysa da ikondan yana olanlar burada rahatlıkla gizlenip ibadetlerini sürdürdüler.
 
Bu dönemde Gülşehir, Kapadokya hristiyan merkezi haline gelmiş; hristiyanlığı öğrenmek isteyenler Açıksaray'daki manastırlarda papaz, rahiplerce yetiştirilip başka yerlerde din görevlisi olarak çalışmışlardır.
 
İmparator Septimus Severus Dönemi'nde ekonomik bakımdan oldukça canlanan Kapadokya'nın merkezi Kayseri, daha sonraki yıllarda İran'dan gelen Sasaniler'in saldırılarına uğradı. Gordianus III bu saldırılara karşı şehrin etrafını surlarla çevirtti.
 
Bizanslilar Donemi ( M.S. 397- M.S. 1071)
 
Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesiyle Kapadokya Doğu Roma İmparatorluğunun etkisi altında kaldı. 7.yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya'da Sasanilerle Bizanslılar arasında yoğun savaşlar oldu. Sasaniler bölgeyi 6 - 7 yıl kadar ellerinde tuttular. 651'de Halife Osman Sasanileri yıkınca bölge bu kez Arap-Emevi göçlerinin akınlarına uğradı.
 
Gülşehir M.S. 3 ile 8. yüzyıllar arasında Kapadokya’nın dini başkenti olarak kalmış ancak, Açıksaray rahiplerinin 8. yüzyıl  sonunda başlayan kiliselere resim yapma akımını kabul etmemeleri üzerine bu unvanı kaybetmiştir.
 
Gülşehir (Zorapassos) M.S, 10. yüzyılda dini merkez olma özelligini kaybetmiş; Göreme; Gülşehir'den boşalan bu dini merkez olma özelliğini doldurarak onun yerini almıştır.
 
 
Selcuklular Donemi (1071-1299)
 
Oğuz Türklerinden Selçuk Bey'in kurduğu Selçukluların anavatanı Orta Asya'dır. 10. yüzyılda kuzeye doğru yayılan İslamiyet'i kabul eden Selçuklular, İslamiyet'i kabul etmemiş kavimlerle sürekli mücadele ederek egemenlik alanlarını genişletmeye çalışmışlardır.

Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in Selçuk Bey'in torununun oğlu Alparslan'a 1071 yılında yenilmesi Bizans'ın gerilemesine, Anadolu'da yeni bir dönemin başlamasına neden olmuştur. Malazgirt Savaşı’nda, Türkler büyük zafer kazanınca Anadolu’nun kapıları Horasan’dan gelen akıncılara açılmıştır. Alparslan’ın komutanı Afşin Bey’de Anadolu’nun  şehir ve kasabalarını Türk egemenliğine katmıştır.

1075 yılında Anadolu Selçuklu Devleti kurulur. 1082'de Kayseri fethedilir ve böylece Kapadokya Selçuklu hakimiyetine girer. Hıristiyanlığın önemli yerleşim ve yayılma alanı olan Anadolu, bundan böyle Kuzey Afrika'dan, Ortadoğu ve Yakındoğu'ya kadar uzanan İslam bölgelerine dahil olmuştur. Anadolu'nun Selçuklu Türkleri tarafından fethi, patrikhanenin idari etkinliğini etkilememiştir. Çünkü 13. yüzyıla ait İhlara Bölgesi'ndeki Aziz George Kilisesi'nin yazıtlarında Selçuklu Sultanı II. Mesud ve Bizans İmparatoru II. Andronicus'un adlarından övgüyle bahsedilmektedir.

1080 yılında Süleyman Şah Konya’yı başkent yaparak Anadolu Selçuklu Devletini kurar. 1082 yılında Kayseri ve civarı (Kapadokya) Türklerin eline geçer. Fethedilen yerlerde bir çok Kervansaray, Medrese, Cami ve Türbeler inşa edilir. Türklerin Anadolu’ya hakimiyeti ile birlikte çeşitli şehirlere kurulmuş Piskoposluk merkezleri Konstantinopolis’e (İstanbul) taşınır. Bununla birlikte Hıristiyanlık için çok önemli bölge olan Kapadokya, popülaritesini kaybeder. Kapadokya’da kurulu din okullarının ve manastır hayatının son bulması ile Kapadokya Hıristiyanlarının çoğu bölgeyi terk eder. Kalanlar ise toplu olarak köylerde yaşamaya başlarlar ve ibadet edebilecekleri sayıdaki Kiliselerini kullanırlar. Daha sonra bölgeye gelen Türklerde hıristiyanların oturduğu köylerdeki boş evlere yerleşerek ortak bir yaşam sürdürürler.
Her ne kadar farklı bir dine sahip olsalar da, hiçbir zaman Anadolu’da yaşayan Hıristiyanlar Selçuklu Türkleri tarafından tehdit veya baskı altında bırakılmamışlardır. 13.yy.da orta Anadolu’ya gelen Mevlana ve Hacı Bektaşi Veli gibi ünlü Türk düşünürlerininde katkıları ile bu iki farklı din mensubu insanlar büyük bir uyum ve dostluk içinde yaşamışlardır. Buna en iyi örnek, Çavuşin köyünde bulunan Vaftizci Yahya Kilise’sine 20 m. Uzaklıktaki 13.yy.da yapılan Selçuklu dönemine ait camidir. Buna benzer örnekleri Kapadokya köylerinde sıkça görmek mümkündür. Hatta ve hatta yine Selçuklu dönemine ait kiliseleride görebiliriz.
1212 tarihinde Gülşehir'in Mengüçoğulları hakimiyeti altında olduğu fakat bu tarihte Anadolu Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat'ın Mengüçoğulları'nın son temsilcisi olan Muzafferiddün Mehmet Berham'ı yenerek Gülşehir'i kendi ülkesine kattığı kaynaklarda belirtilmiştir. Kapadokya Selçuklu Türkleri'nin hakimiyetine girdikten sonra, Gulsehir'in Zoropassos ismi Arabson haline dönüşmüş, daha sonra da Arabsun denilmiştir.
13.yüzyılın sonunda Anadolu Selçuklu Devletinin zayıflaması üzerine Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde beylikler ortaya çıkar.Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra  ilçeye hakim  olan devlet ve beylikler sırasıyla ; İlhanlılar, Eratna Beyliği, Karamanoğulları ve Osmanlı Devleti’dir.

1308 yılında Moğolkökenli İlhanlılar Anadolu'yu istila eder ve Kapadokya Bölgesi'nin önemli bir kenti olan Kayseri de yıkılıp tahrip edilir. Selçuklu sultanları Moğol yönetiminin etkisi altında kalırlar ve bağımsız hareket edemezler. Anadolu artık Türk boylarının kurduğu beylikler halinde idare edilecektir.
 
Osmanli Donemi (1300-1923)
 
14. asrın tamamıyla 15. asrın ilk yarısında Konya, Kayseri, Niğde, Sivas, Kastamonu, Sinop, Ankara, Kutahya, Birgi, Tire, Peçin (Milas), Bursa, İznik, Ladik (Denizli), Gülşehir (Arabsun), Kırşehir, Amasya gibi başlıca Anadolu şehirleri birer ilim merkezi olmuşlardır.
 
14. ve 15. asırlarda Gülşehir ilim merkezi haline gelmiş , yine o asırlarda yetiştirmiş olduğu şahsiyetlerle fikir cereyanlarına katkıda bulunmuştur.
 
Gülşehirli Şeyh Ahmet Gülşehiri bu dönemde yetişmiş ozanlardandır. Gülşehir'li Şeyh Ahmet tarfından 1317'de yazılmış olan Felekname ve kendi Şeyhi Ahi Evren'in menakıbine dair kaleme aldığı manzum (Keramatı Ahi Evren), Mevlana Celaleddin 'i Rumi'den mülhem olarak ilavelerle süslenen Feridüddin Attar'ın Mantıku't-tayr tercemesinden Gülşehri'nin Fıkıh'tan manzum (Kuduri) isimli bir eserinin daha olduğunu anlıyoruz.
 
Zoropassos, Yarabistan, Arapsun gibi adlarla çağlar geçirmiş olan Gülşehir, 15. yüzyıldan sonra Osmanlılar zamanında küçük bir köy olarak kalmıştır. Gülşehir, 1584 yılında Uçhisar nahiyesine bağlı 30 hanelik bir köydür. Halkının tamamı  müslümandır.
 

Kapadokya, Osmanlı yönetiminin ilk yılları barış içinde ve sessiz bir biçimde yaşamıştır. Bu durum, Kanuni Sultan Süleyman'ın tahta çıktığı zaman, hazine gelirlerini artırmak için yaptırdığı yeni bir arazi tahririne kadar sürmüştür. İl yazıcılarının bir kısmı arazi ölçümlerini ve ürün miktarını fazla göstererek vergi miktarını artırınca bazı dirlik sahiplerinin toprağı elinden alınmış ve bu durum halk ile asker arasında huzursuzluğa neden olmuştur.

Ayrıca 1582'den itibaren başlayan İran seferleri tımar düzenini bozmuş, dirlik sahiplerinin isyanına neden olmuştur. Celali isyanları olarak bilinen ve dirlik sahiplerinin ailelerini ve topraklarını bırakıp savaşa gitmeyi reddetmeleriyle alevlenen bu isyanlar Kapadokya'da etkili olmuştur.

Osmanlı döneminin ilk yıllarından 17 yüzyıla kadar Kapadokya bölgesinin en önemli merkezi Ürgüp olmuştur. Kaynaklar 1530'da Ürgüp'ün 6 mahalleden oluşan ve 213'ü Müslüman, 35'i diğer dini ve etnik tebadan toplam 248 haneye sahip bir kasaba olduğunu söylemektedir.

17. yüzyıla kadar Nevşehir, eski adı Nissa olan Muşkara Köyü olarak bilinir.Burası Niğde'ye bağlı Ürgüp, kasabasının 18 hanelik bir köyüdür. Muşkara'nın (Nevşehir) iskan durumunun XVI. yüzyıldan XVIII. yüzyıla pek fazla bir değişiklik göstermediği gözlemlenmektedir. Ancak, Damat İbrahim Paşa'nın Osmanlı Sadrazamı olmasıyla bölgede önemli bir canlanma ve yenilenme yaşanmıştır. Lale Devri'nin önemli Sadrazamlarından Damat İbrahim Paşa, Muşkara'da bu döneme yakışır yenilikler uygulamıştır. Örneğin, Muşkara'yı mimari yapılarla donatmış, imar ve iskanını tamamlamış ve Niğde Sancağı'na bağlı bir kaza haline getirdikten sonra adını Nevşehir olarak değiştirmiştir.

 
14.yüzyılın tamamıyla 15. Yüzyılın ilk yarısında Anadolu’nun belli başlı ilim merkezleri başında yer alan Gülşehir gerçek manadaki gelişimini Osmanlılar zamanında 1. Abdülhamit’in sadrazamlarından  Karavezir Seyit  Mehmet Paşa’nın memleketine olan düşkünlüğü ve yaptığı yatırımlar ile gerçekleştirmiştir.
 

Bugünkü Gülşehir'in kurucusu ise Karavezir Lakabıyla bilinen Silahtar Seyit Mehmet Paşa'dır. Eski adı Arapsun olan Gülşehir, 1584'te Uçhisar nahiyesine bağlı olup 30 hanelik bir köydür. Silahtar Mehmet Paşa, burada bir cami ve bir medrese yaptırmış kasaba nüfusunun artması sağlanmış ve ardından Arapsun adı Gülşehir olarak değiştirmiştir. Karavezir Seyit Mehmet Paşa’nın ölümünden sonra ilçe yeniden Arapsun olarak anılmaya başlanmıştır.

 
Padişah I. Abdulhamit zamanında Sadrazamlığa kadar yükselen Karavezir Silahtar Seyyid Mehmet Paşa 1777-80 yıllarında doğum yeri olan Gülşehir'i kalkındırmak amacıyla; altı çeşme, bir cami, bir medrese, bir han, bir hamam ve sübyan mektebi (ilkokul) yaptırarak önemli bir külliye bırakmıştır. Bu gelismeler kasaba nüfusunun artmasını  sağlamış ve ardından Arapsun olan adını Gülşehir olarak değiştirilmiştir.
 
O zamana kadar küçük bir köy olan Gülşehir'e bunlar yapıldıktan sonra devlete baş vurup, Ürgüp ve Nevşehir'den bağlılığını kesip, başlı başına bir kaza olmasını talep etmiş; bu talep üzerine incelemeye gelen bir heyet (1777) incelemeyi yerinde bularak kaza olmasına karar vermiştir
 
Osmanlı Devleti'nin 1840 yılındaki resmi kayıtları Nevşehir ve Ürgüp'ün Niğde Muhassıllığı'na bağlı olduğunu göstermektedir.1847'deki idari yapılanmada Nevşehir, Konya eyaletine bağlı livalardan biri haline getirilmiştir. 1849 kayıtlarında sancak merkezinin Niğde'ye taşınmasından söz edilmektedir.
 
1867 Vilayet Nizamnamesi'ne göre Nevşehir Livası Kazaya dönüştürülerek Konya Vilayeti'nin Niğde Sancağı'na bağlanmıştır. Bu dönemde Niğde Sancağı'nın Nevşehir, Ürgüp, Aksaray, Kırşehir ve Yahyalı olmak üzere beş kazası bulunmaktadır. Kısaca idari hiyerarşi şu şekildedir.
 
Konya Eyaleti, Niğde Sancağı, Nevşehir ve Ürgüp kazaları ve bunların köyleri. Nevşehir'in idari statüsü, 1918 'e kadar değişmemiştir.
 
Buna karşın, 1896 yılında Arapsun (Gülşehir) Niğde Sancağı'na bağlı bir kaza haline getirilmiştir.Avanos,bu yüzyılda Ankara Vilayeti'nin Kırşehir Sancağı'na bağlı bir kaza, Hacıbektaş ise yine aynı vilayete ve sancağa bağlı olan birer nahiye durumundadır.

Kapadokya bölgesi milli mücadele yıllarında mütareke'nin belirlediği paylaşım alanlarının dışında kaldığı için önemli bir olaya sahne olmamıştır. Bununla birlikte Dellaczade Hacı Osman Efendi Sivas Kongresi'ne Nevşehir delegesi olarak katılmış,memleketinde Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'nin şubesini kurmuş ve milli mücadeleye katılımı sağlamıştır.
 
Başka bir olay da Mustafa Kemal'in 1919'da Hacı Bektaş-ı Veli Tekkesi'ne gelerek tekke şeyhi ve çelebisi ile görüşmesidir.Bu görüşmenin ardından Anadolu'daki tüm Bektaşi tekkeleri milli mücadeleye destek kararı almış ve bu tekkeler karargah gibi çalışmıştır.
 
Kapadokya Bölgesi, Osmanlı Dönemi'nde de oldukça sakindi. Nevşehir, Damat İbrahim Paşa Dönemi'ne kadar Niğde'ye bağlı küçük bir köydü. 18. yüzyıl başlarında özellikle Damat İbrahim Paşa zamanında Nevşehir, Gülşehir, Özkonak, Avanos ve Ürgüp'te imar hareketleri gelişmiş; camiler, külliyeler, çeşmeler yaptırılmıştır. Özkonak kasabasının merkezinde Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selimdin doğu seferi sırasında (1514) yapılan köprü, Nevşehir'deki erken Osmanlı yapısı olması açısından önemlidir.

Osmanlı Dönemi'nde de Selçuklu Dönemi'nde olduğu gibi yörede yaşayan Hıristiyanlara karşı hoşgörülü davranılmıştır . Ürgüp/Sinasos'taki 18.yüzyıla ait Konstantin - Eleni Kilisesi, Gülşehir'deki 19.yüzyıla ait Dimitrius adına yapılan kilise ve Derinkuyu'daki Ortodoks Kilisesi bunun en güzel örnekleridir.
 
 
Cumhuriyet Donemi (1923-2008)
 
1924 yılına kadar   ilçede  Rumların  oturdukları bilinmektedir. 1924 Türk –Yunan mübadelesi sırasında  bölgedeki  Rumlar  buraları terk etmişler ve böylece ilçedeki  Hıristiyanlık tarihi de sona ermiştir.  1881-1882  tarihleri arasında yapılan Osmanlı nüfus sayımına  göre Gülşehir’de Müslümanlardan sonra en kalabalık dini ve etnik grup Ortodoks Rumlardır. Bu nüfus sayımına  göre Gülşehir nüfusunun  dinlere göre dağılımı şöylerdir.

1-Müslüman   : 11.029
2-Ortodoks Rum : 3.934
3-Gregoryan Emeni : 20
Toplam  :14.948
 
(1994 yılında yapılan araştırmalarda Gülşehir’de nüfusa kayıtlı bir Hıristiyana rastlanmış ancak , bu kişinin sonradan Müslüman olduğu öğrenilmiştir.)

Cumhuriyet sonrasında gelişip büyüyen,Niğde'ye bağlı bir ilçe olan Nevşehir'e 1954 yılında il statüsü verilmiştir.

Cumhuriyet devrinde Niğde il olunca, Gülşehir Niğde'nin bir ilçesi olmus, ilk olarak Karavezir Seyyid Mehmet Paşa zamanında Gülşehir adı konulan ilçemiz daha sonraları yeniden Arapsun olarak anılmaya başlanmış ve son olarak 1948 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararıyla bu karmaşaya son verilerek Gülşehir ismi resmiyet kazanmış ve herkes tarafından benimsenerek kullanılmaya başlanmış, 1954 yılında da İlçelik unvanını almıştır.


Müslüman Türk İzleri

9
.yüzyılda Kapadokya Hıristiyanlığın önemli merkezlerindendir. Müslüman Türk topluluklarının Ayadolu'ya yerleşmeye başlamasıylabölgenin etnik ve dini yapısında değişim yaşanma başlanmıştır.Hıristiyanlık Türk egemenliğinden sonra da yörede varlığını sürdürmüştür.

1924 nüfus mübadelesine kadar bölgenin nüfusu Müslümanlardan ve Ortodoks Rumlardan oluşmaktadır. 11. yüzyılda önemi azalan dini merkezlerin 13. yüzyılda tekrar canlanmaya başladığı görüür.Bunda Anadolu Selçuklu Devletinin hrıstiyanlara tanıdğı dini özgürlüklerin etkisi büyüktür.

Ancak, 13. yüzyılda yapılan freskler,öncekilerin kötü birer kopyasıdır. Bu dönemde yörede yaşayan hıristiyanların Bizans kültür merkezleriyle ilişkileri azılmış,geleneksel süsleme sanatları unutulmuştur. Bir süre sonra Kapadokya Hıristiyanları dil bakımından da Türkleşmişler,Rumcayı unutmuşlardır.

Texier,Ürgüp'te yaşayan rumlarla ilgili olarak, bunların Batı Anadolu Rumlarından tamamıyla ayrıldığını, dillerinin Türkçe, dinlerinin hıristiyanlık olduğunu yazmaktadır. Kapadokya bölgesine 11. yüzyıldan itibaren gelmeye başlayan Müslüman Türkler, 18. yüzyılda Damat İbrahim Paşa'nın yürüttüğü bayındırlık ve nüfus politikalarıyla bölgede çoğunluk haline gelmişlerdir.
 

Selçuklu uygarlığı sağlam ve bakımlı yolları,taş köprüleri, kervansarayları, cami, medrese, kütüphane, hamam ve saraylarıyla Ortaçağ'ın ileri bir medeniyetidir. Selçuklularda mekan ve kültür birliği Roma ve Bizans uygarlıklarında olmayan yeni bir boyut kazınmıştır. Romalılar,taş yollarla mekan birliği sağlamışlar ancak birinin Kapadokya'da bulunduğu 25'e yakın eyalette toplumlar yaşamlarını eskisi gibi sürdürmeye devam etmişlerdir.

Türk, Arap, İran, Anadolu ve Bizans kültürlerinin yeni bir sentezi olan Selçuklu kültürü daha önce sağlanamayan birliği sağlamıştır. Selçuklular bu kültürlerden etkilenmiş ancak kendi orjinal kültürleri de geliştirmişlerdir. Selçuklu sanatının özgünlüğünü Orta Asya'dan getirdikleri öğeler oluşturur. Türbeler,Türk çadırının taş yapılara dönüştürülmüş yeni bir yorumudur. Çinicilik,ağaç işçiliği,minyatür bir sentezin ürünüdür.

Selçuklular'ın Kapadokya'daki en belirgin izleri, ticaretin gelişmesinin hem medeni hem de sonucu olan kervansaraylardır. Kervansaraylar savaş zamanında kuleleri ve yüksek duvarları ile kale olarak savunma hizmetinde kullanılmışlar, diğer zamanlarda seyahat eden tacirlere konfor ve emniyet sağlamışlardır. Anıtsal giriş kapılarının mimarlık süsleri Selçuklu-Türk sanatının en özgün yönüdür. Gerek yüksek kapıları gerekse kapıların süsleme unsurları bakımından gotik tarzda yapılmış kiliselerle benzerliği dikkat çekicidir. Kuzey Avrupa'da moda olmuştur.

Ayrıca Selçuklular zamanında özellikle şehir merkezlerinde, Kapadokya Bölgesinin imar faaliyetlerine önem verilmiştir. Kapadokya'nın 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılmasıından sonra Özkonak'ta Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılan köprü dışında yörede önemli bir mimari esere rastlanmamaktadır.

Özellikle Nevşehir'in mimari ve zenginleşmesi 18. yüzyılda Damat İbrahim Paşa eliyle gerçekleşmiştir. Damat İbrahim Paşa küçük bir köy olan Muşkara'yı bayındırlık eserleriyle donattıktan sonra,buraya kişiliğine ve dönemine uygun olarak Nevşehir adını vermiştir.

Damat İbrahim Paşa dışında Karavezir lakaplı Seyyid Mehmet Paşa da memleketi olan Gülşehir'de (Arapsun) önemli eserler bırakmış olan bir Osmanlı sadrazamıdır. Ancak, sadrazamığın ilk yıllarında hayatını kaybettiği için,başlattığı imar faaliyetleri yarıda kalmıştır.

Kapadokya'nın müslüman Türk toplumlara ev sahipliği yaptığı dönemde iki kişi vardır ki,hem bölgenin hem de genel olarak toplumun ve devletin kaderi üzerinde etkili olmuşlardır. Bunlardan biri Hacı Bektaş-ı Veli,diğeri Osmanlı Devletinin Lale Devri Sadrazamı Damat İbrahim Paşa'dır


Kapadokya Tarihi
 
60 milyon yıl önce 3. Jeolojik devirde Toroslar yükseldi. Kuzeydeki Anadolu Platosu'nun sıkışmasıyla yanardağlar faaliyete geçti. Erciyes, Hasandağı ve ikisinin arasında kalan Göllüdağ, bölgeye lavlar püskürttü. Platoda biriken küller yumuşak bir tüf tabakası oluşturdu. Tüf tabakasının üzeri yer yer sert bazalttan oluşan ince bir lav tabakasıyla örtüldü. Bazalt çatlayıp parçalara ayrıldı. Yağmurlar çatlaklardan sızıp yumuşak tüfü aşındırmaya başladı. Isınan ve soğuyan hava ile rüzgârlar da oluşuma katıldı. Böylece sert bazalt kayasından şapkaları bulunan koniler oluştu. Bu değişik ve ilginç biçimli kayalara halk bir ad yakıştırdı: "Peri bacası".
  

Bazalt örtüsü olmayan tüf tabakları ise erozyonla vadilere dönüştü. İlginç şekilli kanyonlar oluştu. Daha sonraları insan eli, emeği ve duygusu işe koyuldu. Dokuz-on bin yıl öncesine ait yerleşimlerden ilk Hıristiyanların kayalara oydukları kiliselere, büyük ve güvenli yer altı kentlerine kadar uzun bir dönemde büyük bir uygarlık yaratıldı.
 
Hitit ve Frig mitolojisinde Kapadokya Nevsehir bölgesi volkan tanrilarinin olusturdugu, yagmur ve rüzgar tanrilarinin yumusak ve sihirli ellerinde
 
biçimlendirdigi, doganin yazip çizdigi ve bize bahsettigi büyülü bir masaldir. Doga ve tarihin Dünyada en güzel bütünlestigi yerdir.

Cografik olaylar Peribacalarini olustururken, tarihi süreçte, insanlar da, bu peribacalarinin içlerine konut oymus, kilise oymus ve fresklerle süsleyerek, binlerce yillik yasli medeniyetlerin izlerini tasimistir günümüze. Bu akilalmaz kültür hazinesini kurtarabilmek, baskalarina kaptirmamak için Miletli Thales bile, Lidya Krali'nin Pers istilalarina karsi koyabilmek için, Kizilirmak’i (Halys) ikiye bölerek orduyu karsiya geçirmis ve tarihteki ilk bilimsel hesaplarini yine buralarda gerçeklestirmistir.
 
Nevsehir Kapodokya’nin baskentidir. Ancak, Kapodokya'nin sohreti günümüzde öylesine artmis ve sinirlarindan öylesine tasmistir ki, Nevsehir'in adi Kapadokya'nin içinde kaybolmaya yüz tutmustur. Bu nedenle burada, Nevsehir bölgesinin tarihi-kültürel konumu bütünündeki yerini sunmayi amaçladik.

Avanos, Zelve, Göreme çevresinin tabii güzellikleri ve kültürel zenginlikleri yüzyillar boyunca tarih yazarlarinin ve seyyahlarinin ilgisini çekmistir. Kapadokya Persler döneminde "Katpatuka" adiyla anilmaya baslamis ve Katpatukka iyi at yetistirilen bölge anl----- gelmistir. Ancak kelimenin Hatti, Luvit, Hitit ve Asurlu oldugu tartismasi hala gündemdedir. Bu alanda at ve atçilikla ilgili kaynaklar da mevcuttur. Büyük Devlet zamaninda da (M.Ö 1460-1190), Hititler at yetistirmeye büyük onem veriyorlardi. Bu maksat için Mitanni memleketinden uzman at yetistiricileri getirttikleri ve onlarin tavsiyelerini tabletlere yazdirarak kusaktan kusaga naklini sagladiklarini anliyoruz. Gerçekten de Bogazköy Devlet arsivi arasinda Kikkuli isminde Mittanili genç bir at yetistirme uzmani tarafindan yazilmis bir eser ele geçmistir.

Xenophon M.Ö. 401'de Amasya’li Strabon M.S. 18 yillarinda, Nissa'li Gregoir M.S. 334-394'te ve yine Maçan'li (Göremeli) genç bagci (M.S 495-515) bize, yöre tarihi hakkinda önemli yazilar birakmislardir. Fransa Kraliyet Sarayi tarafindan Akdeniz ülkelerine geziler yapmakla görevlendirilen Paul Lucas da bu ilginç bölgeyi seyahatnamesinde yakin dönem Avrupasi’na tanitan ilk kisidir.

Kapadokya'dan Izlenimler

Dogu ülkelerinde, incelemeler yapmak üzere Fransa Krali XIV. Louis tarafindan görevlendirilen Paul Lucas, Agustos 1705’de, Ankara'dan Kayseri'ye giderken, Avanos ve Ürgüp çevresine geldiginde hayretler içinde kalir. Bölgenin adeta bir masal ülkesini andiran jeolojik yapisi, özellikle içinde insanlarin yasadigi ilginç kaya mekanlari, kiliseler ve içlerinin renkli dünyasi onu saskina çevirir.
 
Paul Lucas

Lucas, memleketine döndükten sonra, gezi notlarini iki ciltlik bir seyahatname halinde 1712'de Paris’de yayinlar; Kapodokya bölgesinde gördüklerini, hayal gücünü de katarak oldukça abartili bir anlatimla tasvir ederken: "...Kizilirmak’in karsi kiyisindaki eski yapi kalintilarini gördügümde, inanilmaz bir saskinliga düstüm. Bunlar çok sayida hiç görülmemis piramitlerdi. ... Hepsinin içinde güzel bir kapisi, yukari çikmak için güzel bir merdiveni ve tüm odalarin aydinlanmasini saglamak için büyük pencereleri vardi. Tek bir kaya kütlesinin içine üstüste oyulmus birçok daireden olusuyordu....Bunlarin sayisi iki ya da üç yüz degil, iki binden fazlaydi. Ilk önce bu piramitlerin eski ke?i?lere ait konutlar olabilecegini düsündüm. Gördügüm bu sekiller bana ke?i?lerin basliklarini animsatti. Fakat daha sonra baska degisik sekillerin de oldugunu farkettim." demektedir.

Bölgeden 1714 yilinda ikinci geçisinde de bu peri bacalarini "yok olmus antik bir sehrin mezarligi" olarak nitelendirdi. Bunun üzerine Kral XIV. Louis'in sarayinda büyük bir skandal patladi ve Paul Lucas'in yalancilik hastaligina (mithomanie) yakalandigina inanmaya basladilar, hatta bunun için Istanbul'daki Fransiz Büyükelçisi Comte Desalleurs'tan bu yöreye gidip Paul Lucas'in dogruyu söyleyip söylemedigini arastirmasini istedi. Mr. le Comte Desalleurs, olayin dogru oldugunu ve binlerce piramit seklinde yapinin varoldugunu dogruladi. Seyahatname yayinlandiginda Avrupa kamuoyunda büyük tartismalara yol açmistir. Gravürde görülen Ürgüp ve çevresi, o günün Avrupas’i için oldukça uzak bir diyardir. Üstelik Lucas'in yöre hakkinda verdigi bilgiler, Kapadokya konusunda antik kaynaklarda geçenlere de uymamaktadir. Paul Lucas'in bu fantastik tasviri Bati’da büyük ilgi çekmis ancak bazilarina inandirici gelmemis ve süphe ile karsilanmistir. Alman yazar C.M. Wieland (1733-1814) elestirilerini su cümlelerle dile getirmistir: "Herhangi eski bir yazarin kitabinda veya seyahatnamesinde en ufak bir bahsine rastlamadigimiz bu denli çok sayyda ev biçiminde oyulmus piramidlerin varligina inanmak imkansizdir."

Charles Texier

Ürgüp ve Göreme'nin daha gerçekçi tanimi ise bölgeye Lucas'tan yaklasik 130 yil sonra gelen Fransiz seyyah Charles Texier'e aittir. Fransa Hükümeti tarafindan Anadolu'da arastirmalar yapmakla görevlendirilen bu ünlü mimar, 1833 ve 1837 yyllarindaki seyahatleri syrasinda Kapadokya bölgesini de ayrintili bir sekilde ele almistir. Daha sonra Anadolu'daki gezi ve incelemelerinin sonuçlarini alti ciltlik "Description de I'Asie Mineure..." adli anitsal eserinde gravür ve planlariyla birlikte yayinlarken "...Doga, hiçbir zaman kendini bir yabancinin gözlerine böylesine olaganüstü bir sekilde sergilememistir. Dünyanin hiçbir bölgesinde böylesine sürekli ve daha düssel bir tabii olay varoldugunu duymadim." demektedir.

W. F. Ainsworth

Lucas'tan sonra bölgeye, Avrupali seyyahlar 19. Yüzyilda daha çok bilimsel amaçlarla ara?tirmalar yapmaya gelmisler ve bu degisik jeolojik yapi karsisinda saskinliklarini gizleyememislerdir. Ingiliz Seyyah W.F. Ainsworth, volkanik vadinin gerçek disi görünümünü söyle aktarir: "Nehir boyunca uzanan bir vadiden geçtikten sonra, kendimizi birden bire sonsuz bir karmasa halinde çevreleyen koni ve sütun biçimli kayalardan olusan bir ormanda bulduk. Çok eski ve büyük bir kentin harabelerini geziyor gibiydik. Bazi koniler üstte büyük ve sekilsiz kaya parçalari tasiyordu."

W. J. Hamilton

1837 yili Temmuz'unda bölgeye gelen ünlü Inngiliz jeologlarindan W.J. Hamilton "Kelimeler bu olaganüstü yörenin görünümünü anlatmaya yetmemektedir" diyerek Texier'in görünüsüne katilmaktadir.

Feldmaresal Moltke

1838 Ekim'inde Prusyali ünlü Feldmaresal Moltke, Kayseri'den Nevsehir'e giderken Ürgüp'e ugramis; "Dimdik ve magaralarla garip bir ?ekilde oyuk oyuk olmu? bir kayaligin üzerindeki eski bir kale, kasabanin tepesinden bakiyordu. Ürgüp'ün evleri tastan, son derece zarif yapilmistir... Ürgüp'ün arkasindaki yayla baglarla örtülüdür ve derin vadilerle bölünmüstür. Bunlarin yamaçlarinda eski duvar kagitlarda görülen resimler gibi garip kaleler yükselir" diyerek yörenin karakteristik dokusuna dikkat çekmektedir.

Texier'in 1862'de yayinlanan "asie Mineure" adli kitabinda kaya kiliseleri ile ilgili bilgiler daha genis bir sekilde yer alir. 1864'te ise Ingiliz mimar R.P. Pullan ile birlikte yayinladigi Bizans mimarisi ile ilgili eserde Ürgüp ve çevresindeki kaya kiliseleri de ayrintili bir sekilde yer almaktadir. Ingiliz W.J. Hamilton ise "Kelimeler bu olagan üstü yerin görüntüsünü tasvir etmeye yeterli degildir " cümlesi ile hayranligi belirtir. Bilimsel arastirmalar ve yayinlar 19. yüzilin sonlarinda baslamistir. Kapadokya bölgesinin fiziki yapisinin analizi ve tarihi kaynaklarinin tanitilmasi A.D. Mordtmann, W.M. Ramsey, J.R.S. Sterret ve Ch. Texier gibi bilim adamlari tarafindan gerçeklestirilmistir. 1907-1912 yillarinda G. de Jerphanion'in Kapadokya Kaya Kiliseleri adli anitsal eser, kaya kiliseleri, manastirlar ve içindeki duvar fresklerini sanat tarihi açisindan sistematik sekilde ele alan ilk büyük çalsmadir. 1958'de Fransiz Nicole Thierry ve Catherine Jolivet rahip Jerphanion'un incelemesinde bulunmayan kiliseleri nesrederek Kapadokyanyn bugünkü söhretine erismesine yardimci olmustur.

Bölgede Ilk Insan Izleri

Bölgede paleolitik izlere rastlanmakla birlikte bu tür kültürlerin tarihleri çok uzaga gitmemekte, belki son paleolitik dönemi temsil etmektedirler. Her halûkarda günümüze dek ele geçen veriler bu yöndedir. Bunun sebebi olarak da 'Würm' Buzulunun Anadolu platosunda uzun süre kalmis olmasi ve bilhassa volkan patlamalarinin insan yerlesimlerine müsaade etmemis oldugunu varsaymamiz gerekmektedir. Ancak tüm bu kanit eksikligine ragmen Kapadokya bölgesinin nehir kiyilarinin ve tatli su kaynaklarinin bol oldugu vadiler, ilk insan oturumlarina çok müsait dogal yasam kaynaklari sunmus olduklari açiktir. Çogu kez aaaal kullanimina bile gerek duymadan (zira daha sert bir tasla, örnegin obsidienle) kolaylikla oyulabilen tüf kayalarin insanlara sicak konut teskil etmis olduklarini düsünmek de yanlis olmayacaktir. Vadi kenarlarindaki yüksek kaya mekanlarin da korunmaya müsait oldugu açiktir. Biliyoruz ki yüzbinlerce yil insan topluluklari meyva toplayiciligi, av ve balik avciligi yaparak varliklarini sürdürmüsler ve suya olan hayati bagimlilikdan dolayi da nehir kenarlarina yerle?mislerdir. Bu baglamda Kizilirmak bu tarihi görevini kuskusuz sessizce yerine getirmistir. Ancak bunlari kanitlayacak izlere rastlanmamasi Kapodokya'nin yasayan dogasinin sonucu; zaman süreci içinde bu izlerin bir sonra gelenler tarafindan genisletilip tekrar oturuma sahne olmasiyla silinmekte, yok olmaktadir. Bu nedenle Kapodokya kaya mekanlari tarihlendirmek çok zor, hatta bazen imkansiz olmaktadir.

Kimler Geldi... Kimler Gecti...

Arkeolojik Bulgular

Gelveri yakininda Kita Avrupa'si kültürleri ile de baglantili bir prehistorik oldugu kadar Hitit döneminden de bölgede önemli yerlesimler ve eserlerin yani sira, Ürgüp'ün 8 km. güneydogusunda Avla Tepesinde Ingiliz arkeologlari paleolotik ve neolatik döneme ait tas aletler bulmuslardir. Ayni sekilde Ankara Ingiliz Arkeolojisi Enstitüsü'nün 1964-1966 yillari arasinda yaptigi prehistorik arastirmalar ortaya oldukça ilginç bulgular çikartmistir. Ian Todd baskanliginda gerçeklestirilen bu yüzey arastirmalari sonucu, çogu Nevsehir, Nigde, yöresinde olmak üzere Neolotik Dönem'den baslayan bir çok yerlesme saptanmistir.

Igdeli Cesme, Acigol, Tatlarin

Nevsehir il sinirlari içinde kalan Igdeli Çesme, Acigöl, Tatlarin kasabasinda çok büyük bir Neolitik çag yerlesimi bunlardan bazilaridir.

Acemhoyuk

Aksaray'in 18 km. kuzey batisinda Tuz Gölüne (Tatta) yakin Yesilova'da yapilan Acemhöyük kazilari oldukça ilginçtir. Yapidaki buluntulari IV. yy. sonu, VII. yy. ortasina iliskindir. Bizans yapilarinin altinda, düzenli dizilmis evlerden olusan bir yerlesme ortaya çikarilmistir. Buluntulardan, buranin tarimla ugrasan savunmasiz bir yerlesme oldugu anlasilmaktadir. Bizans yerlesmesinden sonraki katin (III. kat) Roma Döneminden olmasi gerekirken, Helenistik özellik tasiyan seramikler ve MÖ. I. yy ile MS. I. yy arasina tarihlenebilir. Bunun altindaki yaklasik dört metrelik bir kültür kati da yine Helenistik Dönem'e iliskindir. Dört mimari kattan olusan bu yerlesmelerin hemen tümünde yangin, deprem izleri görülmektedir. IV. kat yerlesmesi siddetli yanginla son bulmustur. V. katta ise üstlerine gelen bir seyden korunmaya çalisan, kivrilmis iki yasli insan bedeni korkunç bir depremi çok açik olarak anlatmaktadir. Yanginla yikilmis VII. katta da iki genç insanin kivrilmis vücutlari bulunmustur. VIII. kattan sonra megaron planli evler görülmeye baslar. XVI. katta dolma set üstüne oturan kerpiçten sur duvari ortaya çikarilmistir. M.Ö. 600-500'e tarihlenen XVII. katta , geometrik motifli, parlak al seramikler bulunmustur. XIX.-XXIV. katlar arasinda Hitit ve Ilk Bronz Çag kültür kalintilari vardir. XIX. XX, XXII. katlarda basit teknikle yapilmis sur kalintilari, Hitit geleneginden kaplar bulunmustur. M.Ö. 4000 yillarina kadar uzanan kalkolitik ve erken Bronz Çagi kalintilari düzenli bir sekilde saptanmistir.


Haci Bektas Hoyugu-Topakli Hoyuk

1968 yilinda Haci Bektas höyügu (Sulucakarahöyük) bölgede eski Hitit'ten baslayarak Orta Hitit, Frig, Roma, Geç Roma ve Bizans izleri vermesi Topakli Höyükte Italyanlar'in 1967'de baslattigi kazilarda Ilk Bronz Çag'dan Bizans Dönemi'ne uzanan 24 mimari kat ortaya çikarilmis olmasi, Nevsehir yöresinin çok eski bir oturum yeri oldugunu kanitlamaktadir.

Kultepe-Kanes-Avonos

Yerlesik hayata geçisten itibaren, yerlesim birimleri arasinda, temel ihtiyaçlarin karsilanmasi için ticaret ve benzeri iliskiler dogmus ve ihtiyaç duyulan temel maddelere sahip olan ve üreten birimler her devirde önemli merkezler haline gelmistir. Eski Bronz Çagi (M.Ö.3200-1950) sonlarinda, Asurlu tüccarlar Kizilirmak yayi içindeki bölgeye "Hatti Ülkesi" derlerdi. Kuzey Mezopotamya'daki Asur sehri tüccarlari Iç Anadolu'da genis ve etkili bir ticaret agi kurmuslardir. (M.Ö. 1950-1750) Bu ticaret aginin merkezi Kayseri yakinindaki Kültepe-Kanes'dir. Biraktiklari onbinlerce pismis topraktan ticaret mektuplarinda dokuz büyük ticaret merkezinin ve yüzlerce küçük sehrin isimleri görülür. Bunlarin arasinda Nenessa'yi da görmekteyiz. Bunun yaninda Aksaray'dan Kayseri'ye giden dogal ana yollardan birisi Kizilirmak kenaridir. Hititler zamaninda iskân gördügüne dair bilgiler vardir. Ancak Asur tabletleri bugün Nevsehir sinirlari içinde bulunan Avanos hakkinda degerli tarihi kanitlari sunmakta ve Nevsehir bölgesinin tarihini Avanos'un tarihini takip ederek bilebilmekteyiz.

Incesu-Aksaray-Konya-Bor-Nigde-Eregli

J.C. Gardin ve P.Garelli; M.Ö.19. yüzilin baslarina ait, Asurlular'in ticaret yollarini incelerken, ticari sinirlarin Incesu, Aksaray, Konya, Bor, Nigde ve Eregli bölgelerine kadar uzandigini tesbit ettiklerinde, Nenessa ve Washania'nin bu bölgenin sinirlari içinde oldugunu gördüler. Ayrica tabletler, iki Asurlu tüccarin Kanes'ten (Kayseri-Kültepe) Burushattum'a (Acemhöyük) dört günde gitmek için sürekli Washania, Nenessa ve Ullama'da geçtiklerini yazmaktadir. 1926'da da dilbilimcisi Emile Forrer, Bogazköy Hitit Kraliyet Arsivleri'nde yaptigi arastirmalar sirasinda bir tablette Zu-Winassa sehrinin adini okudu. Zu-Winassa Hitit, Nenessa Asur dilinde ayin sehri isaret ediyor olmaliydi. Nenessa, (veya Nissa'li Gregoir'in bahsettigi St. Vanot) N.Therry'nin çalismalarina göre Venessa ve Avanos'a dönüsmüstür. Osmanli belgelerinde Avanos, "Enes, Uvenez, Evenez" olarak geçer.

M.Ö. 2000 yillarinda orta Anadolu'da sehir devletlerini görmekteyiz. Bu devirde Hititler Orta Anadolu'ya yani Hatti ülkesine gelerek M.Ö. 1750 yillarinda hakimiyet kurmuslardir. M.Ö. 1200 yillarinda Trakya'dan gelen kavimler ve Akdeniz-Ege kavimleri Homeros'un destanlarina konu olan Troia'ye ezerek Hitit Imparatorlugu da yikmislardir. Anadolu bu istilalarla 400 yilllik karanlik devre gömülmüs ve bölgeye Frigler sahip olmustur.

Bor-Tiyana-Kemerhisar

M.Ö. 800 yillarinda Hitit Tabal kralliginin tekrar bölgede görüldügüne tanik olmaktayiz. Tabal kralligi at yetistiriciligi ile söhret kazanmis ve M.Ö. 700 yillarinda ortadan kaldirilmistir. Bu kralligin merkezi Bor civarindaki Tuvannadir (Tiana-Kemerhisar). Kapadokya bölgesinin ilk halklari Hattiler, Luviler ve Hititler'di. Bu bölgede I.Ö. III. binyil sonuyla ikinci binyil baslarinda Asurlular ticaret kolonileri kurmuslardi (Asur ticaret kolonileri çagi). Kültepe'de (Kanes) bulunan ve "Kappadokia tabletleri" diye adlandirilan Asurca çivi yazili tabletler (IÖ. ikinci binyil basi) Anadolu'nun ilk yazili belgeleridir. Tabletler üzerinde yapilan çalismalar ve yazinin okunmasi, bunlarin Asurlu tüccarlara ait oldugunu ortaya koydu. Dönemin toplumsal ve siyasal yas----- isik tutan bu tabletler aslynda ticari ve ekonomik sözlesmelerdi. Bu belgelere göre bu dönemde Orta Anadolu'da, merkezi bir yetkiye bagli olmayan, küçük yerel kralliklar, beylikler vardi. Bunlar genellikle küçük bir bölgeyi ellerinde tutuyor ve baris içinde yasiyorlardi.

Kanes (Kultepe)-Hacibektas-Karaburna-Topada (Acigol)-Gulsehir-Zile

Dönemin en önemli kenti olan Kanes (Kültepe), Anadolu'daki ticaret etkinliginin merkeziydi. MÖ. IX, yüzyilin ikinci yarisinda çok genisleyen Tabal Kralligi bölgeyi tamamen ellerine geçirmislerdir. Hacibektas-Karaburna, Topada (Acigöl), Gülsehir-Sivasa (Gökçetoprak) da çikan hiyeroglif kaya yazitlari bunu göstermektedir.

Hitit Imparatorlugu'nun çekirdegini olusturan bölge daha sonra Phrigialilar'in, Persler'in egemenlik alanina girdi. Bundan sonra bölge Kimmerlerin, Iskitlerin istilasina ugramis, M.Ö.700 yy. dan hemen sonra Lidya, Med ve Pers imparatorluklarinin egemenligine girmistir. VI. yy. dan itibaren Nevsehir ve yöresinin Lidyalilarin egemenligine girdigini görüyoruz.

VI. yüzyilin ortalarinda Lidya krali Cresus, Pers ataklarini durdurmak için Kizilirmnak'i geçer. (M.Ö. 575-546) Cresus'a irmagi asmanin çaresini Miletoslu Thales göstermistir. Tarihçi Heredot bunu söyle anlatiyor; "O sirada onun konak yerinde bulunan Thales, derin bir hendek kazdirdi, konak yerinin üst yönüne dogru ve yarim ay biçiminde; öyle ki eski yatagindan sapan irmak konak yerinin ters yönünden giriyor ve çevresini dolandiktan sonra gene ilk yatagina dönüyordu; ve böylece ikiye bölünmüs olan irmagi asmak daha kolay olmustu."

Bu savasta Creus'un yenilmesiyle yöre Perslerin (Ahamenid) eline geçer. Persler, halki göçe zorlamadilar. Ancak, büyük topraklarin yönetimini Pers kökenli asker-soylulara, halkin yerel dinsel önderlerine biraktilar. Buralarda yerel kültür Pers kültürü kaynasti; Heradot Perslerin kültürel yapisini ise söyle anlatir:

"Tanri heykeli, tapinak, sunak gibi seyleri yapmayi bilmezler; kurbanlari dag baslarinda keserler ve Zeus dedikleri de tanrisal gök kubbedir. Günese, aya, topraga, atese, suya ve rüzgara da kurban adarlar".

Persler'in ates kültü özellikle Kapadokya bölgesinde önem kazandi, volkanik Argaios (Erciyes) dagi, bu kült için çok uygundu. Pers tanrilarinin, diger dinlerin tanrilari gibi tam manada tapinaklari yoktu. Buna karsin kutsal alanlari vardi; bölgeye serpilmis bir halde bulunan kutsal alanlar, çok sayida atesgede tekkelerine bagli bulunuyorlardi. Yunan müellifleri bu kutsal alanlara Pirhethee ve rahiplere de Piree yani atesyakici demislerdir. Zend dilinde bu rahiplere Atharvan yani ates rahibi deniliyordu. Atesgedeler, kutsal alan dahilinde yüksekçe bir yerde, içinde hiç sönmeden ates yanan kül ile kapali bir tas kovuktan ibaretti. Arkalarina uzun beyaz roplar, baslarina uçlari dudaklara kadar uzayan yün külahlar giyen Atarvanlar (mugrahip) her gün ellerinde bir deste çali oldugu halde kutsal alana girer ve atesgedenin dibinde bir saat kadar ilahi okurlardi. Bazan kurban olarak içkiler sunar, yahut hayvan keserlerdi. Kurban takdim eden, bu is için tahtadan bir balyoz (billot) kullaniyorlardi: "Demir istimali siddetli memû idi..."

Pers dilinin Kapadokya'daki kutsal alanlarindan en önemlisi Zela (Zile) idi. Starbon Zela kutsal alaninin, adlarini Anaitis, Omanos ve Anadates diye kaydettigi popüler üç tanriya hasredilmis oldugunu Ord. Prof. Günaltay, özellikle belirtir. Perslerin atese tapma inançlari Kapadokyalilar tarafindan kolaylikla kabul gördü. Bilhassa Persler inanç kavramlarini destekleyen kusursuz bir cografyayla karsilastilar. Ates ve volkanlarla kapli bu bölge inançlari için ideal bir manzara olusturuyordu. Bu baglamda tarihçiler MS. IV. yüzyillara dek uzanan ates tanrisina adanmis mabedlerin varligini açiga çikarmislardir..

Kapadokya Ismi

Persler zamaninda bölgeye "Kapadokya" denilmeye ba?lanmis ve burada Kapadokya Satrapligi (eyaleti) tesis edilmistir. Pers döneminde Kapadokyada hayvanciligin çok geliskin oldugunu ve yillik 360 talent vergi olarak Perslerin 1500 at, 2000 katir, 50000 koyun aldiklarini bilmekteyiz. Kiyilardaki ticaret ve para ekonomisine karsin, iç kesimlerde kapali bir kara ticareti egemen oldu. Ekonomik olanaklari sinirli kalan Pers devleti, gücünü giderek yitirdi. Ord. Prof Günaltay'a göre; "Iran fethi esnasinda, münbit topraklar ordu ileri gelenlerine verilmis; köylüler topraga bagli köle durumuna düsürülmüslerdi. Pers asilzadeleri, debdebeleri, av eglenceleri, safahat hayatlari yüzünden servetlerini kaybedince köylülerini Yunanli veya Romali esircilere satarlardi. Yalniz tapinaklarin köleleri (serf) alinip satilamazlardi. Bu olaylar, pek eski zamanlarda yani Kültepe tabletleri devrinde Mezopotamya'dan gelmis olan medeniyetin bu yüzden tamamiyle ortadan kalkmis oldugunu pek güzel anlatmaktadir. Bu gibi sosyal facialar yüzünden Kapadokyalilar milli geleneklerini unutmus, buna karsi Iyonya medeniyetini de temessül edememislerdi."

Avanos ve Izlenimler

Makedonya krali genç Iskender, M.Ö 334 ve 331'de Pers ordularini ard arda bozguna ugratarak büyük imparatorlu?u çökertti. Bu huzur Makedonyali Büyük Iskender'in (M.Ö. 333-323) dogu seferi ile son bulur ve bu huzursuzluk Iskenderin generalleri ve onlarin mirasçilarinin sürekli savaslari ile devam eder. Ilk tarihi bilgilerimize göre Avanos M.Ö.332 yilinda Büyük Iskender'in tegmeni Eumenes tarafindan kurulmustur. Iskender'den sonra Kapodakya'da merkezi Kayseri (Mazaka) olan Kapodakya Kralligi kurulmustur. Mazaka'daki Kapodakya tahti birkaç kez eldegistirdi. Siyasal iktidardaki sürekli degisikliklerin yani sira, bölgeyi istila edenlerin, her seferinde, ürünleri yagmalamalari ve baski yapmalari Kapadokya halkini bezdirmisti. Kapadokya, Roma imparatorluk merkezinde yönetiminin devrilmesinden sonra, giderek Roma'nin agir baskisi altina girdi. Krallar, Roma'nin birer uydusu olmaktan öteye geçemediler. Kapadokya M.S.17'de Roma'nin Asya'daki bir vilayeti oldu. Bu dönemde, Roma Imparatoru Tiberius, Kapadokya'nin içine düstügü yoksulluk karsisinda, bölgeden alinan agir vergilerin hafifletilmesini buyurmak zorunda kaldi. Ertesi yil da Kapodakya'ya bir Roma valisi (legat) atandi. Starbon'un anlatimina göre (M.S.18) Avanos karsimiza çok zengin ve gelismis bir sehir olarak çikiyor. Bu dönemlerde bölgede (Kapadokya'da) Avanos en önemli üç sehirden biridir. Avanos (Venessa), Kayseri'den sonra bölgenin ikinci büyük dini merkezi ve monarsinin üçüncü büyük politik-idari (Kayseri ve Comano'dan sonra) merkezi idi. Zira Avanos'un büyük rahibi kirallik hiyerarsisinin üçüncü büyük kisisiydi. 3000 hieradul ve 15 Talents (günümüz kur'una göre 500 kg. gümüs) geliri vardi. Hizmetçi Euphrates de bize Venessa'da çok saglam ve güçlü bir aristokrasinin varligini göstermektedir. Avanos hakkinda en ilginç bilgileri rahiplerin biraktigi yazilarda buluyoruz.

Nissa'li Gregoir ve Avanos Izlenimleri

Bunlardan birincisi: Nissa'li Gregoir (M.S. 334-394), arkadasi Adelphois'a yazdigi mektupta, Venassa'dan geçtigi sirada Adelphios'un ona tahsis ettigi villa için tesekkür eder. Villa, en lüks baskent villalarindandir. Mektuba göre Venessa çok gelismi? müreffeh bir sehirdir. Harikulade bir sehitligi, sahane meyve bahçeleri ve üzüm baglariyla çok kalite saraplari olan bir bölgedir. Nissa'li Gregoir'in bize biraktigi bu mektup Avanos'un antik çagdaki durumunu anlatan tek dökümandir. Nissa'li Gregoir mektubunda ?öyle diyor: "Avanos'un güzelligini anlatmak için kelimeler bulmak zor. Gidip görmek lazim... Ömrümde çok yerler gördüm, çok ?eyler duydum ve güzelli?ini duydu?um her yeri gittim gördüm. Ama Avanos'u gördükten sonra bunlarin hepsi Avanos'un yaninda bir hiç kalir. Ne meshur Helicon, ne Mutluluk Adalari, ne Sission ovalari, ne Thessalia, hepsi Avanos'un yaninda bir hiç kalir. Dünya'nin hiç bir yerinde böyle sanatsal yaratilmi? bir doga görebilmek mümkün degildir. Koyunlarini otlatan çobanlarin ayaklarinin yanindan kirmiziya bürünmüs akip giden (Halys) Kizilirmak görülmeye deger. Kizilirmak'in öteki yakasinda da yemyesil meyve agaçlari, olagan üstü bollukta üzüm bahçeleri Avanos'a bir cennet güzelligi vermektedir. Herhalde Homer Avanos'un üzüm bahçelerini, inci güzelliginde armut çiçeklerini görmemis olmali. Bütün bunlar doga güzelliginden çok, bir ressamin elinden çikmi? tablo güzelligindedir..." diyor Nissa'li Gregoir. Anlattigina göre sehrin girisinde insa halinde bir kilise vardi. Daha çatisi eksikti ama bitmemis olmasina ragmen olaganüstü güzellikte bir kilise idi. Sözkonusu kilisenin, N.Thiery'nin isaret ettigi Dere Yamanli Kilise olmasi ihtimali güçlüdür.

Diocletianus'un (284-305) hiristiyanlari takibata ugratma siyaseti basarisiz kalmis.. I. Konstantin zamaninda yasanan dini heyecan devrinin, ayni zamanda bir çok muhtelif kült'e birden inanmanin pek tabii sayildigi bir dini senkretizm devresidir. Eger I. Konstantin en geç 312'den beri hiristiyanligi kabul etmis olsa da bu onun bütün putperest gelenegine yüz çevirdigi anl----- gelmez. Onun putperest inanç ve adetlerinden de vazgeçmedigi hatta özellikle Günes kültüne sadik kaldigi ve bu tarikata destek ve yardim sagladigi bilinmektedir. Nissali Gregoir'in yazdiklarina göre, (M.S.370-375'de) hiristiyan dini törenlerinde bile eski çok tanrili dönemlerden kalan Zeus'a yönelik ibadet ?ekillerinden kalintilar vardir. Hatta eski, çok tanrili dini kavramlar belli bir süre üstünlük bile kazanmislar fakat maalesef Gregoir'i bu kadar kederlendiren bu dinsel kavram karisikliginin Avanos'ta ne kadar sürdügünü bilemiyoruz. Ayrica, onun ölüm yataginda vaftiz oldugu da söylenmektedir.

Goremeli Hieron ve Izlenimleri

Buradan itibaren (M.S.4.yy.'dan sonrasi) Venessa'nin (Avanos'un) tarihini takip edebilmemiz için elimizde bir tek mektup var, o da Maçanli Göremeli Hieron'unki "Passio Proir". Ne Romalilar ne de ondan sonra gelenler (Bizanslilar) bölgeyi kendi kültürlerine asimile etmek istemislerdir. Onlarin en önemli ugraslari açik ticaret yollarini kontrol etmek ve bu genis Kapadokya bölgesindeki insan potansiyelini Bizans ordusu için kullanabilmek düsüncesi hakim olmustur.

Kapadokya nedir? Burada kimler yaşar? Özellikleri nasıldır? Kapadokya’nın hali nicedir?

Bu sorulara tam yanıt buraya sığmaz, ciltleri doldurur.

Kapadokya hakkında Türkçe yazılan ve çizilenlere bir baktığımızda, büyük bir çoğunluğu birbirine benzer. Birbirlerinden etkilenmenin ötesinde , sanki birbirinin fotokopisidir. Milat öncesi ve Milat sonrası yabancı gezginlerin gezi anılarından, günlüklerinden , kalın çizgilerle tarihin genel hatlarından anlatılır. Bu arada da jeolojik yapı ; volkanik olay, peri bacalarının oluşması, Hıristiyanlık ve kiliselerle Kapadokya sunulmaya çalışılır.

Çok eski zamanlardan beri devam etmiş kültür birikimi ve potansiyeli barındıran Kapadokya, eski ve yeni veya iç, dış bölge olmak üzere iki kısımda incelenir. Eski veya dış Kapadokya’nın sınırları geniştir. Yozgat, Tuz Gölü, Adana, Malatya ve Samsun’a dayanan bir sınırdır. İç veya yeni Kapadokya için, Bugün Turistik yöre olan ,çoğu Nevşehir ili sınırları içinde yer alan , Aksaray Ihlara’dan başlayıp, Nevşehir Derinkuyu, Kaymaklı, Ürgüp, Avanos, Gülşehir ve Hacıbektaş’ı da kapsayan bir alanı çizebiliriz. Bu alan içinde yer alan kasaba ve köylerle beraber bir çok ören yeri niteliğinde doğayla iç içe olan yerler vardır.

Kapadokya hakkında bir sürü yabancı isim ve terim kullanarak konuyu kendi insanımıza anlaşılmaz ve yadırgılaştırmak yerine, insanımızın da haz duyacağı ve anlayacağı hale getirilip sunulması daha yerinde olur. Batılı, zaten kendi kaynağından, kendi kültür yorumundan süzülüp eminerek gelmekte. Burada vurgulanmak istenen kendi halkımıza verilecek, tat ve haz alacağı bilgilerdir.

Son zamanlarda bölgeye her seviyeden gelen yerli vatandaşlarımızda büyük artışlar gözlenmektedir. Bu durum,Bölgede iç turizmin canlanmasına yol açmıştır. içeriği ne olursa olsun, yapılan filmlerin ve dizilerin çok büyük katkıları olmuştur. Kapadokya , tıpkı tüm yurdumuz Anadolu gibi birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Bunlardan yazılı belgeler bırakanların en eskisi, Asur ticaret hareketini saymazsak, Hititler’dir.
 
Milat öncesi 1750 yıllarına tarihlenmektedir. !750-1400 arası Hitit krallıklar dönemi,1400- 1200 Hitit imparatorluk dönemi sürerken araya batıdan gelen Frigyalılar girmiş, MÖ. 800 yıllarında Hitit Tabal krallığı olarak Hititler tekrar ortaya çıkmıştır Hacıbektaş- Karaburna, Gülşehir- Gökçetoprak’ta yazılı kayalar üzerinde Hitit Hiyeroglif yazıları bulunmuştur. Kapadokya’da at beslendiği bu dönem içindeki yazılı belgelerden anlaşılmaktadır.
 
Sonra Lidya (M.Ö. 950-585), Pers egemenliği hüküm sürmüş( M.Ö 585-334) , Kapadokya krallıklar dönemi (M.Ö 335- M.S .17), Romalılar hakimiyeti (17-395) , Bu tarihten sonra Doğu Roma yani Bizanslılar ve 1072’den sonra Türk boyları yerleşmeye başlamıştır.

Kapadokya, yer şekillerinin yaşamaya uygun olması ve insanlara hazır barınak imkanı vermesinden dolayı ilkel insana yaşama alanı olmuştur. Mağaralar , sağlam, güvenli aynı zamanda sağlıklı yaşam yerleridir . Islaklıktan, nemden, rutubetten uzak mağaralar günümüzde bile barınak görevini sürdürmeye devam etmektedir. Yazları serin, kışları ılık olması, kaya oyukları insanları her dönemde barınak olarak içine çekmiştir.
 
Bu mağaralar günümüzde hayvanlar için hazır birer ağıl, narenciye ve patates için ise, içlerine aynı anda birkaç kamyonun girebileceği koruma depoları olarak kullanılmaktadır.

Derin kaya oyukları aynı zamanda birer tahıl ürünlerini saklama yerleridir.Güneş alan, nemsiz ortamlarda tahıl muhafaza edilebilmektedir.Sarıhıdır köyünde yaşı üç yüz yılı geçtiği söylenen buğday, hatıra olarak aynı mağarada, aynı yerde saklanmaktadır.

Kaya oyukları güvercinlerin de barınak yerleridir.Asırlardan beri bölgede bol miktarda güvercin yetiştirildiği bilinir. Arazide, volkanik yapıdan dolayı toprağın verimsiz oluşu, insanları güvercin beslemeye yöneltmiş , tarımda ,özellikle bağcılıkta güvercin gübresi kullanarak toprağı verimli hale getirmeye çalışmışlardır.

Kapadokya’da bağcılık, buna bağlı olarak şarapçılık gelişmiştir.Ayrıca Nevşehir merkezde büyük bir rakı fabrikası mevcuttur.

Bölge, yerleşim için gerekli su kaynaklarına her zaman için sahip olmuştur . Pınar ve çeşme başlarına yerleşim alanları kurulmuş, sürekli aynı yerlerde uygarlıkların birbirlerini yok etmesinden dolayı buralarda , kalıntıların üst üste yığılması ile höyükler oluşmuştur. Topaklı, Sarılar, Hacıbektaş kazı yapılan höyüklerdir .

Höyüklerin dışındaki yaşayan yerleşim birimlerinde bile, kazılan çoğu yerlerde eski bir mezarla karşılaşılabilir. Her bir gömütün farklı farklı kültürlere sahip olduğu biçim ve şeklinden belli olur. Yüksek, hakim tepelerde küçük yığma kabarcıkların çoğu eski birer mezardır. Ama ne yazık ki, korumadaki imkansızlıklardan dolayı define arayıcılarının delik deşik ettikleri de bilinen gerçektir.Aynı şeyi höyükler için de söyleyebiliriz.

M.Ö 3000-5000 yıllarına ait olduğu söylenen Gülşehir, Civelek mağarasında birtakım buluntular ele geçirilmiştir. Bu, küçümsenecek bir tarih değildir. Aşağı yukarı 7 000 yıllık bir geçmiş söz konusudur.

Kapadokya’da Hıristiyanlığın bir geçmişi olmasının yanında bin yıllık da İslam kültürü ve geçmişi olmasına rağmen bu konu, ancak genel konularda dile getirilmektedir. (Hacıbektaş, Konya törenleri gibi) . Turistik tanıtım amaçlı anlatımlarda Türkler ve İslam kültürüne pek değinilmemektedir. Oysa Hacıbektaş’ı Veli’nin geliş amacı bellidir.

Çok uzun yıllar her iki din mensupları da barış ve dostluk içinde yan yana , omuz omuza birlikte yaşamışlardır.Başka yörelerde olan din ve ırk çatışmalarının hiç biri bu yörede görülmemiştir. Bu durum, yakın tarihimize,(1924) mübadele’ye kadar devam etmiştir. Bunun en güzel örneği şimdiki Zelve, ören yeridir. Hepsi daracık bir vadinin içine toplanmış, bir tarafta kaya kiliselerinden çan sesleri, diğer taraftaki camiden ezan sesi aynı vadinin içinde yankılanmıştır.

Kapadokya, tarihi İpek Yolu kavşağında bulunması nedeni ile buradaki Kervan Hanları ayrı bir önem göstermektedir. Hanların her birinin aralarında 45-50 km uzaklık vardır. Bu da o günlerin şartları ile bir günlük yol demektir.Hanlar, Selçuklu Türkleri zamanında konaklama ve ihtiyaç giderme yerleri olarak yapılmıştır. Bunlardan Avanos’a 5 km. uzaklıkta olan Sarıhan aslına sadık kalınarak onarılmış, dimdik eskisi gibi ayakta durmaktadır.

Kapadokya, baştan başa kaya kiliseleri ile doludur. Zamanı içinde Hıristiyanlık dininin dünyaya yayılma ve öğreti MERKEZİ olarak Kapadokya düşünülebilir.

Bölgeye çeşitli tarihlerde gelen araştırmacı gezginlerden bazıları , kim kimi Hıristiyan yaptı, kimler müslümandı, kimler Hıristiyan oldu diyerek halkın ne kadar birbirine kaynaşmış olduğunu belirtmişler , ayrıca Hıristiyan olan halkın Rumca bilmediğini , veya bir kısmının pat çat bildiklerini, onların esasında Hıristiyanlaşan birer Türk olabileceklerini söyleyen ve 1802- 1871 yılları arasında yaşamış, Fransız arkeolog ve gezgin Charles Texier’dir

Katpatuka, Kapatuka isimlerinin anlamları üstüne farklı görüşler ileri sürülmektedir. Pers, Fars dilinde güzel atlar diyarı anlamına geldiği söylenmektedir.Dağlık yöreleri hariç tutarsak, Anadolumuz baştan başa at beslemeye uygundur At, insana en yakın hayvanlardan biridir. Çalışkan, vefalı , sadık, ve uysaldır. Mağaralarda, kayalarda, bağlık, bahçelik ve çoğu kumsal arazide , ordulara yetecek kadar at beslemek olası mıdır? Arazi yapısından dolayı hala at ile çiftçilik yapanlar vardır. Öküzden sonra , gelişim içinde at ile çalışma uzun bir süre devam etmiştir. Diğer bir görüş Kırıkkale yakınlarında bulunan Delice ırmağının eski adının Kapados olmasından dolayı bu ismin verilebileceği konu edilmektedir..

Kapadokya insanı, tipik bozkır insanının özelliklerini gösterir; sabırlı, dayanıklı, çalışkan, bağlı ve tutumlu bir yapıya sahiptir.Kıraç toprağın ve bozkırın vermiş olduğu bir cana yakınlığı ve sıcaklığı vardır. Son zamanlardaki çarpık değişim yavaş yavaş bu insanları da etkilemeye başlamıştır. Turizmin ve ticaretin getirdiği çıkar ilişkilerine dayanan davranışlar görünse de karşılıksız hizmet ve konukseverlik her yerde göze çarpar. Bölgenin yol üstü, uğrak yeri olması nedeni ile çeşitli karakterlerden etkilenmiş olması ona ayrı bir zenginlik kaynağı olmuştur. Gelişmiş batı şehirlerindeki kültürel fırsat ortamı bulunmamakla birlikte Kayseri bu işlevi yerine getirebilecek kapasitededir.

Yörenin doğal yapısı her geçen gün bozulmakta, çarpık yapılaşmanın her türlü önleme rağmen önüne geçilememektedir. Özellikle yerel yönetimler, bu konuda eş , dost,seçmen karşısında tarafsızlılıklarını yitirebilmektedirler. Ülkesini bilinçli sevme, özünden bir şeyler verip, bir şeyler katma ülkemiz insanının sorunu gözükmektedir.

Yörede birbirinden ilginç görünümlü yürüyüş vadileri vardır. Vadilerin ilkelliği ve vahşiliğine şimdilik dokunan olmasa da bazı yerlere bilinçsizce döşenen parke taş döşemelerinin başlaması çevre severleri ürkütmektedir.Zaman içinde bölgenin en güzel, en meşhur büyüsünün insan eliyle bozulmaya başladığının belirtileri görünmeye başlamıştır. Esasında doğa ve çevreyi koruma işi , bir potansiyel bilgi ve güç birikimidir. Sanat ruhu ve sanat zevki , anlayışı ile biriken bir güçtür bu. Yerel ve merkezi yöneticilerin özellikleri bu bakımdan çok önemlidir.

Bölgeye ilk gezi tadımlık sonrakiler bir tutkudur. Her sefer, her adım, her bakış, hep aynı noktaya olsa bile, her zaman daima yeni şeyler görülür, yeni şeyler keşfedilir.
 
Gulsehir'deki Doğal Kaynaklar
 
Tuzköy kasabasında işletmesi Tekel ‘e ait yer alan altı tuzlası mevcut olup. Kaynağı tükenmekte olduğundan üretim yapılmamaktadır. Tuzköy Belediyesi ocak içerisinde bulunan suyu hammadde olmak üzere Aksaray iline satmaktadır.


Dadağı ve Gümüşyazı kölerine linyit kömür ocakları bulunmaktadır. Gümüşkent kasabasında mermer ocakları da henüz işletmeye açılmamıştır Ayrıca yine bu kaabada içme suyu kaplıcaları bulunmaktadır. Bir çok derde şifa olduğu uzmanlar tarafından belirtilen bu suyun yanına Belediye tarafından 48 yatak kapasiteli bir konaklama tesisi yaptırılmıştır.

Gülşehir'in köyü olan Yesilyurt (Sığırlı) Köyü nufusu hakkinda:
 
Herek Ogullari uşağı, Hörki, Harikan, Herecli,Herekli, HERİKLİ, Hereke, Hareke, Heriki, Herekyan adlarıyla da tanınır.Sis Avşarlarından Doyranlı'ya mensuptur.Cemaatin 1519 tahririndeadı geçmiyor. 1523-4'te 51 hane ,12 mücerret,3350 akça hasılı olan cemaat defter harici kaydedilmiş ve Altunini mezrasında ziraat yapıyordu. Günümüzde Adana'nın Ceyhan ilçesinde Herekli adında bir köy bulunmaktadır.

Sis bölgesinden dağılan Herikliler,1688-89 yıllarında Kara Şeyhli Avşarı, Beydili ve diğer bazı boylarla birlikte Hısn-ı Mansur (Adıyaman) kasabasında ekili yerleri ve köyleri tahrip edip bir çok kişiyi öldürdüler. Göçebe aşiretler devlet tarafından takip edilmelerine rağmen sürekli ayaklanıyorlardı.
 
1691 yılında Batı Anadolu'ya yerleştirilen ve şikayet üzere tanzimlerine karar verilen Danişmentli Türkmenlerinden ve Rum İli (Sivas) sakini olan cemaatlerden biri de Bektaş Kethüda,Kara Ömer Kethüda ve Hacı Oğlu Ahmet'e tabi Hereklilerdi. Batı Anadolu'daki Heriklilerden önemli kollar burada yerleşip kalmıştır.
 
İzmir'in Seferihisar ilçesinde Hereke (Düzce), Bursa'nın Keles ilçesinde Hereke (Çayören), Tekirdağ'ın Malkara ilçesinde Hereke (Yürük) köyleri ile Rodos adasında Hereke adlı bir yer bunlardan hatıradır. Kocaeli'nin Hereke ilçesini de hatırlatalım.
 
Sivas civarında bulunan Heriklilerin bazılarının da bu bölgede iskan olduklarını söyleyebiliriz. Sivas merkeze bağlı Herekli (Bedirli ) ile Gümüşhane Torul'a bağlı Herek köylerinin yanında Tokat'ın Erbaa ilçesinin de eski adının Herek olması onların yerleşimiyle ilgili bize bilgi vermektedir. Ayrıca Ordu ilinin Mesudiye ilçesinde Herközü köyü de bu obayla ilgilidir.

Ovaören kasabası Gülşehir’e  36 km.Nevşehir’e  56 km. uzaklıktadır .Ovören ;   Gökçetoprak , Ozancık, Karaova, Kozluca, Gelesin  köyleriyle çevrili Gülşehir’in şirin kasabalarından biridir. Sınırları içerisinde yüksek dağlara rastlanmaz.
 
İrili ufaklı tepeler vardır. Genel olarak  bu tepeler çıplaktır. Kasabadaki bitki örtüsü hakim bozkır bitkilerinden oluşmaktadır.  Karadağ  denilen tepelikte meşe ağaçları görülür.  Tek akarsuyu Ovaören Çayı’dır.Bu çayın üzerine  5 yıl önce Yalıntaş  Göleti kurulmuştur.
 
Yalıntaş baraj alanında balıkçıl,turna gibi değişik göçmen kuş türleri, sürdükleri periyodik hayatla önemli bir zenginlik oluşturmaktadır. Gölette sazan,çapak gibi balıklar bir popülasyona sahip olup,balık avcılığı için uygun bir ortam yaratmaktadır.
 
Karasal iklim görülen kasabada  geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Yörede ekilen başlıca tarım ürünleri buğday ,arpa, şeker pancarı, ayçiçeğidir. Kasabada işsizlik ve geçim sıkıntısı çekilmektedir. Bu sebeble kasabadan  birçok aile hem yurt içine  hem de yurt dışına göç etmiştir. 
 
Kasabada yaşayan gençler genellikle kış mevsiminde  İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirler giderek aile bütçesine  katkıda bulunurlar. Ovaören kasabasında okuma yazma oranı % 90’nın üzerindedir. Yurdun çeşitli yerlerinde çok sayıda Ovaören’li memur, öğretmen ,avukat, hakim , mühendis ve bir çok iş adamı bulunmaktadır.   
 
1. Selçuklulardan kalma camii yıkılarak, yıkılan caminin malzemesi ile 1896 yılında yerine yeni bir camii yapılmıştır.
2. Yeraltı şehrinin uzunluğu 2 kilometre ve genişliği de 1 kilometreye yakındır.
3. Kemer bölgesinde yer alan ikinci  yeraltı şehrinin içi tamamen su doludur.
4. Selçuklular ve Osmanlılar döneminde güzel anlamına gelen Göstesin adı kullanılır.
5. Kasabanın en eski yerleşim yeri kalkerli bir yapıya sahip olan  Kemer bölgesidir.
6. 1071 tarihinden sonra kasaba çevresine Taras, Karlı, Kaş, Bayıt, Bayındır , Kangur, Büdüz, Kıyan, Özbek ,adları ile anılan Türk boylar yerleşmişlerdir. 
7. Ovaören  yeraltı şehri büyük bir topluluğun barınma, yeme, içme, savunma ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir.
8. Kasaba sınırları içerisindeki Filik mevkiinde yer alan yer altı şehri adını Friglerden almıştır.
9.Kaynaklar 1916 yılında Ovaören’in 123 haneli ve 615 kişiden oluşan bir köy olduğunu belirtmektedir.
10. Toprak reformunun yapıldığı yıllarda Ozancık halkı kasaba halkı arasında Kemer Bölgesindeki araziler yüzünden olaylar çıkmıştır.
11. Cumhuriyet döneminde kasabada yaşayan Yavuz, Yeniç, Üner soyadını taşıyan bazı ailelerin Aksaray ili Gülağaç ilçesine bağlı Bekarlar kasabasına yerleştikleri bilinmektedir
Gülşehir'de yasamis uygarliklar
 
Gülşehir'deki ilk uygarlik kalintilari MÖ.7500-8000 yıllarına ait olup ilcemizin Hititler zamaninda yerleşime sahne olduğunu göstermektedir. Ovaören, Gökçetoprak Köyünde Hitit Dönemine ait buluntularla karşılaşılmıştır. Bunlar Ovaören’de Büyük Kale ve Küçük Kale Mevkiileri, Gökçetoprak Köyündeki Hitit kaya yazıtlarıdır.
 
Hititlerden sonra MÖ.900-800 yıllarında Frigler yöreye egemen olmuştur. Onlardan sonra Lydialılar, Medler, Kimmerler, Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslılar buraya hakim olmuşlardır.
 
Bu arada Arap akınları da zaman zaman Kapadokya bölgesi ile birlikte Gülşehri de etkilemiştir.

Bizanslılar döneminde ismi Zoropassos olduğu sanılan Gülşehir, MS.III. ve VIII. Yüzyıllar arasında Kapadokya Hıristiyanlığın dini başkenti olmuştur. Ancak, VIII.yüzyıl sonunda Açıksaray rahiplerinin kiliselere resim yapmayı kabul etmemeleri üzerine bu konumunu kaybetmiştir.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra buraya Türkmen boyları akınlar düzenlemiş ve bu boylardan bazıları da yöreye yerleşmişlerdir. Kapadokya Bölgesi Danişmendlilerden sonra 1175’ten itibaren tamamen Selçukluların eline geçmiştir.
 
Selçuklular Zoropassos olan ilçenin adını Arapsun olarak değiştirmişlerdir.  XIV.-XV. yüzyıllarda burası Anadolu’nun önde gelen ilim merkezlerinden birisi olmuştur.
 
Mengücekoğulları 1212 yılında yöreye hakim olmuş, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat ismini Gülşehir olarak değiştirmiştir. Selçuklu Devleti’nin 1308’de yıkılmasından sonra İlhanlılar, Eretnaoğulları, Kadı Burhanettin ve Karamanoğullarının hakimiyetine giren yöre, Yavuz Sultan Selim tarafından 1515’ de Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Osmanlılar döneminde, Sultan I.Abdülhamit’in sadrazamı Karavezir Seyyit Mehmet Paşa Nevşehirli olduğundan buraya birtakım yatırımlar yapmıştır. Bunların başında cami, mektep, medrese, kütüphane, han, hamam ve altı adet çeşme yaptırmıştır. Karavezir Seyyit Mehmet Paşa’nın ölümünden sonra yeniden Arapsun olarak anılmış ve bu durum 1947 yılında Gülşehir oluncaya kadar devam etmiştir.

XIX.yüzyıl sonlarında Konya Vilayetinin Niğde sancağına bağlı kaza merkezi idi. Nevşehir 1954 yılında il olunca Gülşehir de Niğde’den ayrılarak Nevşehir’e bağlı ilçe yapılmıştır

Muhacirler

 

Gülşehir Muhacirlerinin Yaşam Tarzları ve Öz Geçmişleri

Gülşehir Muhacirleri l924 yılında Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesiyle Selanik’in çeşitli köy ve kasabalarından türlü zorluklarla ilçemize göç etmişlerdir. Göç etmelerinin ana nedeni Yunan baskılarıdır. Gülşehir muhacirlerinden ÖRÜN ailesinden Nasuf ÖRÜN, Rakiben ÖRÜN ve İkbal ÖRÜN’den şu bilgileri edindik.
 
Selanik ilinin Kozana-Saltuklu köyünde yaşayan bu aile takriben 70 yıl önce Deniz yoluyla 3 ay süren bir yolculuk sonucu Türkiye’ye göç etmişlerdir. Önce Urla’ya, daha sonra Türkiye’nin çeşitli bölgelerine dağılmışlardır. Yunanistan’da çok sıkıntılar çektiklerini baskılara maruz kaldıklarını söylediler. Erkeklerin bir camide toplanıp dövüldüğünü, çıplak ayakla çalı üzerinde koşturulduklarını, kadın çocuk yaşlı demeden aç bırakılıp pislik yedirildiğini rivayet edenler vardır. Selanik’te Yunanlılar tarafından mal varlıklarına el konulan, eziyete maruz kalan bu Türklerin bir kısmı Türkiye’ye göç etmiş, bir kısmı ise halen Yunanistan’da yaşamaktadır.

Selanik’in Kozana Saltıklı köyünden göç eden ÇAMAK ailesinden Kadir ÇAMAK Gülcemal ismindeki vapur ile 14 günde Urla’ya geldiktlerini, Urla’dan da Mersin’e, Mersin’den de Derinkuyu’nun Suvermez köyüne geldiklerini kaydeder. Suvermez köyünde 3 ay kaldıktan sonra Arapsun’a (Gülşehir) yerleşmişlerdir.

Mustafa ULUDAĞ Kozana’nın Ebilli köyünden köylerinin ağası Osman bey ile Konya’ya, Konya’dan Ankaraya’ya, Ankara’dan da Arapsuna geldiklerini söyler.

HalenSelanik’inSaltuklu,Ebilli, Sararlar, Tekeller, Biceli,A cumurlu,Akpınar,Ergamış,Şahinler,Karacalar, Keçililer,Astlar,Karafare,Kazanamuran ve Kozana köy ve kasabalarından göç etmiş muhacirler bulunmaktadır.

Gülşehir muhacirlerinin hemen hemen hepsi Selanik’teki “İncekara” isimli bir ırmaktan bahsederler. Bu derenin başında çamaşırlarını yıkadıklarını, hayvanlarını suladıklarını, su ihtiyaçlarını giderdiklerini kaydederler.

Gülşehir muhacirlerinin sıkıntıları Arapsun’a (Gülşehir) yerleştikten sonra da devam etmiştir. Taşınamayan bütün mal varlıklarının Selanik’te bırakan muhacirler her ne kadar T.C. Hükümetinden yardım görseler de yerli halk ile geçinememiş, aralarında türlü sorunlar çıkmıştır. Yerli halk tarafından Rumlara hizmet etmekle suçlanmışlardır. Yerli halk ile muhacirler arasında sorunlar l960’lı yıllara kadar devam etmiş bu tarihten sonra akrabalık ilişkilerinin de etkisiyle kaynaşmalar başlamıştır. Bu gün böyle bir sorun görülmemektedir. Muhacirler yerlilere “Dangül” ismini vererek tepkilerini göstermişlerdir.

Geçim kaynakları; yaşam tarzları
 
Gülşehir muhacirleri uzun süre Selanik’teki yaşam tarzlarını Arapsun’da da devam ettirmeye, yaşatmaya çalışmışlardır. En önemli geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır. Tarım ürünlerinden en çok darı eken muhacirler Gülşehir’de bağcılığa yönelmişler kendi tabirleriyle yerlilere bağcılığı öğretmişlerdir. En çok besledikleri hayvan koyundur. Doğa koşullarından dolayı büyükbaş hayvancılığına daha az önem vermişlerdir. Ticaretle uğraşmamışlar, uğraşanlar ise Gülşehir’de öğrenmişlerdir. Kadınların kışın yaptıkları el işi ve örgü de diğer bir geçim kaynaklarıdır.

Muhacirlerin evleri örtme evlerdir. Evlerinin çatıları kalın odunlarla örtülüdür. Evleri genellikle oturma odası, yatak odası ve ambar olmak üzere üç bölümden oluşur. Tuvalet ve banyolar hamamlık adı verilen ayrı bir bölümde bulunur. Aydınlanmada kandil kullanılır. Sofralarda tabak ve kaşıklar tahtadan olup, sedir adı verilen yerlerde otururlardı. Kışın ısınmak için soba kullanıyorlardı. Bazıları ise evin bir bölümüne şömineye benzeyen bir bölüm yapıp ısınma ihtiyaçlarını karşılardı.

Dini bayramlardan ince hazırlıklar yapılır, tatlılar, börekler, baklavalar ve güzel yemekler hazırlanırmış. Bayram günü büyüklerin ellerini öpmek en önemli adetlerindendir. Çocuklara çerez,yemiş gibi yiyecekler vererek sevindirmek diğer bir adetleridir. Bayramların 2. veya 3. Günü dernek adı verilen yerde genç kızlar ve kadınlar toplanırlar, maniler söyleyip oyunlar oynarlarmış. Ramazan ayında komşulara ve fakirle yemek verilir, arkasından mevlit veya kuran okutulurmuş.
 
Örf, adet, gelenek ve görenekler

Gülşehir Muhacirlerinin zengin bir kültürü vardır. Düğünleriyle, giyimleriyle, yemekleriyle, oyunlarlar, türkü ve manileriyle Anadolu Türkleriyle benzerlik gösterirler. Unutulmaya yüz tutmuş olan kültürlerini muhacirler kısmen devam ettirmeye çalışmaktadırlar.

Düğünleri
 
Selanik Türklerinin tamamı müslümandır. Bu nedenle düğünleri imam nikahı yapılmadan başlamazmış. Düğünleri son derece şatafatlı olurmuş. Kız ile oğlan birbirlerini tanımadan görücü usulü ile babaların isteği doğrultusunda evlendirilirmiş. Başlık parası almadan kız verilmezmiş. Gelinin çeyizi kalın denilen yatak,yorgan,yastık gibi eşyalar eşeklerle davul zurna eşliğinde gelinin evine götürülürmüş. Eşeğin üzerine 4-5 yaşlarında bir çocuk oturtulurmuş, Gelin bu çocuğun elini öper gömlek verirmiş. Karşılığında ise para kesesi ve havlu alırmış. Kına gecesi yapılır, at ile gelin götürülürmüş. Gelin götürülürken kadınlar def denilen çalgı aleti ile türkü ve maniler söylerlermiş. Düğünlerde sofranın ardı arkası kesilmez, biri kalkar bir diğeri kurulurmuş. Düğüne gelen eş,dost ve akrabalar hediyeler getirir, tatlılar börekler ve tebrişli götürürlermiş.

Giysileri
 
Bayanlar : Gömlek, Dimi (Şalvar), bellerine sardıkları çevre, uzun işlemeli üç parçaya ayrılmış yelek(Üç Etek), şal, salta, fıta ve pazenden dikilen elbiseler giyerlerdi.

Erkekler: Başlarına fes, üzerlerine gömlek,cepken,altlarına dar paçalı yanlarında düğmeleri olan şalvar, ayaklarına çamurluk veya çarık denilen ayakkabı giyen muhacirlerin bu gelenekleri unutulmaya yüz tutmuştur.

Türkü ve Manileri

Karadut Parmak gibi
Nişanlım kaymak gibi
Gel mavilim gel
Sür Şahilim sür.

Ayna attım çayıra
Şavkı düştü bayıra
Mevlam bizi kayıra
Gel Mevilim gel
Sür Şahilim sür.

Yunanistan’da kalan ve bir yunan komutanı ile zorla evlilik yapan Nazik isimli bir Türk kadını, Yunan Zulmünden kurtulmak için üç çocuğunu Yunanistan’da bırakarak Türkiye’ye kaçar ve şu türküyü yakar.

Çıktım köprüye...
Üç çocuğu atarken yumuverdim gözümü, köprü sallandı
Aç kapıyı kız anne, Yunandan kızın geldi...

Dil Hususiyetleri ve Şive Farklılıkları

Muhacirlerin konuşmalarına başlamadan önce önce ve konuşurken her cümlenin önüne “Mar” veya “Bire” gibi ünlemleri kullandıkları görülür.

  “Mar yavrum bilmem ki niçi yaparsın” gibi.

“H” harfi ile başlayan kelimelerde bu harfin düştüğü görülür. 

  Hasan - Asan
  Halil - Alil
  Hasibe - Asibe

Bazı kelimeler de b – p değişikliği görülür. 
 
Bilinen bazı şive farklılıkları ise şunlardır:
 
 Binmek  Pinmek
 Böyle  Büle
 İşte  Te
 Şöyle  Şüle
 Yaparsın  Yapınsın
 Buraya  Burayı
 Çocuk  Pedi
 Uzak  Çok
 Ah yavrum        Ma yavrum       
 Bahçe  Baçe
 Makas  Sındı
 Su Tası  Maşrafa
 Dizlik  Fıta
 Tava  Bakraç
 Işık  Şavk
 Öğretmen  Muallim
 Anne  Nina   
 Metre  Arşın
 Kg.  Okka
 Sürahi  Boduç
 Kiprit  İşpurta
 Etek  Entari
 Hindi  Mısırga
 Domates  Banadura
 Ahır  Dam
 Alay Etmek  Maytap oynatmak
 Tuvalet  Ayak yolu
 Eşek  Merkep


 

Muhacir Yemek ve Tatlıları

Mısır Ekmeği:
Mısır ununa ince karbonat atılır, tepsiye göre açılıp kapamada pişirilir.

Nişasta: Buğdaydan yapılır, buğday yıkanır temizlenir ağzı kapalı küplere konulur, üzerine su doldurulur, yirmi gün bekletilir, özü çıkartılır un haline getirilip helva yapılır.

Tarhana Ezmesi: (Eskiden şeker yokmuş pekmez kullanılırmış.) Çiğ buğdaydan yapılır, üzüm çiğnenir şerbeti alınır. Şerbet haşlanırken iri buğdaylar içine atılır, nişasta ile pişirilir. Küçük kesilir ve güneşte kurutulur.

Gerekli (Peynirli) Pide: Hamura yoğurt konur tuz ilave edilir iyice yoğrulur ve kap haline getirilir. Açılan kap ‘ların bir kısmı saç üzerinde pişirilir. Geniş bir kapta yumurta,süt,karbonat,yağ,nane atılır saç üzerinde pişirilen kap’lar tek tek hazırlanan bu suya bastırılır. Tepsiye konulur ve aralarına peynir döşenir ve kapamada pişirilir.

Tatar Böreği: Yumurta,tuz hamura konulur, kabı açılır, kap dört köşe kesilir, kesilen kap’ların içine kıyma konulur ve üçgen şeklinde bükülerek hafifçe gevretilir.

Çerepene Ekmeği: Maya,tuz,karbonat hamura ilave edilir. Hamur sıkıca yoğrulur, Ekecik tepsisinde ısıtılır, hamur tepsiye konulur. Hamurun altı kap tutuncaya kadar bekletilir. Sonra hamurun üzerine soğuk kül dökülerek ekecik tepsisi ile kapamada pişirilir.

Haşlama: Su kaynatılır içine un atılır ve ikisi karıştırılır. Hamur soğumaya bırakılır, tepsiye yağ dökülür hamur ince açılır ve pişirilir. Hamur pişince çıkartılır ve üzerine pekmez şerbeti dökülür.

Pırasa Kayganası: Pırasa haşlanır suyu süzülür iki yumurta ve un ile karıştırılır, yağda kızartılır tepsiye döşenir üzerine yumurtalı su dökülerek yenilir.

Zerdali Yahnisi: Et soğan kavrulur, zerdali ve pekmez içine atılır.

Yazma Tatlı: Yumurta,yağ,ceviz yada fındık ezilir, içine şeker atılır kaplar içine şeker atılır, kaplar içine bu ürünler tek tek döşenir ve kapama da pişirilir.

Gevrek: Yumurta, süt (Yoğurt) tuz yoğrulur. Kareler biçiminde kesilir ve güneşte bekletilir.

Soğanlı Börek: Soğan,buğday,yağ,yeşil biber iyice kavrulur, tuz maya ve ısıl su katılarak hamur hafif yumuşak biçimde yoğrulur, kaplar ince biçimde açılır ve içi kaplara döşenerek kapamada pişirilir.

Keşkek: Kuru et haşlanır, çiğ buğday pişirilir içine üzüm,fasulye,nohut,pekmez atılır, ayrıca fındık çetene atılır ve piştikten sonra sıcak servis yapılır.
 
Muhacir Oyunları

Orta Asya’dan Anadoluya kadar bir çok Türk elinde kutlanan nevruz bayramının muhacirler tarafından da kutlandığı görülür. Baharın gelişini kutlamak için toplanan muhacirler bir çok oyun oynarlar. Bunlardan en önemlisi Mantufar oyunudur.

Mantufar Oyunu: 25 Martta oynanan bu oyunun oynanma şekli şöyledir:

Nevruz bayramının bir gün öncesi her ev at ile dolaşılarak çeşitli eşyalar toplanır. Toplanan bu eşyalar bir küpe konur ve sabaha kadar gül ağacının altında bekletilir. Nevruz günü çömlek köy meydanına getirilir, çömleğin başına bir çocuk kafasına eşarp bağlanarak oturtulur. Maniler söylenerek çömleğin içindeki eşyalar çıkartılır. İlk kimin eşyası çıkarsa maniyi o kişi söyler, pilav pişirir tüm mahalleye dağıtır. Boşalan çömleğe su konur, o su ile yüz yıkanır. Böylece yıl boyunca hastalıklardan uzak kalınacağı düşüncesi vardır. Bütün bunlardan sonra çömlek tekrar gül ağacının altına konulur. Çömlek tekrar genç kızlar tarafından açılır. Çömleği ilk açan kızın erken evleneceğine inanılır.

Börek Çörek Oyunu: Dini bayramlardan önce arife günü çocuklar mahallelerini gezerek büyüklerinin yaptıkları çörek ve börekleri toplarlar. Çocuklar geldikleri bütün evlerin önünde “Çörek-Börek vermeyenin tavuğunu tilkiler yesinler” derlermiş. Böylece çocuklar bayramlarda çeşit çeşit yiyecek yeme fırsatını bulurlarmış.

Yağmur Gelinine Dua Oyunu: Yağmur yağdığında şükür mahiyetinde oynanan oyundur. Oynama usulü şöyledir: Süpürgeye kol takılarak, eşarp bağlanarak geline benzetilir. Geline benzeyen bu süpürge ev ev gezdirilir, süpürgeye yağmur gelini denir. Her evin önünde “Yağ yağ yağmur teknede hamur, ver Allahım ver sicim gibi yağmur” tekerlemesi söylenir. Her evden çıkan bir kişi yağmur gelinin üzerine su döker, yağmur gelinini gezdirenlere bulgur verilir. Sonunda toplanan bulgurlarla pilav yapılır, yağmur gelinini gezdirenler tarafından yenilir.

Urgan Oyunu: Nasıl oynandığı, ne zaman oynandığı hakkında bir bilgi olmamakla birlikte Anadolu da oynanan ip atlama oyunuyla benzerlik gösterdiği rivayet edilmektedir
 

Gulsehir Dimitrius Orthodox Church (Rum Kilisesi)

Karşı Kilise (St John Church)

Karşı Kilise, Vaftizci Yahya Kilisesi veya Aziz John (Saint John, Saint Jean) Kilisesi olarak ta bilinir ve Kapadokya’da bozulmadan kalmış en guzel freskolara sahip kilisedir.
 
Kapadokya’nın görülmeye değer kiliselerinden biri olan Karşı Kilise Nevşehir’den Gülşehir’e giderken hemen Gülşehir girişinde, sol tarafta yer almaktadır. Ana yoldan sarı tabela ile ayrılan yaklaşık 500 m’lik yol sizi önünde park yeri bulunan kilisenin yanına kadar götürecektir.
 
Karşı Kilise  
 

Gulsehir, Karsi Kilise Girisi (Entrance to Karsi-St John Church) 

 

Karşı Kilise insan eliyle kayalara oyularak yapilmis bir kilisedir. Kilise, apsisinde yeralan yazıtına göre 1212 yılına tarihlenmektedir. Disaridan bakildiginda kilisenin sadece on yuzu gorunmekte olup, yuzeydeki renk fakliliklari dogal kaya katmanlarinin renginin farkli olmasindan dolayidir. Kapinin uzerindeki nichlerde herhangi bir boya izi yoktur.

Kilisenin ici iki katlidir. Eskiden iki kati birbirine baglayan tas merdiven tahrip olmustur, ancak gunumuzde ahsaptan  yapilma bir merdivenle ikinci kata cikmak mumkundur. Kilisenin icinde sadece kucuk bir pencere olmasi icerideki resimlerin gunes isinlarindan korunmasini saglamistir.

 
Birinci Kat
 
Kilise'nin birinci kati daha once yapilmistir. Alt kattaki kilise, şarap mahzenleri, mezarlar, su kanalı ve górevlilere ait mekanlar, üst katında ise İncil'den alınmış Gospel hikayelerini resmeden sahnelerle süslenmiş bir diğer kilise yer almaktadır. Girişin sağında ise kısa bir tünelden geçilerek ulaşılan, görevlilerin kalması için yapıldığı düşünülen bir yatakhane odası bulunmaktadır.
 
Alt katta yer alan kilise haç planlıdır ve haç kolları beşik tonozludur. Bu kilisede süslemeler doğrudan kaya üzerine kırmızı aşı boyası ile resmedilmiştir.
 
Resimler arasında stilize hayvan motifleri, haç şekilleri ve geometrik bezemeler dikkati çekmektedir. Tek apsisli olarak yapılmış olan alt katın tavanı çökmüş durumdadır. Alt katı üst kata bağlayan taş merdiven ise yıkılmıştır. Yıkılan merdivenin yerine bugün ahşap bir merdiven yapılmıştır.
 

Asagi kattaki suslemeler tek renkle yani kirmizi ile yapilmis basit geometrik desenlerden olusur. Bu desenlerin tarzi kilisenin Villieme IX iconaclast doneminde yapilmis olduguna isaret etmektedir. O donemde kutsal insanlarin resimlrinin bu insanlari yeterince yansitmayacagi dusunulmekteydi. Bu donemde yapilan figurlerin canli varliklarin resimllenmesini yasaklayan islamiyetin etkisinde oldugu da dusunulebilir. Ancak duvarlarda bazi hayvan resimlerini gormek mumkundur,


Alt kata ait kilise, tek apsisli, haç planlı, haç kolları, beşik tonozludur. Merkezi kubbesi çökmüştür. Süsleme açısından direk ana kaya üzerine kırmızı aşı boyası ile stilize hayvan, geometrik ve haç tasvirleri resmedilmiştir.
 
 
Fotograftaki sahne tabandan cekilmis olup tavanin merkezini gostermektedir.Sadece kilisenin altar kismi muhafaza edilememistir.
 
Ikinci Kat
 
Ikinci kat sonradan oyularak yapılmıştır ve kilisenin ikinci katına günümüzde eklenmiş olan ahşap bir merdivenle çıkılmaktadır. Ikinci kattaki kilise sadece bir bolumden olusmakta, ve asagidaki kiliseye gore oldukca zengin duvar resimleri ile suslenmis bulunmaktadir. Resimlerdeki zenginlik, bu katin daha sonralari yapildigina isaret etmektedir. Duvar ve tavandaki resimler Hazreti Isa’nin hayatindan cesitli kesitleri resmeder.
 
İkinci katta merdivenin karşısında kilisenin apsisi yer alır. Üst kattaki kilise tek apsisli ve beşik tonozludur. Apsisindeki yazıttan 1212 yılında yapıldığı anlaşılan Aziz Jean Kilisesi, döneminin önemli sanat merkezlerinden birisi olmuştur.
 
Ana apsisteki resimlerin dışında oldukça iyi korunmuş olan kilise siyah bir is tabakası ile kaplıydı. Kilise restorasyonu ve konservasyonu 1995 yılında Restoratör Rıdvan İşler tarafından yapıldıktan sonra bugünkü haline gelmiştir.

Kilise içindeki freskler gerçekten hayranlık uyandıracak güzelliktedir. İncil’den alınmış sahnelerden esinlenilerek yapılmış freskler geç döneme aittir. Bu freskler birçok bakımdan benzersiz özellikler taşımaktadır. Benzersizlikleri yer yer işlenen konular açısından olmakla birlikte, asıl dikkat çekici öğe konuların resmediliş tarzındaki farklılıklardır. Siyah zemin üzerine, ağırlıklı olarak sarı ve kahverengi renkler kullanılarak yapılan freskler, canlılığı ve çarpıcı sahneleri ile dikkat çekicidir.
 
Fresklerde işlenen konular arasında, Kapadokya bölgesi kiliselerinde ender rastlanan son yargı sahnesi dikkat çekicidir. Bunun yanı sıra son yemek sahnesi, ihanet, vaftiz, Meryem’in ölümü, İsa’nın çarmıhtan indirilişi, kadınlar boş mezarın başında sahneleri ile çeşitli aziz tasvirleri göze çarpmaktadır.

İsa ve İncil konularını içeren kilisede sahneler bantlar içinde frizler halindedir. Siyah zemin üzerine sarı ve kahverengi renkler kullanılmıştır. Niş tonozlarında ve cephelerinde bitkisel ve geometrik motifler tercih edilmiştir. Batı duvarda Kapadokya Bölgesi'nde oldukça nadir olarak resmedilen son yargı sahnesi yer alır.
 
Kilisenin icinde bir tek pencereden gelen isikla aydinlanmis sahane bir atmosfer vardir.

 

Church of St John, near Gulsehir, Goreme, Turkey

 

Sahneleri:

1. Apsis* : Deesis**, ön cephesinde kuş tasvirleri altında Müjde.

* Apsis: Kiliselerde koronun arkasında bulunan ve camilerdeki mihrap kısmının karşılığı olan, tonoz ya da kubbe ile örtülü bölüm.

** Deesis: Yunanca bir kelime olan "deesis" in sozluk anlami "taniklik etmek uzere tanriya yakarmak" tir. Sanatta, ozellikle Bizanzlilarda Isa'nin taclandirilmasinin Aziz Meryem, Vaftizci Yahya ve melekler tarafindan izlenmesi sahnesi olarak ortaya cikar, ki bu Iconostasis*** te sık rastlanan bir sahnedir.


*** Iconostasis: Erken hristiyanlik donemlerinde bir duvara resmedilen ikonolar ve dini resimler demektir. Yunanca bir kelime olan iconostasisin bugunku anlami ikonlarin bulundugu yer demektir.


2.  Tonoz*:  Madalyonlar içinde Tevrat Peygamberleri;
 
* Tonoz, bicimi alttan icbukey olmak uzere tas ya da tugla ile orulmus (bu kilisede kaya icine oyulmus) yarim silindir biciminde tavan.

Gülsehir - Church of St. John - frescoes by Traces in the Sand. 
 
 
Tavanin ortasindaki madalyonlar 7 peygamberi resmetmektedir. Resmin en ustu kilisenin arka tarafina dusmekte, resimler ocak kismina bakmaktadir (¿?)

Yukaridan asagiya resmedilen peygamberler sirasiyla sunlardir :
1. Ibrahim
2. Isak
3. Yakup
4. Musa
5. Isa
6. Suleyman
7. Davud. (Davud peygamber sadece bir kral olmasina karsilik peygamber olarak dusunulmektedir)

 
3. Güney Duvar:   Havarilerle Son Yemek, Yahuda'nın İhaneti, İsa'nın Vaftizi,  
 
Havarilerle Son Yemek

Bu resimde kutsal bir Persembe gunu, Isa'nin tutuklanip yargillanmasi ve sonra da carmiha gerilmesinden once havarilerle yedigi "Son Yemek" resmedilmistir. Bu kilisedeki resimleri cizen kisiler Isa'nin hayati, ve mucizeleri ile pek ilgilenmemis izlenimi vermektedirler, cunku bu sahnelere kilise duvarinda yer vermemislerdir.
 
 
Onde soldan bas taraftaki kisi Isa'dir, ki bunu basinin uzerinde icinde hac isareti bulunan isik halesinden anlamaktayiz. Onde sagdan birinci kisi sakalindan anlasildigi kadariyla Aziz Peter'dir.

Buradaki planda, masanin arkasinda Isa’nin 12 havarisi resmedilmistir. Sagdan ikinci havarinin basinin arkasinda isik halesi cizilmemistir, ki bu kisi Isa’ya ihanet ederek tutuklanmasini saglayan Yehuda’dir (Judas). Isa'ya ihanetinden sonra Yehuda havarilikten cikarilmis, ve havari sayisi 11 olmustur. Burada Yehuda'nin eli masadaki yemegi kesmeya uzanmis olarak gosterilmistir. Bunun anlami Yehuda'nin Isa'dan sonra yemegin ilk servis edildigi kisi olmasidir.

Masada iki sarap kadehinin ortasindaki buyuk kenari suslemeli tabakta son yemek olarak buyuk bir balik yer almaktadir. Gunumuzde son yemekte sunulan yiyeceklerin sarap ve ekmek oldugu kabul edilmistir. Ancak bu resimde son yemegin ekmek yerine balik gosterilmesi ilginctir. Incil'in bazi eski nushalarinda Isa'nin son yemeginde Celile Golu (Sea of Galilee) yakinlarinda havarileri ile balik yedigi yazilmistir. Bu resimde balik olmasi Gulsehir'de bulunan o zamanki ilk hristiyan topluluklarinin son yemekte balik yendigine inandigini gostermektedir. Kimbilir, belki de Gulsehir'in icinden gecen Kizilirmak'taki baliklardan esinlenmislerdir.

 

 

 Yehuda'nin ihaneti

 
 
 
Bu resimde Yehuda’nin Isa'ya ihaneti tasvir edilmistir. Isa ve 12 havarisi bu gunku Jerusalem yakinlarindaki Zeytin Dagi’nin eteklerinde Gethsemane bahcesinde toplanmislardi. Isa’nin 12 havarisinden biri olan Yehuda (Judas) Isa’yi tutuklamaya gelen Yahudi askerlerine orada bulunanlardan hangisinin Isa oldugunu, onu operek ele vermistir. Bu olay Incil’de Yehuda’nin Isa’ya ihaneti olarak gecer. Burada Isa’nin basinda, ortasinda hac bulunan bir isik halkasi resmedilmistir. Yehuda’nin bu ihanetinden sona Isa bu freskin iki tarafinda resmedilen askerler tarafindan tutuklanirken, Isa’nin ayaklarinin dibinde ise elinde bicak tutan Peter (basinda bir isik halesi vardir ki bu onun havarilerden birisi olduguna isaret eder) Isa'yi tutuklattirmak isteyen Yahudi basrahibi Caiaphas'in hizmetkarlarindan Malchus'in kulagini elindeki bicakla kesmektedir. Incil’deki rivayete gore ise Isa gorevi kendisini izleyerek, duyup gorduklerinin basrahibe iletmek olan Malchus'u affederek kesilen kulagi tekrar yapistirmistir.
 
 
Isa'nin vaftizi

Buradaki resimde Isa’nin Urdun nehrinde vaftiz edilmesi tasvir edilmistir. Sol tarafta vaftizci Yahya (St. John the Baptist), nehirde ciplak resmedilen Isa’nin basindan asagiya su dokmeye calismaktadir. Ancak resimde asagiya dokulen su gorunmemekte, sanki Vaftizci yahya, elini Isa’nin basina koymus izlenimi vermektedir. 
 
 
 
Sag tarafta bu olaya gozculuk eden iki melek resmi cizilmistir. Isa’nin basinin uzerinde bulunan guvercin “Tanrinin Ruhunu” temsil etmektedir, ve Isa’nin basindan asagi suzulmektedir. Isa'nin vaftiz edildigi nehirde baliklar cizilmis olup, sol tarafta bir melek borazan uflemekte, sag tarafta ise ne oldugu pek anlasilamayan bir nesne gorunmektedir.

4.  Kuzey Duvar: İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, Kadınlar boş mezar başında, İsa'nın cehenneme inişi;
 
Isa'yi çarmıhtan indirilirken gosteren sahne
 
Kilisenin an az muhafaza edilebilmis bolumu Isa’nin carmiha gerilisi sahnesinin de bulundugu duvardir. Isa’yi carmihtan indililirken gosteren bu sahnede Meryem (muhtemelen yuzu silinmis olan) ve Arimathaea’li Yusuf (Joseph) of resmedilmistir. Isa’nin carmiha gerildigi ana kadar onun gizli bir havarisi olan Joseph, Isa’yi carmihta gordukten sonra artik bu durumu gizleyememis ve Isa’yi carmihtan indiren kisilerden birisi olmustur.  
 
Freskin sag tarafinda isa’nin havarilerinde birisi (muhtemelen vaftizci Yahya) yeralmaktadir. Ayrica biri sagda ve biri solda olmak uzere iki melek bu olayi izlemekte, carmihin uzerinde biri ay digeri gunesi temsil eden iki daire bulunmaktadir.
 
 
Isa'nin yeniden dirilisini gosteren sahne

Asagidaki bu freskin sol tarafinda beyazlar giymis bir haberci melek ve Isa’nin olusune tutsu yapmaya gelmis iki kadinin Isa’nin bos mezari ile karsilasmalari resmedilmistir. Haberci melek sol taraftaki kadinlara freskin ortasindaki tabani sari, ici bos dikdortgeni (muhtemelen tabut) isaret etmektedir. Freskin sag tarafinda ise siyah bir elbisenin uzerine kirmizi bir atki ile dirildikten sonra resmedilen Isa, bir insanin elini tutmaktadir. Bu kisi ilk yaratilan insan Adem olup, olumden sonra Isa tarafindan kurtarilan ilk kisi olmustur. Isa’nin ayaklarinin dibinde yari insan yari hayvan bir yaratik (ki bunun yenilmis bir seytan oldugu dusunulebilir) yatmaktadir. Diger kiliselerde bu yaratik seytanin Adem’in ayaklarina yapisarak son cirpinislarini gostermesi seklinde resmedilmistir. Ya kilise duvarlarinde yer kalmadigi, ya da buradaki dini temalari resmeden kisilerin konuya ilgisizliklerinden dolayi, Isa’nin dirilisinden sonraki olaylarin resimleri bu kilisede yer almamaktadir.

 

   


Bu freskin orta alt bolumunde muhtemelen Isa'nin mezarina gozculuk eden iki Roma askeri oldukca kucuk boyutlarda cizilmistir. Bu askerlerin buyutulmus ebattaki resimleri asagidadir.
 
Karsi Kilise, Isa'nin mezarina gozculuk eden Roma Askerleri, Kaynak: Pamuk, Flickers

Meryem'in ölümü ya da uykuya dalisi (Koimesis, Dormition of Mary)

  

Bu duvarin sol alt kosesinde "Meryemin Olumu" ya da "Uykuya Dalisi" tasvir edilmistir. Meryemin tabutunun etrafinda solda bes ve sagda alti havari resmedilmistir. Isa’nin oniki havarisinden Yehuda, daha sonra Isa’ya ihanet ettigi icin bu freske dahil edilmemistir.

 
 
Soldaki havarilerden besincisi Vaftizci Yahya olup Meryem’in ayaklari dibinde egilmis durumdadir. Havarilerin cektigi aciyi yuzlerindeki aglama ifadesinden veya ellerini yuzlerine koyma sekillerinden anlamak mumkundur. Freskin ortasinda arkasinda iki melek bulunan Isa’nin resmi vardir.

Bu sahne Incil’de “Meryemin uykuya dalisi (Dormition of Mary)” olarak yeralmaktadir. Ortodoks dogu kileselerinin yorumuna gore Meryem uykuya daldiktan sonra Isa gokyuzunden gelmis ve Meryem’in ruhunu ve bedenini yeniden dirilis gununu beklemeden dogrudan cennete goturmustur. Bu yuzden Dogu kiliseleri bu olayi Meryem’in olumu olarak degil de uykuya dalisi olarak yorumlamakta ve bu gunu onemli bir gun olarak kutlamaktadirlar.

Fırında üç Yahudi Genci 


Batı Duvari:   Giristeki pencereli duvar   
 
 
 
 

Orta ust resim: Bu duvarin ust kismi Aziz George ve Aziz Theodore’un iki at uzerindeki resmini tasvir eder. Her bir Aziz’in elinde birer zirh ve yerdeki yilani veya ejderhayi parcalamaya yarayan bir mizrak vardir, Madalyonda resmedilen melek ise bu manzarayi izlemektedir. Bu Melegin Isa olma ihtimali de vardir.

Sol Orta Resim: Iyilikle Kotulugun savasi ve Hades'in Ejderi
 
Resmin sol tarafinda Isa elindeki bir iple bir grup insani (uc onde, bes arkada) tutmaktadir. Resmin sag tarafina iki ciplak karakterin bindigi bir ejderha resmedilmistir. Bu karakterlerden birisi seytani birisi de olumu temsil etmektedir. Bunlar ellerinde tuttuklari bir cubukla onlerindeki bir insani yakalamaktadirlar. Ejderha sadece arkasi ve ayaklari gorunen bir kurbanini yutmaktadir. Ejderhanin altindaki onbir siyah bas cehenneme gitmis insanlari temsil etmektedir. 
  
Ejderha ile soldaki insanlarin arasinda kanatlari olan ve cinsiyeti belli olmayan ciplak bir melek onundeki beyaz sakalli uc adamin sakallarini cekmektedir. Bu uc sakalli adamin Ibrahim, Isak ve Yakup peygamberler oldugu dusunulmektedir.  Ciplaklik seytana ait bir sey oldugu icin bunun gozden dusmus ve azizkeri bastan cikarmaya calisan bir melek oldugu dusunulmektedir. Bu fresk bize iyi ve kotu guclerin mucadelesini gostermekte, sonucta kotulugu temsil eden seytanin aldattigi insanlar cehenneme gitmektedirler. Bu freski "İsayı ele veren Yahuda Iskariot’un Hades’in Ejderine binmiş sahnesi" olarak yorumlayanlar da vardir, ve bu sahneyi başka bir kilisede görmek mümkün değildir.  
 
Sol Alt Resim: Meryem ve Yusuf (Isa'nin anne ve babasi)
 
Bu duvarin sol alt kosesine cizilmis bu resimde Isa’nin anne ve babasi ve onlarin iki cocugu resmedilmistir. Isa’nin babasi Yusuf solda bulunmakta, iki elini ise iki cocuk karakterinin basinin uzerinde tutmaktadir. Bu durum Yusuf’un cocuklar ustundeki otoritesini gostermekte olup bize cocuklarin Yusuf'un cocuklari oldugunu anlatmaktadir.
  
Sagda resmedilen Meryem Yusuf’un bu otoritesini sadece seyretmektedir. Dogu’daki ortodoks kiliselere gore bu cocuklar Yusuf’un birinci evliliginden olan cocuklari olup, Meryem’in bakireligini korumasi nedeniyle onlarin annesi olamayacagi seklinde yorumlanmaktadir.
 
Sag Orta Resim: Mahserde son yargi

Mahser Gununu anlatan bu resimde dort karakter bulunmaktadir: Bu kompozisyonun ortasında yer alan, tahtta oturmuş İsa insanları yargılamaktadir.
Basinin arkasinda bir isik halesi olmasa ve iki kanadi olsa bile resmin orta us kismindaki bu karakterin Isa oldugu dusunulmektedir. Resmin solunda verilen cezanin infazini gozlemekten sorumlu iki melek, ve saginda ise yargilanan bir insan figuru yeralmaktadir. Yargi gununun ilk sahnesi olan bu resim Kapadokya’da pek rastlanilmayan bir resimdir. Incil'e gore Tanri her seyin uzerinde ve egemendir ve ahiret gununde bütün insanlar diriltilip mahserde yargılanacaktir. Burada bir terazide ruhlar günahlarına göre tartılır ve günahı olanlar bir tarafa gider, diğerleri cennete. İsa’nın bu yargılaması, ölülerin diriltilmesi, karaların ve denizlerin ölüleri vermesi Incil'de betimlenmiş durumdadır.
 
Bu sahnenin alt sag kisminda cizilen kucuk boyuttaki ciplak insan heykeli, insanin bu dunyada ciplak olarak dogup ciplak olarak olecegini hatirlatmaktadir. Burada Kapadokya'daki baska kiliselerde pek gorulmeyen bir sekilde her insanin oldukten sonra gunah ve savaplarinin bir terazide tartilacagi anlatilmaktadir. Insanin cennete ya da cehenneme mi gidecegi terazide agir gelen tarafa gore belirlenecektir.
 
Bu terazi dengesi Misir'da bulunan piramit mezarlarda tanri Horus'un yuce yargic rolu oynadigi fresklerde de gorulmektedir ki bu da bize Gulsehir'deki bu kiliseyi yapanlarin Misir'daki Iskenderiye sehrinde yasayan Hristiyanlarla bir bagi olabilecegini gostermektedir. Burada terazi dengesi yargilanan insanin gunahlarinin sevaplarindan agir geldigi seklinde resmedilmistir (?). Ancak burada resmedilen sahne protestanlarin "her insanin dunyadaki sevaplari tarafindan degil de Isa tarafindan kurtarilacagi" inancina ters dusmektedir.

Bu freskte duvarda terazinin saginda ve solunda cizilen iki daireden solda olani cenneti, sagda olani ise cehennemi gostermektedir.
 
Koruyucu Melek - Annunciation
 
Kilisenin duvarlarinin en alt kismi azizlerin, kiliseyi koruyan meleklerin ya da o donemde kilisenin ileri gelenlerinin resimlerine ayrilmistir. Bu resim kilisenin girisinde yer almakta olup koruyucu bir melegi gostermektedir.  
 
Imparator Konstantin ve Annesi Helena

Bu resimde hristiyanligi resmi din olarak secen Bizans imparatoru Konstantin ve annesi Helena resmedilmistir. Olumunden kisa bir sure once vaftiz olan Konstanin’in basinin arkasinda bir isik halesi bulunmaktadir ki bu onun azizler mertebesinde goruldugunu gosterir. Imparotorun annesinde de bu isik halesi gosterilmis olup bu durum onun da kutsanmis bir kisi olarak algilandigini gostermektedir. Helena Kudus’e yaptigi bir hac ziyaretinden sonra Isa’nin carmiha gerildigi yerde ilk kiliseyi (The Church of the Holy Sepulchre, Latin: Sanctum Sepulchrum, Church of the Resurrection), yaptirmis, ve oglu Konstantin’i de hristiyanligi kabul etmeye ikna etmistir.   
 
Her ikisi de ortadaki haci tutarak Isa’ya bagliliklarini ifade etmektedirler.
 

Bu resim Imparator Konstantin ve annesi Helena'nin resminin yaninda yer almaktadir. Resimdeki kisinin elinde kapagi acik bir kutu bulunmaktadir, Bu kisinin bu kilise yapildigi zamandaki kilise papazi ya da kilisenin yapimina maddi katkida bulunan yorenin ileri gelen bir kisisi oldugu tahmin edilmektedir. Bu kisinin resminin cevresinde herhangi bir hac isaretinin oilmamasi onun normal bir olumlu olduguna ayrica bir isarettir.
 
Dikey kayittaki "PANTE..MON" kaydindan yola cikarak, resimeki aziz kisinin adinin Pantelimon olabilecegini tahmin edenler olmustur.

 


 

 

Bu resimde solda bulunan kisinin, elinde kilic olan bir asker oldugu, resimdeki kayittan (PR O K O P) da isminin Aziz Procopius oldugu tahmin edilmektedir.

Sagdaki kisinin kim oldugu anlasilamamakla birlikte resimdeki kayittan (P H I T) adinin Epite ya da Epita oldugu tahmin edilmektedir.

 

Church of St John, near Gulsehir, Goreme, Turkey

Buradaki resimlerden bazilari ve duvar resimlerinin aciklamalarinin bir bolumu asagidaki web sayfasindan alinmistir:


Aziz Jean Kilisesi restorasyonu

Hıristiyanlık sonrası bölgedeki kiliselerin çoğu gibi Aziz Jean Kilisesi de tahrip edilmiş ve freskleri zarar görmüştür. Özellikle kilisenin içinde yakılan ateş duvarların isle kaplamis, ve fresklerin üzerini kapatmistir. Buna ilaveten mubadele sirasinda bolgeden ayrilan rum ahali, gitmeden once fresklerde bir kisim tahribatta bulunmuslardir. Su baskınları, erozyon ve doğanın verdiği yıpratma da buna eklendiğinde acil olarak korunmaya alınma ve restore edilme gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Bu amaçla 1995 yılında Kültür Bakanlığı ve ilgili kuruluşların çalışmaları sonucu kilisenin restorasyonuna başlanmış ve çalışmalar 1996 yılında bitirilmiştir.

Rıdvan İşler tarafından yürütülen restorasyon çalışmaları sonucu doğal tahribata karşı önlemler alınırken, freskler üzerindeki is tabakası itina ile temizlenmiştir. Kilise bugün muhteşem güzellikteki freskleri ile ziyarete açık durumdadır.
 

    karsi kilise
KAPADOKYA BÖLGESİ KİLİSELERİNDE KULLANILAN SEMBOLLER VE ANLAMI

Icinde hac bulunan isik halesi: Isa'yi temsil eder
 
Balık: İsa’yı temsil eder.
 
Geyik: Şifa ve sağlığı sembolleriyle kullanılır. Dirilişi temsil eder.
 
Hurma Ağacı : İsa’nın ölümsüzlüğünü temsil eder.

Çınar Ağacı: Doğurkanlık, bolluk, ve şifayı temsil eder.

Şarap: İsa’nın sembollerinden biridir.

Boğa: Gücü temsil eder.

Tavşan: Duyarlılık ve büyüyü temsil eder.

Arslan: Zafer ve kuruluşu temsil eder.

Horoz: Beyaz horoz iyi şansı, siyah horoz şeytanı temsil eder.

Tavus Kuşu: Diriliş ve hayatı temsil eder.

Güvercin: Bolluk ve barışı temsil eder, bazen de Tanrinin ruhunu temsil eder

Ciplaklik: Genellikle kotuluk ve yoldan cikmayi temsil eder

Ejder: Cehennemdeki kotulugu temsil eder

Elinde Hac tutan insan figuru: Isa'ya bagli ve ona inanan insanlari temsil eder
 

Karavezir Camii ve Külliyesi

KARAVEZİR SİLAHTAR SEYİT MEHMET PAŞA

Silahtar Seyit Mehmet Paşa, aslen Gülşehir'li olup 1735 yılında doğmuş ve küçük yaşlarda İstanbul’a giderek Saraydaki dayısı Aşçıbaşı Süleyman Ağa’nın yanında Helvahane’ye sığınmıştır. Sonra Zülüflü Baltacılar Ocağı’na kaydedilmiş (1759) ,burada gösterdiği başarıdan dolayı Hazine odası ikinci yazıcılığına tayin edilmiştir.
 
Bu sırada Veliaht Abdülhamit’in kahvecibaşlı olan kardeşi Mustafa Ağa’nın sayesinde Abdülhamit’in dikkatini çekti. Abdülhamit padişah olunca , has oda mabeyinciliğine , üç hafta sonra da hazine kethüdalığına tayin edildi. (1774) Bir yıl sonra da Silahtarlığa getirildi. Çok zeki ve caliskan olduğundan, gerek sarayda gerekse dışarda nüfus ve kudretini göstermiştir.
 
774 Kaynarca Antlaşması’ndan sonra ıslahat yapmak isteyen 1. Abdülhamit, sadrazam yaptığı kişilere geniş yetkiler vermiş ise de, bunlar arzu edilen yenilikleri yapamadıklarından sadrazamlık görevine 22 Ağustos 1779 tarihinde Silahtar Seyit Paşa’yı getirmiştir.
 
Paşa Muşkara'yı Nevşehir yapan İbrahim Paşa'nın yaptıklarını kendi kasabasına yapmak istiyordu. Bu nedenle 18 ay 17 gün süren kısa sadrazamlık devresinde bir çok hayırlı hizmetlerde bulunmuş, 30 haneli Arapsun'u (Gülşehir'in eski adi) bir külliye ile donattmistir. 
 
Külliye cami, mederese, hamam mektep ve 8 Çeşmeden meydana gelen bir külliyedir. Karavezir Seyit Mehmet Paşa'nın yaptırdığı Camii, Camii medrese üzerindeki kitabelerden Camii ve çeşme'nin 1779 da Medresenin ise 1780'de yapıldığı anlaşılmaktadır.


 

Bugün de bütün yapılarıyla ayakta olan ve hizmet veren bu görkemli eser Paşanın bir yadigarı olarak kaldı. Adının unutulmamasını sağladı. Fakat ne yazık ki Kızılırmak kıyısındaki Arapsun köyünden çıkıp devletin padişahtan sonra en yüksek makamına yükselme şerefine ulaşan Karavezir Seyit Mehmet Paşa kendisinden beklenenleri yapamadı. Devlet adamları ahlak çöküntüsü içindeydi. Rüşvet almış yürümüştü. Batışı durdurmak mümkün olmadı. Sadrazamlığı döneminde hiç bir yenilik yapılamadı. 18 ay 17 gun sadrazamlık yaptı. 20 şubat 1781 yılında eceliyle İstanbul’da ölmüştür. Mezarı İstanbul’da Sirkeci ile Eminönü arasında yer alır.

 
Karavezir Külliyesi

 

Gülşehir ilçesinde Karavezir Seyid Mehmed Paşa tarafından 1779’da yaptırılan külliye; câmi, medrese ve çeşmeden meydana gelmektedir. Câmisi Kuşunlu Câmi olarak da bilinir. Medrese 1960’ta tâmir ettirilmiş olup kütüphâne olarak kullanılmaktadır.

 
 
Osmanlı mimarisindeki açık avlulu medreseler grubundan olan bu yapı avlunun kuzey ve doğusundaki odalarla birlikte L biçiminde bir plan tipi göstermektedir.
 
Medresenin güneyindeki oldukça gösterişli mermer bir kapıdan avluya girilmektedir. Medrese avlusunun etrafı yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanmış sütunların oluşturduğu bir revakla çevrilidir.
 
Revakların arkasındaki odalar birbirinin eşi olup, içlerinde ocak ve dolap nişleri bulunmaktadır.
 
Hücrelerin üzerleri kubbelerle örtülmüştür. Yalnız güneydeki en büyük hücre diğerlerinden farklı olup, içerisinde de beş adet niş bulunmaktadır.

Günümüzde kütüphane olarak kullanılan medrese Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1960 yılında onarılmıştır. 
 

Gülşehir Karavezir Medresesi

 

Gülşehir’de 1778-79 tarihleronde Silahtar Seyit Mehmet Paşa tarafindan yaptirilmistir. Mimari Ebubekir Veledi Halil Efendi’dir. Külliyenin bir bölümünü oluşturan medrese caminin tam karşısında bulunmaktadır. Medresenin giriş kapısı üzerindeki kitabeden 1780 yılında yapıldığı yazılıdır.

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Mimari Özellikleri :  Medresenin 12 hücresi ve bir dershanesi vardır. Medreseye güneyden bulunan bir kapı ile girilir. Portalin tam karşısında ve girişin sağ tarafında hücreler bulunmaktadır. Hücrelerin ilki dershanedir. 13 ayağın taşıdığı revaklar dershanenin  ve hücrelerin önünü çevirmektedir.Bütün hücrelerin ve  dershanenin kubbeleri dıştan sekiz kenarlı bir kasnağa oturmaktadır.Kubbeye  pandantiflerle geçilmektedir.

 

Her odanın  kubbesi yanında  birer  bacası bulunmaktadır. Dershanenin kubbesi diğerlerinden yüksektir. Dershanenin ve hücrelerin  zemini önceleri kesme taş ile kaplı iken 1963 tarihinde yapılan  onarım esnasında çokgen şekiller yapılmıştır.

 

Revakların zemini kesme taş levhalarla kaplanmış olup  üzeri dam ile örtülüdür. Medrese  de yapı malzemesi olarak sarı ve beyaz renkte  kesme taş kullanılmıştır. Medreseye giriş yuvarlak kemerli  ve gayet sade olan portal   dikdörtgen bir silme içine alınmıştır. Onarım esnasında  ahşap olan kapı değiştirilmiş ve yerine yenisi takılmıştır. 
 
Hücrelerin  ve dershanenin  kapıları  dar ve yuvarlak kemerli olup hiçbir değişikliğe  uğramamıştır. Dershanede  dört , diğer  11   hücrede iki ve bir hücrede  de üç dar  ve sağır kemerli  pencere bulunmaktadır. Bu pencerelerin çerçeveleri  de 1963 yılında  yapılan onarım esnasında değiştirilmiştir.
 
Medrese 1933 yılından 1962 yılına kadar hapishane, 1962’den beri kütüphane olarak kulanılmaktadır. Medresenin planı L harfi şeklindedir.
 
  
Gulsehir Karavezir Medrese Kapisi
 
Medrese Kapısındaki  Kitabe :

Cenabı sadr-ı sikender zamir-i Dara – der

Şümül –i feyz-i atası cihana meşrebce

Müşir-i mekremet  aver ,semiyy-i fahr-ı rüsül

Ki nevk-i   fikreti  saib hemişe miskapca

Bu dar-ı  neşri  güzel yaptı hasbeten  lillah

Sebike-i ameli düştü vefki kalabca

Sezayazılsa  ser-i baba adilatarihi

Makam-ı ilm-i mekarım  tamam matlabca 1192

Namakahüveliyyüd-din Müteferrika-i derğah –ı ali ve Eminül  bina,1194 hicreti men  hulika’l-ardu ves sema.

Dershanenin  üzerindeki kitabe ayettir.

Em leküm kitabun  fihi tedrusun ,Kalem suresi , 57.ayet

    1193 (sene)

 

;;
 
 
Gülşehir Karavezir Hamamı

 

Gülşehir'se 1778 tarihinde SilahtarSeyit Mehmet Paşa tarafindan mimar Ebubekir  Veledi Halil Efendi'ye yaptirilmistir.
 
 
 
Gulsehir Karavezir Hamami, 2004
 
Mimarı  Özellikleri:  Hamam klasik Osmanlı  hamamlarında olduğu   gibi üç kısımdan oluşmuştur.
1.  Soyunmalık

2.  Ilıklık 

3.  Sıcaklık 
 

 

Gulsehir Karavezir hamami 2008
 
Hamamın giriş kapısı yuvarlak silme içine alınmış 1.80 x1.15 m. Ölçüsünde olup buradan 6.25 x 6.25 m. ölçüsündeki soyunmalık kısmına girilir. Burası  6.25 çapında bir kubbe ile  örtüdür.Kubbeye geçiş  tromplarla olup  dıştan sekizgen bir kasnağa oturmaktadır. Kubbe kasnağında birisi giriş kapısın  üzerinde , biriside girişe göre sağ kenarda   olmak üzere soyunma mahallini aydınlatan  iki küçük pencere vardır.
 
Soyunmalık bölümünden  pahlı bir çerçeve ile çevrili, yuvarlak  kemerli kapıdan  ılıklığa geçilir.Ilıklık bölümünün üzeri beşik tonozla örtülüdür. Ilıklıktan yuvarlak kemerli bir kapıdan sıcaklığa geçilir. Sıcaklık bir kubbe ile örtülüdür. Burada kubbeye geçiş trompla sağlanmıştır. Kubbe dıştan sekizgen kasnağa oturmaktadır. Sıcaklıkta beş musluk mevcut olup kurnaları mermerdendir. Hamamın  su haznesi girişe göre sağ taraftadır.
 
Soyunmalık yerinin duvar kalınlığı 1 metredir. Yapı malzemesi olarak  gri renkte kesme taş kullanılmıştır. Hamamın bozulan taşları 1963 yılında yapılan tamir esnasında değiştirilmiştir.
 

Yakin gecmiste yeniden restore edilen hamam gunumuzde halen kullanılmaktadır.
 

 

Gülşehir Karavezir Camii

Gülşehir’de 1778-1779 arihinde Silahtar Seyyit   Mehmet Paşa tarafindan yaptirilmistir.

 
Caminin mimarının sekiz akçe yevmiye ile çalışan Ebubekir Veledi Halil Efendi olduğu Karavezir’in  vakfiyesinde yazmaktadır.
 

 

Osmanlı mimarisinin karakteristik özelliklerini taşıyan cami, iki renkli kesme taştan yapılmış, kare planlı, ana mekanını kaplayan 11 m çapındaki kubbe dört kemer üzerine oturtulmuştur.
 
Kubbe dört sivri kemer ve köşelerde pandantifler ile beden duvarları üzerine oturmuştur. Kubbe ağırlığını kısmen köşe kuleleri ve payeler, kısmen de kemerler taşır. Giriş kapısı çerçevesinin üzerinde profilli barok üslupta mermer kitabe bulunmaktadır.

Yeşil zemin üzerine altın yaldızla işlenmiş madalyon şeklinde I. Abdülhamid’in tuğrası yer alır. Tuğranın yan taraflarında siyah, yeşil, mavi renkte yağlı boya ile boyanmış birer demet çiçek bulunmaktadır.
 
“Şahı-Şahani Hamidi Şeyh Sadr-ı Zişan-ı Silahtar Paşa, hayr-ı niyetiyle razı-i Hak içün, kıldı bu cami pür nuribina, sıdkile aşafı alişane, beş vakitte idelim hayr ve dua, tam tarih-i itmamın da oldı bir beyt ile lüfti göya, kıldı bu camii ehya-e lillah-i sahibi Sadr Mehmed Paşa 1193.”
 
Mimarı Özellikleri:  Karavezir Camii avlusu ile birlikte 17 x 23 metre ölçüsünde 393m alanı kaplamaktadır. Cami 10.50 m. ölçüsünde bir kubbe ile örtülüdür.Kubbe plastır  şeklinde çıkıntılarla kendini gösteren  dört sivri kemer ve köşelerde pandantiflerle  beden duvarları  oturtulmuştur.
 
Kemerlerin itme kuvveti güneybatı, güneydoğu, kuzeydoğu da köşelere  yerleştirilen  2.45  x   2.65 m. ölçüsünde  ağırlık kuleleriyle  karşılanmıştır. Kuzeybatı da bu kulelerin yerini minare kaidesi almaktadır. Cami  içinde 2.25 m. yüksekliğinde  altı adet  mermer sütunun birbirine yuvarlak kemerler vasıtasıyla bağlanarak  taşıdığı kadınlar mahfili vardır. Buranın döşemesi ahşaptır. Caminin zemini taş levhalarla kaplıdır. 

 

Duvar kalınlığı 1.45m. ölçüsünde olup sarı ,kırmızı ve beyaz taşlardan yapılmıştır. Harem cephelerde üç sıra halinde pencerelerle aydınlatılmıştır.
 
 
 
Cami  avlusunda , doğuda , batıda ve güneyde olmak üzere  üç kapı vardır. Doğuda ki  kapı büyük yuvarlak kemerli ,silme şeklinde iki çerçeve içine alınmış olup  sağ ve sol tarafında iki mihrabiye bulunmaktadır. Diğer kapılar  bundan  daha küçük ve yuvarlak kemerlidir. Caminin cümle kapısı  yuvarlak kemerli olup , her kemer taşının alnı sarı, kahverengi, siyah renkte boya ile somaki taklidi nakışlarla süslenmiştir.
 

 
 

Kitabesi giriş  kapısı çerçevesinin  üstünde bulunup mermerdendir.Kitabenin  üzerinde   barok üslupta  bir alınlık içine alınmış , yeşil zemin üzerine  altın yaldızla işlenmiş  madalyon şeklinde Sultan 1. Abdülhamit’in tuğrası bulunmaktadır. Tuğranın yan taraflarında siyah,yeşil ,mavi renkte yağlı boya ile boyanmış birer demet çiçek bulunmaktadır.

 

Camide üst üste  üç  sıra halinde kırk  pencere  vardır. Birinci sıradakiler 0,90 x 1,80 m. ölçüsünde  olup  sağır  sivri  kemerlidir.Diğer  pencereler  yuvarlak  kemerlidir.1,40 x  0,75  m. ölçüsünde olan mihrabın sağ ve sol tarafındakiler   diğerlerinden  küçüktür. Kubbe   kasnağındaki sekiz  pencere de  yuvarlak  kemerlidir.

 

Son  cemaat  mahalli  6  adet  mermer  sütun  ve  kuzey  cephe  duvarında  plastır şeklinde    beş   adet sütuncenin  birbirine  kemer  ile bağlanarak  taşıdığı üç  kubbe ve  bir  aynalı   tonozla  örtülüdür.Kubbeler  pandandiflerle  kemerlere   bağlanmaktadır. Aynalı  tonozla   örtülü  bölme  diğerlerinden daha  dar,sütunları  kısa  olup  minareye  yakındır.

 

Kuzey cephesinde fazla simetrik olmayan 6 sütunun taşıdığı üç gözlü son cemaat yeri bulunmaktadır. Üç kubbede de derinlemesine aynalı tonozla örtülüdür. Sütunlar birbirlerine basık sivri kemerle bağlanmıştır. Son cemaat yeri kubbeleri, içten pandantiflerle, dıştan kasnağa oturur. Kubbelerde yer yer nemden dökülmüş olmakla beraber kalem işi süslemeler bulunmaktadır.
 

Camiin ilk  yapıldığı  devre  ait küçük  bir  şadırvanı  varken  1895  tarihinde  bu  şadırvan  yıkılarak bunun  yerine  büyük  bir  şadırvan  yapılmıştır. Bu  şadırvanda  1968  yılında  dış  duvarlarda yapılan  onarım  esnasında  değiştirilerek  şimdiki  hale  getirilmiştir. Abdest  musluklarının  önü  dört  ayağın  taşıdığı, yuvarlak  kemerli  ve  üstü  tonozla  örtülü bir revak şeklindedir. Altı tane  abdest  musluğu bulunmaktadır.   

  

Üstü aynalı tonozla örtülü mihrap kısmı, dışarıya taşkın 4.15 x4.50 m. ölçüsünde bir hücre teşkil eder. Mihrap nişinin iç yüzü somaki kaplamadır. Mihrabın sağ ve solunda  mermerden  barok üslupta sütünceler  bulunmaktadır. Barok üslupta  görülen  C ve  S   şekilli motifler  burada da kendisini gösterir.  Altın yaldızlı  süslemeler çoğunluktadır.

 

Mihrabın üstünde  iki köşede  bir de ortada yeşil madalyon ortasında  altın yaldızlı motifler vardır. Mihrabın üzerinde mavi ve kırmızı güllerden bir çelenk bulunmaktadır. Mimber  orjinal  olup somaki bir kaplamadır. Mimber üzerinde sağ ve sol yüzde olmak üzere  mermer iki tane madalyon  vardır. Caminin kuzeybatı köşesinde 36 metre yüksekliğinde  bir şerefeli  minaresi vardır.

 

 
Gulsehir Karavezir Camii
 
Camide dört kitabe vardır. Bunlardan avlunun doğu ve güney kapılarındaki kitabeler ayettir.

 

Doğudaki: Selamün  aleyküm  Tıbtüm  fedhuluha  halidin .

Manası: Selam ( ve selamet ) size , tertemiz  geldiniz artık ebedi kalmak üzere girin buraya .

 

Güney kapıdaki  kitabe: Selamün aleyküm  bima sabertüm fenime  ukbaddar.

Manası: Sabrettiğimiz şeylere mukabil sizlere selam dar-ı dünyanın en güzel sonucudur  bu.

 

Caminin kapısındaki kitabe: Şahı  Şahanı hamidi şehy sadr-ı Zişan-ı Silahtar paşa hayr-ı niyetiyle rıza-i Hak içun kıldı bu camii pür muribina  ,sıdkıle asafı  alişane ,beş vakitte idelim hayr ve dua , tam tarih-i itmanın da, oldı  bir beyt ile lütfi kıldı bu cami ehya-e lillah-ı ,sahibi sadr Mehmet Paşa 1193 (Hicri)

 
Kubbe  ile  kasnağın  birleştiği  yerde, bir  sıra halinde laleler ile  sitilize yaprak  ve vazo şekilleri  görülmektedir.Kıble yönündeki çıkıntının içindeki pencere üzerleri lale, sümbül ve menekşelerle  süslenmiştir.İlk  sıra  pencereler üzerinde siyah  zemin üzerine güney  beyaz yazılmış Ayetel-kürsü  doğu, batı  ve  güney duvarlarını dolaşmaktadır.Mihrap hücresi pencereleri sarı, mavi renkte , diğer pencerelerde mavi ve koyu renkte  çerçeveler içine alınmıştır. Kubbenin ortasında  mavi zemin üzerinde beyaz boya ile yazılmış bir ayet bulunmaktadır.
 
Gulsehir  Karavezir
 
Gülşehir Karavezir Ceşmeleri

 

Karavezir’in vakfiyesinde 8 çeşmeden bahsedilmektedir. Bunlardan zamanımıza kadar gelmiş olan Beyler, Sipahi, Bayraktar ve Baş çeşmeleri   halen kullanılmaktadır.Çeşmeler yol kenarlarına yapılmış olup, yollara bakan  yüzlerde birer lüleleri  vardır.Yollardan geçen hayvanların susuzluğunu  giderebilmesi için dört yalak arka arkaya dizildiği  söylenmektedir.

 

Çeşmelerdeki  Kitabeler:

   

1.  Hazret-i sadr-ı mükerremini hümem

2.  Seyyidin zatı asaf  pudsi sıfat-i

3.  Cud-u ve ihsan  iyle  ol pür himmetin

4.  Aktı bu nev-i çeşmeden adni Fırat

5.  Şark ve garbe  ola fermanı revan

6.  Reşhaden serr-i siper ola takim nebat

7.  Gel suyun iç lutfi oku tarihini

8.  Oldu car-i çeşme aynül hayat

    1193 (sene)

 

Külliyenin bir parçası sayılan Başçeşme, yan kanatlardan alçak seviyedeki duvarlara bağlanmakla birlikte bir meydan çeşmesi niteliğindedir. 1779 tarihi düşülen kitabesiyle geç devir Osmanlı mimarisinin güzel örneklerindendir.

Gülşehir'deki diğer çeşmeler, Beyler Çeşmesi, Bayraktar Çeşmesi ve Sipahi Çeşmesi 'dir. Kitabelerinde 1779 tarihi okunan bu eserler, daha küçük ölçülü duvar çeşmesi formunda tasarlanmış örneklerdir.

 

Gülşehir Karavezir Başcesme

 

Nevşehir ili Gülşehir ilçesinde Karavezir Mehmet Paşa’nın yaptırmış olduğu külliyenin bir bölümünü oluşturan başçeşme Lütfü isimli bir ustaya 1779 tarihinde yaptırılmıştır. 

Daha önce Tuzköy’ü yolu üzerine yapılan çeşme  sonradan  cami ve medresenin   yanına getirilmiştir. 1778’de Silahtar Seyit Mehmet Paşa tarafindan Lütfi Usta’ya yaptirilmistir.

 

Tarihi Cesme - Gulsehir 

 

Mimarı Özellikleri: Çeşme düzgün kesme taştan yapılmış, çeşitli dönemlerde onarılmıştır.

 

Çeşmenin ön yüzü sivri kemerli bir niş şeklinde olup, bu nişin önünde yalak taşı, arkasında da su deposu bulunmaktadır.

 

Orjinal  çeşmenin bir lülesi  vardır. Lülenin aslında oluk şeklinde olduğu söylenmektedir.

 

Çeşmenin ayna taşı yuvarlak bir kemer içine alınmıştır. 

Açık Saray (Open Palace)

Açık Saray Harabeleri Nevşehir-Gülşehir yolu üzerinde, Gülşehir'e 3 km uzaklıktadir.  Bu kucuk antik yerlesim yerinin Bizanslilar devrinde 10-11 yuzyilda yapildigi tahmin edilmektedir. 
 
Bu donemde tuf kayalar icine oyularak, ortasindan bir dere ile ile ayrilan iki ayri mekan yapilmistir.
 
Yol kenarindaki birinci mekanda daha cok hayvan ahirlari yapilmis olup, dinsel mekanlara pek rastlanmamistir. Burasinin 964/65 yillarinda bolgede konaklayan Bizans Imparatoru Nikephoros Phokas'in ordusu tarafindan kullanildigi tahmin edilmektedir. 
 
Imparator Phokas'in zyaretindene sonra bu bolge 100-150 yil daha Bizanslilarin egemenliginde kalmis, ancan bu donem 1071 yilinda Turklerin Malazgirt zaferiyle Anadolu'ya girmeleri ile son bulmustur.  
 
Cok sayida hayvan ve insani barindirabilecek bir mekan olmasi nedeniyle, burasinin daha sonra cesitli amaclarla kullanildigini, ve bir ticaret bolgesi haline geldigini iddia eden bilim adamlari vardir.
 
 
Derenin karsi tarafinda yapilan ikinci mekanin 10. yuzyil ortalari veya ikinci yarisinda yapildigi tahmin edilmektedir. Burasinin cok katli bir yerlesim alani olarak yapildigi, ve kaya icerisine oyulan kiliselere bakilarak onemli bir piskoposluk merkezi oldugu dusunulmektedir. Donemin din adamlari once burada konaklayarak Avrupa ve Asya'ya seyahatlerine devam etmislerdir.
 
 
 Acik Saray'da, Roma Dönemine ait  kaya mezarları da bulunmustur.  
 
Acik Saray'i ziyaret etmek izin gunun en iyi zamani sabah saatleridir, cunku gunesin yansimasi, kaya yuzeyinin muhtesem guzelligini daha belirgin bir hale getirmektedir.
 
 

 

 

Aciksaray gibi diger Kapadokya yeralti sehirlerinin bir tasviri
 

Yeralti sehirlerinin en eski katlari genelde giris katlari olup, dha ziyade ahir olarak kullanilmistir. Bunun nedeni de hayvanlari daha asagi katlara indirmenin zorlugundandir. Gerek kisin gerekse yazin ilik olan yeralti sehirlerinde sirahaneler ve mutfaklar genelde ust kattadir. Yoreden elde edilen uzumlerin islenerek sarap haline getirildigi sirahaneler, uzumlerin kolay tasinabilmesi icin daha cok ust katlara insa edilmislerdir.

Katlar arasinda mekanlari birbirinden ayiran, savunma amacli surgu taslari bulunmaktadir. Bu taslarin disaridan acilmasi asla mumkun olmayip sadece iceriden acilabilmektedirler. Surgu taslarinin agirliklari 200-500 kg’dir. Ortalarinda yealan delik kapiyi acip kapamaya yaradigi gibi, arkadan gelecek dusmani gormeye de yaramaktadir. Yani modern zamandaki kapi delikleri gibi.
 
Katlar arasinda odalarin tavan ve taban kisimlarinda iletisim maksadiyla yapilmis, capi 5-10 cm’yi gecmeyen haberlesme delikler bulunmaktadir. Bu delikler sayesinde yeralti sehri halki uzun yorucu tunellerden gecmek zorunda kalmamakta, olaganustu zamanlarda ise kolay ve cabuk bir sekilde savunma tedbirlerini alabilmektedir.

Tuvalet konusu henuz tam olarak aydinliga kavusmamistir. Sadece Tatlarin ve Guzelyurt (Gelveri) yeralti sehirlerinde tuvalet bulunmustur.

 Gülşehir - Ovaören (Sıvasa)
 
Sivasa Gökçetoprak Yeraltı Şehri (Gülşehir)

Nevşehir ili Gülşehir ilçesinin 35 km. batısında, Gökçetoprak Köyü yakınlarında bulunan bu yeraltı şehrini ilk kez 1989 yılında Fransız araştırma ekibi bulmuştur. İtalyan asıllı Roberto Bixio ve Stefano Saj Commissione Nazionale Cavita Artificiali de 1991 yılında burada araştırma yapmışlardır.

Gulsehir Gokcetoprak Zeus Sunagi

Sivasa yeraltı şehrinin bulunduğu alan diğer yeraltı şehirlerine göre farklı jeolojik yapıya sahiptir. En altta kızılımsı kahverengi renkte olan çamur taşı, onun üzerinde kalınlığı 3-4 m.yi bulan aglomera (iri taneli tüf) ve en üst kısımlarında da sert bir volkanik kayaç olan andezit kaya blokları bulunmaktadır. Yeraltı şehri, çamur taşı ve aglomera formastasyonunun içine kazılmıştır. Buradaki platonun yamacına oyulan yeraltı şehrinin oldukça dar bir girişi vardır. Günümüzde tam olarak temizlenmemiş olan yeraltı şehrinden yalnızca iki kat tespit edilebilmiştir. Ortaya çıkarılan her iki katta da oldukça büyük, ancak düzgün olmayan dikdörtgen mekânlar birbirlerine dar ve uzun koridorlarla bağlanmıştır. Bu koridorları birbirinden ayıran kapı taşları dışarıda hazırlanılarak içeriye getirilmiş ve koridorların girişlerine yerleştirilmiştir.

Yeraltı şehrinin ikinci katında bugün de içerisinde su bulunan 15 m. derinliğinde bir su kuyusu bulunmaktadır. Günümüzde Gökçetoprak Köyü’nün kuzey ve batı yamaçlarında yöre halkı tarafından depo, samanlık ve ahır olarak kullanılan ve tam araştırması yapılmamış çok sayıda yeraltı şehri olduğu bilinmektedir.

Nevşehir yöresindeki yeraltı şehirleri XII.yüzyıldan sonra önemini yitirmiş ve terk edilmiştir.

GÖKÇETOPRAK YER ALTI ŞEHRİ

Yeri  : Gülşehir  ilçesinin  35 km. batısında yer alan  Gökçetoprak   Köyü yakınlarında yer alır.
Tarihi  :M.Ö. 1500 Yılları
Mimari Özellikleri  :Yeraltı  şehrinde ilk kez 1989 yılında Fransız araştırma ekibi, 1991 yılında  İtalyan araştırma ekipleri tarafından çalışmalarda bulunulmuştur.En altta kızılımsı kahverengi renkte olan çumuş taşı, üstünde kalınlığı 3-4 metreyi bulan  iri taneli tüf ve en üst kısımlarında  da sert bir volkanik  kayaç olan andezit kaya blokları bulunmaktadır.Yeraltı  şehrinin girişi dar bir kaya bloğu vasıtasıyladır.Henüz tam olarak temizlenmemiş ve ışıklandırılmamış olan yeraltı şehrinin  iki katı tespit edilmiştir.Her iki katında da büyük düzgün olmayan dikdörtgen mekanlar birbirlerine dar ve uzun koridorlarla bağlanmıştır.Yeraltı şehrinin 2. katında yer alan su kuyusu  25 metre derinlikte olup içinde halen su bulunmaktadır. Gökçetoprakköyünün kuzey ve batı yamaçlarında yöre halkı tarafından ahır ,depo, samanlık olarak kullanılan çok sayıda yeraltı  yerleşimleri bulunmaktadır.
Kaynak:nevsehir.bel.tr 

Sivasa -Gökçetoprak Yeraltı Şehri:

Diğer yeraltı şehirlerinden farklı bir jeolojik karaktere sahiptir. En altta kahverengi çamur taşı, üzerinde tüf en üst katta da andezit kaya blokları bulunmaktadır. Halen tam olarak temizlenmemiş olan yeraltı şehrinin iki katı tespit edilebilmiştir. Düzgün olmayan dikdörtgen mekanlar birbirine dar, uzun koridorlarla bağlanmıştır. Yeraltı şehrinin içinde 25 metre derinlikteki su kuyusunda halen su bulunmaktadır.

Civelek Magarası (Pre-historic Cave)

 

Gülşehir’in 4 km doğusunda yer alan Civelek köyü yakınlarındaki mağara, sadece Gülşehir’in değil aynı zamanda Nevşehir’in de en eski yerleşimidir.

Yeri: Nevşehir il merkezinin kuzeyinde, Gülşehir'in kuşuçumu 4.8 km kuzey-kuzeydoğusundaki Civelek Köyü'nün 2.2 km kuzeyinde, Hırka Dağı'nın güney eteklerindedir. Kızılırmak Nehri'nin kuzey yakasında yer alan mağara Gülşehir İlçesi'nden yaklaşık 7 km uzaktadır.
 
 


Konumu ve Çevresel Özellikleri: Mağara, yöredeki adı Gürlek Tepe olan bir tepedeki su deposunun 600 m kuzeyinde, balık sırtı şeklindeki arazinin doğu yamacının yukarı kesimindedir. 1993 yılında Kalkerli bir yapıya sahip olan mağaraya, olasılıkla bir baca olan geçitten, aşağıya doğru dik inen 14 m uzunluğundaki bir galeriden ulaşılmıştır. Mağaranın ana yaşam mekanı 22 x 11 m ölçülerindedir. Tabanında tavandan düşen kalsit kristal kayaç parçaları ve molozlar vardır, ve mağaranın tavan kısımlarında kalsit kristalden oluşan 5-15 cm arasında değişen uzunluktaki sarkıtlar yer almaktadır. Cep şeklinde küçük galeriler mevcuttur. Bu galerilerin bazılarına büyük kayalar yüzünden ulaşılamadığından mağaranın esas girişinin neresi olduğu anlaşılamamıştır. Bu olası giriş belki binlerce yıl önce kapanmıştır.
Nevşehir Müzesi ve İtalyan mağara bilimcileri ile birlikte yapılan çalışmalarda mağara tabanında, özellikle göçen kaya parçaları arasında ve galerilerde Kalkolitik Döneme (M.Ö. 5000-3000) ait, elde şekillendirilmiş tek kulplu fincanlar, çeşitli boylarda çömlekler, dokumacılıkta kullanılan ağırşaklar, taştan ve kemikten aletler ele geçmiştir.
 
Ayrıca mağaranın çevresinde yapılan yüzey araştırmalarında da obsidiyenden ve sileksten yapılmış aletler bulunmuştur. Mağara koruma altına alındığından ziyarete kapalıdır.

Kaplıcalar & İçmeler

Gümüşkent (Salanda) Kaplıcası, Gülşehir

Hem kaplıca hem de içmece özelliği taşıyan Gümüşkent kaplıcası, Gülşehir'in Gümüşkent bucağının kuzeyindedir. Gülşehir Hacıbektaş karayolundan 3 km içerde kalan bu içmenin düzenli bir yolu yoktur. Su, yarısı doğal betonlaşmış bir havuzun içerisinden kaynamaktadır. İkinci bir havuzda toplanan su, bahçe sulamasında yararlanılmakta, saniyede yaklaşık 1 litre kaynayan su, yöre halkınca, deri hastalıklarında banyo yoluyla kullanılmaktadır.

Gümüşkent İçmesi, toprak alkali bikarbonatlı ve bol karbondioksitli bir maden suyudur. İçme olarak değerlendirildiğinde metabolizma hastalıklarında, karaciğer ve safra kesesi yetersizliklerinde yararlı olmaktadır.
 
Kimyasal Bulgu:

Su sıcaklığı :19°C. 3 gramın üstünde toplam mineralizasyon gösteren toprak alkali, bikarbonatlı ve bol karbondioksitli bir maden suyudur.
içmece, kısmen doğal, betonlaşmış bir havuzun içinde kaynamaktadır. İkinci bir havuzda toplanan su, bahçe sulamasında kullanılmaktadır. Gümüşkent İçmecesi, toprak alkali, bikarbonatlı ve bol karbondioksitli bir maden suyudur. İçme olarak değerlendirildiğinde metabolizma hastalıklarında karaciğer ve safra kesesi hastalıklarında yararlı olmaktadır.
Yoremizdeki Diger içmeler-Kaplıcalar

Nevşehir Erciyes Dağı ve Hasan Dağı gibi iki büyük volkanik dağ kütlesinin arasında yer almıştır. Bu yüzden de yörede sıcak su kaynakları çok fazla bulunmaktadır. Arazideki volkanik faaliyetler, kırılma hareketleri ve fay oluşumları da kaplıca ve içmelerin sayıca artmasına neden olmuştur.

Nevşehir'de çok sayıda içme ve kaplıca vardır. Nevşehir'deki içme ve kaplıcaların büyük bölümü gelişen turizme paralel olarak değerlendirilmeye başlanmış, bu alanda önemli sayılabilecek gelişmeler olmuştur.

Bayramhacılı Kaplıcası (Avanos)

Nevşehir ili Avanos ilçesinde, Kızılırmak’ın bir yay çizdiği yörede bulunan Bayramhacılı Kaplıcası’nda fay etkinlikleri görülmektedir. Kuzey-güney doğrultulu Selçen Deresi vadisinde oldukça belirgin kayma yüzeyleri bulunmaktadır. Buradaki kaplıcanın suları da faylarla ilgilidir. Ayrıca bazalt lav akıntıları da oldukça belirgindir.

Bayramhacılı Köyü’nün 1,5 km. güneydoğusunda bulunan kaplıcanın sıcak suyu neojen volkanik fasiyesli andezitler arasından çıkmaktadır. Kaplıcanın asıl kaynaklarının dışında kalkertüf ve travertenlerin içinde çok sayıda sıcak ve soğuk su sızıntıları bulunmaktadır. Buradaki kireçli sular içerisine konulan her şeyi iki, üç gün içerisinde bir kalker kabuğu ile kaplamaktadır. Bu yüzden de havuzlar, borular, kanallar ve su yolları kemik görünümlü bir örtü ile kaplanmıştır.

Bayramhacılı Kaplıcasının suları karbondioksit taşıyan klora bikarbonatlı alkali ve toprak alkali sular grubundandır. Sıcaklığı 41 C, CO2 gazlı ve tuzludur. Akımı saniyede 3 lt., radyoaktivitesi 11.4 eman, kalevi karbonatlı halojenlerce zengin, arsenik tuz da içermektedir. Bu kaplıcanın suları romatizma ve deri hastalıklarına iyi gelmektedir. Ayrıca banyo ve içme kürleri için de elverişlidir. Kaplıcanın çevresinde turistik tesisler bulunmaktadır.


Kozaklı Kaplıcaları (Kozaklı)

Nevşehir Kozaklı ilçesinin güneyindeki dere yatağı boyunca çok sayıda sıcak su kaynağı bulunmaktadır. Bu suların debileri 30 lt/sn'ye ulaşmakta olup, bu suların bir bölümü dereye, bir bölümü ise, bir süre açıkta aktıktan sonra yeniden yeraltına çekilmektedir.

Kozaklı kaplıcaları, Batı Alman kaplıcaları Birliği sınıflamasına göre sodyumlu, kalsiyumlu, klorlu olup A ve C grubu şifalı sular grubuna girmektedir. Kozaklı kaplıcalarından iltihabı olmayan romatizmal hastalıkların, kireçlenmelerin, cilt hastalıklarının, kronik iltihaplı kadın hastalıklarının, damar sertliklerinin, mantar hastalıklarının ağrılı hastalıklar ve iç salgı bezleri rahatsızlıklarının tedavisinde yararlanılmaktadır.
Kozaklı Kaplıcaları

Kozaklı'nın doğusunda, Özel İdare'nin eski Kozoğlu hamamı vardır. Günümüzde bu hamam havuz taşları dışında bütünüyle yıkılmış durumdadır. Suyu az olmakla birlikte, Türkiye'nin radyoaktif olma özelliği bakımından en yüksek kaplıcalarından biridir. Sondajla toplanan suyun bir bölümü yeni yapılan turistik motellerde kullanılmaktadır. Üç ayrı havuzdan birbirine akıtılarak soğutulan su, banyolara ve dairelere verilmektedir.

İlçedeki eski Belediye hamamının sıcak su gereksinimi de bu kaynaklardan karşılanmaktadır. Hamamın kadın ve erkek bölümlerine iki ayrı kaynaktan su gelmektedir.

Kozaklı'daki Uyuz kaynağı, suyu en soğuk (27 ºC) olanıdır. Radyoaktif olan bu sudan, öbür suların soğutulmasında yararlanılmaktadır.

Kozaklı'daki sondaj kuyusu, Kozoğlu hamamı, Belediye hamamı ve Uyuz hamamının suları, kloro-bikarbonate ve sülfatlı alkalik, toprak alkalik karışık sulardır. Ağrılı rahatsızlıklarla romatizmada yararlı olan bu sular, iç salgı bezlerinin rahatsızlıklarında da kullanılmaktadır.

Gümüşkent (Salanda) Kaplıcası (Gülşehir)

Nevşehir ili Gülşehir ilçesi Gümüşkent bucağının kuzeyinde bulunan Gümüşkent Kaplıcası aynı zamanda da içme niteliğindedir. Kaplıcanın suyu bir havuz içerisinden kaynamakta ve ikinci bir havuzda toplanmaktadır. Saniyede 1 lt. kaynayan kaplıcanın suyu deri hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.

Gümüşkent içmesinin suyu toprak alkali bikarbonatlı ve bol karbondioksit içermektedir. Karaciğer, safra kesesi ve metabolizma rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.

Üzengiçay İçmesi (Ürgüp)

Nevşehir, Ürgüp ilçesinin 3 km. güneyinde, Ortahisar Kasabası yakınından başlayan Damsa Çayı Vadisine açılan küçük vadinin kaya tabanından ve yamaçlarından kaynamaktadır. Bu içmeye aynı zamanda Üzengi Suları ismi de verilmiştir. İçmenin bulunduğu vadi aynı zamanda bir fay aynası olduğundan kükürtlü ve hidrojen kokulu bu suların toplam debileri 2 lt/sn’yi geçmemektedir. Suyun karbondioksit fazlalığı içimini kolaylaştırmaktadır.

Yüzeye çıkarken pirit parçaları da sürükleyen bu içmenin debisi 0,55 lt/sn'dir. Kuzeydeki kaynağın suyu ise daha soğuk ve miktarı biraz daha fazladır. Her iki kaynak hafif kükürtlü hidrojen kokuludur. Yöre halkı, çevresi ağaçlık olan bu içmeleri, genelde mesire yeri olarak kullanmaktadır. Bu içmenin suları karaciğer, safra kesesi hastalıklarına iyi gelmektedir. İçmenin çevresi ağaçlık olup, aynı zamanda mesire yeri olarak da kullanılmaktadır.

Çökek İçmesi (Ürgüp)

Nevşehir ili Ürgüp ilçesinde, Damsa Çayı vadisinin doğu yamaçlarındaki travertenler arasında bulunan bu içmenin suları 15 derecede kaynamaktadır. Sular demir bileşimli tortular bırakmaktadır. Suyun debisi dakikada 1 lt.dir. Karbondioksit bakımından zengin olup, lt.de 15 gr. tuz içermektedir. İkinci derecede sodyum içermektedir.

Bu içmenin suyu, reaksiyonu hafif asitli olduğundan sindirim düzenleyici, hemoroid, parazit düşürücü, deri hastalıklarının tedavisine iyi gelmektedir.

Çorak İçmesi (Avanos)

Nevşehir-Avanos karayolu üzerindeki bu içme 2000 Evler mahallesindedir, ve karayolu üzerinde bulunan bu içme kırık faylardan kaynaklanmaktadır. Bu içmenin alt yapı tesisleri yapılmıştır. Gelenler günü birlik yararlanabilmektedir. Geceleme imkanı yoktur.

Suyun debisi çok az olup, 0.5 lt/sn.dir. Suyun tuz oranı çok fazla olup, toprak, alkalik, tuzlu, bikarbonatlı sular grubuna girmektedir. Alkali, tuzlu ve bikarbonatlı olan çorak madensuyu, içme olarak değerlendirildiğinde sindirimi kolaylaştırıcı, salgıyı artırıcı etki yapmaktadır. Bu sular, içme olarak değerlendirildiğinde sindirimi kolaylaştırıcı, salgıyı artırıcı etki yapmaktadır.

Karakaya İçmesi (Avanos)

Nevşehir-Avanos karayolu üzerinde, il merkezine 13 km. uzaklıktadır. Alt yapı tesisi yoktur ve gelenler günü birlik faydalanabilmektedir. İçmenin suları sodyum bikarbonatlı ve alkali içermekte olup, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında yararlı olmaktadır.

Ürgüp İçme ve Kaplıcası (Ürgüp)

Kaynak ilçe merkezinin 5 km doğusundadır. Suyun sıcaklığı 140 ºC'dir. Tuzlu, kokusuz, gazsız sular grubundadır. Deri hastalıklarında su banyosunda ve kaynağın az ilerisindeki kükürtlü çamurdan yarar sağlanır.

Bahçeli İçmesi (Ürgüp)

Kaynak Ürgüp’e bağlı Bahçeli köyünün kuzeybatısındadır. Suyu 18 ºC olan bu içme fazla gazlı, kokusuz, bikarbonatlı safra suları ihtiva eder. Hazmı kolaylaştıran ve böbrekleri temizleyen bu su aynı zamanda safra suyu olarak da kullanılır.

Mesire Yerleri

Gülşehir tabiî güzellikler bakımından da zengindir. Mesire yerleri genelde vâdi tabanlarıyla Kızılırmak kıyılarıdır. 
 
Sadabad Parki

Kapadokya'nin en guzel mesire yerlerinden biri olan ve Gülşehir Belediyesi'nce yaptirilan Sadabad Parki'ndan goruntuler icin Belediye'den alinan asagidaki linke tiklayin:
 
 
 
 Sadabad Parki Girisi, Gulsehir Belediyesi
 
Nevşehir’in Gülşehir ilçesinde bulunan Gülşehir Belediyesi Sadabat Parkı, ilçe halkının yanında bölgeye hitap ediyor.
 
Gülşehir Parkı’na Yoğun İlgi

Geçtiğimiz günlerde hizmet vermeye başlayan parkta sezon Kasım ayına kadar devam ediyor. Nevşehir genelindeki vatandaşların büyük bir kısmı hafta sonu tatilini geçirmek için özellikle bu parkı tercih ettiği gözlemleniyor.
Sadapad Parki, Mesire Yeri

Parkta gelince hemen hemen her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş vaziyette. Yürüyüş parkurlarından tutun, deniz bisikleti keyfine, canlı Alabalık Restaurant’ından tutun çocuklar ve gençler için luna parka, ibadet için Mescide kadar her şey bu parkta mevcut. Aileler ise çocuklarıyla birlikte eğlenceli dakikalar geçirmek için luna parktaki Gondoldan, Balerine, Çarpışan arabalardan tutun da hız tutkunları için oluşturulan Gokart’a kadar pek çok eğlence aletlerinde doyasıya eğleniyorlar.
 
Yoremizdeki Diger Mesire Yerleri

Göreme Vadisi

İl merkezine 14 km uzaklıkta, Kızılırmak'a güneyden açılan bir vadidir. Vadi boyunca asfalt bir yol uzanmaktadır. Göreme vadisinin yamaçlarında çok sayıda peribacaları vardır. Peribacaları içine oyulmuş mağara ve kiliseler tarihsel değerleri de olan anıtlardır. Vadi tabanı, zengin su kaynakları ve büyük bitki örtüsüyle, ilgi gören dinlenme yerlerindendir. Peribacaları ile tarihsel yerleri görmeye gelenler, buralarda dinlenebilmektedir.

Kadirah Deresi

İl merkezine 3 km uzaklıktaki bu dinlenme yeri, Narköy sınırları içinde kalmaktadır. Burada Nevşehir çayının bazalt kayalarını yararak açtığı çok sayıda delik ve çağlayanlar vardır. Jeolojik yapısı ve jeomorfolojik oluşumuyla yörenin ilgi çeken mesire yerlerinden olan Kadirah deresine asfalt bir yolla ulaşılabilmektedir.

Ballıkaya

İl merkezine 5 km uzaklıktaki bu dinlenme yeri, özellikle manzarası nedeniyle ilgi toplar. Göre kasabasının güneyinde bir bazalt tepesi üzerinde yer alan Ballıkaya, geniş alanların kolayca görülebildiği bir yerdir.

Üzengi Deresi

Ortahisar'ın güneyinden başlayarak Ürgüp yakınlarından Damsa çayı vadisine açılan Üzengi deresi boyu, sıkça gidilen dinlenme yerlerindendir. Duvar gibi yükselen vadi yamaçlarıyla, tabanda birbirini izleyen meyve bahçeleri ve mineral bakımdan zengin maden sularıyla ilgi çeken bir dinlenme yeridir. Bu yöre il merkezine 14 km'lik asfalt bir yolla bağlıdır.

Dedebağı

Hacıbektaş ilçesine Kırşehir yolu doğrultusunda ilçeye 3 km uzaklıkta bulunan Dedebağı, dergaha bağlanmış olup, tekkenin açık olduğu zamanlarda önemli ocaklardan birisi idi. Koruma altına alınan bu yerde Şekerpınar'ı ile Hacı Melek Baba'nın mezarlarını kapsayan bir türbe vardır. Yeşillikler içinde bol suyu olan bu yer, mesire yeri olarak alt yapısı mevcuttur.

Gülşehir Karayolları Dinlenme Parkı

Gülşehir ilçesinde Kızılırmak nehri kenarında, piknik ve mesire yeri olarak alt yapısı ve çevre düzenlemesi yapılmış, günü birlik kullanıma açık bir mesire yeridir. Ancak su anda harap bir haldedir.

Çakırcan

Gülşehir ilçesi Tuzköy kasabasında Kızılırmak nehri kenarındadır. Kaynak sularının bol olduğu ve zengin bitki örtüsüne sahip olan bu yerde alabalık üretim tesisleri de mevcuttur. Günü birlik piknik ve mesire yeri olarak alt yapı ve çevre düzenlenmesi yapılmıştır. Nevsehir'e uzaklığı 28 km'dir.



 

Gülşehir Yöresel Dil

Yöremize özgü kelimeler
 
MASİMİYON; beni iplemiyon,tınlamıyon.......
ELLAAM; anladıgım kadarıyla 
GOBEL; reşit yada olmaya yakın erkek cocugu
ÖTAAĞÜN; önceki gün
MEYİL VERMEK; gönül vermek anlamında kullanılmıstır
ZAHAR Kİ; tahminim kadarıyla
KUFUR KUFUR; püfür püfür
SIRACALI; verem, veba, sıtma, kuduz gibi cok hastalıgın genel adı
BILDIR; geçen sene
BEBAAM; bebeğim
ZO ZO GEZMEK; ne istedigini bilmeden avare avare gezmek
ECEBA; acaba
ÇAYIR GOZLUM; yesil gozlum
 
aba
anne
abari
hayret ifadesi, şaşma yada şaşıp kalmak
abidik gübüdük 
ne olduğu tam belli olmayan; ıvır zıvır işler
acep
acaba
acer
yeni
acışmak
yanmak
adam içi
topluluk
ağa
baba
ağpakla
kuru fasulye
ahizer etmek
bıktırmak
akınlamak
sevdalanmak
ala
pamuk ipliği ile dokunmuş kilim
alaca
az olgunlaşmış siyah üzüm
alamaç
hizli yanan alev
alaşa
çok konuşan, bir sözü hemen yayan
alayı
hepsi
âlengerli 
kolayca kırılıp dökülebilecek olan
ama
babanın kız kardeşi, hala
amet
ahmet
anadut
üç çatal ağaçtan yapılmış dirgen, ekin sapını taşımak için kullanılan bir alet
anşa
ayşe
apılamak
koşup zıplayarak gelmek
arınlamak
hedef almak
aşşık
gençlerin sokakta oynadığı zar yerine kullanılan kemik
asvap
giysi, elbise
adı batasıca
büyüklerin çocuklarına  kızdıkları zaman söyledikleri söz
avurt
yanak
ayakyolu
tuvalet
baale, bahale 
bak hele
badak
sakarlık yapan kişi
bannak
parmak
bastırak 
avlu kapylarının emniyet mandalı
bastırak 
kapının arkasına konulan değnek
bazar
pazar
bekmez
pekmez
bellemek 
öğrenmek 
bertelmek
sertleşmek
bibi
babanın kız kardeşi, hala
bıldır
geçen sene 
bilik
gözleme
bişirmek
yufka pişirmeye yarayan uzun değnek
biyaz
beyaz
boçça
küçük testi 
boduc
testinin küçüğü, toprak su kabı
bosdan
kavun, karpuz
boyak
bet, beniz
boydak
tek başina, yalnız başina
bükleç
viraj
büngüldemek 
kaynamak
bulamaç
pekmez ve un ile yapılan bir tatlı
çağla
ham, olmamış kayısı
çalı çırpı
küçük ağaç parçaları
çalkama
ayran
çalma
kibrit
çalpı
kkuru ağaçlarla kapalı alan
camadan
kolsuz yelek
çaput
bez parçası 
ciare: 
sigara
carı
hızlı, çabuk, suratlı
çarkıt
eski, eskimiş
çâsak
kırık dökük, bozuk
çatılmak
yoktan bela olmak
cavrak
konuşkan
çavuş üzümü
siyah üzüm
çebis: 
oğlaktan büyük olan keçi yavrusu,
çemkirmek 
karşilık vermek,
cenderme
jandarma
çerçi
seyyar satıcı 
ceran
geyik yavrusu
cere
turşu küpü
çetene
kenevir tohumu 
çetik
plastikten yapılmış ve yaz mevsiminde çocukların giydiği ayakkabı
cıbır
parası olmayan
cifit
güvenilmez, tutarsız,
çiğrimek
çiğsinmek, tiksinmek
cılga
patika yol
çılgısız
şımarık
çimmek
yıkanmak
cıncık
cam parçası
cingidaş
sert siyah taş
cingil
bakirdan yoğurt kabı
cingil
küçük üzüm salkımı,
cingil
bakir yoğurt kabı
cıngırdak
zil
cirindirik 
etin en üst kısmındaki köpüklü kısmı,
cişişlama
kaynama
çitlek
ayçiçeği
cıvgın
ağacın taze sürgünü
cıvınmak
ciddiyetten uzaklaşmak
çömçe
kepçe 
çonur
çalı dikeni 
çörten
damlardan suların akması için yapılan su akıtma borusu
çörten bacak
ince bacak
cücük
civciv
culluk 
hindi
daş
taş
davar
koyun sürüsü 
daylının dibi
elinin körü (öllüün körü)
değirmi
yuvarlak
delme
yelek
dene
tane
depik atmak
tekme atmak
deplek
darbuka
deşir
topla
deşirmek
dilenmek
desti
topraktan yapılma ağzı dar kulplu su kabı,
devrambel  
ayçiçeği
deze
teyze
dimi
şalvar
dımışgı 
düzgün, onat,
dinelmek
ayakta durmak
dınnak
tırnak
dırlanma
lüzumsuz konuşma, sus konuşma!
dişirici
dilenci
dişli
demir çatallı dirgen
ditmek
didelemek, tifsitmek
diydirmek
fışkırtmak
dizdiğinin dizdiği
akrabanın uzağına denir(dış kapının tokmağı)
dölek 
düz engebesiz arazi için kullanılan söz
dölek dur 
uslu dur, yaramazlık yapma
doluksama
ağlamaklı olmak
don
kilot
döşek
yatak
dü, düğür
ince bulgur
dünağan
dün
duluk
çene
dulun
saçın yüze doğru uzantısı
ediraf
cevre
eftiklenmek
sıkıntı basması, sıkıntılanmak
elcek
eldiven, tırpanın el ile tutulan yeri
elgördülük
göstermelik
ellaham
herhalde, sanirim
emi
tembih sözü
emmi
amca
enek
zerdali çiçeği
enik
köpek yavrusu
entere
entari
erinmek
üşenmek
ertişmek
bir işi çabucak yapmamak
essahtan
doğru, sahiden
esirekli
deli, ruh hastasi
eşşik
merdiven basamağı
firek
yeşil domates, domatesin kızarmamış hali
firengi
büyük anahtar
fistan
entari
fonguraf
gramofon
gabara
ayakkabıların altına eskimemesi için çakılan çivi
gada
dert, sıkıntı
garaltı
gölge, belli belirsiz 
garaşar
karacaşar kasabası 
gardak(li) 
pürüz(lü), genellikle halı yere serilip de düzgün olmadığında kullanılan bir tabir
gardaş
kardeş
garûuş
kerkeneze benzer bir kuş türü
gatık evi
mutfak yiyeceklerinin konulduğu kiler
gavurga
saç üzerinde kavrulmus buğday ve çetene
gayfelti
kahvaltı
gayısı
tatlı çekirdekli zerdali
gaynana
kaynana
gaynata
kayın baba
gayseri
kayseri
gede
cimri, kıyımsız
gedelenmek
çıkarı için ufak fırsatları bile kaçırmamak
gerikmek
şişmek, dolmak
get (lan)
bırak, boş ver!
kadına hitap sözü
gıdım 
az, biraz
gıllamak
saçmalamak
gırmızı
domates
gısga
kıska, sogan tohunu
göbel
babası belli olmayan çocuk, piç
göbelek
şapkalı mantar
göfer
güç, kuvvet
göğ  
açık mavi, gökyüzü
goğ pahla 
yeşil fasulye 
göğ suvan
yeşil soğan
göğde
vücut, govde
gök
olmamış, ham
gölermek
yerleşmek, kaygısız oturmak
gömbel
babası belli olmayan çocuk
gömük  
bataklık, pis çamur
gömüksü
bataklık kokusu
görgün
gür
goynek
gömlek
göynek 
fanila
gozel
güzel
gudük
kısa boylu
guduret
kudret
gücün
zorlukla
gülük
hindi
günaşi
güneşin ısıttığı duvar dibi
günülemek
kıskanmak
gürk
yumurta üzerinde yatan tavuğa verilen isim,
güvermek
yeşermek 
guşane
büyük tencere, saplı yayvan tencere
guvaa
güvey
guvencir, güvelcin
güvercin
guyrülü
akrep
habe, hebiye
heybe
habire 
urmadan, hep, sürekli
hacca
hatice
haft: 
kücük havuz
hala
teyze
haldir-huldur 
gelişigüzel giyinme- çok bol elbise,
hangirdama
yersiz gülme
harar
kıldan örme büyük çuval
havuş  
darmadağın olmak, parçalanmak
hayat:
evin avlusu
hedik
kaynamış buğday
helke
bakir kap, bakraç
helke
bakırdan yapılmış kulplu ve kapaklı özellikle yoğurt tutturmada kullanılan kap
hereni
büyük tencere
herif
erkek
heriflenmek
kabadayılaşmak
he
evet
hezaar
herhalde, belki
hezen
tavan örtmesi için kullanılan ağaçlar-tomruğun incesi,
hinaza
içten pazarlıklı
hinci
hemen şimdi 
hinci
şimdi
hömermek
dikleşmek, kafa tutmak, kavgaya hazırlanmak
honça
yuvarlak tahtadan yapılmış kısa boylu yemek masasi
hongumak
yakışıksız gülmek
honnuk
üstü kapalı su yolu
horanta
aile efradı,
horavlamak
yabancılamak
hoşalmak
hoşuna gidecek bir işten zevk almak
hotlamak
atlamak
hozan
işlenmemiş verimsiz toprak, ekilip dikilmeyen tarla
ibrih 
ibrikli topraktan yapılmış su kabı,
icık
biraz
idişmek
karşilıklı çekismek
iğranmak 
hafif hafif sallanarak yürümek
iğşalamak
sallamak
ilaan, ileğen
leğen
ilaarşı
ele karşı
ilahne 
lahana
ilâşi
ele gune karsi (ayip)
ilbiz
örümcek
ildırdamak
hafif hafif yanmak
ilenger 
yayvan bakır yemek kabı
ilımak
hoşa giden iş yada insan karşısında gevşemek
ilişmek
değmek, dokunmak
illik
sahur
inne
iğne
ipda
öncelikle,
irılmak
gitmek uzaklaşmak 
irişmiyesice 
büyümeden öl anlamında beddua
ışkın
ağacın tabanından fışkıran sürgün
işlik
mintan, atlet
issilmek
kaba bir şeyin oturulunca aşağı inmesi
itâ
üzerinde hamur çiğnenen, kilim yerine de kullanılabilen pamuklu dokuma
itaa
büyük sofra bezi
kakinc kakma
ofke, kizginlik
katık
ekmegin yaninda yenecek sey
kayış
kemer
kef 
köpük, tortu
kekeç
tat, kekeme
kekil
kakül
kelengi
kertenkele
kenger
sakız çıkarılan dikenli bir bitki
kepenek
kelebek
kepenek
eski dükkanlarda kapi kapamayı sağlayan tahta ya da saç kapaklar
kepir 
çorak toprak,
kercine
inadına
kertik
kertilmiş yer, gedik, çentik 
kertikli 
kenarları girintili çikintili bakır sahan, tabak
keşik  
sıra nöbet 
keşik 
sıra , nöbet
keten gömlek
bir cins beyaz üzüm
kınalı
renkli
kiri
eşek sıpasına verilen ad
kirmen
kirman yün eğirme aleti
kırmızı
domates
kısmık
cimri, kıyımsız
kofalgac
övüngen
köfdür
pekmez ve un karışımı kurutularak kışın özellikle yatsılık olarak yenen tatlı
koğşak
yumuşak
koğtür
köftür, üzüm şırasından ve undan yapılan tatlı yiyecek 
konak:
saçtaki kepek
kora
sürgü, tahta kilit
körsen
karanlık, izbe yer
kösengi
ateş karıştırılan demir 
kossü
köstebek,
kötelemek
atmak, fırlatmak
kötülemek
zayıflamak, incelip süzülmek
koygun
koyulaşmış
külle 
tandırın hava deliği
küllük
çöplük
külüstür 
eski
kümpür  
patates
küpecik 
çömlek ile küp arası büyüklükte küplere verilen ad
kürdü
içi dolgulu kalın üst giysisi
kürtük
kar yığını
küssük
avlu kapılarının emniyeti için kullanılan kalın ağaç dayatma
kulle
tandır havalandırma deliği
kullük
çöplük
kulük
iki ucuda sivri kazma
kumasınmak
istememek
kupecik
küp
kuşane  
sapli yayvan tencere
kussük
ucu yassılmış yuvarlak demir parçası
lee
oyle degil mi
lemi
öylemi
lodun
ucu çivili değnek
maççalı  
hastalıklı
madünos
maydanoz
mahana, mahane
bahane
malamat olmak
rezil olmak
mal gormek
ahırdaki hayvanların bakım ve temizliğini yapmak
maplak  
ateş küreği
marimse  
meğerse
maşalla
tarlada sebze ekili alanın bir bölümü
masimek  
önemsemek
maşrafa
bakırdan yapılan evlerde ve çesmelerde su içmek için kullanılan su kabı
mayalı
 saçta  pişirilen yuvarlak ekmek
melefe  
yorgan yüzü 
meres  
miras 
metâmelli
aksi, sakar
metel
Masal, öykü
metlemek
atlamak
mezer
mezar
mıh
çivi
mintan
gömlek
mis
kolonya
mitirdemek
seke seke yürümek
möhkem
sağlam
motur
traktör
mudarasi olmayan
kimseye eyvallah demeyen
müstağmel  
kullanışlı yeni olmayan 
müzümsüz
luzumsuz, anlamsız söz söyleyen
müzümsüz
ne konuştuğunu bilmez
muhannet
el, yabanci
nalin
takunya,
navrak
surat
navraksiz
suratsız,
nedek
ne edelim, ne yapalım
neşaal
ne şekil
nirde
nerede
niriye gidiyon
nereye gidiyorsun
nöoruyon 
ne yapıyorsun, hal hatır sormak için kullanılır
nördün
ne yaptın
nörüyon
ne yapıyorsun
nuzul inmek  
felç olmak 
ocutmak
tahriş etmek
öfele
ufala
öğünsümek
bir işi zamanında yapmaya çalışmak
öğürleşmek
birine alışmak
okla, ohlaa
oklava
okuntu  
davetiye
omurca
üzüm kütüğü
ondüç, öndüç
ödünç
örk  
kazık 
örülmek
üstünü başını yolacak biçimde dövüşmek
örüzgar
rüzgar,
ötağan: 
gecen gün
ote git
ieri git, geri cekil
öte mahle
öteki mahalle
öz
dere, cay
özemek 
çarpmak
padediz
patates
pahır
bakır
palazımak 
koşup gelmek
parpulamak 
azarlamak
parsımak
ezilmek
patez
patates
pece
pencere
pehli
but
pelver 
pekmez ile kaynatılarak yapılan ayva marmelatı, pöörente de denir
pendir, pindir
peynir
peşkir
havlu
pindir, pendir
peynir
pirşembe
perşembe
pisik
kedi, kedi yavrusu
pısırık  
çekingen 
pöç : 
kuyruk sokumu kemiği
pörsümüş 
gevşeyip sarkmış
porusmek
burusmak
pülüs
polis
pürçüklü
havuç
püs
kevenden elde edilen yapışkan madde, bir çeşit zamk 
puhâre
baca
sabı
herhangi bir şeyin sahibi
sadir
ses
sahan
küçük tabak
sağmen
düğün alayı
sahû
ceket
şak
parça
şaklamak
parçalamak, ikiye ayirmak
sako 
ceket
şaldir-şuldur
gelişigüzel
salım
nezle
sanırtmak  
boş boş beklemek 
şarlağan  
şelale 
sayrı 
hasta
şerpere
cıvık
şibik
köşe,
sidalanma
insanların özellikle de çocuklarin hastalandıklarında sürekli nazlanmaları hali
siftinmek
oyalanmak
siittirmek
koşturmak
şiklet 
surat
şikletsiz 
suratsız
similik  
sinsi
şimşir  
parlak
since  
yüz surat 
sincesiz
suratsiz
sındı
makas
sinecen
icten pazarlikli
sini
büyük tepsi, genellikle bakirdan olur ve uzerinde yemek yenir
sinsin
saklambaç
sıracalı  
hastalikli
sırçan
fare
şire
şıra
sırımak
yorgan, minder gibi kalın şeyleri dikmek
şirlez 
cıvık çamur
şişek
bir iki yaşında dişi koyun
sitil
fide
sıvışmak
gizlice gitmek
sofa
kayadan oyma oda
söğürme
pirzola
sohu
bulgur dövülen içi oyuk büyük taş
sövkenmek
yığılmak
soyha
kötü, ugursuz, kem; alçak, adi
söyretmek
alay etmek
sümdük
pisboğaz, yüzsüz
sümsük
beceriksiz
sumsalamak 
hirpalamak, yumrukla vurmak
tahtabı  
takunya
talaz
fırtına
tapiklamak
tpışlamak, çocugun arkasına hafif hafif vurarak uyutmaya çalismak, uyuklamak
tatavı  
eli ayağına karışan 
tavatır  
çok iyi güzel 
tehliz, teliz
kenevirden yapılmış çuval
tengellek 
yuvarlak 
tentene
dantel, oya
ters
hayvan gübresi
teşt
leğen
tingirdek
çabuk kızan
tirit
kızartılmış ekmeği et suyuyla haşlayarak yapılan yemek
tırman
tarlaları birbirinden ayıran sınır
tıskalı 
hastalıklı
tohdur
doktor
tokluca
kısa boyluca
toku
kısa boylu
tongallak
yuvarlak
tosbaa, tosgaba
kaplumbağa
tosuldak
kolay soluk alamayan
tuluk
içine pekmez, peynir, yağ konulan ya da yayık olarak kullanılan özel taş veya deri torba
tut
dut
tuturuk
aeş tutuşturucu, ot türünden yakacak
uçunmak
pişman olmak
üssûn
hüseyin
üzlük 
küçük çömlek
uğra
un
uğrun
gizli, saklı
uğrunmak
acidan kivranmak
urba
elbise, takım
urup
tahıl ölçme aracı
utlanmak 
utanmak
uylaşmak
bir işin üzerine çok düşmek
uylaşmak
uzerinde anlasmak
uyuntu 
gittiği yerden gelmeyen
vayra
balyoz
velesbit
bisiklet
virih
cıvık
virt-zirt (vih vih) 
lüzumsuz gereksiz konuşma
vıttırı-vızzık
ustunkoru
yadırgı
yabancı
yağlama
yağ şeker ve yumurta konularak yapılan özel pide,
yağlık  
mendil
yağnı, yağannı
sırt
yalamık
kaygan, tuz kristali, buzlu yer
yanaz 
aksi
yangılı
merhametli
yangılı
arayip soran, cana yakın
yarennik
şaka- latife
yaşlık 
küçük bebelerin salyalarının silinmesi için omuzlarına iğnelenen mendil
yatsilik
özellikle uzun kış gecelerinde yatsıdan sonra misafirlere ikram edilen kuru yiyeceklerin genel adı
yazıya gitmek
tarlada çalışmak
yel
ruzgar
yelmek  
koşmak 
yiğni 
hafif
yipelemek
aksayarak yürümek
yöna
yaramaz, yobaz, alçak
yüğrük
hızlı
yüksünmek 
isteksiz olmak
yuka
sığ, derin olmayan
yumak  
yıkamak 
yumuş
emir, istek
yunmak
yıkanmak, banyo yapmak, temizlenmek
zaar  
galiba
zabah
sabah
zabın
zayıf
zağar
küçük bir köpek
zahra
buğday
zârlamak
merkeplerin anırması için söylenen söz
zavar
hayvan yemi
zekaret
ağır hasta olma durumu
zemheri  
kara kış 
zerdeli, zelderi
zerdali, kayısı
zikke
zayvanları bağlamak için kullanılan demir parçası
zila
zeliha
zıllımak
oyunbozanlık etmek, mızıkçılık,
zınarmak
oyunu bozma
zinep
zeynep
zingir-zingir 
yerleri titreterek yürüme
zirt-virt
ikide bir
zöbel 
vurdumduymaz; ham yobaz
zongumak
dev adımla koşmak
zulha
zeliha

A
Abil Abdullah
Ağanın Şevket
Algın Eşref
Anagiz (Anigin)
Andın Lutiya
Anız Fadime
Aşık Turabi
B
Bakla Mustafa
Baltacı İhsan
Batakçı Ramiz
Berber Gazi
Berber Osman
Bolkepçe Şahin
Boynueğri Remzi
Burunsuz Nazmiye
C
Canli Ahmet
Canli Pakize
Cansız İsmail
Cansızın Mustafa
Ceran Ahmet
Cingan Ahmet
Conbıyığın Meliha
Conbıyık Memmet
Coz Veli
Ç
Çakal Ahmet
Çalı Beyin Necdet
Çatlı Ahmet Hoca
Çay Memmet
Çelik Hüseyin
Çizmeli Abdullah
Çolağın Ali Osman
Çomunun Niyazi
Çöp Memmet
Çöp Osman
Çöpçü Hava
Çöt Barmak Nazmiye
Çulluk Memmet
Çürük Şevket
D
Defci Sabire
Değirmenci Hasan
Deller Hatçe
Deli Kerziban
Deli Necibin Sülman
Deli Zehre
Demirci Tahir
Dilberin Vahdi
Dımbıl İbraam
Dişi Tavşan
Döndünün Osman
Dürümcü İhsan
E
Ebiş(in) Osman
Elbir Ahmet
Emiroğlunun Memmet
Eşşek Hacı
F
Fezillahın Ali
G
Garibin Mustafa
Gavlak Kemal
Gavur Ali
Gavur Kızı
Gede Halil
Gımır Tahir
Girit Ali
Giyik Amet
Göbekli Nazlı
Gödek Ali
Göncü Memmet
Göv Ahmet
Güççük Ali
Gudüğlünün Memmet
Gudüğrinin Ömer
Gudüğrünün Faik
Gudüğrünün Selahattin
Gudük İsmail
Gudük Mustafa
Gudük Necip
Gurruk Hasan
Güzel Ali
H
Hacı Ali Reis (Koca Reis)
Hacı Hasanın Mustafa
Halimenin Veli
Hamzaoğlu Tahir
Hasta Memmet
Hatçalının Ümmühan
Hayhuy Ali
Hebil Memmet
Hedilin Memmet
Hımır Musa
Hoppili Makbule
İ
İbbiş İbraam
İngiliz Ahmet
İzmirli Apdullah
K
Kahveci Necip
Kalaycı Faik
Kalaycı Halil
Kanlı Hayri
Karabıyık Kemal
Karacanın Memmet
Karagöz Hüseyin
Kasap Memmet
Keçi Memmet
Keklik Emine
Kel Memmet
Kel Sinan
Kel Vehbi
Kırık Bekirin İsmet
Kiriş Alinin Üssüğün (Hüseyin)
Kirizin Ahmet
Kişnişin Ayşe
Kıyık Ahmet
Koca Osman
Koca Reis (Haci Ali)
Kocoğlu İsmail
Konyalının Kemal
Kopturoğlu Mehmet
Kozanalı Nurettin
Kör Alinin Mahir
Kör Şevket
Kör Teyfik
Köse Ali Osman
Köse Hüseyin
Kulak Şambaz
Kulanın Mustafa
Kuş Ali
Kutup Nuri
Kuyruklu Anşa
Kücük Ali
Küt Emine
L
Labazın İsmail
Lapaz Ahmet
Lavgar Ethem
M
Mantıcı Hasan
Mantıya Basan Pempe
Mırrık Tahsin
Mor Zehre
Motor Ahmet
Muhsinin Kadir
Musulluoğlunun Hacı
N
Nalbant Mustafa
Nalbant Şeref
Nallının Emine
Nallının Mustafa
Ö
Öksüz Halil
Öküz Hacı
P
Patates Memmet
Patlağin Sami
Patlak Hatça
Pehlivan Yaşa
Pideci Sinan
Pişşiklarin Nuri
Poyraz Memmet
R
Raşid Ağayin Ahmet
S
Sandıkçının Celal
Sazcı Ahmet
Selli Selahattin
Sıvacı Ismail
Soğanın Şevket
Sümüklü Hava
Sürük İlfat
Sürütme İlfat
Ş
Şişkonun Tahir
Şeytan Kemal
Şimidan Fatma
T
Takmaz Ahmed
Tangafa Eşref
Tankafa Memmet
Tapan Kadir
Tat Hatça
Tatalinin Ahmet
Tatalinin Osman
Tavukçu Ali
Tebdilin Havva
Terzi Hüseyin
Tıkkıdı Ahmet
Tıpılamazın Hacı Ömer
Tırtıl Emin
Topal Tahirin Bekir
Topal Pakize
Topal Vahit
Tosbağa Sami
Tüfekci Ali
Tüfekçinin Şükrü
Türkmen Yaşa
U
Uyuzun Sami
Ü
Üçlerin Fadime
Üssüğün Ali
Y
Yavru Şevket
Yırık Bekir
Yırık İsmail
Yüzbaşının Hasan
Z
Zirzop Mustafa 

Atasözleri

Kökleri geçmişte olan hayatın kurallarını öğretici nitelikteki özlü söz kalıplarıdır.

Nevşehir de halk arasında yaşatılan bazı Atasözleri şunlardır.

-Al zengin kızını döndersin anasını evine; al fakirin kızını döndersin anası evine.
-İyi kocan var gir oyna çık oyna; kötü kocan var gir ağla çık ağla.
-Tuzsuz koyun tuzlu koyunu yalaya yalaya bitirirmiş.
-Bitli baklanın kör alıcısı olur.
-Çavuşüzümü ama terbiyesi kıt.
-Ayağını yorganına göre uzat.
-Misafir umduğunu deyil bulduğunu yer.
-Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
-İtle çuvala gidilmez.
-İtle dalaşmaktan çalıyı dolanmak yeğdir.
-Dost acı söyler.
-Kapıda yetişen tosunun değeri olmaz
-Yattığı ahır sekisi çağırdığı İstanbul türküsü.
-Ağır taşı nel yel alır, ne sel alır.
-İte pastırma bekletilmez.
-Acele ile menzil alınmaz.
-Acıkan doymam, susayan kanmam sanırmış.
-Açık ağız aç kalmaz.
-Aş buldun düş, iş buldun sıvış.
-Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
-Fukaranın şaşkını beyaz giyer kış günü.
-İki kaynar bir coşar, Güzelin aşı tez bişer.
-Akıllı işini görür deli başını bekler.
-Tavuk deşindiğinden deli düşündüğünden belli olur.
-İstenmeden yenen aş, ya karın ağrıtır, ya baş.
-Kalabalıktan dilini, sofradan elini kısa tut.
-Büyük lokma yede büyük söz söyleme.
-Aç bırakma hırsız edersin; çok söyleme yüzsüz edersin.
-Kan toprağa akar.

Deyimler

Herhangi bir durumun, düşüncenin yerini alan birden fazla kelimelerin kendine özgü kurallarla birleşmesinden oluşan söz kalıplarıdır.

ÖRNEKLER :

-Horanta horağ eymek : Aileyi disipline etmek.
-Aşşığı kurşunlamak: Şansı yaver gitmek.
-İt izini kurt izine karıştırmak: İşin içinden çıkılmaz hal alması.
-Ayağı ağır olmak: Elinden iş çıkmamak.
-Alımını almak:Zor duruma düşmek, dersini almak.
-Asker bavulu gibi süzülmek: Derin düşüncelere dalmak.
-Ekmeğini taştan çıkarmak:Gayretli olmak.
-Sırrım sırım sırınmak: İnceden inceye hazırlanmak, yerine getirmek.
-Kulakasma: Boşverme, önemsememe.
-Şakkabak: Anlından saçları dökülmüş kimse.
-Ödü sıtmak : Çok korkmak.
-Sap yiyip saman sıçmak: Çelişkili tutarsız konuşmak

Bilmeceler

Örnek Bilmeceler :

Başını hotoz takar
Saçını topuz yapar
Hem yeraltında yaşar
Hem yerüstünde yaşar
Ne satanı ağlatır
Ne alanı ağlatır
Kesen kasabı ağlatır
Yüreğini dağlatır. (SOĞAN)

Topal hatun anası var
Beli bükük babası var
Allah delisi oğlu var
Cihan güzeli kızı var (ÜZÜM)

Sarısı safran gibi
Karası kaftan gibi
Boynu düdük gibi
Biz onu yedik gibi (CİĞERLER)

Aklaya yüzünde
Kıvrım bakan yuvası
Oniki yumurtası
İki çıkar yavrusu ( DİNİ BAYRAM)
 

Aldır arabası
Yeşildir kabesi
Bunu bilmeyen
Eşek sıpası (DOMATES)

İçi taş, dışı taş
Ha dolaş, ha dolaş (MİNARE)

Bir tabak nar
Etrafı kar
Buyursun hünkar (MANGAL)

Fil Fillici
Burnu eğrice ( NOHUT)

Bir oğlum var etten
Bacakları metten
Şimdi gelir görürsün
Güle güle ölürsün (KURBAĞA)

İki çubuk bir makas
Hokkabazmı hokkabaz (LEYLEK)

Dualar

Herhangi bir olaya, kişiye ve topluma karşı duyulan iyilik hisleri neticesinde olumluya yönelik söylenmiş dilekçelerdir. Dualarda dini etkilenme oldukça fazladır. İyilik dileklerinde bulunurken, her şeyi vareden büyük yaratıcının yardımlarına müracaat edilir. Bu sebepledir ki duaların içerisinde “ ALLAH “ kavramı çokça yeralır.

Nevşehir halkından tespit olunan bazı dualar:

-Berhudar ol evladim

Allah ele etege dusurmesin

Allah birini bin etsin.
-Allah ne muradın varsa versin.
-Yine bu bayramlara erişesin.
-Allah gönendirsin.
-Allah başakadar etsin.
-Toprak diye tuttuğun altın olsun.
-Allah ağız tadıyla yedirsin.
-Allah binbir bereket versin.
-Düşmanın ömrü bu o kadar olsun.
-Allah geçim düzen versin.
-Allah korktuğundan korusun.
-Allah ne onlara düşürsün, ne yokluğunu göstersin.
-Allah geride kalanlara uzun ömür versin.
-Allah koruduğunu kurtarsın.
-Ellerine ayaklarına sağlık.
-Ellerin dert görmesin.
-Nur içinde yat.
-Makamın cennet olsun.
-Hızır yoldaşın olsun.
-Allah Kabeler kısmet etsin.
-Geçmişlerinin ağzında bulunsun

BEDUALAR

Başına taş düşsün..
Boyun bosun devrilsin.
Elin kolun kirilsin
Cigerine inmeler insin
Cigerine ingiler insin.
Ocagin kurusun
Boyu devrilesice
Dul evlere duvaksiz var insallah
Babanin pekmez canagi kirilsin
Siracali
- Evine baykuşlar dünesin.
-Kapına kara kilit asılsın.
-Sidiğin dursun.
-Ocağına itler kunnasın.
-Tepene yıldırım insin.
-Gözlerin kör olsun.
-Yoluna karaduman çöksünde gelemez ol.
-Kesenin ağzı bol, dibi delik olsun.
-Tefin dirilsin.
-Ekmeğin tavşan, sen tazı ol koş koş tutama.
-Yüzünü sıraca yesin.
-Dizin dizin sürün.
-Sabaha kadar şişe kal.
-İki yakan bir araya gelmesin.
-Allah şöyle pabucun ayağına, takkem başına olsun.
-Allah belanı versin.
Allah seni kahretsin
-Allah, döküle kal.
Allah’ ın gazabına uğra.
-Tutmazına uğra.
-Eline koluna inme insin.
-Boyun devrilsin.
--Gidişin olsunda, gelişin olmasın.
--Kanın altına ılgıt ılgıt aksın.
 

İnanışlar

-Köpek uluması, uğursuzluğa yorumlanır.

-Baykuş ötmesi, uğursuzluk işaretidir.Üzerinde öttüğü evde ölü çıkacaktır

-Kulak çınlaması, bir kişinin anılmakta ve çekiştirilmekte olduğuna işaret kabul edilir.

-Göz seyrilmesi, sağ göz seyrilmesi hayra, sol göz seyrilmesi ise şerre yoğrulur.

-Avuç içinin kaşınması, sağ para geleceğine, sol para gideceğine işaret sayılır.

-Ayak altının kaşınması,yolculuğa işaret sayılır.

-Gece aynaya bakmak gurbete gitmeye yorulur.

-Gece vücudun herhangi bir yerinden diken çıkarılırsa, o dikenin ileri bir zamanda eve gelin olarak geleceğine inanılır.

-Gece sakız çiğnemek ölü eti çiğnemek anlamındadır.

-Perşembe gecesi iş görünmez, çünkü ertesi günü cumadır.

-Salı günü işe başlanmaz, eğer başlanırsa o iş uzun sürer.

-Nisan yağmuru, un, bulgur vb. yiyeceklere serpilirse bereketli olacağına inanılır.

-Çocuğun elinin bağı olarak uyuması, kısmetinin kesileceği şeklinde yorumlanır.

-Çocuğun emekleyerek yürümesi, eve misafirin geleceğine yorumlanır

 

Gülşehir Mutfağı

Gülşehir Mutfaği

Gülşehir mutfağı da Kapadokya mutfağı gibi yörede yetişen ürünler etrafında gelişmiş bir mutfaktır. Yemeklerde kullanılan malzemeler ağırlıklı olarak yörede yetişen patates, mercimek, kabak, buğday, nohut, fasulye gibi ürünlerden oluşmaktadır. Aynı zamanda pekmezin yaygın kullanıldığı görülmektedir. Tahıl (un) ve etten oluşan yemek çeşitleri yöre halkının damak zevkine uygun düşmektedir.

Geleneksel mutfakta işler iki mekân içinde yürütülür. Birincisi tandır ve ocağın bulunduğu mekân, ikincisi malzemelerin bulunduğu kayıt damı (kiler)dır.
 
Geleneksel sini sofrasi, Kaynak: Kultur Bakanligi
 
Eskiden, bundan 30-40 sene evvel,  yemekler sini denilen buyuk bir tepsi uzerinde, ayni tabaktan ve tahta kasikla yenilirdi. Sininin altina genellikle kalbur denilen yuvarlak buyuk bir elek konur, sininin yerden yukseltilmesi saglanirdi. Sininin basina diz kirilarak oturulur, davetlerde kadin ve erkeklere ayri siniler kurulurdu. Eskiden icme suyu mahalle aralarindaki cesmelerden testilerle eve tasinir, ve testilerde sogutularak icilirdi.
 
Yemek yapımında kullanılan araç gereçler arasında, bakirdan yapilma tabak, tencere ve diger kaplar, tahta kasik, topraktan yapılmış çömlek ve tandır sayilabilir.  
 
Yöremiz, şarapları ile de ünlüdür.
 
Kış hazırlıkları
 
Gülşehir'de bazi kışlık yiyecekler yazdan hazırlanır.

Bulgur Kaynatma: Hazırlıklardan en önemlisi bulgur kaynatmadır. Bulgurun hazırlanışı kullanım biçimine göre iki türlüdür. Soku denilen büyük taş dibeklerde dövülerek kabuğu çıkarılan nispeten iri taneli bulgura "düğü", ince kırılmış bulgura "pıtpıtı" denir.

         

Yöremiz Ağziyla Bulgur Gaynatma

"Bulgur mu guzum. Bulgur nasıl gaynadılır söylüyecam sana. Gazanı ilânı goruh ortıya, ilkin elerik zârayı. Yıharıh temiz bi bohca sererik üstüne cıharrıh zârayı. Sona ilânı tandırın üsdüne goruh. Saçmasını öne dokerik suyu da bolca gonur. Altını yaharıh gendi başına gaynayı gaynayı bişer. Noriyon diyene "bulgur gaynatıyoh" dirik.

O iyice gaynayıncah şahır şahır gaynayıncah. Bi denenin içine bahacân hiç biyazı galmazsa çıkaracaan itaayı saplı tası elimize alırıh sufrayı sererik ilânlerinen ciharırıh damları süpürürük dama cıharır sererik.

Ondan gelli bulguru dinge götürürük dingi bir gözel silerik daşları temizlerik . Dingin daşı bulguru döne döne îce piricin gabından soyulduu gibi soyar. yiniden sererik ondan gilli savırırıh sonra sininin üstüne dokerik, ayıtlarıh gorüyonmu neadar işi var bulgur dir geçeller.

Otururuh elerik çekilenden soona eledimizi ilâne yığarıh. Duusünü başka ilaane yığarıh altının bi unu olur, onu da bi ayrı elerik. Kuplerimizi temiz bi bezinen ice bi silerih ondan gilli bohcayınan içine üvidiveririk üstünede çöreotu atarıh bereket olsun diyi azına ağız baanı goruh gapaanıda gapadırıh. "Allah ağaz dadıynan gule gule yedirsin." derik."

Kaynak: Sabit Ince

Çölmek (Çömlek)  peyniri: Sabah kahvaltılarının vazgeçilmez bir besinidir. Gunumuzde pazardan alınan beyaz peynirler evde tuzla ovularak çömlek içine sıkıca bastırılır. Ağzı çamurla kapatıldıktan sonra günes işini görmeyen rutubetli yerlerde bekletilir. Eskiden kayadam denilen erzak odalarinda topragin icine gomulup bekletilirdi.

 

Geleneksel comlek peyniri yapimi:  Comleklere basilarak yapilan cokelek ve comlek peyniri Gülsehir mutfaginin ayrilmaz bir parcasidir. Süt bir küçük kazanda kaynatılır. Yüzü kaymak tutmaya başladığı anda yoğurt suyu dökülür. Yoğurt suyu sütü mayalar ve peynir haline dönüştürür. Bu peynir bez torbalara dökülür, sıkılır, agzı bağlanır ve iki taş arasına konularak bir gün bekletilir. Bu İşlemle yapılan beş altı parça peynir biriktiğinde; bir leğene elle ufalanır tuzu atılır ve yoğurulur. Yoğrulan peynir dibine tuz konulan çömleğin içine bastıra bastıra sıkıca mümkün olduğu kadar boşluk bırakmadan doldurulur. Doldurulan bu çömleğin ağzı bir bez ile bağlanır ve bez cömlekle birlikte iyice ıslatılır. Serin kayadam odasinda (genelde kayadan oyma doğal ambarlar) eşilen bir çukura ağzı aşağı gelecek şekilde gömülür ve üzeri toplakla iyice kapatılır. Su ile çamur olana kadar sulanır.

Bu sulama işlemi 15 günde bir tekrarlanır. 4 ay ile 1 yıl arasında gömülü kalan peynir çıkarılır. Açılır ve ağız kısmı atılır. Diğer kısımları yemek üzere mutfağa konur. 

 
Yufka ekmegi yapimi: Yardımlaşmaya ihtiyaç duyulan bir hazırlıktır. Kadınlar bir araya gelip her gün bir ailenin ekmeğini hazırlarlar. Yufka yapiminda ölçü "desti" dir. 10 litre suyun aldığı kadar unla yapilan yufkaya bir desti yufka denilir.
 
Gülsehir'de geleneksel yufka ve yumurtali (gıgı) yapan kadinlar
 
Pekmez yapımı: İlçemizin geçim kaynaklarından önemli bir bölümünü bağcılık oluşturur. Bağlarda üretim yapabilmek için üzüm asmalarının (çubuklarının) bakım, dikim ve geliştirilmesi yıl boyunca uğraş isteyen bir tarım koludur. Uzümler ağustos aylarında pazarlanmaya çalışılır. Eylül ayının başından ekim ayının sonuna kadar bağlardaki üzümler toplanır ve pekmez kaynatılır.

Pekmez yapmak zahmetli uğraş isteyen bir iştir. Toplanan üzümler Şirane (Şırahane) denilen küçük havuzlarda ayakla ezilerek suyu çıkarılır. Ezilen üzümlerin suyuna şıra denir. Şıralar büyük kaplarda toplanır. Daha sonra kazanlara dökülür. Kazanda bir müddet ısıtılan şıraya pekmez toprağı denilen toprak katılır. Bu toprak sayesinde şıra tatlanır ve berraklaşır. Daha sonra şıra heybelere alınarak süzülür. Süzülen şıra büyük leğenlerde koyulaşıp kıvama gelinceye kadar kaynatılır.
Özellikle pekmez kaynatmanın olmazsa olmazı pekmez kaynayıpta kazanlar kaldırılınca saatlerce köz olan odunları toparlayarak çömlekte kuru fasulye yapılmasi ve köze patates gömülmesidir.

Pekmez kaynatimi

 
Pekmez Çeşitleri: Duru pekmez, çalma pekmez, ekşi pekmez, kabaklı pekmez, ayvalı pekmez, pelverde, sündürme, tarhana, köfter.
 
Meyve-sebze kurutma: Meyvelerin ince dilimlere ayrılıp kurutulmasına "kak" adı verilir. Bunlar kışın komposto vb. yapımında kullanılır.
 
Geleneksel kayisi kurusu (kak)
 
Turşu yapımı: Üzüm ve pezek denen pazı, özgün turşu türleridir. Küplere doldurulan üzümlerin üzerine şıra konarak bozulması önlenir.
 
Pratik Turşu Suyu Hazırlama Yöntemi: İyi bir turşu yapılabilmesi için, salamuradaki tuz oranının çok iyi ayarlanması gerekir. Aksi halde,turşu ya yenemeyecek kadar tuzlu, ya da az tuzlu olur. Tuz oranının az olması ise, istenmeyen zararlı canlılann üremesine ve yumuşamaya neden olur.

80 gr. tuz 1 litre suda eritilir. Eger bir litreden fazla salamura gerekli ise, suyun her litresi için 80 gr tuz hesaplanır.Eğer tuz tartılamıyorsa, o zaman %8 tuzlu su, pratik olarak şöyle yapılabilir: Suyun her litresi için 5 yemek kaşığı silme tuz hesap edilir.

Eğer istenirse, turşuya, salamuranın %10’u oranında sirke ilave edebilirsiniz. Yani 5 litre su konulduysa yarım litre sirke ilave edilir.
1 lt suya 80 gr yani 5 silme yemek kaşığı tuz
5 lt suya 400 gr yani 25 silme yemek kaşığı tuz
1 lt suya 100 ml sirke
5 lt suya yarım litre sirke

Not: Turşu kavanozuna sebzeler yerleştirildikten sonra ayrı bir kapta hazırlanan turşu suyu sebzeleri örtecek kadar kavanoza doldurulur.
 
 
Kelek Turşusu: Çekirdegi sertlesmemis küçük ham kelekler toplanir. Kurulacak küpün büyüklügüne göre 1-2 kg üzüm sirkesi ve koruklar ayarlanir. Kelekler bir biçakla bir yerinden delinir. Tuzlu sirkeli suya arasina üzüm koruklari da atarak küpe doldurulur. 1-2. aya kadar turşu döner ve yenmeye baslanir.

Uzum Turşusu:  Yöremize ait bir turşu türüdür. Uzüm kompostosuna benzese de ayni degildir. Artik pek yapan olmamasina ragmen anlatilanlara gore eskiden küp küp üzüm turşusu kurarlarmiş. Asma mevyesi (uzum) henüz olgunlaşmamış halde iken (koruk) toplanır ve sirkeli, limonlu, limon tuzlu, sulu karışım içerisine konularak turşusu kurulur. Yapilişinda seker, su ve üzüm tursusu tozu (benzuat desot ki bu eczaneden alinir) da kullanilabilir. Bu karisim bir küpe konulur, üstüne de olmus parmak üzüm konulur ve 1-2 ay bekletilir. Suyunun tadi tatli sarap gibidir.
 
Biber salcasi yapımı:  Öncelikle salçalık kırmızı biber alınır. Biberler acı olursa salça da acı olur.
Biberler yıkanır, içleri temizlenir ardından kıyma makinasında çekilir (Eğer az miktarda yapılıyorsa, biberler az-10 dk falan- bir süre kıvama gelmesi için kaynatılır sonra mutfak robotunda çekilir). Daha sonra çekilmiş biber tuzlanır (tuz salçanın uzun süre dayanmasını sağlar) ve olabildiğince geniş bir yüzeye serilerek güneş altında kurutulur. Bu sırada kendi kendine sulanır bunda sıkıntı yoktur. Arada sırada karıştırılır. Salçanın miktarına göre bir kaç gün bekletildikten sonra, salça kendini toplar, suyunu çeker ve rengi koyulaşır. Ama henüz hazır değildir, bir kez daha çekilir böylece daha incelmiş olur. Artık kavanozlara doldurarak dolapta muhafaza edebiliriz. Eğer az miktarda yapılıyorsa ilk defa çekildikten sonra bir süre (kaynamayacak şekilde) pişirerek güneş altına koyabiliriz. Böylece daha çabuk kurur ve ayrıca ikinci kez çekmemiz gerekmez.
 
  Sinilerde kurutulan salca
 
Kolay biber salcasi yapımı: 1 kg kırmızı olgun biber, , 1 yemek kaşığı sıvıyağ, 1 çay kaşığı tuz. Biberin çekirdeklerini ayıklayıp yıkayıp, irice doğrayıp ocağa koyuyoruz.1/2 çay bardağı su ilave edip kaynatıyoruz ve altını kısığa alıp, arasıra karıştırarak yaklaşık 15 dakika kaynatıyoruz. Kapatıyoruz ve on dakika bekletiyoruz. El blenderi ile macun gibi olana kadar karıştırıyoruz.(Ya da süzgeçten geçiriyoruz). 1 kaşık yağı ekliyoruz.1 çay kaşığı tuz atıp suyunu iyice çekene kadar pişiriyoruz.1 kg için 2 aspirin atıyoruz. Sıcakken kavanoza koyup, ağzını sıkıca kapatıp ters çeviriyoruz.Bu ölçüyle yaklaşık 750-800 gr civarında salça elde ediyoruz.Dilediğimiz zaman kullanıyoruz.

Domates salcasi yapımı: Domates ucuz ve bol bulunan bir vitamin kaynağıdır. Domates salçası aşağı -yukarı her yemekte kullanılan, başta C vitamini olmak üzere çeşitli vitaminlerin kaynağı bir besindir. Suyu, salçası ve turşusu ile halkın beslenmesinde domatesin önemli bir yeri vardır.
 
Domates salçası yapımı Gulsehir'de kışlık kiler hazırlıkları içinde önemli yer tutar. Yaz ile sonbahar arasında, evlerin damlarında domates salçası güneş yardımıyla yapılıp kilere kaldırılır.
 
    Hormonsuz Cakircan domatesi

1.   Yapımı: 5 kg domatesi iyice yıkayıp, büyük bir tencerede kapağı kapalı olarak bir gece bekletin. Ertesi gün ince delikli bir kevgirden ezerek geçirin ve kabuklarıyla çekirdeklerini ayırın. Domates suyunu bir tencereye koyup iki taşım kaynatın ve ocaktan alın. Ilınınca çok sıkı dokulu bez bir torbaya doldurup 2 saat suyunun süzülmesi için asılı tutun. Torbadaki suyu süzülmüş domatesleri yayvan bir tepsiye döküp yeterince iki kasik ince kaya tuzu ilavesiyle iyice karıştırın. Tepsiyi güneşe koyun. Üzerini toz girmemesi için ince bir tülbent ile örtün. Salçayı, yoğurt kıvamında oluncaya kadar güneşte bırakın. Sonra kavanozlara doldurun, kapaklarını kapatın. Arzu ederseniz üzerinin küflenmemesi için, salçanın üzerine yarım cm. geçecek kadar zeytinyağı dökebilirsiniz.
 
  Hormonsuz Tuzkoy domatesi

2.    Yapımı: Olgun domatesler  (10 kilo domates) bol suya yıkanıp temizlenir ve küçük parçalara kesilir. Kesilmiş domatesler hiç bekletilmeden kalaylı bir bakır tencereye veya kazana konur ve kendi suyuyla yumuşayıncaya kadar kaynatılır. Kaynama sırasında domates kabın dibine yapışmaması için karıştırılır. Haşlanıp yumuşamış domatesler, altına bir tencere oturtulmuş küçük delikli kevgirden geçirilir Bu işlem sonunda domateslerin kabukları ve tohumları kevgirde kalır, sırası ise tencereye akar. Elde edilen domates şırası, genıs kalaylı bakır veya emaye tepsilere dökülür. Tepsiler, evin bütün gün güneş gören, temiz bir yerine konur. Tepsilerin üzerleri siyah renkli birer tülbentle örtülürse, koyulaşma çabuk ve temiz olur. Salça, suyu uçup koyulaşmaya bastayınca tartılır ve % 5 -10 (250 gram) tuz oranında tuzlanır.
 Domates dolmasi

Az tuzlu salçayı küflenmekten korumak için, havayla temas etmiyecek şekilde kaplara doldurmalı ve üzerine bir parmak zeytinyağı koymalı. Az tuzlu salçayı kavanozlara yerleştirdikten sonra, kaynar suda 20 dakika pastörize etmek uygun olur. Salça yapımında başka bir usul de. elde edilen domates şırasını sık dokunmuş Amerikan torbalara koyup süzmektir. Ama bu usulde, domates şırasının suda eriyen en önemli maddeleri ve C vitamini ziyan olur. Susuz yetiştirilmiş domateslerin de 10-12 kilosundan 1 kilo salça elde edilir.
 
Kesme Makarna: Her ev tüketebileceği kadar makarna yapmak için un kullanır. 10 litre Suyun aldığı kadar una 30 yumurta ve 1 kğ ma yakın tuz katılır. Kasabada bu kadar makarna için bir testi makarna kesimi denir. Hamur sert kıvama gelene kadar yoğurulur ve bir bez arasına sarılarak üzerine basarak çignenilir. Hamur istenilen kıvama gelince yumruk büyüklüğde yumaklar(beze) yapılır. 1-2 saat dinlendirilir. Bu beziler kalın yufka olarak açılır. Bıçaklarla önce serit halinde kesilen bu hamurlar istenilen büyüklükte kesilir. Kesilen makarnalar yapışmaması için unlanır ve gölgede serilen savanların (ortulerin) üzerine yayılarak kurutulur. Küplere doldurulur ve serin yerde saklanır.
Makarnanin Pisirilisi: Bir tencereye su ve tuz konulur ve kaynatilir. Kaynayan suyun içine makarna salinir. Pistikten sonra süzülür. Eritilen tereyagi ve çömlek peyniri katilarak karistirilir ve servis yapilir.

 

 Kesme Manti

 

Eriste: Kesme mantının hamuru ile birlikte veya aynı yöntemle ayrı olarak eriştenin hamuru yapılır. Şeritler halinde kesilen hamurlar temiz ve kalın urgan gerilerek yapılan güneş altındaki ipe unlayarak serilir ve kurutulur.

Gunumuzde eriste ve manti kesimi artik elle degil makinede yapilmaktadir.Makine ile yapilan makarnanin hamuru icin 100gr una 1 yumurta (yani 1kg una 10 yumurta) kirilir ve tuz eklenrek makinada yogurulur. Eger yumurtalar kucukse hamura bir kac damla su katilabilir. (bu tarif Williams&Sonoma yemek kursundan alinmistir, 3.5-4 ounce un 100gr un etmektedir). Gunumuzde makinada kesilen italyan makarnalar reyhanli pesto sosu ile karistirilarak servis edilebilir. Boylece bahcelerimizde bolca yetisen reyhan degerlendirilmis olur. 

Reyhanli (feslegenli) pesto sosu (Williams&Sonoma): 3-4 yemek kasigi cam fistigi, 2 dis sarimsak, 2-3 bardak taze reyhan yapragi, 10-15 dal maydonoz yapragi, yarim bardak zeytinyagi, tuz karabiber, yarim bardak rendelenmis parmesan peyniri (yoksa baska peynir de koyabilirsiniz) blenderda cekilir. Blender yoksa, malzemelr havanda dovulerek te yapilabilir. Bir kavanoza doldurulup, kararmasin diye uzerine zeytinyag dokulur, dolapta iki hafta saklanabilir.

 

Elde kesilmis eriste