Selmn_aleykm
  Kirklareli
 

KIRKLARELİ İLİ TNITIM

 
 
Yüzölçümü: 6.550 km²
Nüfus: 328.461 (2000)
İl Trafik No: 39
Bir sınır kenti olan Kırklareli'nde Antik dönem, Orta Çağ, Bizans, ve Osmanlı kültürünü yansıtan birçok eserler bulunmakta olup, kıyı turizmi, kültür, karavan, kamping ve su sporları turizmi, av ve doğa turizmi gibi birçok dal için ideal bir merkez konumundadır.
KIRKLARELİ İLİ İLÇELERİ
İLÇELER
Kırklareli ilinin ilçeleri; Babaeski, Demirköy, Kofçaz, Lüleburgaz, Pehlivanköy, Pınarhisar ve Vize'dir.
Babaeski: İl Merkezine 37 km. mesafededir. Cedit Ali Paşa Cami ile Babaeski Köprüsü ve Alpullu (Sinanlı) Köprüleri en önemli kültür eserleridir. Lüleburgaz: İlçedeki Sokullu Mehmet Paşa Cami ve Şadırvanı önemli bir sanat eseridir.
Demirköy: İl Merkezine 74 km. mesafededir. İlçede Sivriler Köyü yakınlarında XV.yy. ait İstanbul’un fethi sırasında kullanılan büyük topların dökümünün yapıldığı dökümhane bulunmaktadır.
Kofçaz: İl Merkezine 26 km. mesafededir. İlçe sınırları içerisinde çok sayıda tümülüs, dolmen ve tarihi yerleşim alanı bulunmaktadır.
Lüleburgaz: İl Merkezine 61 km. mesafededir. İlçede Sokullu Mehmet Paşa Cami ve Şadırvanı ile Mimar Sinan eseri olan Lüleburgaz Köprüsü kültürel eserlerdir.
Pehlivanköy: İl Merkezine 62 km. mesafede bulunmaktadır.
Pınarhisar: İl Merkezine 30 km. mesafede bulunmaktadır. İlçe sınırları içerisinde çok sayıda tümülüs, nekropol ve yerleşim alanı bulunmaktadır.
Vize: Eski Kırklareli-İstanbul yolu üzerinde olup, İl Merkezine 56 km. mesafededir. İlçedeki Gazi Süleyman Paşa Cami önemli bir eseridir.Doğu Trakya’da tümülüslerin en yoğun olduğu bölgedir. Şehir merkezinde 2 höyük ve Roma Dönemine ait bir tiyatro mevcuttur.
KIRKLARELİ İLİ TARİH
Türkiye’nin Avrupa Kıtası’ndaki beş ilinden biridir. Kuzeyinde Bulgaristan, batısında Edirne, doğusunda Karadeniz – İstanbul, güneyinde Tekirdağ ile komşu olan Kırklareli, tarih öncesi çağlardan beri iskâna tabi tutulmuş önemli illerimizdendir. Neolitik çağdan itibaren (M.Ö. 6000) Kalkolitik, Tunç ve Demir 
Çağları’nda yoğun olarak insanların yaşadığı, ele geçen belgelerden anlaşılmaktadır. Bölgede ilk zamanlar siyasi birlik kuramamış yerli Trak toplumları, daha sonraki dönemlerde birbirinden bağımsız feodal beylikler veya şehir devletleri halinde varlıklarını sürdürmüşler, ancak kuzeyden İskit akınları, güneyden ise eski Yunan kültürel tazyiki hiç bir zaman eksilmemiştir.
 Bunların yanında, çok daha uzaklardan gelen Pers Kralı Darius (M.0.513) dahi bölgeyi bir süre hükümranlığı altında tutabilmiştir MÖ IV. yy’da parçalanan Odrys devletinden sonra Makedonya Kralı II. Filip Kırklareli de dahil tüm Trakya’yı istila etmiştir. Daha sonra bölgede Keltler, onun akabinde de Roma egemenliği dikkat çekmektedir. MS IV. yy’da Ostrogotlar Trakya’yı istila etmiş, bu istila sırasında Kırklareli de önemli oranda tahribe maruz kalmıştır.
 Trakya M.S. 441-447 yıllarında bu kez Hunlar’ın istilasına uğramıştır. Bu istila sırasında Philipopolis (Filibe) ve Arkadiopolis (Lüleburgaz) başta olmak üzere, 70 şehir ve kasabanın tahribe uğradığı bilinmektedir. Kırklareli Bizans dönemindeki tarihi boyunca da Balkanlardan inen tehlikelerin devamlı tehdidi altında kalmıştır. Imparator I. Justinianus (527-565) mevcut surları tekrar onartmış, Vize ve Kıyıköy surlarını ise inşa ettirme gereğini duymuştur.
 Bölge, daha sonra sırayla Avar akınları, Peçenekler ve Haçlı istilalarına maruz kalmıştır. Kırklareli Bizanslılar’dan Sultan 1. Murat Hüdavendigar zamanında, Demirtaş Paşa tarafından (H. 765 - M. 1362) alınarak, Türk-Osmanlı yönetimine dâhil edilmiştir. 1. Dünya Harbinden sonra, iki yıl süreyle Yunan işgali altında kalan Kırklareli, 10 Kasım 1922 tarihinde ebedi özgürlüğüne kavuşmuştur.
KIRKLARELİ İLİ COĞRAFYA
Kuzey ve kuzeydoğusunda Yıldız (Istranca) Dağlarına yaslanmış olan Kırklareli, ormanları, gölleri, Demirköy (lğneada) ve Kıyıköy sahillerinin henüz yeni keşfedilmekte olan doğal güzellikleri yanında, çok sayıdaki kaleleri, höyükleri, tümülüsleri, dolmenleri, kaya manastırları, camileri, hamamları, köprüleri ve daha pek çok kültürel değerleri ile doğa ve tarih cenneti bir bölgedir.
Kırklareli ülkemizin ormanları bol illerinden biridir. Yaban hayatı çok zengin olan Kırklareli, önemli av merkezlerindendir. Yıldız dağlarının yoğun ormanlarla kaplı yükseltileri büyük av hayvanlarının, ovalar ise kanatlı av hayvanlarının yaşama alanlarıdır. İlde kara avcılığı yanında, Karadeniz'de balık avcılığı da yapılmaktadır.
 Mevsimine göre her türlü balık avlanabilmektedir. Ayrıca, akarsu ve derelerde olta balıkçılığı da yapılmaktadır. En çok alabalık, miryana, sazan avlanmaktadır.
Kırklareli iklimi yörelere göre farklılık göstermektedir. Kırklareli merkezinde de karasal iklim hakimdir. Yıldız Dağlarının kuzeye bakan kesimlerinde Karadeniz iklimi görülür. Buna bağlı olarak yazlar serin, kışlar ise soğuktur. Denizden uzak iç kesimlerde ise karasal iklim görülmektedir. Yazlar sıcak, kışlar soğuk ve zaman zaman kar yağışlı geçmektedir.
KIRKLARELİ İLİ NÜFUS
Nüfus
31 Aralık 2010 tarihi itibariyle il nüfusu 332.791’dir. Nüfusun yüzde 66’sı şehirlerde, yüzde 34’ü kırsal kesimde yaşamaktadır.
Nüfus büyüklüğü bakımından ilçe merkezi 100.412 olan Lüleburgaz başta yer almakta, bu ilçemizi 62.152 nüfus ile Merkez, 27.712 nüfus ile Babaeski izlemektedir.
Kırklareli’nin nüfus yoğunluğu 51’dir. 1965 yılına kadar Kırklareli yoğunluğu ülke ortalamasının üzerinde olmuştur. Bunun nedeni ilin mübadele ve muhaceret yoluyla Balkan ülkelerinden aldığı göçtür. 1940-1945 yılları arasında II.Dünya Savaşı nedeniyle Kırklareli’nin nüfusu azalmış, 1950-1955 arasında ise yeniden yurtdışından gelen göçmen aileler ile nüfus artmaya başlamıştır. 1960’a kadar yüksek olan nüfus yoğunluğu bu yıldan itibaren il dışına göçün başlamasıyla beraber 1965’den sonra azalmaya başlamıştır.
KIRKLARELİ İLİ İDARE
İdari Yapı
Kırklareli fethedildikten sonra uzun yıllar sancak olarak idare edilmiş, Sultan Mecit zamanında ilçe haline getirilmiş ve bu durum 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbine kadar devam etmiştir. Rusların tahliyesinden sonra Kırklareli mutasarrıflık olmuştur. İdari bağımlılık olarak önceleri merkezi Manastır olan Rumeli Eyaletine bağlı iken sonra Silistre Eyaletine bağlanmış, daha sonra da Edirne Vilayetinin bir Livası haline getirilmiştir.
Kırklareli 1924 yılında il olmuştur. Bugün, Kırklareli’nin Babaeski, Demirköy, Kofçaz, Lüleburgaz, Pehlivanköy, Pınarhisar ve Vize olmak üzere yedi ilçesi, 26 belediyesi ve 173 köyü bulunmaktadır.
Gelişmişlik Göstergeleri
Devlet Planlama Teşkilatı'nın 2003 verilerine göre, Kırklareli sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında 81 il içerisinde 11. sırada bulunmaktadır. Eğitim sektörü gelişmişlik sıralamasında 7, sağlık sektörü gelişmişlik sıralamasında 15, imalat sanayi gelişmişlik sıralamasında 14. sırada yer almaktadır. İlçeler sıralamasında, 872 ilçe içinde Lüleburgaz 35, Merkez 106, Babaeski 147, Pınarhisar 214, Vize 219, Demirköy 259, Pehlivanköy 262 ve Kofçaz 460. sırada yer almıştır.
KIRKLARELİ İLİ ALTYPI
Alt Yapı
Kırklareli il sınırları içinde 77 kilometre otoyol, 342 kilometre devlet yolu, 200 kilometre il yolu bulunmaktadır. İl içinde karayolunun toplam uzunluğu 619 kilometredir. Devlet ve İl yollarımızın 86,5 km si bölünmüş yol, 126 km si bitümlü sıcak karışım kaplama, 416 km.si sathi kaplamalı yollardır. D-100 ve TEM Otoyolu ana bağlantıları oluşturmaktadır. İstanbul-Edirne bağlantısını sağlayan D-100 yolu ile Türkiye’nin Avrupa ile bağlantısını sağlayan TEM Otoyolu il’in en önemli yollarıdır. D-100 yolunun 79 kilometresi ile TEM Otoyolunun 62 kilometresi İl içinden geçmektedir. Bu eksenin üzerinde Babaeski ve Lüleburgaz ilçe merkezleri, kuzeyinde ise il merkezi yer almaktadır.
İldeki bir başka eksen de Silivri’den ayrılan Çerkezköy-Vize-Pınarhisar-Kırklareli ve Edirne bağlantılı yoldur.
Kuzey-güney bağlantılı iki ulaşım ekseni vardır. Aziziye sınırına kadar uzanan Dereköy-Kırklareli-Babaeski-Pehlivanköy karayolu Bulgaristan ile bağlantıyı sağlar. 
kıyıköy
Diğer eksen ise Karadeniz ile bağlantıyı sağlayan İğneada-Demirköy-Pınarhisar-Lüleburgaz karayoludur.
kıyıköy
İl’de bir ızgara biçimini alan iki kuzey-güney, iki de doğu-batı doğrulu ulaşım ekseni oluşu, tüm yerleşmelerin bu eksenlerden yararlanmalarını sağlamaktadır. 
kıyıköy
Ayrıca, Büyükkarıştıran-Vize-Kıyıköy bağlantısı da kuzeydoğuda Karadeniz’e bağlanır. Bu eksen Büyükkarıştıran’ın biraz kuzeyinde yeniden Pınarhisar’a bağlanır. Kofçaz ilçesinin Kırklareli ile doğrudan bağlantısı vardır.
 Pehlivanköy ilçesinin ulaşımı D-100 karayolundan ayrılan bir yol ile sağlanır. Kırklareli-Alpullu yakınlarında D-100 karayolundan ayrılan bir yol ile de Hayrabolu üzerinden Tekirdağ’a bağlanır.
KIRKLARELİ İLİ HARİTA
Devlet ve İl yolları dışında 1.152 kilometre asfalt, 647 kilometre stabilize, 19 kilometre tesviye ve 104 kilometre de ham olmak üzere toplam 1.922 kilometre köy yolu bulunmaktadır. 169 köy yolu asfalt, nüfusu çok az olan 4 köy yolu ise stabilizedir.

 
KIRKLARELİ TARİHİ VE TARİHİ ESERLERİ
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KIRKLARELİ

 
 

KIRKLARELİ İLİ TARİH
Kırklareli tarih öncesi konum itibariyle dikkat çeken pek çok antik yerleşim merkezine sahip bir ilimizdir. Buzul çağı sonlarında uzunca bir süre sular altında kaldığı anlaşılan Kırklareli ve civarında insana dair ilk maddi belgeler neolitik dönem özelliklerini vermektedir.
 

 Daha sonra bilinen ilk yerleşik kabilelerden ismini alan Trakya, Kırklareli de dahil olmak üzere Roma dönemi ortalarına kadar kısmen veya tamamen bağımsızlıklarını küçük birer krallık veya prenslik olarak devam ettirebilmişlerdir. Bir geçiş bölgesi olması münasebetiyle Roma ve Bizans dönemlerinde pek çok istilalara uğrayan Kırklareli ilk defa 1. Murat zamanında 1363 yılında Osmanlıların eline geçmiştir.
 


Bu tarihten itibaren uzunca bir süre barış süreci yaşayan Kırklareli Balkan Savaşı ve 1.Dünya Savaşı sıralarında Bulgar ve Yunan işgaline maruz kalarak büyük eziyet ve sıkıntılar yaşadıktan sonra 10 Kasım 1922’de nihai özgürlüğüne kavuşmuştur.
 
Kırklarelinin Tarihi Yerlerinin isimleri,Kırklarelinin Tarihi Yerleri nedir,Kırklarelinide gezilecek Yerler,Kırklarelinin Tarihi merkanları,Kırklarelinin Tarihi Eserleri
Kırklareli İli Tarihi Yerleri
Dolmenler (Kapaklı Kaya Mezarlar)
Trakya’da çok sayıda görülen tümülüslerin erken safhası olarak kabul edilen dolmenler, genel olarak Kırklareli’nin kuzey – kuzeybatı dağ yamaçlarında ve bu yamaçlara yakın ova eteklerinde sıralanmıştır. Bölgede kapaklı veya kapaklı kaya olarak da anılan dolmenler, yekpare, yassı iri taşlardan, basit oda şeklinde yapılmış anıt mezarlardır. Şu ana kadar yapılan araştırmalarda Edirne’nin Lalapaşa ilçesi merkez olmak üzere, bir hat halinde Kırklareli’nin Demirköy ilçesi yakınlarına kadar ulaştığı tespit edilen dolmenlerin Erken Demir Çağı (M.Ö. 1300 – 800) sürecinde kullanım gördüğü anlaşılmaktadır.
Menhirler (Dikili Taş)
Megalit (büyük taş), dikili anıtsal mezar taşlarıdır. Kırklareli ve yakın çevresinde çok sayıda görülmektedir. Çoğunlukla yakın dönem mezarlık alanlarında da benzer dikili mezar taşları görülmekte ise de esas kullanım süreci Erken Demir Çağı’dır. Yükseklikleri ortalama 3 metreye varan dikit örnekleri Kırklareli merkez ilçe, Erikler, Değirmencik, Ahmet’çe köyleri ile Lüleburgaz ilçesinde görülmektedir. Ancak, Kırklareli merkezi de dâhil olmak üzere, çoğu ilçe ve köylerdeki Müslüman mezarlarında bulunan dikili taşların bir bölümünün orijinal yerlerinden sökülerek getirilen menhirler olduğu düşünülmektedir.
Tümülüsler
İçerisinde mezar bulunan, insan eliyle oluşturulmuş yığma tepelerdir. İl sınırları içinde 92 adet tümülüs tescil edilmiştir. Ancak yapılan yüzey araştırmaları sonucunda bunların sayısının 200’den fazla olduğu görülmüştür.
Aşağıpınar Höyüğü
İl merkezinin güneyinde, şehre 3 km. mesafede bulunmaktadır. Aşağıpınar Höyüğü’nün kuzeybatısında bulunan tatlı su kaynağının önceleri daha doğuda, Haydardere yatağı üzerindeyken, zamanla batıya doğru kaydığı ve aynı şekilde bu pınar önünde küçük bir gölcük–bataklık olduğu da öğrenilmiştir. Aşağıpınar kazılarında şimdiye kadar rastlanan en eski kültür katı M.Ö. 5800 yıllarına tarihlenmektedir. Anadolu kronolojisine göre Geç Neolitik, Balkan kronolojik sisteminde ise Neolitik Çağ–Karanovo II dönemine tarihlenen bu ilk yerleşim, Demir Çağı’na (M.Ö. 1200) kadar süregelecek olan Trakya kültürünün de temellerinin atıldığı bir süreci temsil etmektedir.
Kanlıgeçit Höyüğü
Kırklareli’nin yaklaşık 3 km. güneyine, Aşağıpınar’a 300 m. mesafededir. Eski Tunç Çağı’na (M.Ö. 3. bin yıl) tarihlenen bu yerleşim alanı, Anadolu’da ve Yakındoğu’da M.Ö. 3. bin yıl kentleşme sürecinin ortaya çıktığı, yavaş yavaş kent devletlerinin oluştuğu bir süreci temsil etmektedir. Bu yerleşmelerdeki yapıların basit ahşap yapılar şeklinde olduğu; genellikle yerleşmelerin savunma amaçlı derin bir hendek ve bunu sınırlayan ahşap bir duvar ile çevrili olduğu anlaşılmaktadır. Taş malzeme mimaride hemen hemen hiç görülmez. Yapılan çalışmalarda, Kanlıgeçit’in Anadolu yerleşmeleri ile tam olarak benzeşen büyük bir yerleşim alanı olduğu ortaya çıkmıştır. Yerleşim, taş sur ile çevrili bir iç kale ile bunun etrafında yayılmış aşağı şehirden oluşmuştur.
 

Camiler, Külliyeler
Kadı Camii
Kırklareli il merkezinde, Ahmet Mithat İlkokulu karşısında bulunmaktadır. Emin Ali Çelebi tarafından 1577 yılında yaptırılmış olan cami, halen kullanılmakta olup, kare planlıdır. Daha önceden yakınında bulunan bir mahkemeden dolayı Kadı Camii denilmektedir. Bir diğer adı da Emin Ali Çelebi Camii olan yapının duvarları, üç cephede düzgün küfeki kaplamadır. Alt sıra pencerelerinin söveleri ve mihrabı, çok iyi bir işçilikle küfeki taşından yapılmıştır. Hafifletme kemerlerinde kabartma dilimli ve kemer sivrisine yakın rozetler, caminin tek süsleme özelliğidir. Tavan ve çatısı ahşap olup, dört mahyalı ve üzeri alaturka kiremit örtülüdür. Minaresi camiye bitişik olup, çok köşelidir.
Bayezid Camii
Kırklareli il merkezinde, Hatice Hatun Mahallesi’nde bulunmaktadır. 16. yüzyılda yapılmıştır. 1593 – 1594 tarihinde Güllabi Ahmet Paşa tarafından onarımı yaptırılmıştır. Halen ibadete açık olup, kare planlıdır. Duvarların dış yüzleri alternatif tuğla sıkıştırmalı küfeki ve tuğla hatıl sıralıdır. İç süslemesi ve çatısı ahşaptan, dört mahyalı, üzeri alaturka kiremit örtülüdür. Minare kaideden itibaren küfeki taşıyla örülmüştür.
Karakaşbey Camii
Yeni Hükümet semtinde bulunan cami, 1628 tarihinde Karakaş Hacı Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Halen ibadete açık olan cami, kare planlı, moloz taştan inşa edilmiş, ahşap çatılı ve kiremit örtülü bir yapıdır. Caminin minaresi, kesme muntazam küfeki taştan, tek şerefeli ve külahı kurşun kaplamadır. Minaresi kaideye kadar yıkılmış, yeniden yapılmıştır. Camiye, sonradan, bir son cemaat yeri ilave edilmiştir.

Hızırbey Camii (Büyük Cami)

Kırklareli il merkezinde, çarşı içindedir. 1383 yılında Köse Mihalzade Hızır Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı bir yapıdır. Duvarların dış yüzleri, kubbe kasnağı ve minaresi düzgün küfeki taşı ile kaplanmıştır. Son cemaat yeri ve avlu duvarı sonradan ilave edilmiştir. Minaresi tek şerefeli, kaidesi kare şeklinde ve külahı kurşun kaplamadır. Büyük Cami olarak da bilinen yapı, ibadete açıktır.

Kapan Camii

Kırklareli kentinde, yeni belediye binasının yanında bulunmaktadır. 1640 yılında Karaca İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Diğer adı Karacabey İbrahim Bey Camii olan yapı, halen ibadete açıktır. Bina esasen kare planlı olup, eski Müftülük binası sonradan ilave edilmiştir. Duvarların dış yüzü düzgün taş kaplama ve taş dizileri arası tuğla hatıllıdır. Çatısı dört mahyalı olup, ahşap üzerine Marsilya kiremit kaplıdır. Minaresi muntazam kesme taş örgülü, tek şerefeli ve külahı kesme taştan yapılmıştır.
Sokullu Camii
Müezzin mahfili, mihrap, minber ve şadırvan mermerdendir. Çatışı ahşap, saçakları dilimlidir. Tek şerefeli minaresi yeniden yapılmıştır. Halen ibadete açıktır.

Sadıkağa Camii

Pınarhisar – İstanbul yolu üzerinde olan, 14. yüzyıla ait yapı, halen ibadete açıktır. Kare plan üzerine yarı ahşap bir yapıdır.
Cedid Ali Paşa Camii
Babaeski ilçesinde, köprübaşında, asfalt üzerinde bulunmaktadır. 1555 yılında Cedit Ali Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Halen cami olarak kullanılmakta olan bu yapı, 1832’de esaslı bir onarım görmüştür. Dört satırlık kitabesi ile on satırlık onarım kitabesi mevcuttur. Kare bir plan üzerine kesme küfeki taşı kullanılarak yapılmış, üzeri kurşun kaplı büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Birinin çatısı ahşap olmak üzere, birbirine ekleme yapılmış iki son cemaat yeri vardır. Edirne’deki Selimiye Camii’nin küçük bir modelidir.

Fatih (Eski) Camii

Babaeski ilçesinde, Asfalt üzerinde tarihi çeşmenin arkasında bulunmaktadır. 1467 tarihinde yapılmış olup, halen kullanılmaktadır. Duvarları moloz taştan yapılmış olan bu caminin son cemaat yeri ahşap, üzeri kiremit örtülüdür. Minaresi yıkılmış olup, sonradan şerefeden yukarısı ahşap olarak yapılmıştır. İç kapı üzerinde iki satırlık bir yapım kitabesi mevcuttur.
Küçük Ayasofya (Gazi Süleyman Paşa) Camii
Vize ilçesi, Kale Mahallesi’nde iç ve dış surlar arasındadır. 6. yüzyılda Iustinianus döneminde yapılmış bir kilisedir. 14. yüzyılın ikinci yarısında cami olarak düzenlenmişse de günümüzde kullanılmamaktadır. Kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Üç apsisi bulunmakta olup, kubbesi on altı köşeli tanbur üzerine oturtulmuştur. Yapı, kubbeyi tutan 1.30, 1.40 cm. çapında ayaklar ve bunların arasında bulunan sütunlarla üç sahına ayrılmıştır. Mermer olan bu sütunların başlıkları Korint stilindedir. Asıl binaya narteksten, tamamen Bizans stilindeki üç mermer söveli kapı ile girilmekteydi. Taş ve tuğladan inşa edilmiştir. Kubbe çapraz ve beşik tonozludur. Mihrap sonradan beton ilavedir. Minberi bulunmamaktadır. Yapı, muhtelif defalar değişiklik geçirmiştir.
Hasan Bey Camii
Vize ilçesinde, Kale Mahallesi’ndedir. 14. yüzyılın sonlarında havra olarak kullanılmakta iken, Gelibolulu Hasan Bey adında bir kişi tarafından camiye dönüştürülmüştür. Minaresiz olduğundan şekil itibariyle adeta bir türbeyi anımsatmaktadır. Kare plan üzerine kalın duvar, iri kesme muntazam taş kaplama olup, kubbesi sekiz köşe tanbur üzerine oturtulmuştur.
Sadri Bey Camii
Vize ilçesinde, Kale Mahallesi’nde 16. yüzyıla ait bir yapıdır. Ayakta, üç duvar ve kemeri kalmıştır. Yanındaki çeşme de aynı yüzyıla aittir. Muntazam kesme küfeki taşından yapılmıştır. Camiye bitişik olarak yine 16. yüzyıldan kalma harap durumda bir hamam vardır
Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi
Lüleburgaz ilçe girişinde, oldukça geniş bir sahaya yayılmıştır. 1569–1570 yıllarında ibadet, ticaret ve eğitim amaçlı yapılan külliye; cami, kemerli dükkânları, hanı, hamamı, medresesi ile bir kompleks özelliği göstermektedir. Ancak, çeşitli tahribatlara maruz kalan külliye, bugün adeta birbirinden bağımsız birer yapı görünümü arz etmektedir.

Kaleler

Vize Kalesi
Vize’nin Kale Mahallesi’nde olan surlar, şehrin kuzey ve batısını kuşatmaktadır. İlk inşasının M.Ö. 72 – 76 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir. Daha sonra Bizans döneminde, 527 – 565 yıllarında, tekrar onarılmıştır. Muntazam kesme iri taşların üst üste yerleştirilmesi ve aralarının sağlam bir harçla bağlanması suretiyle yapılmıştır. Bu eski surların inşasında, yumuşak, sarımsı taş bloklar, şehrin kuzeyindeki sur bedenlerinde ise muntazam kesilmiş, mavimtırak taşlar kullanılmıştır. Kalenin, Geç Bizans döneminde yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır. Kale, iç ve dış kale olmak üzere iki kısımdan meydana gelmiştir. 


 

Yüksek burç ile güneybatısındaki dere kenarında bulunan hâkim burcun yapımına 12. yüzyıl sonu Komnenoslar devrinde başlanmış, Geç Bizans döneminde tamamlanmıştır. Halen eski Vize şehri surlarının batı ve güney kısımları ayaktadır. Batı tarafındaki surlar üzerinde birkaç burç, bunların önünde suyollarını korumak üzere yapılan bir burç daha vardır. Güney surları 3–4 m. yüksekliğe kadar korunabilmiş olup, büyük taş bloklarla yapılmıştır.

Kıyıköy Kalesi
Vize ilçesi, Kıyıköy kasabasını önemli oranda kuşatan, Bizans dönemine (6. yüzyıl) ait, Iustinianus devrinde yapılmış bir kaledir. 9. ve 10. yüzyıllarda onarım gördüğü, üzerindeki harçtan anlaşılmaktadır. Kale, güneyde Kazandere, kuzeyde ise Pabuçdere arasında denize doğru uzanan bir yamaçta kurulmuştur. Kalenin batı cephesi düz araziye inmektedir. Doğu cephesi ise zemine kadar tahrip olmuştur. Yıkılmayan yerlerinden surların kesme muntazam taşlarla kaplı, içinin moloz dolgu olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölümde duvar kalındığı 2.20 m., yüksekliği ise 2.50 m. dolayındadır. İkinci kapının yanındaki surların yüksekliği 5 m.yi bulur. İkinci burç bugün mevcut değildir. 
 

Buradaki surlar 6 m.ye kadar yükselmektedir. Güney surlarının güneyinde gizli kapısı olup, kaleden bu kapıya 180 basamak merdivenle inilir. Saray Kapısı bugüne kadar iyi korunmuştur. Tuğla üzerine kesme blok taş kaplamadır. Üçüncü burçtan altıncı burca kadar 13 m. genişliğinde bir savunma hendeği vardır. Vize Kapısı taş ve tuğla hatıllarla örülmüş, 1991 yılında restore edilmiştir.

Bunların yanında Vize’ye bağlı bazı köylerde de bir takım kale ve kule kalıntıları bulunmaktadır. Bu kalıntılardan şimdilik tespit edilebilenler Akpınar köyünde dört kule kalıntısı, Hamidiye köyünde kale kalıntısı, Kızılağaç Çingene Kalesi ve Pazarlı yakınlarındaki kale/kule kalıntılarıdır.

Koyva Kalesi
Merkez ilçeye bağlı, Kuzulu köyü yakınlarında olup, M.S. 3. veya 4. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Oldukça harap durumdadır. Çok az temel kalıntıları ve galerileri bulunmaktadır.
Yoğuntaş (Polos) Kalesi
Kırklareli’nin Yoğuntaş köyünde bulunmaktadır. Oldukça harap durumdaki kalenin Helenistik dönemden önce, M.Ö. 4. yüzyıl ortalarında yapıldığı ileri sürülmektedir.
Sokullu Medresesi
Sokullu Medresesi: Tamamen kesme taştan yapılmış, kubbesi kurşun kaplamalı medrese, sağlam durumdadır.

 
Zindan Baba Türbesi
Hükümet Binası yanında yer almaktadır. Sağlam durumda bulunan Zindan Baba Türbesi, Bursa tipi türbeleri anımsatmakta ise de esas mahiyeti tam olarak bilinmemektedir. Tuğla ve küfeki taşından yapılmıştır. Daha önceden binanın üzerinde tahtadan bir saat kulesi bulunmakla birlikte, sonradan yıkılmıştır. İçindeki mezar, tahrip olmuştur. Üç katlı olan binaya kuzeydoğu cephesindeki küçük bir kapıdan girilmektedir. Dikdörtgen prizma şeklinde yükselen kulenin üstünde silindir şeklinde bir kasnak yer alır. Her katta, kare tabanlı tek bir hacim bulunur. Yapının bodrum katında, beşik tonoz örtülü türbe kısmı yer almaktadır.
Aya Nikola Manastırı
Kıyıköy kasabası, Pabuçdere yolu üzerinde, güney yamaçta, kasabaya 700 m. mesafededir. Bizans dönemi (6.–9. yüzyıl) kaya manastırlarının en iyi örneklerindendir. Zemin katta kilise, daha aşağıda ayazma, üstte keşişlere mahsus bölümler bulunmaktadır. Kayalara oyularak meydana getirilmiş kademe halinde hücreler vardır. Kuzey taraftaki merdivenle ayazmaya inilmektedir.

 
Arasta (Bedesten)

 
Kırklareli il merkezinde, Hızırbey Hamamı’na bitişik inşa edilmiştir. 1383 yılında ticari amaçla yapılmış olup, “T” planındadır. Kemerli duvarların dış cepheleri, bilhassa üst kısımları, hamam duvarı işçiliğinden farklı, tuğla sıkıştırmalı, alternatif taş ve tuğla sıra tekniğindedir. Kemer duvarlı, iki tuğla hatıllı üst örtüsü manastır tonozlu olup, 15 m. uzunluğunda, 12 dükkândan oluşmaktadır

 
Hızırbey Hamamı (Çifte Hamam)

 
Kent merkezinde, Cumhuriyet Meydan’nda bulunmaktadır. 1383 yılında Köse Mihalzade Hızırbey tarafından yaptırılmıştır. 1683 yılında, Hacı Hüseyin Ağa tarafından onartılmıştır. Halen faal durumdadır. Duvarların dış yüzeyi düzgün küfeki taşı ile kaplanmıştır. Kubbe fenerleri, dikkat çekicidir. Hamam, bitişiğindeki arasta ile birlikte yapılmıştır.

 
Çeşmeler

Kayyumoğlu Çeşmesi

 
Eski İstanbul yolunda bulunmakta olup, 1768 yılında yapılmıştır. İlk inşa ve onarım kitabeleri mevcuttur. Haznesiyle beraber kare planlı, yuvarlak kemerli, tek yüzlü bir çeşmedir. Üzeri beşikörtülü, tamamen küfeki taştan yapılmıştır.

 
Karaumurbey Çeşmesi

 
Karaumur Caddesi’nde bulunmakta olup, 1844 yılında yapılmıştır. Daha önceden dört cepheli iken, şimdi iki cepheli bir görünümde olan çeşmenin arka cephesinden Gerdanlı suyu akmaktadır. Haznesiyle kare planlıdır. Küfeki taşından yapılmış olup, yuvarlak kemerli bir meydan çeşmesidir.

 
Dördüzlü (Dört Yüzlü) Çeşme

 
Babaeski ilçesinde, asfalt üzerinde, hamam karşısında bulunmaktadır. 17. yüzyıl yapısıdır. Şehir suyu akıtmakta olan çeşmenin kitabesi Bulgar istilasında kazınmıştır. Kesme küfeki taştan, dört cepheli ve kubbeli bir meydan çeşmesidir. Halen tek yüzü faal olup, Edirne’nin klasik çeşmeleri tipindedir.

 
Cemilzade Mahmut Ağa Çeşmesi

 
Vize ilçesi, Kale Mahallesi, Hamam Caddesi’nde bulunmakta olup, 16. yüzyıl yapısıdır. Çeşme üzeri ufak kubbelidir. Kare planlı, iki oluklu ve yalaklı meydan çeşmesidir. Muntazam kesme küfeki taşlardan yapılmış olup, 1838 yılında tamir görmüştür.

 
Sultan Çeşmesi

 
Vize ilçesi, Bulaca Mahallesi, Asmakaya yolu üzerindedir. 1770 tarihinde yapılmıştır. Cephesinde altı satırlık Osmanlıca kitabesi vardır. Mermerden sivri kemerli, üç yalaklıdır.

 
Köprüler
 
Babaeski Köprüsü

 
1633 yılında IV. Murat devrinde yapılmıştır. Muntazam kesme taş kaplı, kâgir bir köprüdür. Nehir taştığı zaman zedelenmemesi için, 6 kemerli köprünün kemer aralarında büyük delikler bulunmaktadır. Nöbet hücreleri, birer dantel gibi taş işlemelidir. Kuzeydeki nöbet hücresi aslına uygun olarak yeniden yapılmıştır.

 
Alpullu (Sinanlı) Köprüsü

 
16. yüzyılda Sokullu döneminde yapılmıştır. Mimar Sinan’ın en muhteşem anıtsal köprüsüdür. Sivri kemerlidir. 76 cm’lik çevre taşlarını da tek taş olarak kullanmıştır. Genişliği 2,5 m.yi bulan kemer taşına hiçbir köprüde rastlanmaz. Korniş profili aynı olup, korkuluk taşı ile dış yüzleri birleştirilmiştir.

 
Sokullu Mehmet Paşa Köprüsü

 
Lüleburgaz girişinde, İstanbul-Edirne asfaltı üzerinde bulunmakta olup, 1569 yılında yaptırılmıştır. Çevre taşları ince yontulmuş, memba tarafındaki orta ayak detayları sağlamdır.

 
Küçük Köprü

 
Atatürk İlkokulu civarındadır. 1569 tarihinde Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Sağlam, tek gözlü, klasik tipte bir köprü olup, genişliği 4 m.dir.

 
Eski Kırklareli Evleri (Binalar)

 
Şehrin muhtelif yerlerinde bulunan mimari örnekler, çoğunlukla 19. ve 20. yüzyıl başlarına ait yapılardır. Bir kısmı, neoklasik Stilde yapılmış ve halen mesken olarak kullanılmaktadır.

 
Kırklareli Cami ve Mescitleri
Kırklareli Cami ve Mescitleri
Hızır Bey Camisi (Büyük Cami) (Merkez)
hızır bey cami
Kırklareli Çarşı Meydanı’nda, Kara Umur ve Eski Hükümet caddelerinin kesiştiği köşede bulunan Hızır Bey Camisi, kitabesinden öğrenildiğine göre; Köse Mihalzade Hızır Bey tarafından 1383-1384 yılında yaptırılmıştır. Kaynaklardan öğrenildiğine göre de Aydoslu Hacı Yusuf Paşa tarafından 1824-1825 yılında onarılmıştır.
Günümüzde önünden geçen caddelere göre daha yüksekte olan caminin etrafını çeviren avlu duvarları ile son cemaat yeri önündeki şadırvan sonradan yapılmıştır. Daha önce hazire olduğu sanılan avlunun güneyinde bugün yalnızca Hızır Bey’in oğlu Abdullah Bey’in mezarı bulunmaktadır.

 
Cami kare planlı olup, üzeri merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Kuzeyinde 1824 depreminde yıkılan ve aynı yıl Aydoslu Hacı Yusuf paşa’nın yaptırdığı son cemaat yeri bulunmaktadır.Sonraki yıllarda son cemaat yeri bir kez daha yıkılmış ve Tosunoğlu Ali Efendi tarafından 1887-1888 yılında yeniden yaptırılmıştır. Son cemaat yeri kiremit çatı ile örtülü olup, dış görünüşü ile sivil bir yapı görünümündedir. Giriş portalinin iki yanında simetrik yerleştirilmiş birer dikdörtgen pencere bulunmaktadır. Bunların dış yüzlerinde birer mihrapçık yer almaktadır. Son derece sade olan bu portalin üzerinde iki kitabe vardır. Bunlardan biri yapım, diğeri de onarım kitabesidir.

 
Cami kesme köfeki taşından yapılmış, üzerini örten kubbe kurşunla kaplanmış, köşelerinde kalan bölümleri ise kurşun kaplı çatılarla örtülmüştür. Kubbe içeriden üçgenlerle meydana getirilmiş, onikigen kubbe kaidesi ise dışarıdan oldukça basık görünümlüdür. İbadet mekanının duvarlarının üzerindeki dar bir saçak bütün cepheyi dolaşmaktadır. Bu saçak üzerinde kubbe eksenlerine yerleştirilmiş sivri kemerli ve alçı şebekeli küçük birer pencere de dört yöne açılmıştır. İbadet mekanının güney duvarında dört, doğu ve batı duvarlarında beşer penceresi bulunmaktadır. Doğu, batı ve güneydeki dörder pencere iki altta, iki de bunların üzerinde olmak üzere üç cephede de aynı şekilde yerleştirilmiştir.

 
Girişin karşısında bulunan mihrap sivri kemerli alınlığı ile birlikte dikdörtgen profilli bir bordürle çerçevelenmiştir. Caminin içerisi XIX.yüzyılda yapılan tamirler sırasında Batı etkisinde kalen işleri ile bezenmiştir.

 
Caminin kuzeybatısında bulunan minare düzgün kesme köfeki taştan örülmüştür. Tek şerefeli ve çok yüzlü olan minare gövdesi Balkan Savaşı sırasında, 1912’de Bulgarlar tarafından yarısına kadar yıkılmış, 1937 yılında da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yenilenmiştir.

 
Kadı Emin Çelebi Camisi (Merkez)

 
Kırklareli Ahmet Mithat İlköğretim Okulu’nun karşısında bulunan bu camiyi, Kırklareli’nde kadılık yapmış olan Emin Çelebi XVI.yüzyılın ikinci yarısında yaptırmıştır. Bu bakımdan da halk arasında Kadı Camisi olarak da tanınmaktadır. Kitabesi yoktur.
Cami kare planlı olup, kuzey yönüne sonradan basit bir son cemaat yeri eklenmiştir. Doğusunda ise sonradan yapılmış şadırvanı ile küçük bir avlusu bulunmaktadır. Cami iri moloz taştan yapılmış, duvar örgüsünde yer yer tuğlalar da kullanılmıştır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. İbadet mekanının doğu, batı ve güney cephelerinde iki kat halinde dörder penceresi vardır. Bu pencerelerden alt sıradakiler dikdörtgen, üst sıradakiler de yuvarlak kemerlidir. Üst sıra pencereler alttakilere göre daha küçüktür. Camiye sonradan eklenen moloz taştan son cemaat yerinden sade bir portal ile iç mekana girilmektedir. Portal profilli dikdörtgen bir çerçeve içerisindedir. Mihrap mermerden olup, dikdörtgen çerçeve içerisinde mukarnaslı bir niş şeklindedir. İki yanına da birer sütunçe yerleştirilmiştir. İbadet mekanının üzeri ahşap bir tavanla örtülüdür.
Caminin batı duvarına minare eklenmiştir. Kare kaide üzerinde tek şerefeli, kesme taştan yuvarlak gövdeli olarak yapılmıştır.

 
Beyazıt (Paşa) Camisi (Merkez)
beyazit paşa cami
Kırklareli il merkezinde, Hatice Hatun Mahallesi’nde bulunan bu caminin yapımına XVI. yüzyılda, II. Beyazıt döneminde başlanmış, Beylerbeyi Gülabi Ahmet Paşa h. 1002 (1593–1594) yılında tamamlamıştır. Cami Sultan Beyazıt tarafından başlatılıp, Gülabi Ahmet Paşa tarafından tamamlanmış olmasından ötürü Beyazıt Camisi veya Paşa Camisi isimleri ile tanınmaktadır.
Cami kare planlı olup, tuğla hatıllı ve köfeki taşından yapılmıştır. Duvarların dış yüzlerinde alternatif olarak sıralanmış tuğlalar, köfeki taşlar görülmektedir. İbadet mekânının üzeri kiremitli bir çatı ile örtülmüştür. İbadet mekânının içerisi oldukça basittir. Mihrap nişi dikdörtgen profil içerisine alınmıştır.
Tek şerefeli minaresi köfeki taşından 1958 yılında eklenmiştir. Avlusunda Gülabi Ahmet Paşa’nın mezarı ile caminin avlu kapısı önünde bir de çeşmesi bulunmaktadır.

 
Kapan (Karaca İbrahim Bey) Camisi (Merkez)
karaca ibrahimbey cami
Kırklareli Belediye Sarayı’nın yanında bulunan bu camiyi Karaca İbrahim Bey h. 1050 (1640) yılında yaptırmıştır.
Halk arasında Karaca İbrahim Camisi olarak da tanınan bu yapı kesme taştan kare planlı olarak yapılmış olup, üzeri çatı ile örtülüdür. Duvarlarının dış yüzleri yontma köfeki taşından olup, taş dizileri arasına tuğla hatıllar yerleştirilmiştir.1958 yılında onarılmıştır.
Yanında bulunan minaresi kesme taştan kare kaideli, yuvarlak gövdeli, tek şerefeli ve taş külahlıdır. Binanın yanına sonraki yıllarda müftülük binası eklenmiştir.

 
Karakaş Camisi (Merkez)
karakaşbey c
Kırklareli Yeni Hükümet semtinde bulunan bu camiyi Karakaş Hacı Mehmet Bey h.1110 (1628) yılında yaptırmıştır.

 
Kesme taştan, kare planlı ve çatılı olan cami değişik zamanlarda yapılan onarımlarla özelliğinden uzaklaşmıştır. Cami moloz taş ve ahşap çatılıdır. Caminin önüne sonraki dönemlerde bir son cemaat yeri eklenmiştir. İbadet mekânı iki sıra halinde pencerelerle aydınlatılmıştır. Bunlardan alt sıradakiler dikdörtgen söveli, üst sıradakiler de alçı şebekelidir. Yapılan onarımlar sonucunda cami orijinalliğinden kısmen de olsa uzaklaşmıştır. 
 
Yanında kare kaideli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Minare kesme köfeki taşından olup, ilk yapıldığı döneme aittir.

 
Üsküpdere Camisi (Merkez)

 
Kırklareli Üsküpdere Köyü’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.
 
Moloz taştan, dikdörtgen planlı, çatılı basit bir köy camisidir. İbadet mekanının içerisinde mimari yönden dikkat çeken bir özellik bulunmamaktadır. Yanında tek şerefeli, yuvarlak gövdeli minaresi bulunmaktadır.

 
Cedit Ali Paşa Camisi (Babaeski)

 
Kırklareli Babaeski ilçesinde, İstanbul yolu üzerinde bulunan bu camiyi Hersekli Semiz Ali Paşa yaptırmıştır. Caminin yapım kitabesi olmamakla beraber, Mimar Sinan’ın eserlerini veren kaynaklarda Mimar Sinan tarafından yapıldığı belirtilmektedir. Semiz Ali Paşa’nın 1561-1565 yıllarında Veziriazam oluşu dikkate alınacak olunursa, Caminin de XVI.yüzyılın ortalarında yapıldığı anlaşılmaktadır. Cami avlusunun batı portali üzerinde, Sultan II.Mahmut zamanında, 1832-1833 yıllarında onarıldığını belirten bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabe:
Şeyhinşah, ibâdet-pişe han Mahmud hayr a’mâl
O, hâmi-i şeriat âlemin emn ü emânıdır.
Değil Hz.Peygamber ve Zıll-ı Cenabı Hak
Cihânın padişâhı mehdi i sahib-i zamanıdır
Ali Paşanın etti ma’bedin ta’mir gördüğü
Senây-ı cûdu hayrı herkesin vird-i zebanıdır
Sâlat-ı hamse de ol şah-ı devrana dua kıl kim
Bu din ve devlet ve mülkün medâr-ı fahr-ı şânıdır
Sipihr tâkına aynı Süreyyâ oldu tarihim
Bu dil-cü camiin muhyisi han Mahmud sânidir.
1248 (1832-1833)
Cedit Ali Paşa Camisi, medrese, hamam, kervansaray, dükkanlar ve kütüphaneden meydana gelen büyük bir külliye halinde yapılmış olmasına rağmen, cami dışındaki yapılar tamamen yıkılmış ve günümüze gelememiştir.

 
Cami kareye yakın dikdörtgen planlı olup, mihrap dışarıya doğru çıkıntılıdır.İbadet mekanının üzeri altı kemer üzerine oturmuş merkezi bir kubbe ve onu destekleyen yarım kubbelerle örtülmüştür. Üst örtüyü taşıyan altı payeden ikisi kuzey ve güneydeki duvara gömülüdür.Doğu ve batıdakiler ise, oldukça büyük payanda niteliğindedir. Güneyde mihrap önündeki bölümün üzerini de yarım bir kubbe örtmektedir. Merkezi kubbe ve yarım kubbelerin oluşturduğu kademeli örtü sistemi caminin dış görünümüne kütlevi bir şekil vermiştir.

 
Düzgün kesme taşlardan yapılmış olan caminin dış duvarlarını çepeçevre bir saçak kornişi kuşatmıştır. Doğu, batı ve güneydeki pencereler üst üste iki dizi halinde sıralanmıştır. Bunlardan üst sıradaki pencereler sivri kemerli ve alçı şebekelidir. Alt sıradaki pencereler dikdörtgen olup, ince profillerle çevrelenmiştir.

 
İbadet mekanı pencerelerle aydınlatılmış olup, son derece ferah bir görünümdedir. Beyaz badanalı merkezi kubbenin ortasına Avrupai üslupta bitkisel motiflerden oluşan büyükçe bir göbek yapılmıştır. Ayrıca kubbe kasnağı altında da dar bir friz dolaşmaktadır. Bunların altındaki pandantifler stalaktitli olup, oldukça kaliteli bir işçilik göstermektedir.

 
Mihrap iki yanındaki pencerelerin arasında yer almaktadır. Mermerden, altı köşeli mihrap nişi stalaktitlidir. Dikdörtgen bir bordürle de sınırlanmıştır. Bu bordürün alınlığı palmetlerle bezenmiştir. Güney duvarı çıkıntısının sağ yanındaki minber mermerdendir. Çeşitli geometrik ve bitkisel motiflerle bezelidir.

 
Son cemaat yeri güney duvarını ve ibadet mekanının kuzey duvarının devamı şeklinde iki yana taşırmıştır. Her iki duvarda da sivri kemerli birer penceresi vardır. Son cemaat yeri doğuda üç, batıda iki büyük pencere şeklindedir. Bunlar büyük tezyini kemerler içerisine alınmıştır.Son cemaat yerinin dış revakında altı sütun bulunmakta olup, bunlardan ortadaki iki sütun köfeki taşından poligonal gövdeli, mukarnas başlıklıdır. Yan taraftaki sütunlar ise baklava başlıklı, silindirik mermer gövdelidir. Ayrıca iç revak sütunları da silindirik, mermer gövdeli, mukarnas başlıklıdır.
Caminin kuzey duvarı ortasındaki portali silmeli, dikdörtgen bordürle çevrelenmiş stalaktitli olarak sona ermektedir. Ayrıca iki yanında stalaktitli küçük birer niş bulunmaktadır. Caminin kuzeybatısındaki minarenin kaidesi ince silmelerle dikdörtgen panolar halindedir. Gövde çok yüzlü olup, tek şerefelidir. Şerefe altında son derece güzel işlenmiş stalaktit frizleri bulunmaktadır. Minare Balkan Savaşı sırasında, 1912’de Bulgarlar tarafından kısmen yıkılmıştır.
Cami ve minare Vakıflar Genel Müdürlüğü mimarı Süreyya Yücel tarafından yeni baştan yapılırcasına 1939-1940 yıllarında onarılmıştır.

 
Fatih (Küçük-Eski) Cami (Babaeski)
küçük fatih cami
Kırklareli Babaeski ilçesinde, Çarşı Mevkiinde, küçük bir meydanda bulunan bu cami, Babaeski’de Osmanlılar döneminde yapılmış ilk yapıdır. Giriş kapısı üzerindeki kitabesine göre; Fatih Sultan Mehmet’in emri ile 1467 yılında yaptırılmıştır.
Kitabe:
Buniye hâzâl-mescit bi emri’s-Sultan Muhammed bin Murad Han Hullide zamanuhu
Fi’l-İşrin min Şevval li-seneti ihdâ ve seb’ine ve şemâne mie Hicriye h.871 (1467).
Cami kare planlı olup, önünde sonradan yapılmış bir son cemaat yeri vardır. Muntazam kesme taş ve kısmen de iri moloz taşlardan yapılmıştır. Üzeri kiremit çatı ile örtülüdür. Ön kısmında Aylı Çeşmesi bulunmaktadır. Bu çeşme aynı zamanda son cemaat yerinin görünümünü engellemiştir. Basit bir girişi olan son cemaat yerinin iki yanı sağır duvardır. Ön cephesindeki büyük pencere açıklıklarının ortasında giriş kapısı bulunmaktadır. Son cemaat yeri iki katlı olup, girişin sağındaki merdivenle ikinci katı oluşturan kadınlar mahfeline çıkılmaktadır. Son cemaat yerinden ibadet mekanına giriş dikdörtgen bir kapı iledir. Bu kapının üzerine caminin yapım kitabesi yerleştirilmiştir.

 
İbadet mekanı 10.00x10.00 m. ölçüsünde ve oldukça alçak düz bir tavanla örtülmüştür. Doğu, batı ve güney yönündeki pencereler birbirlerine simetrik olarak yerleştirilmiştir. Pencere ve mihrabı kuşatan kalem işleri dışında bezeme bulunmamaktadır. Mihrap yarım silindirik niş şeklinde olup, iki yanında kalem işi ve sahte sütunlarla süslenmiştir.

 
Minare kaidesi alt sıra pencereler boyunca yükselmektedir. Bunun üzerine çok yüzlü, köfeki taşından tek şerefeli, kurşun külahlı minaresi oturtulmuştur.

 
Kadı Ali Camisi (Lüleburgaz)

 
Kırklareli Lüleburgaz ilçesinde, Eski Cami Sokak’ta bulunan bu camiyi Kadı Ali isimli bir kişi yaptırmıştır. Yapım tarihi bilinmemektedir.

 
Cami moloz taştan yapılmıştır. Kare planlı olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. İbadet mekanı mimari yönden bir özellik göstermemektedir. Yanındaki kare kaide üzerindeki minaresi yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.

 
Sokulu Mehmet Paşa Camisi (Lüleburgaz)
sokullu mehmet cami
Kırklareli Lüleburgaz ilçesinde bulunan Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan cami Mimar Sinan tarafından yapı topluluğu ile birlikte yaptırılmıştır. Caminin külliye ile birlikte yapımına 1568 tarihinden önce başlandığı sanılmaktadır.

 
Sokulu Mehmet Paşa Camisi’nin tek kubbeli Osmanlı camileri arasında özel bir yeri vardır. Burada tek kubbeli cami plan sınırlarının genişletilmesi ortaya çıkmıştır. Caminin doğu ve batı yönünde ana mekan birer kemerle genişletilmiş ve buralara iki taraftan merdivenlerle çıkılan mahfeler yerleştirilmiştir. Ayrıca dışarıdaki dört kenarda yer alan köşe kuleleri de yapıya daha ağır ve görkemli bir görünüş kazandırmıştır.

 
Külliyenin ana noktasını oluşturan camiye, külliyenin ana girişinden başka avlunun iki yanından da girilmektedir. Camide koyu yeşil mermer üzerine yazılan tarihsiz bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabe Dua Kubbesi’nden revaklı avluya açılan kapı üzerindedir. Son cemaat yeri iki bölümlü olup, iklim nedeniyle de üç tarafı kapatılmıştır. İç kısımdaki son cemaat yeri sekiz stalaktit başlıklı, dokuz sivri kemer üzerine oturan sekiz kubbe ve bir tonozdan meydana gelmiştir. Caminin ikinci son cemaat yeri de sekiz baklava başlıklı olup, bunlar sivri kemerlerle birbirlerine bağlanmışlardır. Bu bölümün üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür.

 
İbadet mekanını örten kubbe bir taraftan mihrap duvarına, diğer taraftan da sütunların taşıdığı geniş kemerler üzerine oturmuştur. İbadet mekanını aydınlatan pencereler iki sıra halindedir. Alt sıradaki pencereler dikdörtgen şeklinde, düz silmeli, bronz şebekelidir. Üst pencereler ise, sivri kemerlidir.

 
Caminin Klasik devir özelliklerini yansıtan mihrabı mermerden yapılmıştır. Beşgen nişli oldukça yüksek olan mihrap yedi sıra mukarnaslıdır ve ortasında istiridye biçiminde bezemeler, yanlarında da yarım silindirik köşe sütunları bulunmaktadır. XVI.yüzyıl Klasik devir özelliklerini yansıtan bezemesi son derece sadedir. Minber geometrik şebekeli ve mermerden olup, bütün yüzeyleri naturalist çiçekler, Rumiler ve hafif kabartma süslemelerle işlenmiştir. Kuzey duvarındaki kadınlar mahfeli önünde yer alan müezzin mahfeli Bursa kemerlerinin taşıdığı mukarnas frizli, geometrik geçmeli kabartma korkulukları ile dikkati çekmektedir. Caminin iç kısmı kahverengi üzerine açık renkte rumi ve çiçeklerle bezenmiş kalem işleri ile süslenmiştir. İçerisindeki yazılar, kervansarayın kitabelerini de yazmış olan Hattat Hasan Çelebi ile Abbas Mursi’ye aittir.

 
Caminin minaresi kesme taş kaide üzerinde yuvarlak olup, tek şerefelidir. Lüleburgaz’ın Bulgarlar tarafından işgali sırasında yıkılmış, Cumhuriyetin ilk yıllarında da yeniden yapılmıştır.
Gazi Süleyman Paşa Camisi (Vize Ayasofyası) (Vize) 
 
Gazi Süleyman Paşa Camisi ismi ile tanınan yapı MS.V.-VI.yüzyıllarda antik bir yapının kalıntıları üzerine bazilika planında yapılmış bir Bizans kilisesidir. Bu yapı aynı zamanda Küçük Ayasofya olarak da tanınmaktadır.

 
Ahşap çatılı taş ve tuğladan yapılmış, üç apsidli bu yapının içerisi ilk yapımında üçer sütunlu iki dizi ile üç nefe ayrılmış, sonraki yıllarda bu sütunların yerini payeler almıştır. Üzerini örten ahşap çatı ise bir süre sonra yıkılmış XII.-XIII.yüzyıllarda buraya yüksek kasnaklı bir kubbe yapılmıştır. Bu kubbenin dışında kalan yerler de tonoz örtülüdür. Değişik dönemlerde yapılan onarımlar sonucunda bu camide farklı bir plan düzeni ortaya çıkmıştır. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde yapılan onarımlar yapının orijinalliğinden büyük ölçüde uzaklaşmasına neden olmuştur. Mimari yönden bakıldığında yapının altı bazilika, üzeri de kapalı Yunan haçı planındadır.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 88 ziyaretçi (162 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=