Selâmün_aleyküm
  Kk
 

KETHÜDA

Güvenilen, bir yeri idareyle görevli memur anlamındadır. Halk arasında kahya da denir.

Bir kişinin maiyetinde ve onun emirleriyle çalışan, güvenilir olması sebebiyle teferruatlı işlerin idaresi kendisine teslim edilen kimse. Osmanlı teşkilat tarihinde bu unvan genellikle gördüğü işle birlikte anılırdı. Hazine kethüdası, defter kethüdası, sadaret kethüdası gibi.

KIBRIS

Doğu Akdeniz'de, Sicilya ve Sardunya'dan sonra üçüncü büyük ada.

Osmanlılar devrinde Kıbrıs'a yapılan ilk sefer 16 mayıs 1570'de Serdar Lala Mustafa Paşa'nın Beşiktaş'tan denize açılmasıyla başladı. O sırada Ada, Venediklilerin hakimiyeti altında bulunuyordu. Venedik donanmasının Zara'da toplandığını haber alan Piyale Paşa, Finike'ye doğru gelerek, 21-29 Haziran günleri arasında Tuzla'ya çıkarma yaptı. Ada'ya çıkan Türk kuvvetleri ilk önce Lefteri Kalesi'ni, sonra da Girne Kalesi'ni fethettiler ve Temmuz 1570'de Lefkoşe kuşatılmaya başlandı. Eylül başlarında Lefkoşe Kalesi ele geçirildi. Lala Mustafa Paşa bundan sonra Magosa Kalesi'ni almak istedi, burasının kuşatılması oldukça uzun sürdü. Bu arada Osmanlılar, adanın öteki kaleleri olan Limasol, Larnaka ve Baf'ı ele geçirdiler. Magosa'nın 1 Ağustos 1571'de teslim olmasından sonra Kıbrıs'ın fethi sona ermiş oldu.

Kıbrıs Adası Osmanlı İmparatorluğu'na katıldıktan sonra bir eyalet olarak teşkilatlandırıldı. İmparatorluğun idare sisteminde baş gösteren bozukluklar Kıbrıs Adası'nda da zaman zaman bazı ayaklanmalara sebep oldu. XVII. yüzyılın başında görülen ilk ayaklanmayı Dergah-ı Ali kapıcıbaşılarından Frenk Mehmed Bey bastırdı. 1685'de ikinci ve daha önemli bir ayaklanma, Boyacıoğlu Mehmed'e karşı oldu ve Halepli Ahmed Paşa tarafından bastırıldı. 1764'de baş gösteren bir ayaklanma hareketi ise Kıbrıs muhassılı Silahtar Çil Osman Ağa'ya karşı oldu. Bütün Ada'ya yayılan bu ayaklanma Teke sancağı mutasarrıfı Ahmed Paşa eliyle bastırıldı.

Yunan ayaklanması sırasında Kıbrıs Rumları da geniş ölçüde bir ayaklanmaya hazır bulunuyorlardı. Fakat Kıbrıs muhassılı olan Küçük Mehmed Bey'in aldığı tedbir, ayaklanmanın adaya sıçramasını önledi. Ada 1832'de Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın saldırısına uğradı ve bir süre sonra Mısır idaresine terk edildi.

1840'da tekrar Osmanlılara geçen Kıbrıs üzerinde ilk dış tehlike 1772'de kont Orlof komutasındaki Rus filosunun Ada sularında görülmesiyle başlamıştır. 1780'de ise Avusturya imparatoru II. Josef ile Rusya çariçesi II. Katerina arasında Mehilof’da hazırlanan Osmanlı Devleti'nin bölüşülmesi tasarısında Ada tekrar Venedik Cumhuriyeti'ne iade ediliyordu.

1875 Temmuzumda Hersek ayaklanması ile başlayan Yakın-Doğu anlaşmazlığının getirdiği kötü sonuçlar arasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Bosna-Hersek'i işgal etme isteğinin arkasından İngiltere hükumeti de İstanbul'daki elçisi Sir Henry Layard aracılığı ile Kıbrıs Adası'nın İngiltere'ye bırakılmasını istemişti. Bu antlaşmanın gerekçesi Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilmiş olması ve toprakları üzerinde bulunan Rus tehdidini silah kuvvetiyle önlemeye hazır bulunmaması idi. İngiltere Osmanlılara kefil olmayı iki şartla kabul ediyordu. Birincisi Asya'daki Hıristiyan tebaanın haklarının düzeltilmesi için hükumetin teminat vermesi, ikincisi de İngiltere'nin isteğinin yerine getirilebilmesi için bir yerin İngiltere'ye bırakılması idi. Bu amaçla İngiltere Kıbrıs Adası'nı kendisine uygun görüyordu. Bu vaziyete göre Osmanlı Devleti'ne ait olmakta devam edecek, vergilerini Osmanlı hazinesi ödeyecekti, İngiltere Ada'yı sadece askeri amaçlar için kullanacaktı. Rusya, Anadolu'da işgal ettiği yerleri terk ettiği zaman, İngiltere de Kıbrıs Adası'nı boşaltacaktı.

İngiltere'nin bu teklifi Mabeyn müşiri ve Bahriye nazırı Sait Paşa'ya duyuruldu. Eğer bu teklif kabul edilirse Berlin Konferansı'nda İngiltere'nin Osmanlıların çıkarlarını koruyacağı belirtildi. Elçi Layard, Sultan II. Abdülhamid ile gizli olarak görüştü. Sadrazam Mehmed Rüşdü Paşa ile Namık Paşa teklifin aleyhinde bulundular. Bunun üzerine padişah Berlin Konferansı'nın sonuna kadar beklemeyi uygun gördü. Bu arada İngiltere elçisi adayı işgal edeceklerini açıkladı.

Padişah bunun üzerine antlaşmayı onaylamak zorunda kaldı. Bu antlaşma gereğince Cezayir-i Bahri Sefid valisi Sadık Paşa ile Kıbrıs mutasarrıfı Ahmed Paşa'ya yazılan fermanları Sami Paşa alıp götürdü. 10 Temmuzda Ada'ya gelen Sami Paşa 12 Temmuz 1878 günü İngiliz işgal kuvvetleri komutanı amiral John Hay önünde fermanı okutarak Ada'nın idaresini İngilizlere bırakmış oldu.

1881'de Düyun-i Umumiye'nin meydana getirilmesi sırasında Kıbrıs Adası vergisinin İngiltere'ye bırakılmasıyla ada, mali yönden de Osmanlı idaresinden ayrılmış oldu.

KILIÇ ALAYI

Osmanlı padişahlarının tahta çıkışlarında kılıç kuşanmaları münasebetiyle yapılan merasim.

İstanbul, Eyüp'te Hz. Halid'in türbesinde yapılan bu merasimin yerine getirilmesi için belli bir süre olmamakla birlikte padişahın arzusuna göre iki ila yedinci günü yapılırdı.

Kılıç kuşatma görevi şeyhülislamdan veya nakibü'l-eşraftan biri tarafından yerine getirilirdi. Kuşatılan kılıç, her zaman aynı değildi. Hz. Peygamber, Hz. Ömer, Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu Osman Gazi ve Sultan Yavuz Selim'in kullandığı kılıcı kuşananlar olmuştur. Tahta çıkan her yeni hükümdar cülusundan birkaç gün sonra büyük bir alayla -bazen karadan bazen de deniz yolu ile- Eyüp'-e gider ve türbede kılıç kuşandıktan sonra genellikle kara yolu ile gitmiş ise denizden, deniz yolu ile gitmiş ise karadan saraya dönerdi.

KIRIM

1427-1783 yılları arasında hüküm sürmüş bir Türk devleti olan Kırım Hanlığı’nın kurucusu Hacı Giray'dır.

Halkı Cengiz Han'ın soyundan gelmektedir. Başkenti Bahçesaray idi ve bağımsız bir hanlıktı.

Hacı Giray, Sultan Fatih Mehmed'in İstanbul'u fethinden sonra, Osmanlı İmparatorluğu ile birleşmiştir. Bu birleşme sonucunda Osmanlı- Kırım birleşik kuvvetleri, Kefe'yi kuşatmışlar (1454), Cenevizliler, Kırım hanına ve Osmanlılara vergi ödemeyi kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Kırım'ın Osmanlı nüfuzu altına girmesi ile Nurdevlet Han'ın ikinci defa Kırım Hanı olması aynı tarihtedir. Nurdevlet Han, Osmanlılarla iyi geçinmek, dostça ilişkiler kurmak istiyordu. Sultan Fatih Mehmed'e saygı ve övgü dolu mektuplar gönderiyordu. Ancak, Osmanlıların Boğdan üzerine yaptığı seferde (1476) kendisi davet edildi ise de -Altınordu Hanlığı tarafından tehdit edildiği için- devlete katılmadığı gibi yardımcı kuvvet de göndermemiştir. Nurdevlet Han'ın bu hareketi, düşmanlarının işine yaramış, Mengli Giray'ın taraftarları, özellikle Eminek Bey'in gösterdiği gayret sonucu olarak İstanbul'da bulunan Mengli Giray, Osmanlılar tarafından Kırım Hanlığı'na tayin edilmiştir (1477 yılı sonu).

Bu suretle Kırım Hanlığı Osmanlı İmparatorluğu'nun nüfuzu altına girmiştir. Bundan sonra Mengli Giray, 1478- 1515 tarihleri arasında Osmanlı hakimiyetinde kalmış, Mengli Giray soyunun 1783 yılına kadar oğulları ve torunları tarafından Osmanlılara bağlılığı devam etmiştir.

KIRIM SAVAŞI:

En büyük savaşlardan biri olan Kırım Savaşı, Türkiye, İngiltere, Fransa ve Sardunya'nın birlikte, Rusya ile yaptıkları savaştır.

12 Mart 1854 İstanbul Antlaşması ile Kraliçe Victoria ve İmparator III. Napoleon, Sultan Abdülmecid'in daveti üzerine Rusya'ya karşı Osmanlı ile müttefik olmayı kabul ettiler. Mustafa Reşid Paşa'nın imzaladığı bu antlaşmaya göre üç müttefik Rusya ile ayrı ayrı sulh yapmayacak; savaş, üç devletin başkomutanlarının ittifakı ile yürütülecek; her üç müttefik orduyu kapsamına alan bir başkomutan olmayacak; Osmanlı İmparatorluğu topraklarına gelecek İngiliz ve Fransız kara ve deniz kuvvetleri, Osmanlı kanunları çerçevesinde hareket edeceklerdi.

Kırım Çıkarması:

14 Eylül 1854 günü Kırım'a çıkan ilk kuvvetler, 24.000 Fransız, 22.000 İngiliz ve 7.000 Osmanlı askeri idi. Osmanlı askerine Rüstem Paşa komuta ediyordu. Kara ordusunu, 15 Fransız, 10 İngiliz ve 9 Osmanlı savaş gemisi destekliyordu; Osmanlı filo komutanı Kayserili Ahmed Paşa idi.

Müttefiklerin kısa zaman içinde, Kırım'da 50'den fazla savaş gemisiyle 300 nakliye gemisi toplanmıştı. 40.000 kişi mevcudu olan Rus kuvvetlerinin başında da Prens Mençikov vardı. Müttefik kuvvetleri, 20 Eylülde Alman Meydan Savaşı'nda (Sivastopol'un batısında) Rusları bozguna uğrattılar. Rusların kaybı 7.000 ölü ile 600 esirdi. Buna karşılık müttefiklerin kaybı 3314 kişiyi buluyordu. Müttefiklerin bu meydan savaşından sonraki hedefi, Sivastopol idi. Kalenin kuşatılmasına başlanıldı (10 Ekim 1854). Her iki taraf da kuvvetlerini takviye ediyorlardı. 54.000 Rus askeri Sivastopol'da toplanmıştı (Ekim sonu). Top mevcudu 250 idi. Müttefiklerin 126 kara ve yüzden fazla deniz topu vardı. Sivastopol Kalesi komutanı amiral Kornilov vurularak öldü (17 Ekim 1854). Balaklava (25 Ekim) ve İnkerman (5 Kasım) Meydan savaşlarını da müttefikler kazandı.

Bu ikinci zaferin kazanılmasında Osmanlıların tesiri büyük olmuştu. Ruslar 11.000 asker kaybettikleri gibi 850 de esir verdiler. Müttefiklerin zayiatı ise 4680 kişi idi. Başkomutan Prens Mençikov kederinden öldü, yerine Korçakov getirildi.

Kırım'da Kış ve Bahar Harekatı (1855):

Müttefik donanması Karadeniz ve Azak Denizi'ndeki Rus limanlarını abluka altına aldığından Rus gemileri işleyemez hale gelmişti. Kış sonuna kadar Kırım'a toplanan müttefik kuvvetlerinin mevcudu 55.000'i Osmanlı olmak üzere 202.000 askere ulaşmıştı.

Yaz Harekatı (1855):

Müttefikler Karadeniz ile Azak Denizi arasındaki Kerç Boğazı'na hakim olmak için Kerç şehrini işgal ettiler (24 Mayıs 1855).

Bundan sonra Ruslar, Kuban Irmağı'nın güney ağzında bulunan Anapa Kalesi'ni de bıraktılar. Sivastopol kuşatmasının dönüm noktalarından biri olan saldırıda (7 Haziran) Müttefikler, Ruslara 20.000'den fazla kayıp verdirdiler. Ayrıca 73 Rus topu ele geçirildi. Müttefiklerin bu savaştaki kaybı 5.000 idi.

Sivastopol'ün Düşmesi:

Müttefikler, 9 Eylül 1855 günü, dünyanın en müstahkem kalelerinden biri olan Sivastopol'a girdiler. Prens Korçakov, Malakov'un düşmesi üzerine Sivastopol şehrini boşalttı.

Şehir tamamen yanmıştı. Sivastopol kuşatması tam on bir ay devam etmiş, büyük savaş burada sona ermiştir. Sivastopol Savaşı’nda müttefikler 800 topla 1.600.000 mermi atmışlardır. Rusların attığı mermi sayısı da bu miktardan az değildir. Rusya'nın Sivastopol Savaşı'nda verdiği ağır kayıplar savaşa devam etmesine imkan vermemiştir.

Savaş Paris Antlaşması ile son bulmuştur.

Osmanlılar 1774 tarihinde Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’ın bağımsızlığını kabul etmişlerdir.

KIRKDİLİM SAVAŞI (1392)

Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin ile Osmanlı sultanı Yıldırım Bayezid'in şehzadesi Ertuğrul Bey arasında yapılan savaş.

Osmanlı Devleti'nin Orta Anadolu'daki gelişmesi, Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin'i tedirgin etmekteydi. Amasya, Osmancık ve Maden beylerinin Osmanlı himayesini kabul etmeleri, Kadı Burhıneddin'in hakimiyetini sarstı. Kırkdilim Kalesi önündeki Kırkdilim denilen yerde, Kadı Burhaneddin kuvvetleriyle karşılaşan Osmanlı kuvvetleri, başlarında Aydın ili sancakbeyi Ertuğrul Bey olduğu halde savaşa tutuştular. Üç gün süren savaş sonunda Osmanlı kuvvetleri yenildi (Temmuz 1392).

Osmanlıların Anadolu'daki gelişmelerine en büyük engel olan Kadı Burhaneddin, Kırkdilim Savaşı ile Anadolu beylikleri üzerindeki nüfuzunu güçlendirdi.

KOÇİ BEY (XVII. YÜZYIL)

Sultanı IV. Murad ve Sultan İbrahim'e sunduğu layihalarla tanınmıştır.

Arnavutluk'ta Gümülcüne veya Görice'nin Kolonea kazasına bağlı Helmis köyünde doğdu. 1303'de İstanbul'a gelen Koçi Bey, Saraya girdi. Enderun'un çeşitli odalarında hizmet ettikten sonra, IV. Murad devrinde Has Oda'ya alındı. Devlet nizamı ve teşkilatı hakkındaki görüşlerini layihalar halinde Sultan'a sundu. Ününü bu layihalardan alan Koçi Bey, Bağdat seferine katıldı.

Sultan İbrahim zamanında da aynı görevini sürdürdü. Bu sırada "Müsahib-i şehriyari"liğe getirilen Koçi Bey çok önemli eserler ortaya koydu. Risalelerinde Osmanlı Devleti'nin gerileme sebeplerini, olaylara ve rakamlara dayanarak açıklamıştır. Sultan İbrahim'in tahttan indirilmesi üzerine Görice'ye döndü. Ömrünün son yıllarını burada tamamlayan Koçi Bey Görice Manastır yolu üzerindeki Plament köyüne gömüldü.

KOSOVA MEYDAN SAVAŞLARI

I. KOSOVA SAVAŞI (1389):

Balkan Hıristiyanlarının, Osmanlıları Balkanlardan atmak için giriştikleri hareketler sonucu I. Murad derhal tedbir aldı. Veziriazam Ali Paşa'yı Bulgaristan'da Osmanlıların elinde bulunmayan son yerlerin alınması için görevlendirdi. Ali Paşa, bunu kısa sürede başardığı gibi Tesalya da fethedildi. Osmanlı akıncıları Mora'ya girdi ve yarımadayı yağmaladı.

Eflak'ı tehdide başlayan kuvvetler, Bulgaristan Krallığı'nın başşehri Tırnova'yı da aldılar. Diğer taraftan Saruhan, Hamid, Karaman, Menteşe,Teke, Aydın, Candar beylerinin istenilen birlikleri Rumeli'ye göndermeleri de Çandarlı Ali Paşa'nın Bulgaristan'ın fethini tamamlanmasına yardımcı oldu. Ali Paşa daha sonra, Yanbolu'da Sultan Murad'ın ordusu ile birleşti.

Osmanlı ordusu Köstendil'e geldiğinde Haçlı ordusunun da aynı yönde olduğunu haber aldı ve Haçlı ordusunun üzerine doğru hareket etti. Önde Gazi Evrenos Bey ve Paşa Yiğit'in akıncıları olmak üzere Kosova sahasında müttefik ordu ile Osmanlı ordusu karşı karşıya geldiler.

Müttefik ordusunu Macaristan, Polonya, Sırbistan, Eflak (Romanya), Bosna Krallığı, Boğdan (Moldavya), Hırvatistan, Bohemya, Arnavutluk prenslikleri ve Bulgaristan Krallığı'ndan meydana geliyordu. Bu Haçlı ordusu, sayıca, Osmanlı ordusundan hayli üstündü.

Osmanlı ordusunun sağ kanadına veliahd şehzade Bayezid, sol kanadına Yakup Bey kumanda ediyordu. Rumeli Beylerbeyi Kara Timurtaş Paşa Bayezid'in, Anadolu Beylerbeyi Sarıca Paşa da şehzade Yakub'un maiyetindeydi. Evrenos Bey'in akıncıları sağ kanatta, Anadolu beyliklerinin birlikleri ise sol kanatta yer almışlardı. Merkezde I. Murad'la veziriazam Çandarlı Ali Paşa bulunuyordu. Sağ kanat ihtiyatında Malkoç Bey sol kanat ihtiyatında ise Hamid Beyliği'nden Mustafa Bey vardı. Topçu birliğine Haydar Ağa kumanda ediyordu. Osmanlılar ilk defa bu meydan savaşında top kullanacaklardı.

Müttefik Haçlı ordusuna ise Sırbistan hükümdarı Lazar kumanda ediyordu.

I.Kosova Meydan Savaşı 8 saat gibi kısa sürede kazanıldı. Başkomutan Lazar da dahil olmak üzere bütün Haçlı ordusu, Kosova sahrasında kaldı. Savaşın sonuna doğru zafer tamamen belli olunca, Sultan Murad, savaş sahasını gezip son emrini verirken, bir şey söylemek isteği ile yanına sokulan Lazar'ın damadı Miloş tarafından hançerlenerek şehid oldu (1389). Padişahın iç organları Kosova sahrasına, cenazesi, Bursa'da Çekirge'deki türbesine gömüldü.


II. KOSOVA SAVAŞI (17 Ekim 1448):

II. Kosova Meydan Savaşı Macaristan Kral Naibi Hunyadi Yanoş'un Osmanlılara karşı düzenlediği 6. Haçlı seferi sonucu yapıldı. Haçlı ordusu, Polonya, Almanya, Macaristan, Sicilya, Eflak (Romanya), Boğdan (Moldavya) gibi devletlerin kuvvetlerinden meydana geliyordu.

Sırbistan, Osmanlı Devleti ile arasını bozmak istemediği için Osmanlı ordusuna yardımcı birlik gönderdi. Bu birlikten başka Karamanoğlu İbrahim Bey de yardımcı kuvvet göndermişti. Osmanlı ordusunun başında II. Murad vardı. Müttefik devletlerin komutanı ise Hunyadi Yanoş'tu.

Osmanlı ordusunun sağ kanadına Sarıca Paşa, sol kanadına Dayı Karaca Paşa kumanda ediyordu. İhtiyatta Sarıca Paşa'nın kardeşi Sinan Bey, öncü olarak akıncı beyleri Nikoloğlu Hızır Bey, Turhan Bey, İshak Beyzade İsa Bey vardı.

1389'da olduğu gibi, bu savaş da Kosova sahrasında yapıldı. Bu sefer Osmanlı ordusunun başında I. Murad'ın torununun oğlu II. Murad bulunuyordu. II. Murad önce Hunyadi Yanoş'a elçiler gönderip barış teklif etti. Ancak bu teklif kabul edilmedi. Meydan Savaşı 17, 18, 19 Ekim günlerinde 3 gün 3 gece sürdü.

Savaş, Hunyadi Yanoş'un hücumuyla başladı. 1 gün hafif silahlı askerler arasındaki savaş eşit şartlar altında devam etti. Genel hücum ikinci gün başladı ve akşama kadar devam etti ise de iki taraftan hiçbiri üstün gelemedi. Üçüncü gün Osmanlı ordusunun kanatlan karşı koyamamış gibi geri çekilince, merkez kolu düşmana karşı açık kalmıştı. Bunu fırsat bilen düşman ordusu buraya hücum etti. Yeniçeriler şiddetle karşı koydular ve tasarlama gereğince merkez kuvvetleri yavaş yavaş geri alındı. Diğer taraftar sağ ve soldaki Osmanlı kuvvetleri yandan ve geriden düşmanı sardı. Önden ve geriden hücuma uğramış olan Haçlılarda panik başladı. Karışıklıktan faydalanan Hunyadi gece karanlığında kaçmayı başardı. Hunyadi'nin kaçmasıyla Haçlılar daha fazla karşı koyamadılar.

Kaynakların bir kısmı meydan savaşında Osmanlı ordusunun kaybının 40.000, bir kısmı da 4000 olduğunu yazmaktadır.

KOYUN GEÇİDİ ZAFERİ (9 EYLÜL 1578)

III. Murad zamanında Osmanlılar ile İranlılar arasında, Şirvan bölgesinin Kür Neh yakınındaki "Koyun geçidi" mevkiinde meydana gelen savaş.

Bu devirde bozulan Osmanlı İran ilişkileri, Lala Mustafa Paşa'nın buraya sefer düzenlemesiyle iyice kızıştı. Lala Mustafa Paşa, iyi kumandanlarından Özdemiroğlu Osman Paşa'yı İran'da savaşmakta olan Derviş Paşa'ya yardıma gönderdi. 9 Ağustos günü Tokman Han idaresindeki İran ordusuyla Çıldır Ovası'nda yapılan savaş, Osmanlıların zaferiyle sonuçlandı. Bu zafer, Gürcistan kapılarını Osmanlılara açtı.

Bu sırada Çıldır zaferinde dağılan İranlıların Tokmak Han idaresindeki ordusunun intikamını almak ve bir taraftan da Osmanlı ordusuna Şirvan yolunu kapatmak isteyen İranlılar, Tebriz, Nahcivan, Gence ve Mogan valilerinin kuvvetlerinden meydana gelen 20.000 kişilik bir orduyla Osmanlıların üzerine gelmeye devam ettiler. Karabağ üzerinden gelen bu İran ordusu, Kür Nehri'nin "Koyun geçidi" denilen noktasından geçerek Osmanlı ordusunun bulunduğu bölgeye girmiş ve hayvanlarını yağmalamaya başlamışlardı. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında Halep Beylerbeyi Mehmed Paşa, Maraş beylerbeyi Mustafa Paşa, Diyarbakır Beylerbeyi Derviş Paşa ve Erzurum Beylerbeyi Behram paşalarla ordudan önemli bir kuvvet gönderilmiş ve bundan evvelki Çıldır zaferi gibi bu savaş da başarıyla kazanılmıştır. Böylelikle bu zafer Osmanlılara Şirvan yolunu açmıştır.

Bu zafer üzerine savaştan kaçabilen İranlılar, Şirvan Valisi Oros Han'ın kuvvetlerine katıldılar. 12.000 kişilik bir orduyla Kanak Nehri üzerindeki köprüden geçerek Osmanlılara ikinci bir saldın teşebbüsünde bulundular. Bu arada Şii idaresinden bunalmış olan Şirvan Sünnileri silahlanıp öbür yakada bulunan Osmanlı ordusuna yardım ettiler. İki ateş arasında kalan İran ordusunun bulunduğu Kanak köprüsü çökünce, birçok İran askeri boğularak ölmüşlerdi. Böylece bu saldırı da Osmanlıların zaferiyle sonuçlanmış oldu.

KOYUNHİSAR ZAFERİ (1302)

Osmanlılarla Bizanslılar arasında, Bizanslıların "Baphaeon" dedikleri, İzmit civarındaki Koyunhisar Kalesi'nde meydana gelen savaş.

Osman Bey, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk devirlerinde İznik ve çevresini kuşattığı sırada, İznik Kalesi kuvvetli olduğu için burada bir hisar yaptırarak çevresiyle ilgisini kesti. Hisara 100 kadar asker ve Taz Ali adında bir kumandan bırakıldı. Bu arada Bursa tekfuru, Orhaneli, Kete, Bednos ve Kestel tekfurlarıyla anlaşarak Osman Bey'e karşı harekete geçti. II. Andronikos Paleogos'un Hassa kumandanı Musalon komutasındaki Bizans Ordusu Osmanlılara saldırdı. İzmit yakınlarında, Koyunhisar'da yapılan savaşta iki taraf da ağır kayıplar verdi. Osman Bey'in yeğeni Aydoğdu Bey şehit düştü. Sonunda Osman Bey düşmanı çekilmek zorunda bıraktı. Kestel ve Bednos tekfurları öldürüldü. Kete tekfuru, Ulubat tekfuruna sığındı. Osman Bey Kete tekfurunun teslimini istedi. Ulubat tekfuru ile bir antlaşma yapılarak Kete tekfuru teslim alındı.

Koyunhisar Savaşı Osmanlılar ile Bizanslılar arasındaki ilk savaştır.

KÖPRÜLÜLER DEVRİ

Osmanlı Devleti'nde görev almış vezir ailesi.

Köprülüler devri, Köprülü Mehmed Paşa'nın sadrazam olmasıyla başlar. Köprülü Mehmed Paşa, Osmanlı tarihinde hiçbir sadrazamın padişahtan istemeye cesaret edemediği yetkileri istemiştir. Bu yetkiler, yaptıklarına asla karışılmaması, hakkında yapılan şikayetlere önem verilmemesi, devlet memuriyetlerinde yapacağı tayinlere ve azillere karışılmamasıydı. Saltanat naibesi Turhan Valide Sultan, Mehmed Paşa'nın bütün bu isteklerini kabul etti ve 15 Eylül 1656'da 78 yaşındaki Mehmed Paşa'ya mühr-i hümayun verildi.

Bu şekilde II. Viyana kuşatmasına kadar 27 yıl devam eden Köprülüler devri başlamış oldu.

Köprülü Mehmed Paşa devrinde Venediklilerle savaşıldı ve başarı kazanıldı. 1658'de Erdel'e düzenlenen seferin serdar-ı ekremi oldu ve bu eyaletteki ayaklanmayı bastırdı. Yine aynı yıl içinde Anadolu'daki Celalier üzerine yürüdü ve ayaklanmayı önledi. Almanya, Fransa ve Hindistan'la iyi ilişkiler kuruldu.

Köprülü Mehmed Paşa, 30 Ekim 1661'de ölmüştür. Birinci vezirlere sadrazam denmesi Köprülü Mehmed Paşa zamanında başlamıştır.

Köprülü Mehmed Paşa ölürken yerine oğlunun getirilmesini vasiyet etmiş ve oğlu Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa'nın sadaretinde Almanya'ya savaş ilan edilmiş (1663), Uyvar Kalesi de fethedilmiştir. 1664'de Vaşvar Antlaşması imzalandı. Kandiye Kalesi alındı ve Venediklilerle barış imzalandı. Fazıl Ahmed Paşa 1672'de de Kamaniçe Kalesi'ni fethetmiştir. 1676'da Fazıl Ahmed Paşa ölmüştür.

Osmanlı Sadaretindeki III. Köprülü, Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa'nın kardeşi Fazıl Mustafa Paşa'dır. Fazıl Mustafa Paşa 25 Ekim 1689'da sadarete getirilmiştir. II. Süleyman, Mustafa Paşa'ya da geniş yetkiler vermiştir. Bunun üzerine ülkede büyük bir mali ıslahat yapılmış, 1960'da Belgrad fethedilmiştir. Mustafa Paşa 16 Ağustos 1691'de Salankamen Meydan Muharebesi'nde şehit olmuştur.

Osmanlı sadaretindeki IV. Köprülü, Köprülüzade Damad Numan Paşa'dır. Numan Paşa, 16 Mayıs 1710'da sadarete getirilmiştir. Sadareti 3 ay 3 gün sürmüştür. Sadrazamlıktan istifa ettikten sonra birçok görevlerde bulunmuş ve 1719 yılında ölmüştür.

V. Köprülü, Köprülüzade Abdullah Paşa'dır. Abdullah Paşa 1701'de vezir olmuş, 1703'de sadaret kaymakamlığına getirilmiştir. İran seferinde başkumandan iken şehit düşmüştür.

VI. Köprülü, Köprülüzade Esad Paşa'dır. Esad Paşa, Fazıl Mustafa Paşa'nın küçük oğludur. Esad Paşa 1717'de vezir olmuş, 1726'da ölmüştür.

Köprülüler Osmanlı Devleti yönetiminde çığır açmıştır. Köprülüler zamanında padişahlar, sadrazamlara tanımadıkları hakları Köprülülere tanımışlar ve bu sayede diledikleri işi yapabilen Köprülüler, devletin mali, idari birçok kurumunu düzene koymuşlardır.

KÖSEM VALİDE SULTAN (1590-1651)

 Osmanlı hanedanının ünlü sultanlarından.

Bosna valisi tarafından, küçük yaşta Saray'a verildi. Öğrenimini burada tamamlayarak 1604'te I. Ahmed'le evlendi. Şehzade Murad'ı, Şehzade Kasım'ı, Şehzade İbrahim'i, Ayşe Sultan'ı ve Fatma Sultan'ı doğurdu. Kısa sürede Sultan I. Ahmed'in gözdesi oldu. Sultan'ın ani ölümü üzerine 27 yaşında dul kaldı.

Veliaht Şehzade Osman'ı tahta çıkarmamak için oyunlar çevirdi. II. Osman, kardeşi Şehzade Mehmed'i öldürtünce, Kösem Sultan'ın büyük oğlu Murad veliahtlığa yükseltildi. Fakat II. Osman tahttan indirilip öldürülünce yerine amcası I. Mustafa geçti. Bir yıl sonra tahttan indirilen I. Mustafa'nın yerine IV. Murad tahta oturdu. Böylece Kösem Sultan, hem Valide Sultan, hem de saltanat naibesi oldu.

Otuz üç yaşlarında başlayarak dokuz yıl sürdürdüğü saltanat naibeliği, ününü arttırmıştır. 1632'de yetişkin çağa gelen Sultan IV. Murad, Kösem Sultan'a siyasetten el çektirdi. Uzun süre oğlunun ölümünü bekleyen Kösem Sultan diğer oğlu İbrahim'in tahta çıkmasıyla yeniden Valide Sultan oldu. Sultan İbrahim'in de siyasetten uzak tutmak istediği annesi Kösem Sultan'ı saraydan uzaklaştırdı. Sultan İbrahim'in tahttan indirilerek, öldürülmesine büyük yardımı olan Kösem Sultan, İbrahim'in altı buçuk yaşındaki büyük oğlu IV. Mehmed'in tahta oturmasıyla, "Koca Valide", "Valide-i Muazzama" unvanlarıyla tekrar saltanat naibesi oldu. Bu makam Hatice Turhan Sultan'ın olduğu halde, Ocak ağalarına dayanan Kösem Sultan, özlediği iktidara kolayca sahip oldu. Ancak aleyhinde gittikçe büyüyen muhalefet, Kösem Sultan'ı rahatsız ediyordu. Muhalefetin başını çeken gelini Turhan Sultan'dan kurtulmak için IV. Mehmed'i ortadan kaldırarak yerine diğer torunu Şehzade Süleyman'ı geçirmeyi tasarlayan Kösem Sultan, suikast girişiminin sarayda duyulmasını önleyemedi. Bunun üzerine, Turhan Sultan'ın etrafında toplanan saray adamları padişahın hayatını korumaya karar verdiler ve 2-3 Eylül 1651 gecesi Kösem Sultan'ın saraydaki dairesini basarak altmış bir yaşındaki "Koca Valide" Sultan'ı öldürdüler. Böylece Osmanlı sarayındaki ağalar saltanatı da bitmiş oldu.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 66 ziyaretçi (122 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=