Selâmün_aleyküm
  Tum Dunya Saf Sularin Pesinde
 

Su Aşkına




 

Binlerce kişi sevgisiz yaşayabildi, ama hiç biri susuz yaşayamazdı.

Her gezegende su olma gerekli olup, yaşamın çok özüdür. Flow Belgesel Filmi bizim çok önemli kaynak olan suyun giderek azaldığını ve açgözlülük eden insanın rahatsız olacağı gerçeği ve nedenleriyle yüzleştiriyor. Her yıl iki milyondan fazla insan suyla bulaşan hastalıklardan ölmektedir. Bunların çoğu beş yaşın altındaki çocuklar. ABD’ de milyonlar, her sabah uyanıp musluklarını açıyor. Ama bilmiyorlar ki su kaynaklarına roket yakıtı karışıyor. Karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi görmeyelim diye büyük çabalar harcıyorlar. Dünya’da, petrol fiyatları nedeniyle süregelen bir savaş var, Aynı yolu izlersek, aynı şeyleri su için de yaşarız, her şey bugün petrolde yaşadıklarımız gibi olur. Dünyanın temiz suyu tükeniyor, Gelecekte insanlar temiz su uğruna her şeyi yapacaklar. Her şeylerini, tüm birikimlerini, evlerini verecekler. Su olmadan, hiç bir şeyimiz olmaz, su olmadan hiç bir hayat, hiç bir kültür, hiç bir toplum, hiç bir ekonomi var olamaz. Su olmadan yeryüzü var olamaz. Gezegenimizi düşünürsek, her yanından sular akan kocaman, yaşayan bir kütle olduğunu görebiliriz, kıtalarda suların aktığı kanalları görebiliriz. Bu sular akarak okyanuslarımıza ulaşır. Okyanuslar, dünyamızın kalbidir ve nefes alıp verir. Suyu buharlaştırır ve hidrolojik döngüye geri koyar, dağların tepelerinden aşırır, tekrar aşağı indirir, tıpkı dolaşım sistemimiz gibi. Yani, gezegenimiz üzerinde sürekli su dolaşan dev bir vücuttur. Su, gezegenimize hayat verir. Bizler de, tıpkı gezegenimiz gibi; % 70 su ve % 30 katı maddeden oluşuruz. Bizim de bir kalbimiz var, 90.000 km uzunluğunda damarlarımız var, dünyada nasıl bir su döngüsü varsa, bizde de var.

ABD’de su kaynakları yüzünden hastalananların kayıtları tutulmamaktadır. Tahminler, her yıl 500 bin ile 7 milyon arasında kişinin musluk suyu kullanımından dolayı hastalandığıdır. Sorunlardan biri de su şebekelerinde virüsler, patojenler ve bakteriler gibi hastalık yaratıcıların varlığıdır. Hastalıkların çoğunun yediklerinizle veya havadan bulaştığını düşünebilirsiniz, ama % 40′ı içme suyundan bulaşmaktadır. Fabrikalar ve arıtma tesislerinden gelen kimyasallar, roket yakıtı, pestisidler (böcek zehirleri) ve tıbbi ilaçlar yok edilememektedir. İnsanların çoğu su kaynakları için endişe duymamaktadır. Çünkü çoğu şişelenmiş su almaktadır. Onlar için bir haberimiz var, Basit bir duş almayla bile kimyasallara maruz kalınmaktadır. Böylece, zararlı maddeler deri yoluyla alınmaktadır. 116.000′inden fazla insan yapımı kimyasal madde var. Bunların nasıl etkileştiği konusunda en ufak bir fikrimiz yok. Bu kimyasallar için kobay olmaya başladık. Karaciğer bunları bedenimizden attığında ne oluyor? Dışkı ile tuvalete ve kanalizasyona, oradan yeraltı sularına, sonra nehirlere gidiyor, suyu nehirlerden alıyoruz ve su şebekesine karışıyor, ve yine içiyoruz. Bu ilaç ve kozmetikler, sorun bunlarda, Vücudumuzun kimyasını değiştiriyorlar ve bize zarar veriyorlar.

Yeşil devrimin Hindistan’a kimyasal tarımı getirdiği son 30 yıldır, su sistemlerimizde iki sorun ortaya çıkmıştır. Birincisi, ekinler için fazla su kullanılmıştır, kimyasalların çözülmesi için daha çok suya ihtiyaç duyulmuştur. bu aynı miktarda ürün için 5-10 kat daha fazla su kullanımı demek . Dünya suyunun % 70′i tarım, % 20′si endüstri, % 10′u ise bizim tüketimimizdedir. Tarım ve endüstri kullanıcıları, kendilerinin daha fazla suya ihtiyaçları olduğunu söylüyorlar ve tabii ki ekinlerin büyümesi için daha çok pestisid ve kimyasala da ihtiyaç var. Bu kimyasalların toprakta suyla buluşması, iyi bir birliktelik değil. Meksika’da tarım arazileri yakınında yaşayanlarda doğum kusurları arttı. Avrupa’da pestisidlerin kullanıldığı alanlarda üretkenlik düşüşe geçti. Tazmanya’da yoğun pestisid kullanımı sonrasında kanser vakaları % 200 arttı. Laboratuvar çalışmalarında, son 5 yılda Seine Nehri’ndeki balıkların cinsiyet değiştirdiğini belirledik. Artık sadece dişi balıklar var, erkek balıklar yok. Teksas’ta incelenen balıkların hepsinin dokularında prozac bulundu. Esas problem, çözümün olmaması.

Endüstriyel zehirler suyla yayılıyor ayıbaklıklar, balinalar, kutup ayıları, balıklar ve Eskimo annelerinin sütlerinde bile varlar. Bu kimyasalların savaş için üretildiklerini unutmamak gerekir. Bunlar, kitle imha silahlarıdır. Hepsi savaş sistemi sonucunda ortaya çıkmıştır. Şimdi de, içme suyumuzun içindeler. Abartılıyor gibi gelse de, aslında hiç abartmıyoruz. Bu öyle 50-100 yıl içinde olacak bir şey değil, şimdi oluyor. İnsanlar, hükümetlerinde su kaynaklarını koruyanların olduğunu sanıyor, Oysa durum öyle değil. Bunlardan en sıra dışı örnek, ABD’de en fazla kullanılan böcek ilacı olan atrazine ile ilgili. Atrazine bir bitki öldürücü ve ot kırandır. Mısır gibi ürünlerin üretiminde kullanılır. İçme suyunda, yeraltı ve yüzey sularında bulunan bir numaralı kirleticidir. Atrazine İsveç firması SYNGENTA tarafından üretilmektedir. Syngenta tarım kimyasalları üreten şirketlerin en büyüğüdür. Önce, atrazine üreticisi Syngenta ile anlaşma yaptık; konu atrazine’in hormonal düzeni bozup bozmadığını anlamaktı. Yani tiroid, testesteron, östrojen gibi hormonlarla tepkiye girip girmediğinin belirlenmesiydi. Atrazine’in bir dizi farklı etkisi vardı, ama en önemlisi erkek kurbağaları kısırlaştırmasıydı. Buna kimyasal hadım etme diyebiliriz. Üstelik sadece hadım etmekle kalmıyor, kurbağalara dişi özelliği de kazandırıyordu. Bir başka deyişle, erkek kurbağalar yumurtalık sahibi oluyor ve yumurtluyorlardı. Balıklarda da benzer etkiler görülüyordu. Sperm sayıları azalıyor ve yumurta sarısı protein üretiyorlardı. Şimdi, bunun anlamı: Atrazinin erkeklerde ciddi bir sperm sayısı düşüklüğüne neden olduğu mudur?

Bilimsel veriler atrazinin bu konuda ciddi bir rolü olabileceğini ortaya koymaktadır. ABD’de sperm sayılarının düşmesinin nedeni olarak pestisidler suçlanıyor. Atrazine üreten bazı fabrikalarda çalışan erkeklerde prostat kanseri, Atrazin’li su kullanan kadınlarda yapılan araştırmalarda da göğüs kanseri vakalarına rastlanmıştır. Fetuslar (cenin) suda yaşadığı için bu konuda incelenmelidir. Fetüsler rahim içindeki amniyotik sıvıyı içtiğinden kimyasallara maruz kalabilir. Tüm avrupa birliği ülkelerinde atrazine yasaklanmıştır. Aslında doğrusu bu, çünkü Atrazine yağmur suyuyla, 1.000 km yol alabilir. ABD’de 40 milyon kg atrazinin 250.000 kg’lık bölümü yağmur suyu ile geri gelmektedir. Komik ve düşündürücü olan ise, bildiğinizi düşünüyorum, ABD’ye 40 milyon kg satış yapan avrupa şirketinin kendi ülkesinde atrazinin yasak olmasıdır. Bush döneminde Çevre Koruma Ajansı, dava açtıktan sonra, bu sorunla ilgili bir şeyler yapıyor gibi görünmeleri gerektiğine karar verdi. Atrazine üreticileriyle masaya oturdular; 50 kez bir araya geldiler ve bir anlaşmaya vardılar. Ama görüşmeler, Atrazinle ilgili ne bir yasaklama, ne de bir haciz işlemi yapılmasını sağladı. 2006′da, çevre koruma kurumu Atrazin’in bir zarara neden olmayacağını belirtti.

Böyle berbat bir şeyi daha önce görmedim. Kimyasalı döküveriyorlar. Hepsi bu insanlar için kutsal olan Titicaca Gölü’ne gidiyor. Burası açık olduğu için ne yaptıklarını görebiliyoruz. Nehrin diğer bölümlerine ne yaptıklarını göremiyorsunuz. Burada yaptıkları, betonların altına saklamak; temizleyecek halleri yok ya, böylece görünmeyecek, ama her zamanki gibi kokacak. Mezbahadan gelen kan ve atıkların karıştığı su koktuğu için derenin üstünü kapatıyorlar. Burada su şebekesi yok ve herkes nehri kullanmak zorunda. Anlamama yardımcı olun, Suez, buraya 80 milyon dolarlık arıtma tesisi kurduğunu söylüyor. Sadece bu konuda yalan söylemediler, pis suyu da Titicaca gölüne dökülen nehre mi yönlendirdiler? Evet. Bu nehir kenti boydan boya geçiyor ve kente de aynı şeyi yapıyorlar. Geleneksel olarak su, hükümetler tarafından bir kamu hizmeti olarak dağıtılır. Ama, son 10 senedir, Avrupa’nın 3 büyük su şirketi dünyanın bir çok yerine kar amaçlı su dağıtımı yapmaya başladı. Çok güçlüler. Üçü de dünyanın en zengin 500 şirketinde ilk 100 içinde. Çok hızlı büyüyorlar. Fakir ve gelişmekte olan ülkeler, su kontrolünü Avrupalı veya kar amaçlı çok uluslu şirketlere vermeye zorlanmaktadırlar. Suez, su dağıtımı ve arıtımında dünyanın lider iki şirketinden birisidir. Bir Fransız şirketinde çalışıyorum, Vivendi denilen büyük su operatörü, “Vivendi Environment” 100′den fazla ülkede çalışmaktayız. Bu işi neredeyse yıldır yapıyoruz. Yani, su işinde çok uzun dönemdir varız.

Kaliforniya’nın 20 senelik suyu kaldı, New Mexico’nun 10 senelik. Yeni golf sahaları yaparlarsa, bu süreyi 5 yıla kadar düşürebilirler. Arizona, Florida ve hatta büyük göller için bile bu söz konusu. Nil Nehri artık denize akamıyor. Colorado Nehri ve Çin’in Sarı Nehri de. Artık bu nehirlerin büyük bir bölümü denizlere akamıyorlar. Bu sorunun uzakta olduğu fikrinden kurtulun, daha çok zamanımız var fikrini aklınızdan silin. Zaman kalmadı. Gezegenimizin su kaynaklarını hakir görüyoruz, ama bu çok aptalca, çünkü onlara bağımlıyız. Yaşamak için suya gereksinmemiz var. Eğer suyumuz olmazsa, bir ya da iki gün hayatta kalabiliriz. İklim değişikliği büyük bir sorun. İnsanlar iklimleri değiştiriyorlar, bununla ilgili deliller hâlihazırda elimizde. İklim değişikliğinin en büyük etkisi su kaynaklarımız üzerinde olacak. İnsanın seller ve kuraklıklar yüzünden öldüğünü ve küresel ısınma nedeniyle oluşan sosyal karışıklıklar göreceğiz. Aslında trajik olan insanların şu anda son derece bilinçli olması, ama bu bilinç şirket karları için kullanılıyor.

Allah’ım, suyumuz tükeniyor, suya büyük yatırımlar yapmalıyız, su ne kadar da kötü idare ediliyor. Bunun hemen ardından gelinen nokta “onu özelleştirmeliyiz, o zaman daha verimli kullanabiliriz ve herkes daha iyi olabilir” Tabi ki bunların hepsi laf salatası. Temelde bu insanlar su satarak para kazanmak istiyorlar. Çokuluslu özel şirketlere göre su, satışa sunulmalı, herhangi bir mal gibi satılabilmeli, Küresel endüstri’de su, elektrik ve petrolden sonra 400 milyar dolarlık hacmiyle 3. sırada yer alıyor. Ben bir yeşil, bir de mavi satın aldım ve sarının da yarısını almak üzereyim. Pazar son derece ahlakdışı. Kirlenme ve kıtlık bahane edilerek. Sizi, suyu ihtiyacı olanlara değil, parası olanlara satmanıza yönlendiriyor. Su sektörü, son 20 yılda küresel ekonominin 2-3 katı kadar büyüdü. Suyla ilgili şirketleri satın almak, suyun kontrolünü, nasıl dağıtılacağı sağlayacak; bunu başarırsanız önümüzdeki 10-20 yıl için en iyi yatırım olanağını elde etmişsiniz demektir.

İnsanlar diyor ki: Su da hava gibi, hava için herhangi bir bedel ödüyor muyuz? tabii ki hayır. “Öyleyse, su için de bir bedel ödemememiz gerekir” tamam, ne olacağını göreceğiz! Şişe suyu tüm dünyada musluk suyundan daha güvenli olduğu için milyonlarca kişi tarafından kullanılmakta. FDA’ya göre, ABD’de milyarlarca dolarlık şişe suyunu denetleyenlerin sayısı bir kişiden az. Bunun anlamı: fakir insanların çalıştığı sektörlerden birinin de suların şişelenmesi olduğu. FDA’ya ne tür şişelenmiş su diye sorarsanız size “hiç fikrimiz yok” diyeceklerdir. ABD’liler geçen yıl 31 milyar şişe suyu satın aldılar. Buna 10.8 milyar dolar ödediler. Dünyada her yıl şişe suyuna 100 milyar dolar harcanıyor. Bu nasıl bir aptallık. İnsanlar neden şişelenmiş su için para ödesinler. Bunun nedenini anlamak için Kaliforniya’nın gözde restoranlarından birine gidelim. Son derece gösterişli ve aslında olmayan şişelenmiş sular için bir menü bastırdık. Bu suların şişesine 7 dolar fiyat koyduk. Başgarsonumuz ilk şanslı müşteriye özel su listemizi sunuyor.

Biz bir şise “L’eau Du Robinet” alalım.
L’eau du Robinet‘mi istiyorsunuz?
Mükemmel seçim.
Fransızca musluk suyu demek.
Şerefe Evet, bu gayet temiz görünüyor. Çok hoş bir tadı var. Musluk suyuna göre tadı nasıl?
Evet, musluk suyundan çok daha iyi. Bu gösterişli suların gerçek kaynağı neresi?

Restoranın avlusundaki hortumla doldurduk. Her dört ABD’liden üçü şişe suyu içiyor. Her 5′inden biri sadece ve sadece şişe suyu içiyor. Su hâlihazırda ödeme yapmış olduğumuz bir şey. Çoğu musluk suyu olan markalar benzinden daha pahalıya satılıyor. İşte böylece, Tufts Üniversitesi’nde 42. musluk suyu mücadelesini vermekteyiz. Sanırsam, Dasani markalı su, musluk suyu. Her yıl, bizleri şişe suyunun musluk suyundan daha iyi olduğuna ikna etmek için milyarlarca dolar harcıyorlar. Hâlbuki musluk suyu sadece daha az denetleniyor o kadar. Abd’de satılan binlerce markanın suyunu test ettik. Sonuçlara göre, şişe suyu, musluk suyuna göre ne daha güvenli, ne daha iyi, ne de daha saf. Hatta bazılarında yüksek düzeyde arsenik, organik kimyasallar, bakteriler bulduk. Yani, incelediğimiz suların üçte birinde sorun vardı. Üzerinde dağ resmi olan bazıları musluk suyuydu.

Herkes için saf su bulma hayali, insanoğlunun elinde. Dünya Su Konseyi, ‘de su yatırımları ile ilgili bir toplantı sonrasında oluşturuldu. Suyun şirketlere devredilmesini desteklemek amacıyla bir araya gelmişlerdi. İnsanlara su sağlamak için bir araya geldiklerini söylediler. Ama o toplantıda kimlerin olduğuna bakarsanız, hepsinin büyük su şirketleri, Dünya Bankası ya da uluslalararı kalkınma acentaları olduğunu görebilirsiniz. Bir araya gelme nedenleri aslında gelecekte suyu iyi bir mal olarak nasıl pazarlayabileceklerini belirlemekti. Pek çok ABD’li Dünya Bankası’nın ne olduğunu bilmiyor. Benimle aynı fikirde misiniz? Evet, maalesef ben de aynı fikirdeyim. Bu durum gerçekten de çok üzücü. Dünya Bankası; teşkilatlandırma, bozulma, çevre, sağlık, eğitim gibi konularla yakından ilgilenir. Bunların tamamıyla ve barışın temelini oluşturmakla ilgili. Fakir ülkelere, temel gereksinmelerini karşılayabilmeleri için borç vermeye daha ne kadar devam edebiliriz? Fakir ülkeler borçlarını ödeyemeyecek hale gelecekler ve sonunda dünya bankası ve IMF onların hükümetlerinin yerini alacak. Sorulması gereken bir dizi politik soru var. Suyun sahibi kim? Suyla ilgili kararları kimler veriyor? Niye bu grup? Niye Dünya Su Konseyi, Dünya Bankası ve büyük su şirketleri, Bunları suyun idaresiyle ilgili bu yerlere kim getirdi? Bunlara hepimiz adına karar verme yetkisini kim verdi? Bunları kim seçti?

Biz olayın önemini anlamadan, bu kulüp, suyun dünyadaki en değerli şey olduğuna karar vermişti. Tonlarca para kazanacaklar, daha da önemlisi, temiz sudan kazanılan parayı petrolle kıyaslamak zorunda kalacaksınız. Bu güç sahibi olmakla ilgili bir şey. Bu mavi altını gelecekte hangi toplumların, ülkelerin, hükümetlerin ve şirketlerin kontrol altında tutacağıyla ilgili. Türkiye de ise sular İsrail tarafından alınmaktadır.

Hint kültüründe Ganj, Ana demektir. İnsanlar öldüklerinde, küllerini bu nehre atarız. Külleri nehre savruluncaya kadar ruhu huzura eremez, kurtuluşu bulamaz. Bir çocuk doğduğu zaman, ağızına bir parça Ganj suyu damlatırız. Biri öldüğü zaman yapılan son ayin bir damla Ganj suyudur. Ruhani anlamda Ganj’ın saflaştırıcı olduğu düşünülür; yani sizi temizler ve daha iyi insan olarak geri dönecekleri yerdir. O bize insanlığımızı bağışlayan nehirdir. Ganj’ın hayatı tehdit altında ve Ganj’ın hayatı ile birlikte milyarlarca Hint’linin inancı da tehlike altında. Bu suyun akışı kesintiye uğratılmıştır. Ganj, Tehri barajında tutulmaktadır. Esas trajedi, dünyanın en büyük su şirketinin açgözlülüğünü doyurmak için tutulmakta olmasıdır. Suez şirketi, Delhi halkına normalden kat daha pahalı su satmak için günde 635 milyon litre suya el koymaktadır.  1800 ve 1700′lerde, hatta daha eski zamanlarda, toplum sahip olduğumuz kaynaklarla yaşardı. Küçük tarlaları sulamak için nehirlerden gerektiği kadar su alırdık. Yağmur suyunu biriktirir ve olabildiğince yeraltındaki su havzasını yeniden doldururduk. Geleneksel şekilde suyla ilgili gereksinmelerimizin değişimi 20. yüzyılda oldu, ne zamanki daha büyük altyapılar kurduk, daha büyük barajlar yaptık, işte o zaman nehirlerin akışını değiştirdik. Barajları, temelde su biriktirmek için kullanıyoruz.

Bir nehre Baraj kurduğumuz veya yönünü değiştirdiğimiz zaman, çok güçlü bir şeyle oynamış oluyoruz. Milyonlarca yılda gelişip, oluşmuş bir eko sistemi çok kısa bir sürede tersine çeviriyoruz. Nehirlerde, akan organik maddeler vardır, bunlar nehirlerdeki tüm hayat formlarını besler; nehir boyunca akan bu yaşam formları, okyanusları besler. Baraj kurduğunuz zaman, organik maddeler barajda sıkışıp kalır, çürümeye başlar, çürümenin sonucu olarak metan gazı oluşur, metan gazı sera etkisini yaratan gazlardan biridir. Bir baraj gölünün küresel ısınmaya olan etkisi, kömür santralinden çok daha fazladır. Bazen, kömür santralinden 20 kat daha fazladır. Bir baraj inşa edildiği zaman, fakir insanlara su sağlanacağı, kuraklıktan kırılan alanlara su temin edileceği söylenir, bu dünyanın her yerindeki aynıdır; Siz de, küçük çiftçiler ve fakirlerin yaşantılarının iyi olması için yapıldığını düşünürsünüz. Ancak, deneyimlerimiz göstermiştir ki, küçük çiftçiler değil, büyük çiftçiler bu sulamalardan daha çok yararlanmaktadır. Zenginlerin her yerde karlı oluşunu görmek ne kadar acı.

Barajlarla ilgili Dünya Komisyonu verilerine göre, 20. yüzyılda büyük barajlar nedeniyle 40-80 milyon kişi yerlerinden edilmiştir.  10 milyonlarca insandan bahsetmekteyiz; Büyük bir Avrupa ülkesinin nüfusundan daha fazla. Gerçekten de bu çok büyük bir rakam. Buradaki asıl sorun, insanları yer değiştirmeye ikna etmek için verilen sözler. “Size yeni bir ev vereceğiz, temiz su sağlayacağız, elektrik vereceğiz”. Baraj hikâyeleri demek ki hep bir yalanın pazarlaması oluyor. Ama hiç kimse bu sözleri tutabilecek konumda değil. Sözler verilir, insanlar yer değiştirir, proje gerçekleşir. aradan bir yıl geçse bile, insanlara söz verilen topraklar verilmez. Artık onların yapabilecekleri hiç bir şey yoktur. Genellikle kanuni olarak müracaat edebilecekleri kimse de kalmamıştır. Gelişme adına, bu vadilerdeki insanlar yıkıma, yoksulluğa ve mahrumiyete mahkum edildiler. Tarlaları, bahçeleri, tapınakları, camileri, kültür anıtları ve her şeyleri su altında kaldı. Yıllar önce ölmüş atalarımızın hepsi hala oradalar. Otoriteler bize, mezarlarımızı arkamızda bırakmak zorunda olduğumuzu söylediler. Belki de hepsi baraj sularına gark olacaktır.

  • Katse Barajı – Lesotho – 17 000 kişi göçe zorlandı.
  • Xiaolangdi Barajı – Çin – 200 000 kişi göç etti.
  • Akosombo Barajı – Gana – 80 000 kişi.
  • Gorges Barajı – Çin – 1.3 milyon kişi.

Dünya bankası, kurulduğu 1940′tan beri, dünyadaki büyük barajların en önemli fon sağlayıcısıdır. Dünya bankası’nın büyük barajları sevmesinin nedeni, çok pahalıya mal olmalarıdır. Dünya Bankası yılda yaklaşık 20 milyar dolar borç vermektedir. Bunu yapamazsa, daha az kar elde edecektir. Borç vererek kar etmenin en iyi yöntemi büyük projelere borç para vermektir. Dünya bankası’nın kanuni dokunulmazlığı vardır. Kimse dünya bankası’nı dava edemez. Dünya Bankası’nın desteklediği bir proje yaşam alanınızı, evinizi mahvedebilir; tarlalarınızı sular basabilir, ve hayatınızı alt üst edebilir. Bu yüzden Dünya Bankası’nı dava edemezsiniz. Dünya Bankası tek yere milyarlarca dolar harcar. Bunun yerine milyonlarca farklı köye, daha az harcamayı tercih etmez. Pek çok yerde gereken milyon dolarlar değil, yüzbinlerdir. Yüzyıllar önce, binalar yapılırken damlardan süzülen suların bodrumda birikeceği depolar yapılırmış. İnsanlar şimdi “aman allahım ne iyi fikir” diyorlar. Şimdi bahçende artezyen açmak yasak, depo bulundurmak yasak. Ne diye kilometrelerce ötedeki büyük bir baraj için milyarlar harcayalım? Niye damımıza düşen yağmuru biriktirmeyelim?

Nestle’nin, Michigan’da bir şişeleme tesisi kurmayı planladığını öğrendiğim zaman. Nestle, hem de bizim eyaletin tam kalbinde, su şişeleme, büyük bir iş olmalı diye düşündüm. Nestle, abd’deki populer markalar da dahil, dünyada 70 şişe suyu markasının sahibidir. Dakikada 2000 litre su pompalıyorlar. Ekolojik anlamda bunun anlamı, derelerin su düzeyinin düşmesi, eskiden su akan yerlerin çamur bataklarına dönüşmesi, pompalama bölgesindeki göl sularının düzeyinin düşmesi demektir. İşin daha da fenası, nestle, çektiği bu su için bir kuruş bile ödemiyor. Tam tersine, dedikodulara göre bizim suyumuzdan günde 1.8 milyar dolar kar elde ediyor. Nestle, on yılda 10 milyon dolarlık vergi indirimi aldı. Sadece su için para ödememekle kalmıyorlar, aynı zamanda toplumun vergi gelirine de katkıda bulunmuyorlar. DNR (Birçok alt-ulusal hükümetler veya Tabii Kaynaklar Bölümü benzer organizasyon adları) orayı 99 yıllığına 63 bin dolara kiraya verdi. Para bile değil. Su almak için gelen küçük kamyonetleri görüyor musunuz? Pompalanan su 20 km’lik çelik boru hattıyla buraya geliyor; kimyasallarla işleniyor ve plastik şişelere konuluyor, ki bu şişeler yenilenebilir kaynaklar değil, içindeki su kullanıldıktan sonra çevreyi kirletiyorlar. Pek çoğunun desteklenmesine devam edilecek, neden derseniz burada Ice Mountain satıyorlar. Şaka gibi. Kendi suyumuzu bize satarak para kazanıyorlar.  5 Eyalette haklarında dava açıldı. Zephyrhill’den o kadar çok su çekmişler ki, büyük oyuklar nedeniyle heyelan olmaya başlamış.

Bizler bu savaşın içindeyiz. Birleşmiş milletler raporları, 2020 yılı itibarı ile dünyanın yarısının yeterli su bulamayacağını söylüyor. Onlar ise hala Michigan sularının peşindeler. Nestle, Michigan’a geldiğinde, “Biz iyi bir şirketiz, hiç bir şeye zarar vermeyeceğiz. Her şeyden sorumlu olacağız” dediler. Mahkeme sırasında, kuraklık boyunca su pompalamaya devam ettiler. Dead Deresinin akışında saptanmış herhangi bir azalmanın oradaki ekosisteme en ufak bir etkisi yok. Birinin evinin önündeki dere yatağı, çamur tabakası haline geldi. Suyun sahibi büyük zenginler mi? Güneşe bir baksanıza, güneşin sahibi bir insan var mı?

Dünyanın her bir parçası benim insanlarım için kutsaldır. Her bir çamın iğnesi, her bir kumsal, ormanların buğusu ve her bir böcek, benim insanlarımın bellekleri ve deneyimleri için kutsaldır. Bu güzel yeryüzü, Kızılderili adamın annesidir. Biz nasıl dünyanın bir parçasıysak, dünya da bizim bir parçamızdır. Nehirler bizim kardeşlerimizdir. Nehirlere, kardeşlerimize davrandığmız gibi iyi davranırız. Ama beyazlar bizi anlayamaz. Onlar, topraklardan istediğini alıp giden yabancılardır. Dünya onların kardeşi değil, düşmanıdır. Ve ne zaman ki onu fetheder, yoluna devam eder. Dünyayı kendi çocuklarından kaçırır ve bu umurunda bile olmaz. Bilmiyorum. Bizler ve sizler çok farklıyız





Uluslararası kapitalist şirketler dünyanın suyunu tüketirken, geriye kurak topraklar ve kimyasal atıklar bırakmaktadırlar. Onlar, doğayı tamamen katlettiklerinde topladıkları tonlarca parayı yiyerek hayatta kalacaklarını düşünüyorlar herhalde!



 

Coca-cola defol. Pepsi istemiyoruz. Cola istemiyoruz. İçme suyu istiyoruz. Plachimada’ya ilk kez geçen yıl geldim. Burada olan şudur, bu kadınlar yıllardır Coca-cola tarafından suları çalınarak, şişelenerek, toprakları zehirlenerek oyalanmışlardır. Artık kuyuları kuruyor, yiyecekler eskisi gibi değil, sular kullanılacak gibi değil. Bu insanlar yaklaşık 2 yıldır bu durumdalar. Her gün buraya geliyorlar ve vakur bir şekilde karşılarındakilere kendi gerçeklerini anlatmayı sürdürüyorlar. Bu ülkedeki hiç kimsenin, özellikle de fakirlerin hayatlarını kazanmak yerine bir kenarda oturma lüksleri yoktur. Şirket geldikten 6 ay sonra suyun tadı değişti. Banyo yaptığımız zaman başımız dönüyor. Canımız acıyor ve her yerimiz kaşınıyor. Buraya, savaşan kardeşlerimizle birlikte olmak için geldik. Fabrikadan hayvan leşi gibi berbat kokular geliyor. Coca Colanın içinde ne var ki? Atık tankını sadece geceleri açıyorlar. Geceyarısından sonra, atıkları toplayıp uzaktaki hindistancevizi çiftliklerine atıyorlar. Bu atıkların biyolojik gübre olduğunu söylüyorlar. Coca-cola Plachimadalılara ücretsiz gübre dağıttı! BBC, bu gübrelerde atık maddeler, kurşun ve cadmium olduğunu belirtti. Coca-Cola ve Pepsi ve Nestle, nestleyi’de unutmamak gerek, toplumların içine giriyorlar, hepsi su hırsızları, tüm dünyadaki saf yeraltı sularının peşindeler. Uyanışa geçen toplulukları ortadan kaldırıyorlar ve bunu umursamıyorlar bile. Plachimada halkı Coca-cola’ya tesisleri kapatması gerektiği bildirildi. Coca-cola hala yerel su kaynaklarına zarar vermediğini iddia ediyor. Son yıllarda suyun özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesiyle ilgili girişimler arttı.

Hindistan hükümeti, Kamusal doğal kaynaklarımızı özelleştirmek için yeni bir su politikası oluşturdu. Bu çokuluslu şirketlerden önce, her köy kendine yeterdi. Köyümüzde her şeyimiz vardı. Bu şirketlerden sonra, tohumlar, gübreler, hatta su bile şirketlerin eline geçti. Onlar hayatın kaynaklarını kontrol edebilirlerse ülkedeki her şeyi kontrol edebilirler. Bu ticarileştirme sürecinin bir parçası olarak su kaynaklarından faydalananların kaynakları ya kapatılacak, ya da özelleştirilecek. Madhya Pradesh eyaletinde, Asya Kalkınma Bankası, su kaynaklarının iyileştirilmesi için borç para veriyor. Bu parayı, fakir halkın su aldığı istasyonların kapatılması şartıyla veriyor. Şimdi su istasyonları, sonra insanların kendi başlarına açtıkları kuyular ve tanklar. Bunlar da ya özelleştirilecek ya da kapatılacak. Burada önemli bir bağlantı var. Sadece yüzler, binler değil, milyonlarca insanın kendi ev ekonomileri, işleri ve yaşam şartları bozulursa ne olur? Kanımca, her türlü sosyal hastalık, hatta terörizm ve toplumsal kargaşanın temeli bunlar olacaktır. İş, su hakkına gelince, ortak yaşam gereksinimimize gelince, ortak tek şeyimiz var. Temiz ve taze suyun yerini hiç bir şey tutamaz. nehirlerin, derelerin ve yeraltı sularının yerini hiç bir şey alamaz. Bunların yerine geçebilecek başka hiç bir şey yok, işte bu yüzden su her yerde korunmalı.

İnsanların çoğu, çocuklarının geleceği, başka türlerin geleceği ve dünyadaki tüm ekosistemin geleceğinin, yeryüzünde insanlığın yapacağı müdahelenin elinde olduğunu anlamıyorlar. Gelecek kuşaklara iyi bir miras bırakmak istiyoruz. Savaşmak zorunda kalacakları bir yıkım değil. Günümüzde her şeyi doğadan alıyoruz. Ama doğaya hiç bir şey vermiyoruz. İlişki şöyle olmalı, Hayatınızı ve hayat tarzınızı ancak doğa ile dost olursanız sürdürebilirsiniz. Bu değişikliklerin olmasını sağlamak için herkesin bu işin içinde olmasını sağlamalıyız, ama bana göre, suyla ilgili sorunlar hep yerel olacaktır. Suyun özelleştirilmesine karşı verilen savaş, uluslararası bir savaştır. Savaşmamız gerek, yapılacak tek şey budur. Ya savaşacağız, ya öleceğiz
 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 111 ziyaretçi (874 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=